2 Aralık 2010 Perşembe

Girilmez'li Kapılar (felsefi gibi oldu lan ehehe)

1 tane ömer üründül tadında yorum
● Selamlar sevgili okur ne yaptın.
● Blogdaki en laçka başlığı da attım, oh mis.
● Bu paragrafın adı göt popo: İnsanoğlu, çok afedersin, poposu olmadan bir hiç sevgili okur, ben artık buna kesin karar verdim. Öyle yok cinsel organımız, yok beynimiz, kalbimiz falan değil; özellikle bir göte popoya sahip olmadan asla yapamazdık. Eminim. İnsan, o kadar seviyor ki kendi götünü poposunu, ona o kadar iyi bakmaya gayret ediyor ki. Bi kere, nerde ne zaman olursa olsun, insanın içinde "evvela götü popoyu bir sağlama alayım" içgüdüsü aktive oluyor. Bu arada bu paragrafta biraz fazla göt popo diyor olabilirim kusura bakmayın. Ama bunları da yazmazsam olmaz. Sansür zihniyeti nereye kadar. Sonuçta göt popo önemli. Neyse devam ediyorum; bi insanın eğer götü poposu sağlam yerdeyse, onu bi yere dayamışsa, oturmuşsa, o ağırlık merkezine doğrudan etki eden kütle rahata ermişse, sen o insana dünyanın en acı küfrünü et, en analı bacılı lafını say, o insan o kadar kolay sinirlenmez. En azından ayakta ve savunmasız halde olduğundan daha soğukkanlı davranır. Böyleyken böyle. Özellikle yaşlı insanlarda bu göt sevgisi daha çok var bak. "Ooooy aman amanamanama yavrıım" diyip geriye geriye gidip mutlaka bi yere oturmaları, yer yoksa bile mutlaka bi yer bulabilmeleri bu yüzden. Hatta biraz daha ileri götürecek poporacak olursam, tarih boyunca çıkan savaşlar hep "göt" popo yüzünden çıkmış sevgili okur. Para, kadın, petrol, silah vs. bunlar değil. Sadece ama sadece göt popo yüzünden. Devletlerin "zaman kötü" mentalitesi buradan geliyor mesela. Daha fazla göt popo demeden bitireyim paragrafı. Ağız ishali deniyor işte buna da.
● Beni en çok üzen şeylerden biri de, GİRİLMEZ yazan kapıdan personelin elini kolunu sallayarak girip çıkabilmesi ve senin tamamen bu olayın dışında kalmandır. Bundan öte bir dışlama, bir faşizm, bir üstünırkı korumacılık var mıdır ya? Resmen, yani bu kadar da utanmazlık olmaz, açıkça "Personel harici giremez." yazıyor. Allahalla. Hayır gözümün önünde o GİRİLMEZ'den girip çıkmalar, ne bileyim, dışlar gibi, canımı sıkıyor biraz. Sonra geçiyor ama.
● Hapşırıkla aynı anda gelen öksürük'ün, mümkünse, Allah belasını versin. Islak sopalarla versin hem de.
● Bizim Statik dersimizin, böyle force'ları, moment'leri, equilibrium'ları incelediğimiz, dünyanın ilmine ilim kattığımız dersimizin hocasının inşaat mühendisliği mezunu olması ve her ders [ki petrol mühendisliği öğrencisiyiz] inşaatçı damarı tutup konuyu mutlaka köprü-baraj inşaatlarına, binalara, gökdelenlere getiriyor olması ve size yemin ederim ki uzun cümle yazıcam diye başını unutmuş olmam bu cümleyi sağ sâlim bir yere bağlayabilmeme engel değil.
● İngilizce'deki en sevdiğim kelimelerden birisin equilibrium. Biraz daha kassan kendi dilini oluşturucaksın. Ama biz seni böyle de çok seviyoruz. Gerçekten karizma sahibi insansın. Mert insansın. Nice ermişleri "doğru yazıcam" diye, nice dervişleri de "doğru telaffuz edicem" diye harcadın. Canım equilibrium.
● Bilgi köşesi: Zamanında okumadığı sınavları hala daha okumamakta ısrar eden hocaya "E ama senin de Allah belanı versin" denir. | Pirinç ve tahıl tozuyla yapılan ulusal Japon içkisine "saki" [sağ-ki]; saki'yi fazla kaçırıp etraftaki 'karıya-kıza' laf atma raddesine gelen şuursuz Japon'a da "sakin ol dostum" denir. | Özellikle bu son söylediğime kötü espri denir.
● Bazı işletme ya da alışveriş merkezlerindeki tuvaletlerde bulunan "hava üfleyerek el kurutma aparatı" var ya sevgili okur. İşte o apartlardan bazılarının o kadar çalışma isteği yok ki. O kadar yok ki yani. O kadar olur. [bi yere bağlamak istemez miydim sanıyorsun]
● Saat 10:30 falan, kalkmak için önce dolmayı bekleyen dolmuşta geçtim yerime oturdum, açtım kitap okuyorum. Böyle biraz da okuması zor bi kitap falan (yazar burda hava mı atıyor yoksa gerizekalı olduğunu mu söylüyor orası şey değil daha). Tam ben kitabımı açtım, dolmuşa iki kişi binip arkama geçti. Arkadaşlarmış. Konuşuyolar böyle, muhabbet hayvan gibi coşkulu falan. Neyse dedim, okurum ben bu kitabı. Okunur dedim okunacak. Sonra iki kişi daha bindi. Onlar da kendi içlerinde arkadaşlarmış. Muhabbete başladılar böyle şakalar espriler filan. Ben hala kitabımı okumaya çalışıyorum. Akabinde 3 kişi bindi. Bunlar da arkadaş. ANUHAHUNANAHUAHA diye gülüşmeler gırla gitmeye başladı. Kafa gitti benim. Okuyamıyorum. Ama bi yandan da okumak istiyorum. İnat ettim. En son iki kişi bindi yine, elbette arkadaşlar, ama arkadaşlıkları yetmiyor gibi bi de dolmuşta önceden 'binili' başka birileriyle daha arkadaş çıktılar. ALLAHSSENBÜYÜKSÜN. Kafayı yiyordum la. Bir anda ilkokul üçüncü sınıftan farksız oldu dolmuş, o kadar gürültü, o kadar her yerden aynı anda gelen apayrı muhabbetler sardı ki bedenimi. Ben kitaba bakıyorum, kitap bana bakıyo. En sonunda EEEH dedim sizinle mi uğraşıcam lan! Ha naptım, öyle mal mal kitaba bakmaya devam ettim. Anlamadan öylece baktım. Bi an için hepsi aynı anda susar umuduyla... Öyle bişey olmadı tabi. Allah dolmuşta kurulan arkadaş klanının belasını versin.
● Çok fazla bela okudum di mi. Bak kıyamıyorum da hiç.
● Kahve benim uykumu getiriyor sevgili okur.
● İyi geceler, ya da en azından iyi layk'lamalar sana. Öperim.

Daçe.

Bir kişi Ömer Üründül olmaya çabaladı

  1. O İngilizce kelimeden film yapmışlar. Tam bir anlam ifade etmeyen film ismiydi zaten bence. Balans ve Manevra vardı mesela. Öyle de diyebilirlerdi. Artislik yapmışlar. Ayıp etmişler.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)