26 Haziran 2009 Cuma

İlk Gece Yayını #2

1 tane ömer üründül tadında yorum
Gece tüm heyecanıyla devam ediyor...

.. 03:34 olmuş: Pınar'ın uykusu gelmiş, istese gidip yurduna yatıcak. Ama bana mı kıyamıyor nedir, duruyor hâlâ sağolsun. Benim de uykum geliyor hafif, ama dayanırım sanrıları içerisindeyim. O sırada Solea dediğimiz, bütün radyonun işletim sistemi arkadaşa baktığımızda, daha koyabileceğimiz birkaç şarkı kadar boşluk olduğunu görüyoruz. O sırada adeta bir mal gibi stüdyodaki pc'den atmaya çalışıyorum bir-iki şarkı, koridordaki pc'den atmam gerektiğini unuttuğumdan. İşte ne oluyorsa o anda oluyor... Solea büyük bir gürültüyle yere kapaklanıyor, oradan oraya savruluyor ve en sonunda şiddetle patlıyor. Tamam yok, bu kadar büyük bi olay olmuyor. Ama stüdyoda bütün radyonun can damarı olan Solea, takılıyor. Bence patlamadan daha büyük bi olaydır bu. Bir yandan yayın devam ediyor, lâkin hiçbir işlem yapamıyorum mouse'la, klavyeyle falan. Korkuyorum. Ama öyle böyle değil..

04.00: İlk yayınımda Solea'nın bu diyardan göçüp gittiği düşüncesiyle neredeyse peşinden göçeceğim. O derece korkuyorum. Hani 3,5 derler ya. İşte efenim ben o sırada 13,5 atıyorum. Pınar daha soğukkanlı. Birkaç dakikalık "Arasak mı?" düşüncesinin ardından, saate bakıyorum."Haydi bismillah.." diyerek Muto'yu arıyorum.. Uykusunu böldüğümden çok emin olduğum ses tonunu veriyor, "Tamam" diyor. "Biraz daha bekleyin. Düzelmezse Hakan abinizi arayın."

04.03: Solea'nın takılmasıyla çeşitli düşünceler vücut buluyor kafamda. Sonuçta 4'ün playlistini atmışım, güzel; ama saat 5'e gelirken nolucak? 5'in playlistini de atmak gerek elbet, o zaman ne bok yiyeceğim ben? Ta-taank! Yoksa.. Yoksa Modern Sabahlar'a kadar onca saat cd'den mi yayın yapıcaktım? Aman Allahım, tamam iyi güzel, biliyorum cd'den de nasıl yayın yapılıcağını; ama neden ilk yayınımda? Neden?.. Bu düşüncelerle korku seviyemi üçe-beşe katlıyorum herhal. Pınar'la bakışıyoruz, az çok onun da tırstığını fark ediyorum. "Du bakalım" diyip, beklemeye devam ediyoruz. Adeta hastanenin acil servisinde, ameliyathaneden gelicek haberi bekler gibi..

04.07: Korkudan az sonra götümden pervane çıkartıp uçacakken, Hakan abiyi aramadan önce son bir çabayla Allah ne verdiyse diyerek şuursuz haraketler yapıyorum Solea'ya. Sol tuşa tıklıyorum. Sağ tuşa tıklıyorum. Derken düzeliyor. Sağ tuşa tıklayınca düzeliyor. Lan, sağ tuş laan! Şaka gibi! Sen, milyarlık alet, tut bi sağ tıklamayla düzel, olucak iş değil. Hayır, düzelsin tabi, ama benim o "yayın gideyor" korkusunu hiç karşılamıyor. Neyse tabi, onu düşünecek lüksüm yok, bir anda fena halde rahatlıyorum. Hemen Muto'yu arayıp iyi haberi veriyorum. Herhalde "Ne pislik çıktın sen arkadaş yaa gece gece!?" düşünceleriyle açıyor telefonu, lâkin kibarlığından ödün vermeden "Tamam abi arıycaksın tabi, geçmiş olsun haydi." falan diyor. Rahatlamışlıktan uçuyorum adeta.

