12 Mart 2009 Perşembe

Biri Bizi Gözetliyor

4 tane ömer üründül tadında yorum
Merhaba dostlarım, merhaba. Nasıl keyifler? Umarım iyidir, benimki iyiye yakın. Son bir manevrayla perşembe gecesine doğru yol alıyoruz ve gün içine dönüp baktığım zaman çok şey yemiş olduğumu görüyorum. Evet ya, bugün utanmadan sürekli yedim, doymadım hiç. Mesela şimdi de açım ve bir şeyler yiyeceğim bunu yazdıktan sonra. Bugün beni doyurmadı, hahı evet.

Bugün arkadaşıma vermek üzere How I Met dvd'si getirmiştim çantamda. Aslında tam olarak bir haftadır çantamda duran, yani bundan tam bir hafta önce arkadaşa vermiş olmam gereken dvd'den bahsediyorum. Bir haftadır unutuyorum vermeyi, halbuki her gün görüştüğüm insan. Benim bazen kafa gidiyor böyle, gelmiyor. Neyse. Gördüğünüz üzere bugün de unuttum ve o dvd bilmemkaçıncı kez eve geldi çantamda benimle birlikte. Yarın da artık unutmazsam, arkadaşımı gördüğümde şöyle söylicem; "Hey dostum artık bunu senden saklayamam, bir haftadır sırtımda senin dvd'ni taşıyorum, tamam mı?!".. Tabi arkaplanda çok ağır dizi müziği çalıcak, yoksa olmaz.

Tabi burda "ağır dizi müziği"nden kastım Türk dizilerinin müzikleri. Çok ağır, çok damar oluyorlar. Gerçi bizim Türk dizilerinin her bişeyi ağır oluyor, sade müzik değil. Bir kere senaryolar ultrasüper ağır. Yok oğlanın kaynının ondan çocuğu varmış da, yok abileri hapisten çıkmış gene girecek miymiş de, yok efendim öbürü berikine aşıkmış lakin beriki öbürünün abisinin teyzesine aşıkmış da.. Hayır yani hem senaryolar çok ağır, hem de sahneler çok vahşi. Hayskiym sizi ya. Ulan (millet olarak fındık kadar aklımızla) zar zor hayatta kalmaya çalışıyoruz o kadar sıkıntının arasında, bir de bu diziler skiyor her gün beynimizi. İzleyen adam kendi sorununun yanında dizideki üvey annenin çocuğuna attığı binbir türlü pandiği, ya da başrol oyuncusunun aile geçimi sağlamak için kötü yollara başvurmasının gerekip gerekmediğini falan düşünüyor, bunlara kafa patlatıyor. Bilader sende de suç var tabi, izlemesene lan işte. Bir de reel olmayan şeyler için dertlenmesene. Ama yok, illa izleyecek onu, kaçırmaması lazım. Hatta ondan sonra da başka dizi var aynı kanalda, onu da izlicek. Aa, tabiii..

Neyse bu dizi meselesi canımı sıkıyor benim. Yabancı dizilerden konuşsak şimdi böyle mi olur? Adamlar nasıl zeka ürünü işler çıkarıyorlar, bizimkiler öyle mi? Yok, değil. Bu kafayla da olmaz daha zaten. Diyeceğim o ki, fak the televizion.

Bugün bir ilişkinin sıfırdan başlamasına an-be-an tanık oldum. Daha ortada fol yahut yumurta yokken, bir anda nasıl saman alevi gibi parlayıp gelişiverdiğini izledim. Şöyle ki; -"fluuv" diye bir sahneler arası hızlı geçiş efektiyle flashback yapıp bugün öğlene döneriz- bilardo salonunda arkadaşın biriyle oturuyorduk, tamam mı. Dart, langırt falan oynayıp yorulan bünyeler oturmayı tercih etmiş. Oturduğumuz yerden de öyle etrafa bakıyoruz, diğer masaları "kesiyoruz". Bir baktık, masanın birinde çok tatlı bir kız var, bilardo oynuyor tek başına. "Abi", dedim, "benim gördüğümü sen de görüyor musun?", "Evet" dedi, tabi hemen onu kayda almaya başladık uzaktan. Kız baya baya koca masayı kapatmış, bilardo oynuyor. Öyle beş dakika falan izledik kızı. Sonra nasıl bir cesaret geldiyse şunu demeyi düşündüm o an gidip: "Eheh.. Uzun zamandır yalnız başınıza oynadığınızı gördüm.. Ben olsam sıkılırdım valla, ne yalan söyleyeyim (halbuki bildiğin yalan söylüyorum). Oyuna dahil olmamı ister misiniz?" Uff.. Çok klasik. Çok banal. Sonra başka teklifler de düşündüm o oyuna girmek için.. "Ehehe.. Merhaba. Benimle çıkar mısınız?" I-ıh. Çok aceleci oldu bu. Neyse, ben işte böyle yok çok acele, yok çok sıradan, yok şöyle, yok böyle derken bambaşka bir yerden bambaşka bir çocuğun kıza yanaştığını gördük. "Bu lavuk kim lan" adlı sorum havada kalırken, aynı lavuk az sonra ıstakayı kaptığı gibi kızın yanına geldi. İzlediğimiz görüntülerden, o ikisinin ilk kez orada tanıştıklarını anladık. Sonra bir baktım, bunlar oyuna başladıktan bir süre sonra bir gülüşmeler, bir "ben sana öğretirim"ler falan. On dakika da öyle seyrettik o masayı. Ulan o lavuk yerinde ben varım lan, şş olum o benim lan falan diye sudaki hayallerime bakarken, bir süre sonra iyice sıkı fıkı olduklarını teyit ettik. Yani o on-onbeş dakika içinde çocuk geldi, tanıştılar, oynadılar ve aganigi-naganigi. Oha lan. Onbeş dakikada bir reality show izler gibi izledik. Bir ilişkinin sıfırdan başlamasına birebir şahit olduk yani. Vay canına..

