● Kurban bayramınızı kutlarım falan da, aslında dördüncü güne kalmasaydım iyiydi. Dört gün bayram mı olur olm? Ben bile daraldım yani şurda. Bi de bütün o kaçan inek, sevimli boğa, sakinleştirilemeyen angus haberleri bitiyo, kalmıyo dördüncü güne. Littleiv'ın da söylediği gibi, dördüncü gün tam bir evlatlık.
Okumaya devam →
● Neaberss? ;))9)
● Allah kimseye şişman çocuk özgüveni vermesin sevgili okur. Maazallah. Üstelik o çocuk bi de Amerikan tıraşlıysa, o çocuk bi de esmer yanık tenliyse falan, "ne bakıyon lan? bakma s.kerim belanı! bakma lan! sen de bakma!" triplerine giriyo gibi oluyo. Yemin ediyorum Jackie Chan'de yok o kadar özgüven. Geçen bir denk geliverigeliveriyodum da, olmadı çoğşükür.
● Allah kimseye şişman çocuk özgüveni vermesin sevgili okur. Maazallah. Üstelik o çocuk bi de Amerikan tıraşlıysa, o çocuk bi de esmer yanık tenliyse falan, "ne bakıyon lan? bakma s.kerim belanı! bakma lan! sen de bakma!" triplerine giriyo gibi oluyo. Yemin ediyorum Jackie Chan'de yok o kadar özgüven. Geçen bir denk geliverigeliveriyodum da, olmadı çoğşükür.
● Yaratıcı çocuk küfürleri arasında, afedersin, "bela s.kmek" deyimini hiçbir zaman anlayamadım.
● O diil de Ankara'da böyle; "Aşağı Eğlence", "Yukarı Eğlence", "Gazino", "Asfalt" gibi semt isimleri olması ne kadar ilginç diil mi? Ondan sonra Ankara'ya sıkıcı şehir filan diyolar. Asfalt diyorum, Gazino diyorum lan!
● Allah da kimseye tek DJ'li radyo vermesin. Sabah akşam Virgin açık, drive'lar dışında sürekli aynı adam var (uu beybi drayv filan diyo teknik konuşuyo). Adamın adı da nedir bilmiyorum ama mesela İsmail olsun; işte benim içim dışım İsmail oldu. O zaman İsmail Fm olsun kardeşim. Hayret bişey. İsmail diye de DJ hiç olmadı ama. "DJ İss" filan... Yok yok olmuyür.
melih gökçek ile şanghay hatırası.
evet biraz alakasız filan ama.
● "Huzursuz bacak sendromu" diye bişey var, bilmiyorum biliyo musun sevgili okur. İsmi çok güzel diil mi? Ne bir latince kelime, ne bir endikasyon kundikasyon. Tamaamen Türkçe. Bizden biri gibi. Sanki bi tek bizde olurmuş gibi. Nitekim babamda filan oluyodu bi ara. Yani demek istediğim; bak ne güzel, yapınca oluyo. Olmuyo diil. Benim de böyle böyle tıp bilimine naçiz katkılarım olsun istiyorum, ne biliyim mesela depresif ayak, iyimser omuz, umutlu göbek diye sendrom isimleri olabilir. Ya da... çok saçma oldu evet.● Bi kere de "İstermisiniz" diil de, adam gibi, "İster misiniz" yazın arkadaş. Kim işletmesine yeni eleman arıyosa, afişine "Bizimle Çalışmak İstermisiniz" yazıyo. Yemin ediyorum bi gün oraya kurşun kalemle bi edit yapıcam, "Bizimle Dilbilgisi Çalışmak İstermisiniz" olucak. Oha. Bence çok güzel fikir oldu. Bi' ara pratiğe geçittirmek lazım.
● Küçük şeylerle mutlu olabilen insan gerçekten de çok sevimli, takdir edilesi; ama ne biliyim; Kızılay'da dolaşmakta olan dört kişilik bi arkadaş grubundan bi anda "Bi fotoğraf çekilek la!" fikri çıkıyo, bi tanesi telefonunu çıkarıyo çekmek için, diğer üçü arkasına Kızılay'da herhangi bi yer manzarası alıyo, atıyorum Burger King önü. Öylesine bi fotoğraf. Böyle buram buram yüzeysellik, apaçilik, işimiz gücümüz yok'çuluk kokuları eşliğinde. Kızılay'da herhangi bi yer manzarası da, o an onun için oluyo adeta bir sağa yatan Pisa Kulesi; adeta bir Kolozyum herhal.
kızılay değilse de...
