29 Mayıs 2009 Cuma

Bir Garip Orhan Veli

1 tane ömer üründül tadında yorum
Teoman garip insan vesselam. Belgelerim'e şöyle bir göz attığımda, çünki benim bi sürü belgem var çok business bi insanım, bende 60 saatlik şarkı arşivinin olduğunu fark ettim. Oha dedim, bi insanın 60 saatlik sanat yaşamı olur mu. Olmaz tabi.

Gözlerimi ovuşturup tekrar baktığımda 3 saat 37 dakika yazıyordu. Nasıl gözlerim var lan benim dedim. Gözlerim de garip vesselam. Aslen mayop ve astigmata sahipken, bi de uydurma huyu çıkmasın dedim. Sonra her şeyin bi rüya olduğuna kanaat getirdim, çünki rüyada hep kolay oluyo böyle kafana göre bişeyleri değiştirmek. Rüya dediğin şey çok komik değil mi lan? Neyse ben bunu şimdi şey yapamiycam, sonra başka bi yazıda değinirim uzun uzadiye*.

Malum şampiyonluk ihtimaline karşın, bugün saat bilmemkaç sularında babamla devasa bayraklar astık balkona. Devasa dediğim de.. Yok lan, devasa falan değil. Büyük denir anca.. Ama ben çocukken onlar devasaydı taam mı!?

Çocukken her şey bi büyük gelir ya, ama aslında büyüyünce görürsün ne denli küçümen olduklarını. Mesela bürsürü akrabam vardı ben küçükken, böyle metrelerce insanlardı bence. Ben diyim 5 metre, siz deyin 6 falan. Ergenliğin ilk yıllarından sonra gördük ki, aslında dünya üzerinde boy ortalamasını aşağı çeken insanlarmış hep. Nası kandırmışlar yıllarca.

Bi de ufakken böyle yine 5-6 metre dolaplar vardı evde. Hep merak ettim en tepede ne oluyo, orda nası bi düzen var, ya da mesela orda bizden başka hayatlar var mı falan. Yok arkadaş. Uzayınca şahit oldum, hep pislik o dolapların üstü, her yer toz. Ben o tozları mı hayal etmiştim lan onca yıl? Nolurdu yani büyüyünce de orda yeni hayvan türleri falan görsem? Sonra diyolla ki çocuk ergenliğe geçince bütün iyimserliğini kaybediyor mamada mimada. Ulan ben mi diyorum bea orda toz olsun, pislik olsun, başka da bi bok olmasın diye?

*O değil de, yıllarca 'uzadiye' diye bildiğim kelime, esasen 'uzadıya'ymış. İşte insan böyle ufak şeylerle de mutsuz olmasını bilmeli bence.

Blog öncesi dönemde, İsa'dan sonra 2009 Ocak-Şubat zamanına tekabul ediyor, yazmış olduğum bir kısım notları okudum dün. Çok acayip geldi. Bir duygusal oldum falan. Geçti sonra.

Geçen gün sınıfta dev ekran sunumu yapacağıdım. Presentation babı. Her şeyi hazırladım, anlatıcaklarımı kafaya koydum, sınıfı karşıma almaya hazırlanıyordum ki; fermuarı açık unuttuğumu fark ettim. Yani, öyle bi anda fark ettim ki, 2 dakika sonra Odtü hayatım başlamadan bitebilirdi. İşte o an anladım ki, Allah'ın aslında çok sevgili kuluyum.. -Lan o diil de, fermuar açık vaziyette presentation yapsam kaç alırdım acaba. Ahah. Bilemedim. Neyse, böyle de bi insanım aynı zamanda.-

Sınıf diyince.. Bizim sınıfta yabancı öğrenciler de olduğundan makyavelli, arada bir istemesem de diyaloga girmek zorunda kalıyorum. İşte o durumlarda anlıyorum ki, İngilizcem bi halta yaramaz. Bunu en son bugün "Yeaah" diye karizma yaptıktan sonra "Yeah.. Simultaniously" diyerek rezil olduğumda anladım. Arkasından düzeltmem icap etti tabi. "Eaa.. Spon.. Spontaniously."

Şu sıralar en çok Devlet Bahçeli gibi hesap yapmak istiyorum. 1 yıldır çalışmaya çalışmaya, yirmidohuz'la onbir'i toplayamıyorum bazen. Büyüksün Devlet Bahçeli. Hohahoh.

Feysbuk'ta yaş ortalamasının çok "genç" olduğu haberini okudum. Çok şaşırdım. Adeta dibim düştü, ağzım onun içine girdi. "Facebook genç işi" diye haber yapan haberciye sesleniyorum; hastetme lan adamı.

Asıl, pazartesi beni mülâke eden Bora'yı dün ntv'de, Can Dündar'ın programında gördüm ki; ben daha da bişey demiyorum. -mülâkatın fiil hali ne ola ki?-

Teoman hâlâ bir şeyler söylerken, ben tam burada bitiriyorum. Kendinize iyi bakın, kafanızı gözünüzü sakının. İyi haftasonları diliyorum.

Daçe.

Bir kişi Ömer Üründül olmaya çabaladı

  1. melodi says:

    'fermuar' kısmında " Oradaydım!" demek istiyorum.. Evet hatta "Pek çok şükür." de demişimdir söylediğinde ahaha..:D o değil de olipsin var mı Daçe!? :D

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)