17 Mayıs 2010 Pazartesi

Alooo'rn Dans! (Şenlik Sonrası)

3 tane ömer üründül tadında yorum
"alors on danse" şarkısıyla 4 günde tüm odtünün bilinçaltına giren fransız şarkıcıya ölüm tehditleri yağmaya devam ediyor: "sahneye çatal bıçak atarım piyerin oğlu, akıllı ol.."

● Selam sevgili okur. Yine bir süre geldi geçti, görüşemedik. Ne yaptın bu sürede? Açıkçası ben görüşmeyeli popüler kültürün köpeği oldum. Bildiğin oldum yani. Lady Gaga'yla sevinen, Serdar'la üzülen, işte ne bileyim Alors on Danse'la ritm tutan, Gökhan Özen'le huzur bulan bir insan oldum. Çok acayip. İçimdeki apaçi mi uyandı artık, ne oldu anlamadım.. Inna'dır, Rihanna'dır, Pitbull'dur, Sean Paul'dür, işte efendime söyliyim Black Eyed Peas'tir, sonraa Murat Boz'dur filan. Aklım gitti geldi resmen. Özellikle "Alorondaağns.." derken.

● Şenlik vardı malum. Haliyle alkol de vardı. E bi de Duman felan vardı. Quick China vardı, ilk başta zekamla çözüçözüverdiğim chopstickleri vardı. Tikisi vardı, apaçisi vardı, rakçısı vardı. Biracısı, kukuletacısı (çünkü o kafaya takılan ışıklı şeylerin genel adı kukuleta benim için) vardı. Gitmesem de görmesem de laser tag'i vardı (tamam gördüm en azından.), yine gitmesem de görmesem de Beatles Tribute'u vardı. Şenlik boyunca en çok da, başta bahsettiğim Fransızca şarkı Alors on Danse vardı. Allaam. Hayattan soğudum dinleye dinleye. Ben ömrü hayatımda bi şarkıyı bu kadar sık dinlediğimi hatırlamıyorum. Hayır bi de Fransızca. İngilizce de diil. Hiçbişey anlamıyosun, öyle kafayla filan eşlik ediyosun. Olucak gibi diil. Hani bazı şarkılar vardır ilk dinleyişte çok bişeye benzemiyormuş gibi gelir. İkincide daha alışırsın. Üçüncüde dördüncüde sevmeye başlarsın. Beş, altı, yedi derken seversin iyice, hastası olursun. Ama mesela onbeşten sonra da nooluyo ya dersin, onsekiz tamamdır senin için, yirmi eşiği zorlar, yirmibeşten sonra da inme iner boyundan. Bana işte artık son gün inme indi. Hala da geçmedi ağrısı. Alooo' on daağns.

● "Kırtasiye insanları, burdalar tesadüfen.." diye şarkı yapıcam. Ama sanmıyorum ki Teoman kadar prim yapsın. Çünkü o Teoman, adamın adı bi kere çok karizmatik. Ben yapsam olmaz. Bi de kırtasiye biraz uyduruk kaçıyo. Neyse. Bugün kırtasiyeye girdim tamam mı, işim olduğundan kelli. Allaam, unutmuşum ne zamandır o atmosferi, orası nasıl bi yer. Rengârenk, cıvıl cıvıl, her yer mis kokulu Gıpta'larla, Rotring'lerle, Faber Castel'lerle, ne biliyim işte bi sürü bişeylerle dolu. Dört bi yanda post-it'ler, çılgın desenli defterler, Canson'lar ve dahası. Bunlar hep bildiğimiz şeyler. Ama o dahası kısmı... Ah o dahası... Kırtasiye insanlarından bahsediyorum. Amaçsızca ordan oraya koşan, sırf yeni bir renk görebilmek için, bir zevki tüketmeden ötekine geçebilmek için olanca gücüyle diğer raflara yönelen kırtasiye insanları.. Sırf bu bir anlık zevkleri için analarını babalarını tanımayan çocuksuluktaki genç dimaalar, o gözlerinden simli ataçlar beleren helal süt emmişin evlatları... Hepsinde ayrı bir heyecan, ayrı bir telaş, koşuşturma. Allahım. Sevimli ama garip. Cancaazla birlikte beş dakikadan çok kalmadığımız o atmosferde birer yeşil, sarı, mor renklerde fosforlu post-itlere dönüşmeden çıkıverdik. Ama güzel. Kırtasiyenin telaşı hiçbir yerde yok.

● O dil de bu ara bütün erkekler, genç yaşlı, küçük büyük ihtiyar, ergeni antropozlusu, aynı anda çizgili gömleklere abandılar. Bunu fark ettim. Hayır anlamıyorum ki, ihraç fazlası filan mı bu çizgili gömlekler acaba? Benim de var çizgili gömleğim, bok attığım şey o değil, ama herkesin aynı anda, özellikle lacivert-beyaz çizgilerde gömleklenmesi... Hatta göyneklenmesi... Bu biraz beni düşündürüyor. İsrail oyunu gibi duruyor ama, du bakalım.

● Bugün dolmuşta yanımda annesinin kucağında bi çocuk vardı, böyle, nasıl desem, bebekten hallice, ama ele avuca gelen bir çocuktan da küçük gibi. O yaşlarda. Ama nası sevimsiz, nası sevimsiz. Ben böyle bebek görmedim. Bi de kendini sevdirmek için sıkıldıkça kafama yumruk filan atıyo, saçımı çekiyo. Hayır, bi an için unutuyorum nası sevimsiz bi bebek olduğunu, her bebek gibi yanakları mıncırılasıdır diyorum, gözleri şaşıdır diyorum, suratı elimden küçük, ne kadar tatlı, yerim lan seni diyorum. Bi dönüyorum. Allaam. Yine aynı sevimsiz surat bana bakıyo. Benden ilgi bekliyo. Kusura bakmasın ama ben öyle adam suratlı, öyle kemikli, öyle mantıklı bakan bebek sevmiyorum. Saçımı kopartabilir. Sevmiyorum arkadaş. Herkes de kendi çocuğunu sevimli sanmasın yani. Ne diyim daha.

● Şenlik bitti, sınavlar filan bitmedi. Bu da böyle kaypak bir sistem. Adamsendeci. Sen orda iki Inna'yla, bi Murat Boz'la heveslendir, sonra yine çat! sınav, çat! ders, bilmemne. Kaçayım ben. 120'den kalmazsam iyi. Çalışayım.
edit: Ha bu arada, 19 mayıs çarşamba Milliyet alın ha. Sürpriz. Ben varım. Valla. Eheh. Öperim.


Daçe.

3 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. pınar says:

    adamsendeci,120,adam suratlı ve alors on dance dıbıtıpdıbıtıp :D

    bu kelimeleri googleda aratınca bu yazı çıksa ya.

  2. Poseidon says:

    aah alors on dance a bir zamanlar aşıktım amma velakin aynen bizim okulun şenliklerinde de okula apaçilerin dolması ve bu şarkıyı doğan görünümlü şahinlerinde bangır bangır çalıp bi de fransızca biliyomuş gibi eşlik etmeleri sebebiyle şu sıralar tiksinmekteyim.

  3. Rotring'in de hastasıyımdır. siz alamanlar bu işi biliyor.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)