10 Ekim 2009 Cumartesi

Baltalı İlah

5 tane ömer üründül tadında yorum
● Yazamadığım günlerin acısını çıkartırcasına, biraz da yüzsüzmüşçesine, 10 ekim cumartesi gününün ikinci postunu yazıyorum. Hadi bakalım.
● Ne yaptınız geçen hafta? Ben valla hiç giremedim bloglara mloglara. Biraz feysbuka girdim çıktım, bir iki twitter derken daha da hiç internetle işim olmadı. Hatta günler sonra ilk kez evde bu kadar çok vakit geçiriyorum bugün. Ondan, hemmen açtım Blogger'ı, hem okudum, hem yazdım.
● Geçtiğimiz salı Modern Sabahlar'da "Sikke Sikke Anadolu" isimli program fikri duydum ki, mümkünatı olsa anıra anıra gülücektim. Ama o an sadece tebessümle yetindim. Böyle değişik duygulara kapılıyorum.
● Şimdi bi enstantane anlatıcam, ama belki de anlatamıycam. Bilmiyorum. Du bakalım. Şimdi düşün ki aceleyle evden çıktın, bi yere yetişiceksin. Altında araba yok ama. Dolmuşla falan gidiceksin. Tamam lan tamam, kendimi anlatıyorum evet. Bencilliğimi gizleyemiyorum ki iki dakka mınakoyim. Neyse. Bindin dolmuşa gidiyosun, bi yandan sürekli saatine bakıyosun falan. Bi ara bi bakıyosun, trafikte, yolda yani, adamın teki saçma bi manevrayla senin içinde bulunduğun dolmuşun önüne önüne kırıyo direksiyonu, dolmuş ani fren yapıyo, az daha kaza yapıyosunuz falan. Hah işte o anda, tam o anda, dolmuşçu o önüne kıran arabanın yanından geçip giderken camı açıp bağırıyo, belki el kol yapıyo falan; bikaç saniye sonra dolmuş ilerlerken, yanda geçen arabaya sen de bi bakıyosun ya "Ulan gerizekalı naapıyoğuun yaa!" diye çıkışmak üzere. Ama çıkışamıyosun. Off. Ben hayatımda bu kadar kötü anlatmamıştım bişeyi. Ha şeyde anlatmıştım, bi keresinde ilkokulda derste herkes fıkra anlatıyodu, ilkokulda niye herkes fıkra anlatıyosa, sıra bana geldi. Ben de kendi başımdan geçen, kendime göre komik bi olayı isim-yer-zaman değiştirerek anlatmıştım. Yani, yine anlatamamıştım. Sonra derin bi sessizlik olmuştu. Sonra tenefüste direk lavaboya gitmiştim falan. Güzel günler değildi.
● Geçen gün dünyanın enn yağlı kafasına rastladım. Ha yok bunu söylemiştim dimi. Karıştırdım. Öhm, baştan alıyorum..
● Geçen gün dünyanın enn açık sözlü dilencisine rastladım. Bi de öyle ki, hem açık sözlü, dobra; hem de şahane Türkçe'si var. Benden iyi konuşuyo hatta. "Abicim çocuğum aç be, bir ekmek parası be. Ne olur bak çocuğum aç yani. Hadi." falan. Allah başa vermesin tabi ama, ne bileyim, üstü başı paspal olup da, bu denli akıcı Türkçe konuşabilen bi dilenciye ben cep telefonumu çıkartıp veririm. O an veremedim tabi, şey oldu, işim vardı, ama başka zaman verirdim yani. Öhm. Gırgh.
● Dün bi göz hastanesinde randevum vardı. Göz hastanesi diyince bi tuhaf oluyo biliyorum, yani bildiğin göz doktoru işte. Ama ondan bi sürü var. Hastane olmuş. Bi de böyle otel gibi hafiften. Lobisi falan var. Çok acayip. Neyse. Gözlüğümü kaybetmiştim ben geçen hafta, neden acaba, yeni gözlük almadan önce muayene olmak için oraya gidiyorum. Önceden hiç gitmemiştim. Eskiden oturduğum semtte, fakat pek sık kullanmadığım sokaklardan birindeymiş. Yeni açılmış falan. "Tamam," dedim "bulurum." Arkadaş, belki de hayatımın en gerizekalı ironilerinden birini yaşadım ben orda. Girdim bana söylenilen sokağa, yine denildiği üzere, girer girmez görmem lazımdı. Yok. Göremedim. Sokağı boydan boya yürüdüm. Olmadı, yan sokaklara girdim çıktım. Hayır bi de öyle pis bi yer ki, havada "Ankaragücü kokusu" var, öyle pis bi yer. Bi türlü bulamadım göz hastanesini. En son tam ümidimi kesmişken şöyle bi kafayı kaldırdım ki, "Bişeybişey Göz Hastanesi" diye tabela var tam karşımda. Ama o kadar küçük yazmışlar ki, yani ne kadar küçük dersen, o kadar küçük. Ulan dedim, gözü bozuk insan orayı nası bulsun lan? Resmen toşak geçmişti hastane benimle. "Ulan bi gün benden bişey istersiniz" dedim. "Bi gün sizin de işiniz bana düşer..."
● Daha "göz muayenesi" konulu bi madde yazıcaktım ama bana ayrılan sürenin sonuna gelmişiz. Kameraman arkadaşım Berkay Daçe, stüdyo ve ışık şefim Berkay Daçe ve ben Berkay Daçe, hepinize şahikulade günler dileriz. Öperiz.

Daçe. (karikatürler bu haftaki sayılardan, alakasız ama anlamlı dimi.)

5 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. littleiv says:

    önce baltalı ilaha hastayım ama bu yazdığı hakkaten baltalıyo adamı :)

    sikke sikke anadolu süpermiş. ya seve seve ya sikke sikke

    ya o diil de hikayeden hiç bişey anlamadım ben :)

  2. Adsız says:

    dace karikatür cok iyi ya:) bide ankaragücü havası nasıl oluyor benzetebileceğin bi koku var mı:) ...bcs...

  3. Daçe says:

    ankaragücü kokusu hiçbişeye benzemez. pislik bi kokudur. demir ve kan kokularının karışımı gibidir. biraz da bira yahut şarap vardır o karışımda.

  4. z.. says:

    fıkra anlatmak hep riskli iştir daçe..:D

  5. Adsız says:

    yine boşla sen bu blogu aferinn daçee!!!

    katya

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)