19 Haziran 2010 Cumartesi

The Day After Vuvu Zelanda

2 tane ömer üründül tadında yorum
Vuvu Zelanda esprisinden sonra bloga bi geldim, bayaa soğuk bi hava, böyle her yer donmuş falan, adeta iklim ters dönmüş, buz devrini yaşıyoruz. Böyle soğuk bi espri beklemeyen milyonlarca sevgili okurun cansız bedenlerine ulaştım, bir kısmı da içlerine giydiği içlikler ve paçalı donlar sayesinde ayakta kalabilmeyi başarmış.. İlk karşılaştığım görüntü içler acısıydı. Zaten girer girmez o soğuğu bi yiyosun. Ben de yedim haliyle, anında da karnımı üşüttüm. Çok kötü bişey. Ayağını sıcak tut demişler. Neyse.

Karanlık gibi, loş gibi bi ortamda kapıyı kapatıp ilerledim. Titreyerek, dar ve uzun bi patikadan yürüdüm. Çevreden gelen "İmdat!" seslerine aldırış etmiyor, edemiyordum. Kaybedecek bir saniyem bile yoktu, zira yardım etmeye çalışırsam ben de ölebilirdim. Tamamen kendimi düşünen sefil ve adamsendeci bir yazar gibi görünüyorum ordan, biliyorum. Ama aklımdaki asıl şey, blogun bodrum katındaki donmuş kalorifer dairesine ulaşmak ve yeniden ısı devir-daimini yapmaktı. Böylece şimdi yardım edemediğim pek çok sevgili okuru buz kalıplarından kurtarabilecektim..
Birkaç günlük kar fırtınalarından sonra kapıdan, bacadan, pencereden, her yerden deli gibi soğuk girmiş, blogun çehresi bir anda değişmişti. Aşırı soğuk hava aynı zamanda elektriğe de etki etmiş, tüm blogun elektriği gitmişti. Etraf o yüzden karanlık gibiydi. Üstelik elektrik olmadığı için, izlediğim blogların listesi, "İşte o üyeler!" tablosu ve benzer pek çok şey çalışmıyordu. Ana elektrik dairesini bulup ordaki sorunu halletmeye ve ondan sonra hemen bitişiğindeki kalorifer dairesine gitmeye karar verdim...

Belli belirsiz bir merdivene ulaştım, burası "Kumanda Paneli"nin alt katına denk geliyor olmalıydı. Aşağı ve yukarı çıkan merdivenlerin ara boşluğundan önce yukarı baktım. Yukarısı daha aydınlıktı buraya nazaran. Ben aşağı, bodrum kata indim. Üzerinde "Ana Elektrik Dairesi" yazan kapıyı omuz atarak kırdım; ama kolum da kırıldı. Çok fena acı içindeydim şimdi. Diğer elimle, acı içindeki kolumu tutarak içeri girdim. İçerisi zifiri karanlık ve hayvan gibi soğuktu. Bir an önce Her şeyi açıp-kapatan düğme'yi bulmalıydım.. Görmeden, elimi gezdirdim birtakım mikser gibi şeyin üzerinde. Buraya gelme ihtiyacım daha önce hiç olmamıştı, o yüzden ne nerede bilmiyordum. Sadece o düğmeyi bulmam gerekiyordu... Derken buldum, birkaç saniye basılı tuttum, elektriklerin tekrar geleceğini umarak.. Ama işe yaramadı, düğme de donmuştu zira... Her şey bozulmuştu. Milyon dolarlık Daçe Der Ki altyapısı buz gibi bir espri yüzünden yerle bir olmuştu. O küçük, o zararsız görünen ama soğuk espri, kelebek etkisi gibi, nasıl da ebesinin ağzına vermişti tüm blogun...

Daçe Der Ki, bir yılı aşkın kariyerini burada bitirecek gibiydi... Bu bir yılı aşkın sürede olan biten her şey, yorumlar, yazılar, sevgili okurlar, her şey tek tek gözümün önünden geçiyordu. Duvara kapaklanmış, ağlıyordum. Ağladıkça gözyaşlarım donuyor, daha çok üşüyordum. Burda bir devrin kapandığına şahit oluyordum, ama ben de soğuktan ölüyordum yavaş yavaş, bunu hissetmek zor değildi. Kalkamıyordum da. Kanım donmuştu.. Kalkmak istedim, ama hareket edemiyordum... (yazarın olaya iyice duygusal boyut katıp, ekmeğini yemeye çalışması)

Derken bi ses duydum. Bi baartı yankılandı, birisi bana bağırıyordu sanki. Ama lanet olsun ki yankıdan dolayı ne söylendiğini anlamıyordum. Ben lise son'a kadar beden derslerinde de ne söylendiğini hiçbir zaman anlamadım sevgili okur, eğer dersi salonda yaptıysak. Neyse. Konu bu değil... Birkaç dakika içerisinde az önce kolumla kırdığım kapıda bir ışık belirdi ve giderek daha da parlıyordu bu şey, her ne ise. Ormanda on kaplan gücündeki bir Azer Bülbül gibi titriyordum, ölüyordum burda; ama bir anda kapıda bir silüet belirdi. Elinde meşale vardı. "Meşaleyi nerden buldu lan acaba?" diye düşündüm. Zira binanın hiçbir yerinde meşale yoktu. Bu düşüncelerde, silüet bana daha da yaklaştı. "Hey!" dedi, "Daçe?". Ağzından buhar çıkıyordu. Bense konuşamadım. Çenem tutulmuştu. Açamıyordum ağzımı. Ona daha belirgin bakıp kafamı salladım. Kim olduğunu tam seçememiş olsam da... "Oha!" dedi. "Olm her yerde seni arıyorum, nerdesin sen?" Soğuktan donmuş çenemi zar zor açıp "Nnh...Neaber?" dediğimi hatırlıyorum. Bayılmadan hemen önce kim olduğunu anladım, saniye geçmedi, bayılıverdim. Gözümü açtığımda çok saçma bi yerdeydim...

-evet fotoğraflar the day after tomorrow'dan evet-

Daçe.

2 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. pınar says:

    ve benden 1 adet das fantastiş 'yarından sonra' torpilindeki, başarılı üsluba gitti.

  2. Daçe says:

    ah, teşekkür ettim ben de :)

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)