14 Mayıs 2009 Perşembe

Babayla Maç İzlemek

0 tane ömer üründül tadında yorum
Yok arkadaş, yok. Babayla futbol izlemeyeceksin. Bu kadar açık söylüyorum bak. Senin babanı bilemem gerçi ama, benim babamla asla izlemeyeceksin. Hani, denk gelir falan diye diyorum, uyarıyorum.

Hayır, babam maç sevmeyen bi adam değil. Futbolla gayet ölçülü bi ilişki içinde olan biri. Hayır, babam Fenerbağçalı falan da değil, öz be öz Beşiktaşlı. Zaten beni Beşiktaşlı yapan adam da o. Yani, hani babam olmasa sırf bu yüzden bile saygı duyulması gereken bi adam. Aslan benim babam, kartal.. Lâkin iş, maç izlemeye gelince durum biraz farklı..

Babamın hayattaki birkaç gıdım kadar pesimistik felsefesi, maç izlerken de etkisini gösteriyor. Babayla maç izlerken sinirimi bozan nokta işte bu. Karamsarlığın dibine vuruyor olması. Sen de sevinemiyorsun öyle olunca, yani ben, kendi de.

Dün, maçın erken dakikalarında bulduğumuz golle sevinirken, ailecek seviniriz biz, santra yapıldı, Fenerbağçalılar beş altı pas yaptı bizim sahamızda. Allah'ım, o nasıl bir karamsarlık, başladı babam alttan alttan moral bozmaya.. "Fener atar şimdi bize bi gol valla.", "Bak bak nası pas yapıyor adamlar, e tabi yenebilirler bizi yani.", ve benzeri söylevler..

Yahu babamsın, kanımsın, yapmasana bre. Maçın 15. dakkasındayız, 1-0 öndeyiz ve sen iki top depen Fener'in Brezilyalılarını görüp, kaba tabiriyle "valla ski tuttuk" diyorsun. Hayır, zaten bir Beşiktaşlı olarak her zaman sevinemiyorum, ne diye gol sevincime engel oluyorsun? Hadi kendimi geçtim, valla geçtim, kendin niye sevinmiyorsun? Santra yaptılar yahu, elbette yapacaklar bilmemkaç pas..

Neyse, zaman geçti. Fenerbağça takımı Güiza'yla, Güisa diye okuyan spikerimiz olsa ya, bir o yandan şut çekiyor, bi bu yandan şut çekiyor. En sonunda şöyle güzelcene yiyoruz golü, benim "Ahı, ahı, aha, ahısktir" nidalarımla.. Tabi o ahısktir'i içimden diyorum, zira annem ve babamla oturduğumuz akşam yemeği sofrasında fena şeyler söylemek istemiyorum.. Maç 1-1 oluvermiş, Güisa tirbünlere ok atıyor ve babam, pesimist insan, lafı yine ortaya bırakıyor: "Belliydi. Fener alır maçı bu gidişle. Valla alır ha. Biz, zor.." Moral bozukluğunun derecesi olsa, benimki 256 derece fahrenheit olacakken, bir de babamın bir Beşiktaşlı olarak, ressmen "yrraa yedik" demesi beni derinden yaralıyor. Küfretmek istiyorum maça, edemiyorum. İçimde kalıyor, devam ediyorum..

Yirminci dakikaya kadar falan, yanlış hatırlamıyosam, bir Güisa geliyor yine, bir Uğur Boral. Uğur da ne alakaysa işte, o da geliyor yani. Ama biz de armut toplamıyoruz, orta sahada Cisse - Ernst ikilisi şahikulade işler çıkarıyor; kâh orta alandan topu kapıp kaleye doğru hızlanıyor, kâh atabileceği en verimsiz adam İbrahim Toraman'a pas atıyor. Yani demek istediğim, bir yanda Fenerbağça iflahımıza kayabilecekken, bir yanda biz de onları gıdıklıyoruz. Babam, Show Tv'nin o maçtaki Fenerbağçalı yorumcusu edasında yine koyuyor bir şeyler ortaya.. "Yok ya, adam olmaz bunlardan. Fener şaka maka alıcak kupayı."

"Alıcak" diyor, emin bi dille. Hatırlatmak isterim, kendisi beni Beşiktaşlı yapan Beşiktaşlı şahsiyet. "Ahmnakoyim" diyorum ben de babama kanıp, "ah hmnakoyim, yenilebiliriz sanki..". Ama maça full konsantre olan ben, ifademden ödün vermiyor, pozisyonlara bağıra bağıra sinirlenemememin verdiği ızdırapla içten içe köpürüyorum.

Babam bi kere güzel bi yorum yapıyor. "Aferim, iyi pas." felan diyor. Sonra Fener alıyor topu, gidiyor Hakan'a kadar. Tabi durur mu karamsar ve karizmatik adam, yüz yılı aşkın koca kulübü bir kalemde silip atıcı sözler sarf ediyor. "Eeh.." diyorum. "Bu kadar da karamsar olunmaz ki arkadaş.." Tabağımı ve bardağımı alıp mutfağa gidiyorum. Ardımda da "the coolest but the angriest man ever" ifadesini bırakıyorum masaya. Mutfaktan dinlediğim kadarıyla annem babama kızıyor, "niye bu kadar karamsarsın, daha bi sürü dakika var" falan diyor. Yani ben böyle demiş olmasını istiyorum.

Odamdayım. Dakikadan emin değilim, ama ilk yarı bitmemiş. Ayaktayım; hem televizyonumun oturmama izin verir halde olmamasından dolayı, hem de maça duyduğum heyecandan dolayı. Kimsenin beni duymadığından emin olduktan sonra başlıyorum küfretmeye, içimden geldiği gibi etrafı tekmeleyip yumruklamaya. Hakeme kızıyorum, Toraman'a bağırıyorum, Lügano'nun teyzesini anıyorum falan. Özgürüm. Huzurum yerinde. Dakikalar su olmuş akıp gidiyor, Kartal'ım bir sürü gol atıyor, şiir gibi paslarımızı izlemeyi seviyorum. Belki de babamla izlemiyorken hakikaten de şiir gibi paslaşıyormuşuz gibi geliyor. Bilemiyorum..

İşte böyle okur. Sizlere, elimden geldiğince, aileyle maç izlemenin çilesini anlatmaya çalıştım. Kardeş mardeş de yok bende tamam mı, öyle olunca daha fena. Gerçi ben tabi yine bi yerde şanslıyım, kırık iç antenin bağlı olduğu 37 ekran bir televizyonum var. Ya olmayan?.. Ya ailesiyle izlemek zorunda kalan?.. Onların da babası benimki gibiyse, nasıl zevk aldılar o kupadan? Bunları düşünüp hafiften üzülüyorum şimdi. Gidiyorum ben. 4 gol attığımızı hatırlatıyorum, nası yendik bea diyorum. Gidiyorum.

Ondan sonra, niye yeni nesil ailesiyle daha az vakit geçiriyor? Al işte, ben mi diyorum bok at kendi takımına diye? Ayrret bişey. Daçe.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)