18 Aralık 2009 Cuma

Sağlı Sollu Girişsek?

2 tane ömer üründül tadında yorum
Normalde herkes bilir ki çok sıkı dolmuş yolcusuyumdur ben. İki senedir o mavi mavi araçların biriyle gider, biriyle gelirim, böyle de hızlı yaşarım hayatı. Şimdi tabi burda "birinden iner, ötekine binerim" diycektim ama aranızda bazı art niyetli ve bir o kadar da şakabaz arkadaşlar var, biliyorum. Neyse. Şimdi ben tabi "Şurdan bi kişi!", "Kavşağı geçene kadar bi çökelim!", "Parasını veremeyen üzerini alamayan?" gibi sade-ve-sadece dolmuşa has şeylere, diğer deyişle "dolmuş kültürüne" pek bi alışık olduğum için, başka bir toplu taşıma aracına binmeyi öyle çok düşünmüyordum bile.

Ama gel gör ki sevgili okur, günler geçti devran döndü, evet biraz masalsı gidebiliriz, bugün sırf dolmuş beklemeye üşendiğimden otobüse bindim. Yaptım bunu. Durakta resmen beni çağıran, "Daçeeeee, geelseneeee" diyen ve hiç alakası olmadığı halde beş dakikadan fazla benim ona gitmemi bekleyen otobüs gözüme oldukça cazip geliyordu. O anda her şey yavaş çekimde gerçekleşir oldu; ben önce ağır hareketlerle boş olan dolmuş durağını süzdüm, ardından döndüm bir de "Geeeeel, geeeeeel" (yavaş çekimde olduğu için uzuyo tabi o "gel" orda) diyerek beni bekleyen otobüse baktım. Ve dolmuş durağına karşı son bir vicdan azabıyla 198 sefer sayılı (!) ODTÜ-Kızılay otobüsüne bindim.. Fakat binmez olaydım.. (ha evet tabi ağır çekim biteli oluyor biraz)

Otobüs dediğimiz şey biraz sinsi bişeymiş tamam mı, ben bunu bugün öğrendim (tamam evet bunu tabi ki bugün öğrenmedim ama yazının biraz şey olması lazım anladın mı. şş çaktırma). Dış görünüş ve çıkardığı sesler itibariyle adeta bir uzay gemisini andıran ve üzerinde bir tek "belediye otobüsü, huzur ve komforun tek adresi" yazılı bir reklam afişi eksik olan mavi-beyaz belediye otobüsleri, ne yazık ki öyle dışarıdan görülüp heveslenildiği gibi değilmiş. Malesef yani. Üzülerek tecrübe ettim..

ODTÜ'deki ilk duraktan biniyor olmam sebebiyle bir hayli boştu içerisi. Yani en azından dışarıdan öyle görünüyordu. Fakat otobüse ilk adımımı attığımda gördüm ki, her yer yenice dolmuş, bana ayakta durmak kalmış. Neyse, dedim. Alttan aldım. Sonuçta elbette dolmuşun yerini tutamayabilirdi, zira bir dolmuş ilk kalkış yerinde yolcusunu ayakta taşımaya kıyamazdı. "Neyse napçan, yeni nesil böyle" dedim kendi kendime, bastım kartımı, durması kolay ve rahat olur diye ortadaki büyük boşluğa geçtim. Bilmiyordum ki o büyük boşluk, yolculuğun ilerleyen safhalarında sadece benim kendime yetecek kadar oksijenimi barındırabildiğim birkaç iğne deliği kadar kalacaktı.. Evet tabi ki bunu kestiremezdim bir dolmuş insanı olarak, ve bu kötü kader daha ikinci ve üçüncü duraklarda kendini göstermeye başladı (bilhassa kkm'nin orda ebem s.kildi afedersiniz).

Durduğumuz duraklardan birbiri üzerine milyonlarca insan binme gayretindeydi otobüse ve pek çoğu da nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde bunu başarıyordu. Yaklaşık üç dakika boyunca (yüzseksen saniye düşün) durduğumuz bir duraktan binen insanlar hala nasıl oluyor da otobüse binebiliyorlar, aklım almıyordu; olan biteni hayretler içinde izliyordum. Sanırsın ki Hindistan-Pakistan seferini yapan kötü bir yolcu otobüsüydük (gerçi hindistan-pakistan seferli otobüs niye olsun di mi). Bir süre sonra kaptandan, yani biz dolmuşta kaptan diyorduk orda ne deniyor bilmem, yolcuların "sağlı-sollu" arkaya doğru ilerlemesine yönelik "emir kipinde" bir cümle otobüste birtakım gülüşmelere sebep olmuştu. "İlerleyememekten" sinir küpü olmuş insanlardan şöföre sağlı-sollu bi güzel girişmek isteyenler olduysa da amaçlarına ulaşamadılar..

Bahçeli-Kızılay arası akşam saatlerinde felç olan trafiği ilk kez bu kadar net yaşıyordum, zira dolmuşta olsak şimdiye alt geçitten kaymak gibi geçip, ya da kaymaktan altgeçit gibi geçip, ya da bilemedim neyse işte, oniki dakika farkla Kızılay'a ulaşmış oluyorduk. Otobüsün ise yolları bilmiyor gibi hep üstten üstten gitmesi, alt geçitlere girmek yerine tıkalı trafikte iki metrede bir "debriyaj+fren+debriyaj+gaz+azcıkfren+debriyaj" kombinasyonunu yapması, çıldırtırcasına mantıkdışıydı. Nefessizlik ile birlikte şimdi bir adet de "dur-kalk" sendromu başlamıştı. Aklımın derinliklerinden belediyeye ve belediye otobüslerine küfürler yağıyordu.. Sonradan fark ettim ki durmamız gereken tüm duraklar trafiğin tıkalı olduğu kısımdaydı. Şans ne güzel bişiydi öyle (!)

Neyse fazla uzatmıyım (oha daha nasıl uzatmıyım, essay yazılmış resmen), ayda yılda bi defa otobüse binen Daçe insanı bugün bir kez daha bu gereksiz ve yavan kaçan davranışını umarsızca tekrar etti. Hem de sırf dolmuş gelmediği için. Evet, bu olaydan sonra Daçe kendini çok kınadı ve birkaç ay daha mesai bitimi vakitlerinde belediye otobüsüne binmeyeceğinin sözlerini verdi. Yani neymiş? 'Viva mavi dolmuş'muş!

edit: belediye otobüsünün düz vitesi ve haliyle de debriyajı olmadığını söyleyen arkadaşım; tamam "yazını okudum:))" mesajı vermek istiyor olabilirsin, ama niye şimdi sabah sabah şey yapıyosun ki? allaam ya.

Daçe.

2 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. littleiv says:

    ya işte istanbul'da hep aynı formattayım ben. allahtan metro falan yurda kadar uzadı da biraz rahatladık.

  2. yav abi ama o vitese takanın biri de benim!
    lütfen daçe sana yakışmaz bu:D

    o bahsettiğin kombinasyonun etkisini ayağı gaza bi büyük vitese atana kadar basıp atar atmaz gazdan ayağı çekip geri eski vitese düşürerek sağlıyolar sürekli sarsılarak gidiyor otobüs..

    eline sağlık mutlulukla okudum yazını+o sürekli alt geçitlerin sağından gitme kuralı imelih beyefendinin kuralı yaa,hiç incek bincek olmasa da onlar ordan gidiyo mal mal.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)