Çıktım evden, saat 7:05 filan. Yukardaki caddeye çıkıp 7:30 otobüsüne yetişeceğim. Evin önünde de çok fantastik bir yokuş var bizim. Yokuş dediğim, o yukardaki caddeye çıkan ve evin önünden geçen sokak yani. Çok dik ve uzun. Her sabah inatla orayı çıksam da kondisyon sıfır. Neyse. Bugün de çıktım. Tepeye vardığımda, yani caddeye, nefes nefeseydim, kalbim ağzımdan çıkarcasına atıyordu ve hava buz gibi soğuktu. Yani o otobüse bineceğim diye öleceğidim bugün. Bir ton küfrettim. Neye olursa; havaya, yokuşa, kondisyonuma, bu saate ders koyan zihniyete.. Her şeye.
Saat 8:10 suları. Petrol binasına varabildim sonunda. Öyle ağzına sıçtığım bir soğuktu ki; burnum akıyor, o akan şey donuyor, bu durum burnumun tıkanmasına sebep oluyor ve böylece ağzımdan nefes almam gerekiyor, o zaman da boğazım ağrıyordu. Off.. Küfür etmiş miydim? Ettim, değil mi..
8:40 dersi bir başladı, bir baktım ilk dönemdeki oryantasyonun aynısını anlatıyor. Tek fark; ilk dönem türkçesiydi, bu kez ingilizcesi. Öylece oturup yirmi beş dakika onu dinledim. Bi de, benim bölümde çok fazla Angolalı olduğunu biliyordum ama bugün gittiğimde ortam Harlem'e dönmüştü. "Hey bro!" nidalarıyla gezinmek istesem de bir avuç zenciyle muhattap olmak istemedim sabahın köründe. Yani rasist bi insan değilim; sadece, o saatte türkçe bile konuşamıyorum, bi de ingilizce için mi kasıcam.
Düşündüm sonra; "ulan" dedim "bu kadar işkenceyi, sabah sabah bir avuç Angolalı görmek ve daha önceden dinlediğim saçma şeyin ingilizcesini dinlemek için mi çektim? bu kadar yolu buna mı geldim?".. Hey Allaam, dedim. Küfür de etmiş olabilirim. Çıktım sonra paşa paşa hazırlığa gittim. Her gün gittiğim yere. Ve 9:40 derslerine şükrettim. Bu yıl yine iyiyim dedim, kapıyı tıklatıp girdim derse...
Daçe, Petrol Ofisinden bildirdi.

Yorum Gönder