21 Temmuz 2009 Salı

Mahallenin İtleri

0 tane ömer üründül tadında yorum
● Yazılarımın yüzde 77'sinde olduğu gibi, ahh ulan benim -yuvarlak- 200 yazı olunca istatistik atmam da zorlaşıyo, bir yazıya daha dolmuş kelimesinin geçtiği paragraflarla başlayacağım.. Sevdicek okur, birkaç hafta önce başkentin güzide dolmuşlarında başlayan erik servisini yine bu blogda, manşetten vermiştik. Evet vermiştik diyorum ama bu birinci çoğul bana ne kazandırıcak bilmiyorum. Neyse. İşte bugün de şahit oldum ki, oou bu da çok dinî oldu, yine aynı güzide mavi dolmuşlarda kavun servisi başlamış. Bildiğin kavun. Şurup gibi kavun abi. Kesiyim mi? Öhm. Ok. Ama tabi erik servisiyle karşılaştırıldığında bazı eksikleri yok değil*. Onlar da zamanla düzelicek şeyler. Tatilde millet Bodrum'da, Alanya'da, en kötü İstanbul Boğazı'nın çeşitli boklu kıyılarında (temiz olduğunu iddia eden bir kuzenim var.) denizlere girerken, belli ki Ankara Dolmuşçular Odası, ya da her kim bakıyorsa o işlere, biz Ankara'da tatil yapan cefakâr gençleri düşünüyor. Yoksa her hafta bir yenilik, her hafta bir yenilik yani.. Kendilerini kutluyorum. En kısa zamanda dolmuşta havuz servisi talep ediyorum. Varsın arada 30 kuruş fark olsun. Yolcular ayakta gideceğine havuzda gitsin, çıpıdı çıpıdı derken yolculuk rahat geçsin.
*kavun servisinin en belirgin eksisi, kavunun henüz yalnızca şöförlere ikram ediliyor olmasıdır. ama dediğim gibi, zamanla düzelicek şey bu.

● O değil de, dolmuşların filo halinde, 5'erli 6'şarlı gruplar şeklinde ve belli bir formasyonda harekete başlaması ne acayip dimi? Yani o ilk kalkışta öyle bi kalkıyolar ki sanırsın bir kısım kuş güneye uçuyo. Öyle acayip bi formasyon işte. (yok arkadaş yok, ben betimleyebilen bi insan değilim)

● Geceleri alkol alıp alıp kavga-gürültü çıkaran köpeklerle dolu bi mahalledeyim a dostlar. Köpek evet, yanlış yazmadım. Mecaz falan da değil. Düz köpek. Böyle "Kankaa bu akşam içiyoruz dimiee?" diye ta öğlenden birbirlerine seslenen, her gece buluşup, kafaları çekip, mahalleyi bu saatlerde ayağa kaldıran bi topluluktan söz ediyorum. Neyse ki koca mahallede şu dakika itibariyle ayaktaki tek kişi olan Daçe balkona çıktı ve tüm kahramanlığıyla köpeklerin olduğu yere baktı. "Keşke bi ışık mışık olsa yaa." dedi, göremiyordu zaar. Hayır aydınlıkken de göremiyor, çünkü miyop kendisi biraz, karanlıkta nasıl görsün dimi? Yok, illa kahraman olucak ya işte. Neyse. Baktı bunlar hır-gür çıkarmaya devam ediyor, hemmen "Bunlara bişey atmak lazım da dağılsınlar, ama ne.." diye etrafına bakındı. Gördüğü ilk şey kanserojen silâhıydı. Tuttuğu gibi köpeklerin olduğu yere fırlattı. Bi işe yaramadı çünkü bu kanserojen silâhı diye tabir ettiği şey esasen, bildiğin Duracell kalem pildi. Kalem pilde susmayan sarhoş itlere bu kez kibrit atıcaktı. Hani böyle artistik bi şekilde tutuyosun da vurduğunda alevlenerek gidiyo ya. İşte o şekilde. Neredeyse kendini yakıyordu. "Eeh skerim lan" dedi, hiçbir silah olmadan, sadece ağzıyla "fiyüviit!" ederek hayvanları kaçıştırmaya çalıştı. İşe yaramıştı. Dağıttı köpekleri. Daçe başarının getirdiği haklı gururla bilgisayarının başına döndüğünde, köpekler aynı şekilde gürültü etmeye devam etti. Olsundu, şimdi "s.kerler"di, başka bir geceyeydi artık.. (olm öyle deme lan, duracell iyiydi yani)

● Ben bi de dumansız hava sahası şeysi hakkında yazacağıdım ama çok alakasız olucak. Şimdi arada bağlantı yapmak falan lazım, ona da üşendim. Artık bi sonraki karakter eşlemci maddelere kaldı. Vay anasını. Görüyo musun ayyaş köpekleri, nası yazdırdılar adama. Geçen de sabah kovalamışlardı falan, yazmıştım yine. Bildin.

Daçe.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)