Ben var ya Kültür Bakanı olsam, bir: tiyatro ve film afişlerinde Comic Sans yazı tipini kullanan kişileri tespit edip, tek tek zindana attırırdım; iki: "bağımsız film çektim, festival filmi yaptım oleeey :))" diye afedersin kıçım gibi film çeken birtakım kendinbilmez kişileri genital uzuvlarından (çok kibarımdır) tavana asardım. Gerçekten bunu yapardım dostum anlıyor musun ha?
Bugün cancaazla bu senenin if! bağımsız film festivali'ne şöyle bir giriş yapalım dedik. Geçen yıl ilk bağımsız filmimizi izlememiz üzerine büyük aşk beslemeye başladığımız -ve biraz da sağolsun kendimizi entel gibi havalı gibi hissettiren- bu festival, bi dakika bu cümle aldı başını gidiyı. Heh şöyle. Benim blogumda bana artistik yapmak var mı olum, koyacağım bi noktaya bakar!! Neyse kendi cümlesine atarlanan insan olmayayım gece gece.
Bağımsızdır dedik, isyankardır, ele avuca sığmaz dedik, allah bilir nasıl havamıza hava katacak, nasıl entelektüel bir patlama yaşayacağız dedik; gittik "You Hurt My Feelings (Hislerimi İncittin)" filmine bilet aldık.
Ben kısaca şöyle özetleyeyim sevgili okur; bu film 97 dakika olarak görünüyor, fakat benim ömrümden giden zaman yıllarla ölçülür. Öyle diyeyim sen anla.
Allahıııııım, o nasıl bir konusuzluk, o nasıl bir yavan amatörlük. LAN! Amatör film yapabilirsiniz, tamam eyvallah, hatta yeri gelmişken reklam yapayım ben de şu sıralar amatör olarak bi film çekiyorum sevgili okur en kısa zamanda blogda da gösterime sunucam, ehehe, neyse, ama amatörlüğün de bi sınırı, bi eşiği var ya. O eşikten daha amatör olamazsın, olunamaz, olunsa o direk düğün videosu olur, bebek videosu olur; festival filmi OL-MAZ.
Festival dediğin neşeli olur di mi, festival deyince şahsen benim aklıma böyle çiki çiki oynayan mutlu ve sıcak insanlar geliyo.
Filmin 97 dakikasının toplamda nerden baksan rahat bi 50 dakikası youtube'da "sevimli bebek videoları" yazarak aratıp bulacağın ilk 10 sonucun bir kolajı gibiydi. Bu 50 dakika boyunca tamamen 3 yaşındaki bir kız çocuğunun büyümüş de küçülmüş hallerinin ekmeğini yemekle geçti. Kalan 47 dakikanın 30 dakikası filmdeki senaryosuzluğu, o yavan konusuzluğu, diyalogsuz sahnelerle birbirine bağlamakla geçti, ki bu 30 dakikanın 15 dakikasında cancaaz da ben de uyumuşuz. Daha doğrusu benim böyle bi içim geçmeye başladı, ama dedim lan şimdi filmde uyudun olucak, entellik diye filme geldik öküz olup çıkmayalım dedim; ama imkânı yok yani bu kadar durağan bi filmde gözlerini tutamıyosun. Kafeinin köpeği ol istersen, bu film uyutuyor arkadaşım. Filmden çıkınca ben uyuduğumu nasıl çaktırmam diye düşünürken cancaazın da bir ara uyuduğunu itiraf etmesi üzerine aşırı rahatladım tabi.
uyanık kaldığım ender sahnelerden. onda da bi mindfuck.
Düşün, hem konu bir boka benzemiyor, hem sanat filmi, hem müzik bile yok, hem de ara verilmiyor!
Bu film, festival filmleri aşkımızın ıstırabı oldu resmen.
Puan vermek gerekirse 3 verebiliyorum, o da sinema bileti gnçtrkcll sayesinde ucuza geldi diye. Ehehe. Valla çok ciddiyim.
Bu blog vasıtasıyla birtakım bağımsız yönetmenlere, bağımsız senaristlere, bağımsız yapımcılara seslenmek istiyorum: Bakın eğer gerçekten böyle işkencelerle bizi yoracak bi film de siz yapacaksanız, ne olur azıcık bağımlı olun. Bu kadar bağımsızlığın, böyle başınabuyrukluğun kimseye bi faydası yok. Lüzumsuz adamlar sizi. Gidiyim de yarın festivalin şöyle adam gibi bi bağımsızını bulup izleyeyim, öyle her bilmediğine dokunmican demek ki.
Daçe.
*not: sürprizi kaçmasın, bi de beklentiyi yüksek tutmayın diye şimdiye kadar sır gibi sakladığım bir kısa film çektim, hatta çektik, en yakın zamanda vizyona sokucam, çok entüsiyastiğim bu konuda. ehe.























