12 Ağustos 2009 Çarşamba

Raykart

2 tane ömer üründül tadında yorum
● Fotoğrafın, yazının kalanıyla alakası yok. Garsonlar yarışıyor, ellerinde tepsiler falan. Aslında hiçbişeyle alakası yok.

● Bi insanın aynı isimde iki arkadaşı olması güzel de; bi insanın aynı isme sahip 5 arkadaşı olması kadar fena bişey yok. Ne zaman aynı isme sahip haddinden fazla arkadaşım olsa o isimden ölesiyle nefret etmeye başlıyorum. Mesela Ali diye bi arkadaş lazım oldu çok acil, "Ali gel." diye mesaj atıcaksın veya ne bileyim, garanti olsun diye, yaşlı işi, arıycaksın. Rehberde 5 farklı kombinasyonda kaydedilmiş ama özünde "Ali" olan insan var. Eğer Ali'lerden en az ikisiyle yıllardır görüşmüyorsan sıçtın. Benim geçen yanlış zamanda yanlış Ali'yi arayıp, yanlış Ali'nin alo demesiyle hatamı anlayıp, ayaküstü bahane bulamamam sonucu "Eheh sesini duymak için aradım" demiş olmam çok çok fenaydı mesela. O Ali şimdi hakkımda çok yanlış şeyler düşünüyor olabilir. Ali bunu okuyorsan; valla yanlışlıkla aradım lan.

● Yerimde olsanız verdikleri mutluluğu siz de kıyaslıyamazsınız: Ben de stüdyodayken Fahir abinin yayında benden bahsetmesi ve akabinde arkadaşın arayıp "aa sendin dimi ya" demesi. Kıyaslanmıyor değil mi? (msndeki güneş gözlüklü adam smileyi)

● Uykusuzluk fena. Gözler kanlı, beyin tatil modunda falan. O halde toplum içine çıkmıycaksın. Mesela dolmuşta birinin okuyup bıraktığı ters duran gazetenin "Tempocu" adlı at yarışı ekini "Pornocu" diye okumuş olmam ve bir saniye için "Oha ya nası Pornocu lan?!" diye şaşkınlığa uğramam bundandır. Uyku lazım arada.

● Yok abi. Bu ülkeye büyük transfer getirmek çile. Bin bir türlü masrafıyla uğraş, adamın nazını çek falan; ondan bahsetmiyorum. Koskoca Rijkaard'ın Türkiye'ye gelmesi ve sezonun ilk Stadyum programında Ömer Üründül'ün "Raykart" diye telâffuz etmesi var ya.. Ondan bahsediyorum. Riğkard duydum, Reykard duydum da.. Sen Raykart'ı nerden duydun hacı, diyesim geldi. Ha doğru ya; Mançester'i, Külüvert'i nerden duyduysa onu da ordan duymuştur.

● Kıymetini ancak onu kaybedince bildiğimiz objelerde bu ay: Yıllardır herhangi bir organımdan az sevmediğim, yemini kakasını geciktirmediğim kol saatim. Geçen gün şurrak sesiyle kordonunun kopması ve akabinde iç sesimin "Nasosa yeni saat alıcaktım er ya da geç, sktret ya." demesinin ardından günlerdir saat takmıyorum. Artık her istediğimde saate bakamıyorum, saat lazım olunca telefondan bakmak zorunda kalıyorum falan. Beni anlıyor musunuz?

● Kaybolsa bile kıymetini bilmediğimiz objelerde ise bu ay: Mousepad. Kaybolunca, en kötü, masaya falan koyuyorsun mouse'u, o da nedir yani. Ağzına sokucak değilsin.

Milli Güvenlik diye ders vardı lisede. Subay falan giriyodu. Ne acayip geliyo şimdi. Aklımda kalan tek şey, anlamını bilmediğim hava sahanlığı.

Daçe.

2 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. Deniz Can'ı aramaya yeltenmek, anıların arasına sıkışmış başka bi 'Deniz'i aramak, Deniz'in telefonu açması ve bloggerımızın 'abi, sey ehem öhöm nasılsın aklıma geldin öyle, bi arayım dedim' demesi üzerine Deniz'in dumur olması. bütün bunların gece 2 sularında gerçekleşmesi de Deniz'i dumur yapan en kuvvetli faktör tabi , o ayri.

  2. Daçe says:

    tamam evet üstüme gelmeyin:D

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)