04.35: 5'in de listesini atıyorum ve 6'ya kadar boşa çıkıyorum. Bakıyorum saate, dörtbuçuk. Daha 6'ya var. "Haydi artık sevgili Daçe, ben gideyim" diyor Pınar, o benim yüzümden uykusuz kalmış gözlerle. Ya da şimdi hatırlamıyorum "ben gideyim" kısmını, ama öyle bişeydi işte. ***

04.47: Bu kez tek başımayım hakiketen.. İlk iş, gidip Solea'ya bakıyorum. Çalışıyor. Deminki düzelişinden sonra resmen sarılacağım tutuyor, o denli seviniyorum. Ama tabi "Radyoda, bilgisayar ve mixerle cinsel ilişki yaşayan B.D. evinde ölü bulundu." diye haber çıkmasın diye sarılmıyorum. 6'ya kadar hâlâ çok vakıt olduğunu, evet bazen de vakıt, gördükten sonra kalan keklere ve böreklere abanıyorum. Eşşekler gibi hepsini bitiriyorum tabi. Yok, eşek değil de. Ayılar gibi olabilir. Neyse. Anıl'ın çalışmam için verdiği haber metinlerine çalışıyorum, sabah da Modern Sabahlar shiftimin ardından haber çalışması olucağından mütevellit.

05.39: Zerre uyumadım henüz, halbuki gecenin başında girişteki kırmızı ikili kanepeyi gözüme kestirmiştim. Neyse, uyumamaya çabalamaya devam ediyorum. Aslında çok da zor olmuyor, çünki insan koca radyoda yayın sorumluluğu babından tek kalınca yiyorsa uykuyu düşünsün. Yok, düşünmüyor, kendimden biliyorum. 6'yı atıyorum Solea'ya, 7'ye kadar rahatım..

06:30 gibi bir şey: Beş-otuzdokuz'dan bu vakte kadar möhim bişey olmadı. Efenim? Ha yok, o boşlukta uyumadım. Ehah. Valla uyumadım lan. Herhangi bişey olmadı sadece.. Neysa, hava aydınlık iyice, bakıyorum saat 7'ye geliyor. Bu demek oluyor ki, yarım saat sonra Güneş Gözlüğü biticek, Modern Sabahlar başlıcak. Teoride tabi. Solea'daki listeye baktığımda 6 listesinin sonundaki Güneş Gözlüğü outro'sunun haberle çakıştığına tanık oluyorum. O an var ya, sevgili okur, nasıl mutlu oluyorum o "otomatik" aparatını ikinci kez kullanıcam diye.

06.53: Modern Sabahlar'a giriş yapıcam, iyi güzel, lâkin bir tuhaflık var gibi.. Diye düşünmeye kalmadan fark ediyorum ki, 7 haberlerini okuyacak herhangi bir haberci henüz gelmedi. Gelmiş, içerde oturuyor olması gerekirdi. En azından benim ilk yayınım diye erken gelsindi, heyecanlıydım zaten.. İşte o an birkaç saattir unutmuş olduğum korku faktörü yeniden ve tüm hızıyla devreye giriyor. Kalan yedi dakika hızla akıp gidiyorken, ben dört gözle Gökben'i bekliyorum. Dakikalar olanca hızıyla geçiyor, gözlerim endişeyle Gökben'i arıyor, Gökben gelmiyor...

Durun canlar, sırf üçleme olsun diye değil, harbiden üçüncü volüme sarktığı için burda bırakıyorum. Son volümde görüşeceğiz.

***: yanlış numara.

Daçe. (listeningdeki gibi fade out biticek benim yazılarım, hohey.)

Bir kişi Ömer Üründül olmaya çabaladı

  1. Adsız says:

    çok heyecanlı bi yerde kestin böyle olmaz ki sevgili dostum vol3'ü sabredemicem valla gökbene ulaşıp hikayenin devamını bulcam

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)