● Pisa'nın aslında Pizza olmadığını öğrendiğimde (yaş on iki filan) yıkılmıştım. Şimdi biraz daha iyi gibiyim.
● "Hadi pleysteyşın oynıyalım!" diye büyük bir hayata bağlılıkla "beynine vermeyi" teklif ettiğin arkadaşının, sen sırf oyun daha zevkli olsun diye orta halli bi takımı seçtikten sonra gidip en güçlü takımı seçmesi de, ne biliyim, bence çok büyük adamsendecilik örneği. Tahminen o arkadaş, çocukluğundan beri Sims'te para, GTA'da sağlık ve silah şifreleri yazmadan oynayamayan da bir insan. Kendisi bu satırlardan habersiz olacağı için gerçekten şu an ne kadar sayabilirsem o kadar iyi. Ha ama yanlış anlaşılmasın, sonraki maçlarda "verdim" kendisinin "beynine". Ama parmağımı da sakatladım o ayrı.
● New York'ta Beş Minare'de her şey çok olağan geldi de, bi tek Engin Altan'ın o zenci gengstalarla nası can ciğer arkadaş olduğunu bi türlü çözemedim. Hayır ne biliyim sarışın, beybifeys de bi insan kendisi. İnsanın aklına her türlü şey geliyü.
● Peki o filmin İngilizceye, olduğu gibi, "Five Minarets in New York" diye çevrilmesi?
● O diil de gerçekten pazarlık konusunda çok ballı bi insanım sevgili okur. Pazarlık yapmayı hiç beceremiyorum, teknik yok yani, niyet var ama yapamıyorum bi türlü. Ağzıma yüzüme bulaştırıyorum. Ama nasılsa, her seferinde çok deli indirim yaptırıp alıyorum alıcağımı. İnanılmaz ballıyım. Keşke biraz da bilsem pazarlık yapabilmeyi, daha zevkli olucak. Misal, geçen gün gittim, Kızılay'daki işportacılardan yepisyeni 4 poster aldım. Asmalık. Tanesini 5 liradan satıyomuş. Noluyor haliyle, 4 tanesi 20 lira. Şimdi böyle uzaktan bakıyodum, bi anda Hop! diye geldim tezgâha. Dedim, "Ne kadar aabi?" Bi kere "abi" dersen nası pazarlık yapıcaksın di mi? Ama abi de resmen abi yani, 35'inde, belki 40'ına gelmiş. Neyse. Hiç istifini bozmadan, soğukkanlılıkla "5 lira." dedi. Öyle bir "5 lira." ki o, "İnanılmaz kararlıyım 5 liraya satmakta, 1 kuruş indirim istersen s.çarım ağzına" diyo adeta. "Hmmff" dedim, "Peki" dedim, "Bana ne kadara vericen?" Hayır daha ilk dakikadan "Bana kaça olur?" muhabbeti çevrilir mi? Pazarlık konusunda ne kadar amatör olduğum ortaya çıktı resmen. Ama işte, ballı mıyım neyim, ya da beybifeysim diye insanlar kıyamıyo mudur nedir. Şey mi diyolar bi anda acaba "Ulan aslında tanesini 5 liradan sokuyoruz insanlara normalde ama tanımlayamadığım bir his, bu temiz yüzlü iyi aile çocuğuna indirim yapmama neden oluyür" falan. Adam direktman dedi ki "3 tane al bi tane de ben hediye ediyim sana" İşte o an dünyalar benim oldu sevgili okur. Göz göre göre 20 liralık alışverişi 15 liraya kapatıcaktım. Daha ilk üç dakika içinde yüzde 25 indirim yaptırmıştım. Posterlerimi aldım kolumun altına, verdim 15 lirayı, eve kadar çocuklar gibi şen gittim. Çünkü boru diil, amatör filan da olsam, o indirim yapılıyordu. Ve bir paragraf daha çok uzadığı için burada bitiyordu.
● Gerçekten çok uzun paragraftan hiç hazzetmiyorum. Hiperaktif çocuklar gibi çok uzun paragraf, kıpır kıpır, bitmiycek gibi hiç.
● O diil de ben gidiyim ya. Bayramın dördüncü günü filan da olsa kutlarım. Selametle sevgili okur.





