10 Mart 2009 Salı

Sanat Musikîsi

0 tane ömer üründül tadında yorum
[Başlamadan sorayım; "Music", muse'dan mı geliyor? Bunu hep düşünmüşümdür. Gelmiyorsa canım sağolsun.]

"Tatlı gülüş pek yaraşır, gözleri ömre bedel. Ah ne güzel ne güzel seni sevmek, ah ne güzel ne güzel..." Bu nidalar şu an mutfaktaki televizyondan geliyor, haykırırcasına. Annem yine, çoğu zaman olduğu gibi TRT4'e müteşekkir bir vaziyette TSM'cileri izliyor. Kâh sadece dinlemekle yetiniyor, kâh eşlik ediyor. Ben bildim bileli kendisi bu programların müdavimi olduğundan makyavelli, ben de o şarkıları, koroları, ses ve saz sanatçılarını felan yakından tanırım. Mesela bir Alp Arslan vardır, bilir misiniz? Bir Tuğçe Becerikli vardır mesela. Bunlar başarılı insanlar.

Neyse, gelmek istediğim nokta elbette ki Alp Arslan'ın ya da Tuğçe Becerikli'nin canlı performansı değil. O stüdyodaki kişilerin hal ve hareketleri beni öldürüyor. Ona gelicem.

Sunucular mesela, değişik insanlar. Sanki televizyonda program sunucusu değil de Tapu Kadastro'da memur. Öyle bir hali var. "...Bestesi Hebe Höbö'ye, güftesi Hede Hödö'ye ait, Kürdili Hicazkar makamında bir eser geliyor şimdi. 'Gül bülbüle gül dedi gül gülmedi gitti, bülbül güle bül dedi gül bülmedi bitti.'..." Böyle bir tripler, bir acayip işveler falan. Bazı sunucularda da bir acele var. Artık tuvalete mi gidecek nereye gidecekse. Tabi onlara ancak şarkıdaan şarkıya sıra geliyor. Sıkılır insan. Bir çay, kahve, sigara, bişey içer. Ama rahattır sunucu, diğerleri gibi kırk dakika boyunca ayakta durmak zorunda kalmaz. Yine de trip atar. Bütün rahatlığına rağmen trip atar. Bir şeylere kızmış, aşikâr.

Korodakiler tabi asıl möhimi. Bazen izlerken çaktırmadan gülüyorum. Mesela slow bir parçadan hopdirik bir parçaya geçiş esnasında, ikinci parçanın ezgilerini duymaya başlar başlamaz bunlar nasıl kendilerinden geçiyor, nasıl coşuyorlar anlatamam. Sanırsın ki adamlar düğüne gelmişler. Deminki o ağır abiler, çilekeş aşk kadınları gitmiş; yerine eski nesil clubber'lar gelmiş. O derece. Utanmasalar "hobaa" diye takım elbiseyi, tuvaleti falan çıkarıp bikinilerle mayolarla kalacaklar. Ulan bu kadar samimiyetsizlik olur mu? Oluyormuş. Bu birden coşma hali daha çok korolarda oluyor. Asıl olay solo şarkılar. O sololar, tamamen parçayı okuyan kişinin şahsî şovu. Eller kollar, o hareketler, sanırsın ki slowmotion'da izliyoruz. Kameraya oynamalar, "ben en böyük assolistim. şu arkadakileri donumda sallar da atarım." deme çabaları. Oysa güzelim, şarkın bitip arkadaki koroya katıldığında aynısınız yani, farkın yok. Koroda "kalabalıkta belli olmam" düşüncesiyle lavuklaşan insan, soloya gelince star kesiliyor.

Bir de bunların şefleri var, adam bir gün şarkıyı yönetirken ölecek, o kadar yaşlı. Bre dürzü, TRT'nin onlarca yıllık TSM birikiminde başka adam yok mu? Yarın bir gün ölürse ne bok yiyceğiniz?

Bu programların yenisini çekmiyorlar sanırım. Hep eski programlar var. Annem, dediğim gibi, yıllardır bunların müdavimi olduğu için program başlar başlamaz adeta Matrix'teki Kâhin kesiliyor. "Az sonra şu kız gelicek, şunu diycek" falan. "Vazoya dikkat et." diyor aslında. Bakıyorum, kız geliyor, annemin dediğini diyor, gidiyor. Annemin kafasındaki harddiskte bütün programların bir kaydı var. Vay canına.

Ben elbette ki burda ikiyüz yıllık TSM birikimine bok atmıyorum. Haddim değil. Benim bok attığım şey programlar. Yanlış anlaşılma olmasın, reyca ederim. Sadece yıllar boyu açık olan Trt4 Tsm programları hakkında gözlemlerimi yazmak istedim. Tavsiyem o ki, ara sıra siz de izleyin. Hem -bazı- şarkılar -harbiden- güzel, hem de ordaki kişiler çok komik. Müzik+komedi. İkisi bir arada. Programsız akşamların tek eğlencesi. Ne güzel değil mi?
(programı en uzun süre izleme önerim 10 dakikadır yalnız. 11'inci dakikaya girildiği zaman, kişide bir bayılma hali, bir üst solunum yolları yetmezliği durumu oluşabiliyor. o 10 dakikadan sonrasını bir doktor gözetiminde izlemeniz önemle rica olunur.)

Daçe.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)