15 Kasım 2010 Pazartesi

Umutçuğum.

1 tane ömer üründül tadında yorum
en sevmediğim şey de resmin içine içine yazılan, kesemediğimiz linkler filan.
...

Uzaktaki objeyi görebilmek için gözlerini kartal gibi kısmaya zorlayan güzel insanlardan biri Umut Sarıkaya, miyopluğundan bahsettiği bir yazısında şöyle der:
"Ağır derece miyop ve gözlüksüz olunca insan ister istemez mutluluğu da uzaklarda aramıyor. Evin yolu belli, işin güzergâhı belli... Ama gözlüksüz biri için her şey o kadar da kolay olmuyor, mesela bilinmeyen bi yere giderken otobüs tabelalarını okumak büyük bir ızdırap, sinemaya gitmek baş ağrısı, konserler anlamsız, selam veren dostların beyhude çabaları veya iki masa ötede oturan çok güzel bir kız ise manasız kalıyor..."
Ben burada kalkıp da "Umutçuğum aynı ben!" diyecek değilim. Ama size bişey söyliyim mi? Umutçuğum hakikaten de beni yazmış burda böylece. Benden bahsediyor. Yazar burda, kimse üstüne alınmasın rica edeceğim, düpedüz bana sesleniyor; özellikle de "beyhude çabalar" benim göbekadımdır aramızda kalsın.
...