Ben gideyorum, dediğim gibi açım ve aklım iyice körelmeye başladı. Sizlere güzel bir perşembe akşamı ve cuma günü diliyorum, şimdilik beş dakikadır dikkatimi dağıtıp duran önümdeki yaş pastayı afiyetle yiyorum. Mutlu kalın. O zamaaan...iyağuşamlar.

(o lavuğu gözüm hiç tutmadı ama. ulan uf be. uf yani.)

Perşembe akşamı yazısı, Daçe.

4 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. direnk says:

    resmen kılpayı kaçırmışsın be kızı, gidip "ilk ben gördüm hemşerim" diyebilirdin aslında. yada "çarşı karışır bilader" gibi mekana uygun cümleler olabilirdi ama arkandaki adamın sinan olması da büyük bi eksi tabiki. ayrıca söylemeden geçemeyeceğim :

    (bkz : yalnız bilardo oynayan kızın dayanılmaz cazibesi)

  2. s. says:

    hangi sinan lan o? ha? akıllı olun :D

  3. karbon says:

    BU durumun benzeri 2007 yazında başıma geldi. sınıftan arkadaşlarla çanakkaleye meb'in kampına gidiyoduk. otobüste bi kız vardı; selin, ilk gördüğüm anda acayip hoşuma gitmişti yanında bi kız arkadaşından başkası yoktu. bizimkilere anlattım durumu onlar da beğendiler. sonra sabah kampa vardık. 250 kişilik bi sıra vardı ve utanmaksızın kaynadık, kaydımızı yaptırdık, yemeğimizi yiyoduk derken selin'i sırada gördüm. işte lan olay bu konuşmalıyım sizin yerinize sıraya geçelim siz de yemek yeyin falan derim diye düşündüm üstelik berhan da beni çok gaza getirmeye çalıştı lakin ben gidip konuşmadım. bi şeyler beni frenledi.

    ertesi gün çarşıda gezerken o gün içersinde konuşmayı düşündüğüm kendisini coni mahlasını taktığım -harbi coniydi- bi lavukla gördüm. yeni tanışmış gibilerdi (zaten geçen 2 gün içinde coniyi hiç yanında görmemiştim). saçımı başımı yoldum haliyle. selin, çok tatlı ve bizim kızların tanıdığı kadarıyla çok hoş sohbet bi kızdı. pişmanlığımın doruklarındayken olum gider konuşurum yine de belki o beni seçer diyodum içimden. ardından kendisinin coniyle çıktığını öğrendim. pişmanlığım kedere dönüştü.

    kampın son günüydü sanırım. yine 'bizim kızlar' onun coniyle önceden yani kamptan önce de sevgili olduğunu söylediler. bi anda o son hafta geçti gözümün önünden bilhassa ilk gün. ilk gün gidip konuşsaydım muhtemelen tatilim rezil olacaktı ama ben bi hafta boyunca garip hisler ve düşünceler içinde olsam da çok iyi, çok keyifli bi tatil geçirmiştim. o ansa şaşkındım. o gün bugündür her işte bi hayır vardır diyor ve bu cümleye yürekten inanıyorum...

    uff ne hikaye ama

    K.R.

  4. z.. says:

    yazık dace sana ne diyim:D öle çekingen olmucan:D gitseydin kız senindi:D

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)