16 Temmuz 2009 Perşembe

Public Enemies

1 tane ömer üründül tadında yorum
Dedim hazır İstanbul'dayken bir iki sinemaya gideyim, burda sinema yok çünki..
"Public Enemies" çok şahane bir "based on a true story" film.
Üşenmezsem bir ara incelemesini falan yazıcam. O zamana kadar şimdilik yalnızca tavsiye etmekle yetiniyorum.
Mutlaka izleyin, hatta sinemada falan izleyin yani, öyle g.t kadar laptop ekranı yetmez bu filme.

...
Üşenmedim, yazdım. Ama sizin için falan değil. Sıkıntıdan yazdım. Bkz, saat: 05.51...

Sene 1930 falan. İkinci Dünya Savaşı baş vermiş. Küresel kriz sinyalleri veriliyor. Çarşı-pazar haberi dönüyor haber bültenlerinde sürekli, işte "Bu domedizi biz geçen senee.. kilosuu... Ahmeeaat!.. Kaça aldıydık la biz domedizi geçen sene?" tarzı diyaloglar filan. Ülkede üretim minimuma düşmüş, ihracattan eser yok. Kriz ortamında böylesine yıpranmakta olan Birleşik Devletler'in o zamanki başkanı, yüzsüz yüzsüz çıkıp orda burda açıklama yapıyor, ulusa seslenişte falan "Kriz teğet geçicek. En kötü sürtünür olm." diye halka "aslında siz bilmiyosunuz ama her şey tosz pembe lan" mesajı vermeye çalışıyor. Devletin geliri neredeyse sıfıra düşünce, halktan daha fazla vergi alınmasına karar veriliyor. Daha çok vergi veren halk, daha çok fakirleşiyor falan. Böyle pis, böyle giderek fakirleşen bi ortam var yani sokakta.
İşte aynı dönemde, ki yıllar sonra "Amerika'da Bunalım Yılları" olarak geçecek bir dönem, devlet aynı zamanda sayıda küçük ama pahada büyük bir suç çetesiyle de uğraşıyor. Bu suç çetesinden kastım, John Dillinger (J.Depp)'ın başını çektiği üç kişilik "most wanted" ekibi.. O yılların en büyük suçluları işte güya. Banka soygunları, cinayetler, hapishaneden kız kaçırma falan. Ne ararsan var.

John Dillinger ülkede soyulacak banka bırakmayınca, devlet onu ve çetesini "Halk Düşmanları" ilân ediyor. Oysa ki John Dillinger, tüm suçları üstün bir kıvrak zekayla işlediğinden, hapse her girişinde zekice bir yol bulup kaçabildiğinden ve krizden dolayı halkın güvenini altüst eden bankaları bir bir soyduğundan, halkın sempatisini kazanmış durumda. Yani efendim bu adam her naneyi yiyor da, esasen halk düşmanı falan değil. Karşılıklı sevgi saygı var. Neyse.

Federal Suç Bürosu (götümden atmıyorsam), o sıralarda yeni yeni kurulmuş. Kapılarında daha çelenkler falan var. O derece yeni. Bi bakıma da aslında böyle azılı suçlular o dönem bayaa azmış olduğu için devlet böyle bişey kuruyo. Adını da "Çok havalı lan. Rozet falan yaparız." diye FBI koyuyolar. Şimdi bu paragraf filmden çıkardığım bişey değil efendim. Biraz sallıyorum esasen. Ama filmin orijinal adında "Public Enemies: The Birth of FBI" gibi bi ibare var. Ama iyi sallıyorum şimdi, hakkımı verin.

Öhm. Suç Bürosu, artık canlarına tak ettiren John Dillinger'ı yakalamak için çok başarılı bi adamı göreve getiriyo. Bu adam da işte Christian 'Çene' Bale'in oynadığı Melvin Purvis karakteri. Diğerlerine göre daha bi iyi polis meğerse. Neyse. Çene kovalıyor, Johnny kaçıyor; Johnny kaçıyor, Çene kovalıyor falan. Birkaç kez "ebeledim!" diye yakalayı-yakalayıveriyor, onda da John Dillinger yine çok zeki bi şekilde kaçmayı başarıyor. Neyse en sonunda bi kıstırılıyo artık bu "Yüzyılın En Büyük Suçlusu" John Dillinger ve işte neyse lan gerisini de izleyin, sıkıldım yani yaza yaza. Güzelim filmi blogda okuyarak heba etmeyin, rica ediciğim, gidin izleyin.

Benim puanım 7.8 kanka. (olm ben filmi anlamamış mıyım lan acaba.. çoğu yerini salladım çünki yazarken. neyse du bakalım. film böyle değilse, bence burdan da iyi bi film çıkar ha.)

Bir kişi Ömer Üründül olmaya çabaladı

  1. s. says:

    bunu izleyip sevenler şunu da sevdi: heat.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)