3 Ağustos 2010 Salı

Salyalı DiCaprio

2 tane ömer üründül tadında yorum
ne biliyim bence daha gerçekçi oldu.

● Şu blogger'a nerden baksan yıllardır giriyorum ya (elle tutulur ölçü verememek). Ve blogger hala ben giriş yaparken beni hatırlamıyo ya. Ben ona çok kızıyorum. Resmen hatırlamıyo beni. Ama her seferinde. İstisnasız. Kullanıcı adımı, şifremi falan dışarı taşırmadan, özenli bözenli (bözenmek) yazıyorum, en son yine "beni hatırla" seçeneğine tik atıyorum. Ama her seferinde ben bunu yapıyosam kime ne faydası var o "beni hatırla"nın? Hatırlamıyosan hatırlamıyorum de.
● Şimdi benim süpersonik teknolojili bilgisayarımın yüz tanıma sistemi var tamam mı. Anlatmıştım bi yazıda daha önce. Bayaa oluyo gerçi. Neyse. İşte bu sistem benim yüzüm böyle apaçıkken, bembeyaz ve pirupakken tanımıyo; başımı öne eğince falan tanıyo. Saçımı mı tanıyo acaba sadece. Bilmiyorum çok merak ediyorum. Kaypak bir sistem. Bi gün sisteme karşı duruşumu sergileyip ayağımı falan çıkarıp koyucam önüne. Bakalım o zaman da tanıycak mı. Sisteme hepimiz karşıyız nihayetinde.
Inception nasıl bir film yalnız öyle ya. Resmen yarmış, yardırmış.
● Ya o diil de, şimdi yazız falan, fakat yapıcak bişey olmaması çok fena değil mi. Film izliyorum bitiyo, oyun bi yerden sonra sıkıyo, e başka da yapıcak bişey yok evde zaten di mi. Bilgisayar ekranıyla öyle mal mal bakışıyoruz akşama kadar.
● Şimdi blog aracılığıyla sorarım size sevgili okur; soyadı "Evets" olan bi ailenin, çocuğunun adını "Steve" koyması biraz hınzırlık, muziplik, efendime söyliyim bi böyle soytarılık değil midir? "Yarın bi gün şirket kursun da logosunu simetrik yazsın" falan diye mi bütün bunlar? Şahsen, adım Steve Evets olmadığı için, hatta Steve evetS olmadığı için çok mutluyum.
● Sen bu satırları okurken ben hayvan gibi deri değiştiriyorum sevgili okur. Bildiğin yılan gibi, timsah gibi. Komple çıkarıp atıcam bir hafta içinde. Buradan BBC belgesel ekibine sesleniyorum: Bakın kaçırmayın böyle eşsiz bir anı bence. Ya da acaba ingilizce mi seslenseydim... Neyse artık.
● Kimse bilmiyor ki bizim yıllardır Korusu-man diye bir çizgiroman kahramanımız var. Kendisi Korusu-mobile adını verdiği özel teknolojik arabasıyla bütün Odtü'ye aynı anda şişe şişe, litrelerce su dağıtabilme potansiyeline sahip bi insan. Özel gücü bu yani. Aynı anda birden çok yerde görebiliyorum ben bu adamı. Böyle bir bayaa göbekli, saçları beyaz-gri, uzun, arkadan bağlıyor. Korusu-man susuz kalan Odtü'lünün yegâne dostu. Kıymetini bilmeli.
● Şimdi bu Makedonya dediğimiz cennet vatana, esasen, Masedonya diyolar ya. Bilmiyorum, tepki veremiyorum ben buna galiba.
● Gazoz, kola gibi gazlı şeyleri açarken dışarı "fıss" diye gaz çıkışı oluyor ya. Orada bir isyan yok mu? Efendim? Yok di mi? Evet fark ettim zaten çok tırt bi tespit oldu. Tamam yok tamam. Yaa tamam bırak.
"Eöö Büyük İskender geymiş ahaoaoaha!" Allahtan Masedon değilim de böyle bir geyiğe mağruz kalmıyorum.
Starbucks'ın "Lemon Hibiscus" adıyla 7,5 liraya sattığı şahane içeceğin çok benzerini Adana'da "bici bici" adıyla 3 liraya edinebiliyorsun. İşte ben buna "hayat sürprizlerle dolu" derim.
● Kırk yılda bir gün ortasında uyuyayım dedim, mal oldum resmen. Espriler şakalar havada uçuşmuyorsa hep bu yüzden. Rüya içinde rüya gördüm bütün gün. O diil de şimdi düşünüyorum mesela, Inception'da Leonardo DiCaprio'nun uyurken ağzından salyalar aksa ya. Tam böyle heyecanlı rüya görürken. Çok komik olmaz mı? Hayır daha gerçekçi olurdu yani. Evet biraz iğrenç olurdu ama.
● Benim diyeceklerim bitti hadi gidelim bu cehennemden dostum.

Daçe.

2 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. littleiv says:

    benim gönlüm yazılan bir postun yorumsuz kalmasına el vermiyor. içim parçalanıyor. ne güzel tespitler şeyler olmuş. bici bici mesela güldüm :)

  2. Daçe says:

    ehuehu evet kimseler yok, adeta western kasabalarındaki rüzgarda uçan çalı topağı geçecek o derece :D

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)