Daçe Kim Ki?

Yazıya ilk kez ilköğretim beşinci sınıfta profesyonel olarak başlayan Daçe, sınıf öğretmeninin verdiği "Kendinizi bir nesne olarak yazın" ödevine çok ilgi duymuş, ilk yazılarını bu konuda yazmıştır. Bir anahtar, ayakkabı, basketbol topu, beyzbol sopası gibi nesnelerin kılığına bürünerek yazdığı bu ilk eserleriyle büyük beğeni toplamış ve kısa zamanda diğerlerinden farklı olduğunu belli etmeye başlamıştı...

Yazı alanına girdiği ilk yıllardan itibaren edebiyatın çeşitli alanlarında farklı türler denemiş, ama bunlardan yalnızca hikaye tarzı düz yazıda başarı sağlayabilmişti. Günümüze kadar gelen şiirleri de bulunan Daçe, onlardan nefret ettiğini her fırsatta dile getirmekte...

Lise sınavlarından başarıyla ayrılır ayrılmaz gelen DSL bağlantısı ile internette giderek aktif bir rol oynamaya başlamış, çeşitli forumlarda yazmış, buralardan edindiği arkadaşlıklar sonucu internet konusunda daha bilgi sahibi olmuş; ve ilk kez 16 Şubat 2005 tarihinde kendi blogunu oluşturmuştur. Ne kadar gereksiz yazı varsa hepsini, sağolsun, dünya edebiyatına kazandırmış, ama Allah'tan ki hepsi çok kötü olduğu için kimseler okumamıştır. Bu yüzden bu ilk blog girişiminin çok geçmeden birkaç ay içinde kapandığı biliniyor...

Derken lise 1'e geçtiğinde açtığı "Berkay-D blog" ile lise sınıfında bir anda dikkatleri üzerine çekmeye başlayan Daçe'nin akademik hayatındaki başarıları da sürüyordu. Kompozisyonlar, hikayeler, bilimum komiklik ve şakalar o zamanlar çok ilgiyle yazdığı şeylerdendi. Berkay-D blog, yaklaşık 5 (yazıyla falan da beş yani) okurdan fazlasına ulaşamadığı için kapandı. Bu sırada hiç rahat durmayan Daçe, ordan burdan arakladığı özlü söz ve Çin atasözlerinin var olduğu bir blog daha açsa da, birkaç hafta sonra, vasatlığından utandığı için bunu da kapattı ve derhâl hafızasını aldırdı...

Sonraları, üniversite öğretiminin ilk iki ayında çok yakın arkadaşıyla başlattığı "Bir Zamanlar Odtü'de" blogundan da yine aynı arkadaşının sorumsuzluğu üzerine (berk, neaber?) soğudu, kapatmadan bıraktı. Bıraktı ki o sorumsuz arkadaşı arada bir girdiğinde vicdan azabı hissetsin filan (Ama nerde...) Derken üniversitenin ilk yılında edindiği arkadaşlarının ve o sıralar Penguen'de yazmakta olan Alpay Erdem'in gazına gelerek feysbuk üzerinden komikli şakalı notlar yazmaya başladı. İlk notunun çok beğenilmesiyle birlikte, birkaç hafta üst üste aynı gün yazı yayınladı. Yazıları çok tuttu, insanlar Daçe'ye blog açması için baskılar yapmaya başladı. Artık büyük metropollerin sokaklarında halk eylemler yapıyor, medya devleri, pop kültür ikonları ve bazı önde gelen devlet başkanları onu orijinal ve bağımsız bir blog açmaya zorluyordu...

Ve soğuk, sıkıcı bir Şubat günü bu blogun ilk kırıntıları, ilk satırları oluşmaya başladı. Feysbuktan elde ettiği bir küçük güruh tarafından takip edilmeye başlanan Daçe Der Ki blog, yakın zamanda iyi bir reklam kampanyası ile dünya çapında yüz milyonlara varan kitlelere ulaştı. Üç altı yılı aşkın süredir yayın hayatında olan Daçe Der Ki, şu sıralar siz "sevgili okurları" ile karşılıklı olarak yavan, adamsendeci, seviyeli, sıcak ve esprili-şakalı bir diyalog içinde hayvanlar gibi enerjiyle yazmaya devam ediyor.

Editasyon: Yıllar sonra, 2016 yılının ilk çeyreğinde, Gece Kitaplığı Yayınları'ndan "Gökdelenin Tepesinden İnsan Manzaraları" isimli bir kitabı da piyasaya çıkmış olan Daçe, aynı zamanda Kirpi Edebiyat ve Peyniraltı Edebiyat dergilerinde "Bas" ve "Radyolar da Uçabilir" öyküleriyle okuyucuyla buluşmuştur.

Gerçi bu uzun yazıdan sonra enerji falan kalmadı lan bende.
Neyse.

İyi okumalar efendim.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)