27 Şubat 2011 Pazar

Sergio Antonio Mango: "İlk başta sadece bir masam ve parlak bir fikrim vardı."

5 tane ömer üründül tadında yorum
mango'nun eşsiz atmosferinin bir parçası olabilmek için günlerce sıra bekleyen cefakâr ispanyol kadını.

● Hayatı düğün tadında yaşamak lazım. Rakı şişesinde portakal suyu içercesine... Bir Daçe Der Ki yazısına daha felsefeyle başladık Ali Kırca. Neaber?
Mango inanılmaz bir yer ya. Kadınlar için cennet gibi bişey. İçerde milyonlarca kıyafet darmadağın duruyor, kadınlar birini bırakıp diğerini alıyor, allahım bi de kalabalık sanki o kıyafetler bedavaymış gibi. Hayır mesela 200 liradan 100 liraya sonra 50 liraya sonra 20 liraya düşüyor kıyafetler; halbuki asıl fiyat zaten 20 lira. Tam bir çakallık. Haliyle kadın kişisi de bu hayvani indirimi görünce bir yalpalıyor, bir bocalıyor, bir "aman allahım bunu bir deniyiveriyim" diyor. Neyse. Mango böyle bir yer. Şimdi ben ne zaman cancaazımla Mango'da bulsam kendimi, hemen gözlerim benden başka "benim gibi"leri aramaya başlıyor. Sevgilisiyle, annesiyle, kız kardeşiyle gelmiş bir başka erkek kişisi. Çoğu zaman görüyorum, onlar da beni görüyor; umutsuzlar, hayattan soğumuşlar ve buraya nasıl geldiklerini hatırlayamıyorlar. Inception gibi. Bir gücün onları Mango'ya çektiğini biliyorlar. Kıpkırmızı, bembeyaz olmuşlar, gözleri parlamıyor artık. İnanılmaz bir yer Mango. Gerçekten çok tuhaf.
Bunları biliyor musunuz: Kadınlar Mango'yu eşi benzeri görülmemiş bir enerjiyle turlarken, erkekler milisaniyeler içinde gözgöze gelip telekinetik diyaloglara girerken; Mango'nun İspanyol sahibi Sergio Antonio Mango, 3 katlı evinin altın kaplama şöminesinde günlük cirosunu, sarı sarı euro'ları yakıyor. Zevkine. Eğlencesine. Yaa.
● O diil de ben mesela kendime bir kıyafet aldım mı, hevesli gibi, entüsiyastik gibi hemen ertesi gün giyip sokağa çıkmak istiyorum. Herkese göstereyim tutkusu, bakın ben ne aldım'cılık, nasıl üzerime de tam olmuş değil mi'cilik. Entüsiyazmım çok yüksektir.
● Arkadaş biz küçükken sokakta futbol oynardık, basketbol oynardık, yani en kötü ihtimalle voleybol bile oynardık. Şimdiki çocukların bambaşka spor anlayışları var. Geçen gün eve geliyorum, sokakta üç tane çocuk, bir tanesi hakem olmuş, diğerleri kavga ediyo. En sonunda kavga eden iki çocuktan minyon olanı daha irice olanını yere yatırdı, üzerine de ayağını koydu bekliyo. O sırada hakem bağırıyo o çirkin çocuk sesiyle. Meğer bunlar kafes dövüşü yapıyormuş. Smackdown mıdır ne boksa. Allaallaa. Kafalara bak. Dedim vay anasını yaa, vay anasını.

 "ip var."

● Duman konserinde şey olsa ya; "Sayın bayaaan, bir sorum vaar... Sözünde durdun muueeeaa?" - Sahneye biri atlasa "Bayan diğil kadın!!!" dese. Ya da neyse çok saçma oldu.
Az samimi ile de grup olmanın allah belasını versin ya. Bütün eğitim öğretim hayatım boyunca ne zaman bir grup çalışması, ne zaman bir eşli olma durumu olsa, hep bana az samimi denk geliyor. Hayır ben ne konuşabilirim ki az samimiyle, bi de çalışma yapmam isteniyor. Anaokulunda Kafkas oyunu sergiliycez mesela, erkekler ve kızlar eş oluyor bütün oyun boyunca o eşle dans edilicek. Bana sınıfın en az samimi olduğum, en çirkin, en böyle uzak olmak istediğim kızı geliyor. Ve bu şans sonraki 10 yıl boyunca devam ediyor. Allahtan aralarda istisnalar baya oldu da birazcık zevk aldım hayattan ben de. Fakat gerçekten de az samimiyle grup olmak ömrümden 6'şar ay alıyor. Hoş diil.
"Allah seni inandırsın" kadar inandırıcı bişey de yok.
Kötü esprinin dibine yolculuk: Dolmuşçuların şakaları hiç çekilicek gibi olmuyor sevgili okur. Bak geçen gün şöyle bir diyaloga denk geldim, direk paylaşıyorum.
-(genç dolmuşçu, daha yaşlı olana bakıp) Hayırlı işler Durmuş aabiiiee!
-(üçüncü bir dolmuşçu, genç olana sırıtarak bakıp) Durmamış abin nerdee, durmamış abiin, ehehehehehehehe xDxdxD.
Evet yüz ifadesi de tam bir xD idi.
● Kuaför-berber isimleri ne tuhaf oluyor ya. İlla sanki böyle janti, klas -allahım nasıl kelimeler bunlar- bi isim olmalıymış gibi. Bizim orda bir kuaförün adı "Coiffeur the Samet" mesela. "Coiffeur" bi derece de sonra neden "the" sonra neden "Samet".
● O diil de geçen akşam bindiğim dolmuşta siyaset meydanı vardı sevgili okur inanır mısın? -allah seni inandırsın- En arkada üç tane kadın ülkenin durumundan konuşurken birden önlerindeki adam dönüp konuşmaya katıldı, sonra da iki önlerindeki kadın dönüp bişey söyledi falan. Allahım. Konu işte seçimler meçimler ama ortalık bir gerildi bir gerildi. Bir anda bütün dolmuş kendimizi tartışırken bulduk, yolun nasıl bittiğini anlamadım. Hayat süprizlerle dolup taşıyor adeta.
● Mp3 çalarımın da düğüm olmuş kulaklığını çözene kadar gideceğim yere varıyorum ya. Ne biliyim. Sanki bir 6 ay da ordan gidiyor.
● Görüşmek üzere sevgili okur. Like'ı ver edersen ciddi anlamda çok mutlu edersin beni. Haydi öptüm şakaklarından.

Daçe.

5 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. rectoa says:

    gerçekten muazzam olmuş. harbiden.

    bir de muazzam kelimesini seviyorum ben. münezzeh de keza öyle. bol z'li bir kelime söyle, dünyayı fethedeyim.

  2. Daçe says:

    ahah münezzeh ne ola ki :D teşekkür ediyorum efem, bir de waffle yemek anlamında muvafıl olmak var onu biliyorum ben. (mentioning cancaaz) :)

  3. ecemlus says:

    "Coiffeur The Samet" de "Ted Mosby.The Architect" gibi olmuş sanki =)

  4. pınar says:

    yine bombastik, hatta 'bonbastik' :)

  5. Daçe says:

    @ecemlus;
    ahahah evet ya ben de diyorum.. :D ama daha kötüsü tabi.

    @cancaaz;
    ehehe teşekkürler cancaazım benim :) hatta "cancaaz" diycektim ama zaten cancaaz'mış. camcaaz olsa. neyse o hali saçma oluyor :D

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)