Hepi topu beş saattir aralıksız ayaktaydım ve bileklerime yaşattığım bu travmadan tamamen ben sorumluydum. Bir erkek için beş saat boyunca alışverişte olmak öyle çok sık görülür bir şey değil. Kaldı ki, benim de öyle çok sık gördüğüm bir şey değildi. Ne statükocu ayak bileklerim ne de tıpkı bir olimpiyat şampiyonu millî halterci edasıyla saatlerdir onlarca poşeti dengeyle kaldırmaya çalışan makus tâlihli ellerim böyle bir tiyatroyu hak ediyordu. "Kendime bi tane pantol aliyim ya" diye başladığım günü alışveriş delisi olarak kapatacaktım resmen. Yalnız başımaydım, ilk kez bu kadar alışverişi bir anda yapıyordum ve sahip olduğum tüm bu laktik asit fantezili vücut uzuvlarıma rağmen "oha süpermiş lan bu gözlük" filan diye gazı veren aklıma bir türlü hâkim olamıyordum.
Tezgah görevlisinin binbir oyunla bana kazığın âlâsını ver ettiği bir pazarlıktan hemen sonra kapıp çıkıverdiğim yepisyeni gözlüğümü bir hevesle taktım. Kışın güneş gözlüğü takan insandan pek hazzetmezdim, ama şu an kendi ukala görünüşümden epey haz duyuyordum. Caddeye çıktığım gibi yemyeşil bir özgüven barıyla sağlı sollu ilerlemeye başladım. Fakat saatlerdir kalbime tekrar pompalanamayan kan yüzümü kıpkırmızı etmişti. Gerçi, ne zaman etmemişti şerefsizin oğlu. Ne zaman bir sıcak, ne zaman bir soğuk, ne zaman bir sakin, ne zaman bir heyecanlı an olsa nur topu gibi kızartıyordu suratımı. Tek kelimeyle "hayin" bir dolaşım sistemim var sevgili okur. Hain değil... Yorulduğumdan kelli, sanki kalabalığın arasında slalom yarışçısı gibi kıvrılarak ilerleyen ben değilmişim de, ben olduğum yerde kalırken karşıdan gelenler taşı çevreleyen akarsular gibi etrafımdan geçiyormuş gibiydi. Ya da bilemiyorum, sırf süslü sözler yazmak için de yazmış olabilirim bu cümleyi.
O sırada karşıdan gelen insanlardan birinin beni o an fark edercesine bakıp gülümsediğini hissettim. Belki de bana öyle gelmişti. Birkaç adım daha yakınlaşınca yüzündeki karanlık bölgenin giderek büyüdüğünü fark edebiliyordum; üstelik karşıdan gelen yabancının sağ eli havaya kalkmış, benim geldiğim yöne doğru sallanıyordu. Hayatım boyunca pek çok kez verilen selamı alamadığım oldu sevgili okur. Zira uzaktaki insanın bana verdiği selamı, salladığı o pamuk elleri, hiçbir zaman olduğu gibi aktarmadı adamsendeci gözlerim. Hep  bir parazit soktu araya, sinyal zayıf dedi bişey dedi, hep buğulu ve bulanık gördüm uzağı. Nicedir ki pek çok arkadaşım başlarda bu yüzden bana posta koyuyor, sonraları benim miyop olduğumu öğrenince, bu karşılık alamadıkları selamları çok takmıyorlardı. Ve işte yine böyle anların bir yenisiyle karşı karşıyaydım, fakat bu kez belli ki karşıdan gelen yabancının miyop olduğumdan zerre kadar haberi yoktu. "Bulanık mulanık ama kesin tanıyorumdur" diye ben de elimi kaldırıp sağa sola salladım. Yüzümde her ihtimale karşı, belki de tanımıyorumdur da benim arkamdaki insanlara el sallıyordur diye belli belirsiz bir gülümseme bıraktım. Bu gülümseme ki, karşıdan gelenin gerçekten bir yabancı çıkması takdirinde bir anda aklımdan geçen bir şeyi hatırlamışçasına tebessüm ediyor olduğum hissini verecek, karşıdan gelenin esaslı bir tanıdık çıkması takdirinde ise "Vaaay naaber yaa? :)))" modu içten sırıtışına geçecekti.
"Daçeee!!!"
Hala çıkaramıyordum ama belli ki o beni her yerden çıkarabilecek memnuniyete sahipti. Aksinin ayıp olacağını düşünerek karşılık verdim: "Eheh naaber yaa? :)))"
Yabancı resmen dibime gelmişti ama hala bulanık ve mozaikliydi. Gözlerim beni yine kontrpiyede mi bırakıyordu yoksa? Devam etti:
"Oğlum nerelerdesin sen yaa hayvan herif, görünmedin lan yıllardır!!"
Miyop olmanın sonucu olarak insan kendine birtakım yeni oyunlar buluyor. Bunlardan en zevklisi de, uzaktan gelen bulanık yabancı hakkında bir sürü tahmin ortaya atmak ve yakına gelince bunlardan kaçının tuttuğunu görmek. Adımlarca uzaktan bana doğru büyük bir kinetizmle gelen yabancı hakkında "aksansız ama bozuk ağızlı, yanık tenli, iç anadolulu bir erkek; tahminen Mmmmegasite hayranı; tanıdığım bi arkadaş olma ihtimali: %35" diye ortaya attığım tahminimin tutup tutmadığına bakmak için, onu hala seçemesem de konuşturmaya çalışıyordum.
"Ehehe lan işte buralardayım ya öyle takılıyorum okul filan, sen nerelerdesin asıl?"
Dünyanın neresinde olursa olsun, soyadımla hitap eden biri gerçekten de çok can bir arkadaşımdır. Bu düşünceyle ona doğru ilerlerken, bir anda hemen arkamdan omzuma "Pardon!" diye bir poke geldi. İnce sesli, narin bir pardon'du, müsaade ettim. Etmez olaydım! Saniyeler içinde arkamdan beni dürtüp önüme geçen bu uzun saçlı kısa boylu 'pardon' kız, karşıdan gelen bulanık yabancıyla, yabancıysa da bana yabancı, sana ne, bu yabancıyla ortada buluşup birbirlerine sarıldı. "Nası lan, ney, nelelororo?" demeye kalmadan merakımı gidermek için yanlarına gittim ben de hızlı adımlarla. Bir erkeğin hayatında, gözlerinin onu yanılttığı anlar vardır sevgili okur. Ama benim gözlerim gerçekten de abartıyordu artık. Zira yanlarına gittiğimde fark ettiğim şey, uzaktan gelen ama artık bulanık olmayan yabancının çok kısa saçlı, kısa boylu, gerçekten de yanık tenli ama Megasite fanı ne kelime, tam bir gotik üniversite ergeni bir kız olduğuydu. Kalakalmıştım. Daha önce de çok yanıldığım oluyordu ama cinsiyetine kadar da yanılır mıydı bir insan, yanıltır mıydı kancık miyop gözlerim... Ohaydı. Ama peki hani "Daçee" diye bağırmıştı? Yanlış mı duydumdu? İki kız yıllar önce birbirlerini kazara kaybeden lezbiyen sevgililermişçesine sarılıp öpüşürken, bulanık yabancının, dürtükçü kıza bakıp "Yaa Ayçin nerelerdesin oğlum sen laan ahahah! Valla inanır mısın demin de bi hatun gördüm aynı sana benziyodu, bi anda nası tesadüf oldu yaa harbiden!!"
Bir kızın başka bir hemcinsine aynı cümle içinde "oğlum", "hatun" ve "harbi(den)" sözcüklerini kullanması pek sık görülen bir şey değil sevgili okur. Kaldı ki, ben de gördüğüm anda arkama bakmadan kaçar, çitalar gibi koşar, 100 kilometreye nerden baksan bi 10 saniyede çıkabilirim. Öyle de yaptım. Bir anda hem gözlerimin, hem kulaklarımın beni adamsendeci pazarlamacılar gibi yanıltması, hem de dünyanın en özenti olmaya özenen gotik kızını görmüşlüğün verdiği canhıraş korkuyla ortadan kayboldum. Acaba nereye gidicektim? Ne yapıcaktım? Eyvah evyahlık bir durumda mıydım? Yok lan sen de amma abarttın sevgili okur, eve gittim nereye gidicem. (Güneş) Gözlüğümü çıkardım, (numaralı) gözlüğümü taktım; artık kimseler değmesindi net görüş keyfime. Oh mis.

Daçe.

Bir kişi Ömer Üründül olmaya çabaladı

  1. Miyop gözlere yüklenme. Sorun belki de güneş gözlüğünde. Kışın kabul etmemiş olabilir zira gözler. Gotik kıza gelince, olur öyle.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)