5 Şubat 2010 Cuma

bunun midyumu var mı?

3 tane ömer üründül tadında yorum
bugün hayatımın pleysteyşınını oynadım resmen, böyle saatlerce, türk lirasılarca. ama alttaki hiçbir paragrafın ne bu giriş cümlesiyle, ne de birbirleriyle alakaları var. sadece karakter eşlem'i açıp paragraf başlarına siyah noktacık koymaya üşendim o kadar. efenim buyursunlar...

orta sondan beri görüşmediğimiz bi arkadaşım feysbukta bana şehir dışındaki yaşantısını anlatıyo, bi de ayrıntılı falan böyle. ortaokulda bile çok samimi olmadığımız bu insan, ara ara da laf sokuyo bana. ama nası desem, böyle, o kadar ince sokuyo ki, kızamıyorum da, çok zekice bi laf sokuş.. hayır anlattığı şeylere de tezcanlı gibi, özlemiş gibi heyecanlı heyecanlı cevap veremiyorum da, içimden gelmiyo. o yine de ne cevap verirsem veriyim anlatıcağını anlatıyo, sokucaksa lafını sokuyo hiç belli etmeden, sonra yine bişeyler anlatıyo. "ilgilenmiyorum üzgünüm, evet ortaokulda belki sevimli bi insandım, sıcakkanlıydım falan ama bu köprünün altından çok sular aktı. ben eski ben değilim. dediklerin zerre kadar ilgilendirmiyor beni anlıyor musun, İL-Gİ-LEN-DİR-Mİ-YOR!" diyemiyorum işte. bu arada demin "sıcakkanlı diilim artık" derken şaka yapıyodum. valla. ama ilgilendirmeme kısmı doğru. demek ki ona karşı yitirmişim yani kan sıcaklığımı, o da olabilir... yalnız arkasından bu kadar atıp tuttum, allah bilir beş ay sonra kanka falan oluruz. değişik. şu an hala da bişeyler anlatıyo feysbuk chat şeysinden, "pıt! pıt!" diye ses geliyo sürekli. bi dur kar'şim, allaşkına iki dakika dur nan. hayır bak o da diil, yarın bi gün bunları da okuycaksın, ayıp olucak. evet böyle bi insan oldum ben.

geçen gün bi alışveriş merkezinde, mağazalardan birindeyim. kuzenim kıyafet deniyo kabinlerde, ben de artık mağazanın her bir metrekaresini ayrı ayrı incelemişliğin verdiği sıkıntıyla ayakta kollarım bağlı, hareketsiz duruyorum. kadının biri geldi ordan, elinde bi etek mi bişey var, bana diyo ki "bunun midyumu var mı?". he var. o an diycektim ki var da o senin kıçına olmaz, ekstra larç lazım sana. diyemedim. "yok ben bakmıyorum hehe" dedim de, yakamı bıraktı. pis kadın.

şimdi mim diye salak bi hadise var bu blog alemlerinde. bloggerlar büyük olasılıkla hâkim konuya ama anlatıyım ben yine. bu mim şöyle bişey ki, ben gidiyorum bi bloga diyorum ki, "hafız sen bana kendin hakkında on tane şey söyle", ya da işte "en sevdiğin beş şair ve şiiri", ya da ne biliyim "hiç sevmediğin dokuz özelliğin?" falan. sonra bu blogger da bunları yazıyo kendi blogunda, beni ne ilgilendiricekse, sonra diyo ki en son "bu mimi ben de şu şu bloggera gönderiyorum, o da yazsın. haydi bakalım" falan. böyle spam mail zinciri gibi dönüyo bloglar arasında. böylece elalemin kendisi hakkında hiç sevmediği dokuz özelliğini öğreniyoruz, lazımmış gibi. arkadaş ne kadar salak bişey bu ya. yani kaç zamandır görüyorum da orda burda bloglarda, ses etmiyim diyorum, aman bana da bulaşmasınlar diyorum, ama şimdi bi mim gelirse bana hiç kusura bakmasın kimse, elimin tersiyle ignor ederim bu isteği. haa, kendisi hakkında sekiz-on madde istendi diye heyecanla yazanlara da baltalı ilah'lık yapayım, yemin ediyorum zerre kadar ilgilendirmiyor biz okurları sizin neleri sevdiğiniz, sevmediğiniz. valla. bak çok dolmuşum demek ki, ne kadar ciddi bi madde oldu.

