8 Şubat 2010 Pazartesi

Evde Aduket Denemesi

4 tane ömer üründül tadında yorum
google'da "aduket" yazıp, çıkan ilk görseli almak da biraz tembellik oldu ama. siz evinizde denemeyin. yoksa ryu myu tanımıyorum çok fazla. sadık yarim subzero benim.

● Bazen düşünüyorum da, tüm blog yazarları ve okurları bir araya gelsek, yani dünya üzerinde böyle bi event olsa ve biz toplaşsak, o kadar insan, bence Japonya toprakları kadar edebiliriz. Cennet vatan Japonya. Nagasaki'den Hiroşima'ya uzanan, güzelliklerle dolu bir coğrafya.

● Bundan birkaç ay önce, dolmuştayım yine, başka nerde olacağıdım ya, önümde iki adam konuşuyo. Daha doğrusu tartışıyo. Tartıştıkları şey, "Dünya üzerindeki tüm insan evladını Japon adasına ver etsek, tüm adayı kaplar mı?" Biri diyor ki, "Bence sıkış tepiş anca sığar 7 milyar insan oraya"; diğeri de sırf bütün bunları dinleyen ve kendilerine sinir olan bana gıcıklık olsun, muhabbet uzasın diye karşı çıkıyor falan. Gerçi bunu yazmış olduğumu hatırladım sanki hayâl-meyâl, ama böyle de "tartışacak konu yok, kıçımızı avuçlayalım bari" diyen insanlar var. Emin olun sevgili okurlar, onların da barınacak sıcak bir yuvaya, kafalarını okşayacak şefkatli ellere ihtiyaçları var. Gelin buna bir dur.

● Benim annem çok acayip bi kadın. Yani tabi herkesin annesi kendine acayip ama, benim annem, nasıl desem, benim annem... Benim annem yooğk, böhühü!... Şaka tabi. Annem var da, bi daha kendisine ilginç demiyim dedim, ama başka türlü de bağlayamıycam anlatıcağım şeye. Hani bazı kadınlar için "hükümet gibi, devlet gibi kadın" ifadesi kullanılır ya. İşte benim annem de Starbucks gibi. Valla. Şimdi normalde öğleden sonra çay içiyoruz, bazen kahve yapıyor falan, buna alışkınım da; bu akşam bir elinde sıcak çikolata, bir elinde kurabiyelerle geldi. Yemin ediyorum bir an için kendimi Starbucks'ta sandım. Sonra geçti o an ama. Neyse.

● Dünyanın en sevimsiz, en bedbaht ikinci şeyi nedir deseler, bir dakika düşünmem, cevabı yapıştırırım stokk! diye. Bence anne veya babanın akrabası olarak eve gelen, ama seninle pek alakası olmayan bi misafir, böyle çok samimi olmadığın falan. Onun o misafirliği boyunca geçen süre senin için, daha doğrusu benim için çok sevimsiz. Hele bir de bu samimi olunmayan, ama sevimli de olunmayan misafirin kafasında laflar hazırlamış olması, odama gelip tek tek saydırması, "sevecenlik" adı altında bana triplerde bulunması, kendisine aduket çekmem için en büyük nedenlerden biri. Haa en büyüğü nedir dersen, o da bünyede hoşnutsuzluk yaratan bu misafirin, yıllardır sigara içilmeyen evimizde pis pis sigara içmesi, sigaranın o pis kokusunu benim odama kadar ulaştırmasıdır. Nitekim onu da yaptı. Aduketi koydum alın çatına, gitti.

● Bunu da anlattım mı hatırlamıyorum ama ben bi keresinde, laptop'ı ilk aldığım sıralarda, İstanbul'a gidiyorum otobüsle. Açtım hevesli gibi leptapı, fm oynamaya başladım. Fm'yi de bilen biliyordur ama, bilmeyen için kısa bir izahta bulunmak gerekirse, bir tür futbol oyunu. Taktiği veriyorsun, onlar oynuyor. Hehe. Bu cümleler de çocukken yanıma gelip "Ne oynuyosun?" diyen babama verdiğim cevaplarla aynı. Neyse. İşte maç var, maç yapıyorum falan o an. Heyecanlı da bi maç, hatırlamıyorum şimdi tam. Bi yandan maça bakıyorum ekrana, bi yandan da yanımdaki adamın gizliden gizliye maçı kestiğini fark ediyorum. Neyse işte zaman geçiyor, hala sıfır-sıfır devam ediyor maç. Zaman geçtikçe de adam daha belirgin şekilde izlemeye başlıyor. Bi de belli ki işgüzar, konuşkan ve sevimsiz bi adam. Belli yani. Sonra bi ara benim takım gol yedi tamam mı. Bu yanımda adamdan "Ahhha!" diye gülme sesi geldi. Gayet "normal" bi şekilde, "ağzını burnunu kırarım valla" düşüncesi var aklımda, döndüm, adam gayet hiçbişey olmamış gibi bana bakıp sırıtıyo. Bi bana bakıyo, bi maça bakıyo, gözleri dönüyo böyle. Ama nası sevinmiş benim gol yediğime. Şerefsizin oğlu. Burhan Altıntop gibi bi tipti zaten, bana bi yandan sırıtarak şey yapıyo, "Nası koydular çocuğu ahahahaha!" ifadesi veriyo kaşıyla gözüyle. Sonra o moralle ikinci golü de yedim, baktım adam mutluluktan uçuyo, kendini parmaklıycak artık. Sinir küpü olmuş ama hâla çok bell etmeyen bi şekilde, ani ve şık bir hareketle kapattım bilgisayarı, koydum kafayı uyudum. Bu olayın üzerinden bir yıl falan geçti herhalde, şimdi ne yapıyor acaba. Her ne yapıyorsa Allah belasını versin. Pis herif.

● Görüşmek üzere. Son maddeyi yazarken yine gerildim bak biraz. Neyse. Öpiyim bence, iyi gelir. Esenlikler dilerim.

Daçe.

4 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. s. says:

    ehuehe fm'ye bakan adama çok güldüm tahmin edebileceğin gibi.

  2. littleiv says:

    fm olayı iyiymiş. kendini parmaklıycak kısmında kahkaha atmadım dersem de yalan olur :)

  3. Keyifli benzetmeniz için çok teşekkür ederiz :) Starbucks Deneyimini sunabilmek için, sizi ve annenizi her zaman mağazalarımızda ağırlamaktan mutluluk duyarız.

    Kumru Kermen
    Asistan Marka Müdürü - Müşteri İlişkileri
    Starbucks Coffee Türkiye

  4. Daçe says:

    Sayın Kumru Kermen,

    Blogun yazarı olarak başta ben olmak üzere, okurlar ve izleyici kitlesinin pek çoğu tarafından "şahikulade" dediğimiz (çünkü şahikulade diye geziyoruz biz hep evet) Starbucks Deneyimini daha yaygın olarak insanlara ulaştırabilmek adına daha somut adımlar atmak istiyorum. Bana maille ulaşırsanız çok sevinirim.

    İyi çalışmalar,
    Berkay Daçe
    dacederki@gmail.com

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)