Kilit. Kilitlen. Uzun süre hiçbir şey düşünemeyerek boşluğa bak. Öyle kaaal, kaal, kaal, kal. Dünyevi seslerin tamamı kaybolsun, gözlerin birbirine yaklaşsın, hiçbir şey duyma, görme, hayatta olduğunu hissedemeyene kadar kilitlen. Kafan ısınsın, şakaklarından bir iki baloncuk ter çıksın. Sonra yavaş yavaş kendine gelmeye başla, dış dünyanın sesleri boğuktan giderek netleşsin. Ellerini filan oynatabildiğini fark et. Derin nefes al, gözlerin normale dönsün. Sen beyinsel fonksiyonlarını yeniden aktive ettin de "Hatırlayamadım?" diye cevap verdim diyene kadar bi bakıcaksın, kadın gitmiş. Mango'da babet bakıyo. Şimdi tabi tamamen uydurdum ama bence her halükârda bu çok saygın bi güdü.
Eğer Melik Duyar değilseniz hayat gerçekten çok acımasız. Ha yok eğer Melik Duyar'sanız, aaa hoşgeldiniz ya hocam naaber? Ben sizi 90'larda takip ettim bi süre, posterity kelimesini poster iti filan diye öğretiyodunuz. Vay beee, bloga nerden geldiniz acaba hocam? Ehehe mail atın da bir ara kahve içelim, tüyolar alayım. Teşekkürleeer, sevgilerimle.
Ne diyorduk?
Tuzlu fıstık neden bu kadar seviliyor hiç anlam veremiyorum. Mesela kaju'nun neden sevildiği çok açık, tamamen Türk insanındaki yabancı sempatizanlığından geliyor. Kaju tam bir adamsendeci, içten pazarlıklı bir hayvan kaju. Neden bu kadar kin kustum, çünkü kaju'nun tadı çok güzel. İnsanı bağlıyor. Ama hayvan gibi pahalı. Mesela gittin kuruyemişçiye, diyosun ki biraz çerez alayım yemelik. Tuzlu fıstık alıyorsun, badem alıyorsun, mısır filan belki, işte yanında biraz kuru üzüm, kabak çekirdeği vesaire derken kasaya gittiğinde bi fiyat söylüyolar, ödüyosun. Hah. İşte kaju yemek istersen, sadece kajudan bahsediyorum, yine aynı parayı ödüyorsun. Para başına düşen yemiş miktarı eksponansiyel olarak azalıyor. Ee. Benim yemiş miktarım düştüğü gibi, yemişten alacağım hazda da bi artma oluyor. Çünkü kaju'nun tadı çok güzel. İnsanı bağlıyor. İşte böyle ikilemlerde bıraktığı için kaju tam bir ırıspıçıcığı. Sevgiler kaju.
Bozuklukları koyduğu yere "The Boss" diye çıkartma yapıştırmış dolmuşçu var.
İsviçreli bilimadamlarının yaptığı bir araştırmaya göre, bir yılda tam 1 ayım dolmuşta geçiyormuş. Evet bilimadamları olmasa da istatisyen tatlısı cancaazın yaptığı bi araştırmaya göre. Hatta araştırma da dediğim, bildiğin hesap makinesi işlemi. Neyse mühim olan o değil. Mühim olan günde 2 saatten ayda 56 saat, yılda da 28 günümü dolmuş içerisinde, dolmuş havasını soluyarak, dolmuşta yaşayarak geçiriyor olmam. Ressmen her yıl bir ay dolmuştayım lan. Oha. Bence bu çok acayip bi istastistik oldu.
O zaman iyakşamlar.
Daçe.


ahahahhahahahhahha fil hafızalı kadına çok güldüm. Ama sonra pek gülmedim, ben de mi öyleyim diye düşündüm. Güldürürken düşündürmek bu olsa gerek! 'yakşamlar' der kaçarım. :)
eeöö (düşünüyor gibi yapıp zaman kazanıyor), teşekkür ve sevgilerimle, yakşamlar :)
evlat,hesaplattırdım benim de bir yılda 1 ayım bmw de, 1,5 ayım lamborghini de,yaklaşık 1 ayım da helikopterimde geçiyomuş.senin gibi dolmuş insanı olsam napardım bilmemm,napardım bilmem
Ahahahha şu an kendimi okudum resmen! Yalnız böyle bir hafızaya sahip olmanın kötü yanları da var. Mesela, sen yine 7-8 sene öncesinden bir şeyler anlatmaya başlıyorsun. Sonra bir daha, bir daha, daha fazla ve daha fazla... İnsanlar bir süre sonra tarihin tozlu sayfalarından koparıp anlatmış olduğun o küçük detayları hatırlayamadığı için yalan söylediğini, uydurduğunu falan düşünmeye başlıyor :)
ahoahaohaoha çok güzel yazı olmuş daçe. Klasik bir daçe yazısı okuyarak gülme eğlenme aktivitemin daha sonuna geldim teşekkürler :)
ben teşekkür ederim gadasını aldığım.