bence bir ciciş kelimesi ile ortamı yumuşatabilir, eski haline döndürebilir, hatta tıpkı ilk yıkamadaki gibi bembeyaz bırakabilirim sanıyorum. yani düşün, bir ciciş nelere kadir işte. yıllardır aradığımız kelimeyi de bulduğumuzu hissediyorum. bence artık tamam gibiyiz toplum olarak. uçalım artık.

o diil de gerçekten insan bu kadar yıl yaşayınca, yani evet henüz yirmi yıl falan oldu ama, hiç az diil yirmi yıl, bu kadar yaşayınca artık bi aksiyon, bi atraksiyon istiyor toplumda. bi farklılık, bi yenilik. ne biliyim, ben uçalım istiyorum artık mesela. ülke olarak aya çıkalım falan. bakmak lazım, oraları da görmek lazım. cennet vatan edirne'den kars'a demek değil ki, ay da çok güzel bi yer. orda da çok güzel kraterler var, beyaz toprağı var killi killi, bi de birkaç ay önce su mu bulunmuştu ne olmuştu. yoksa o mars mıydı. neyse hepsi aynı benim için, gidilir görülür. su varsa, çeşme yapılır falan. zor değil. yetmiş milyonun uzaya gitmesi zor değil. inanırsak olur bence.

neden bu kez küçük harflerle yazdım merak ediyor musunuz? cevabını postun sonuna sakladım. ama bir hınzır gibi hemen sona gitmeyin. gelin, tek tek, beraberce okumaya devam edelim.

ya da bitireyim en iyisi evet. hem uzamasın, hem de uykum geldi iyice. uykumun geldiğini de bu postu yazarken, üst taraflarda blogla ilgili "kazanç sağlayın" linkini "kıvanç sağlayın" diye okuduğumdan anladım. sanırım bu aralar kıvanç tatlıtuğ isim olarak bilinçaltıma yerleşti, oturuyo böyle. elinde sigara, tam bir işgüzar devlet memuru gibi dönerli sandalyede oturuyo. dönerli sandalye de nası oluyosa. neyse. küçük harflerle yazmamın sebebi de tamamen üşengeçlik. bi de son olarak, günler geçtikçe özlemimin katlanarak arttığı cancaazıma ithaf etsem nasıl olur acaba bu yazıyı. insanın hoşuna gidiyor böyle ithaf falan biliyorum, benim de çok hoşuma gidiyo ama tabi sırf hoşa gitsin diye diil, içimden geldiği için aynı zamanda benim ithafım. geçen diren blogun 100. yazısında benden bahsetmiş diye nasıl içim bi beeyle beyle oldu. herkesi öperim, cancaazımı daha bi ayrı öperim.

daçe.

3 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. littleiv says:

    ilk olarak bi pleysteyşın kapışması teklif ediyorum alıyım ifadeni :)

    kıvanç'ı duyunca ben bi kaplan kesiliyorum ya, çok seviyorum sarıyı :)

  2. pınar says:

    yine bir kabin faciası. kotonda bayan kabinlerinde görmüşler seni cancaaz? :)

  3. Daçe says:

    @littleiv; o kadar iddialı değilim ama kapışırım yani, meydan okumayı affetmem. ;)

    @cancaaz; ee öhm evet doğrudur, yalanlayacak değilim. lakin erkek kabinlerini saklamışlardı resmen, benim suçum yok. :)

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)