18 Temmuz 2014 Cuma

Nuran'ı İlk Gördüğüm Gün

1 tane ömer üründül tadında yorum
Bu hikâyede bahsi geçen kişi ya da kurumların, gerçek kişi ve kurumlarla alakalı olma ihtimali, Como Gölü’ne hipopotam avlamaya gidip, kanatlı bir dağ aslanı tarafından öldürülmeniz ihtimaliyle aynı kesinliktedir.

***

Nuran’ı ilk gördüğüm günü hatırlıyorum da… Aylardan temmuz, günlerden pazartesiydi ve saat o güne kadarki bütün yaz günlerinin en güzel akşam yedisiydi. Saatin yedi olduğunu çok iyi hatırlıyorum çünkü tam yedide, bir saat sonra başlayacak vardiyama yetişmek üzere evden çıkmıştım. Önceki aylardan kalma ilkbahar çiçeklerinin tüm şehirdeki otomobil egzozlarına ve şehrin batısından içine doğru esen endüstri yellerine topyekûn direnebildiği yıllardan birindeydik.

Güzel zamanlardı; gerçekten...

Kadınlar pembe gül desenli babetler üzerine cesurca sergiledikleri bacaklarına yapışan siyah taytlar, üzerine kavisli hatlarının devamındaki sıkı kalçalarını isteksizce kapatan transparan tunikler ve tek omuzlarında beliren renkli sutyen askılarıyla, hafif esintili ve çiçek kokulu yaz günlerimize görsel sponsorluk ediyorlardı. Bu giyim tarzı zamanın genç kızları arasında öylesine çabucak yayılıp moda olmuştu ki, şehrin sokaklarında bundan farklı giyinmiş bir kız görseniz onun ya uzaydan geldiğine ya da bundan çok zaman önce yaşamış birinin hayaletinin dolaştığına kendinizi inandırmak zorunda kalabilirdiniz.

Ter kokulu, hantal banliyö trenleri ağzına kadar yolcu almış olmalıydı şimdiden, ve istasyonların tümü hınca hınç insan cehennemiydi. İş çıkışlarında her gün gibi bugün de araba trafiği yerli yersiz kazalarla ve yalnızca yersiz kavgalarla kilitlenmişti bile belki çoktan. Vapurlar vızır vızır insan taşıyordu; denizin üzerini yüksekçe bir tepeden izleseniz, çevik beyaz orkinoslar kıyılara vuruyor zannederdiniz. Toplu taşıma araçlarının hepsi tıka basa lise öğrencileriyle doluyordu. Birbirine âşık liseliler, birbirine aşkını ilân edemeyen liseliler, kavga eden liseliler, coşkulu kalabalık gruplar oluşturan liseliler, öğretmenlerinin bindiği arabaları değerlendiren liseliler, anne-babalarının boşanma kararını öğrenip depresyona giren liseliler, disipline giden liseliler, disiplinden kaçan liseliler… Liseliler oğlu liseliler. Dünya nüfusu bugün bu kadar dinamikse, liselilerin çoğunluğu oluşturuyor olmasındandır.

Dört saatlik gündüz uykusunun ardından iki saat kadar önce uyanmış, kahvaltı yapmamıştım. Kahvaltı edecek fırsat elbette olurdu ama bu kadar iyi demlenmiş bir çay gün içinde bir daha bulamayacaktım, o yüzden evden çıkmadan, Medeni’nin demlediği ceylan kanı seylan çayından kana kana bir bardak içtim. Çayın kanıma hızlıca karışması önce şekerimi düşürdü, açlığımı iyice fark ettirdi ve başım dönmeye başladı. Sonra bu baş dönmesi öyle sert, öyle keskin olmaya başladı ki; dışarı çıkar çıkmaz yiyecek bir şeyler almaya kendimi ikna ettim.

İlk gördüğüm pastaneye girecektim.

Girmez olaydım; zira yalnızca iki zeytinli poğaça ya da bir Ankara simidi alıp yoluma onu bir daha hatırlamamak üzere devam edeceğim pastane, hayatımın, belki de paralel dünyalarla beraber var olduğum tüm hayatlarımın en görkemli, en ölümcül, en sert, en güçlü tutulmasını yaşadığım, hiçbir zaman unutulmayacak bir mekâna dönüvermişti.

Nuran’ı ilk kez orada, Beşiktaş Pastanesi’nde gördüm. Aylardan temmuz, günlerden pazartesi, saatler yediyi belki bir nebze geçmekteyken, Nuran, bir erkeğin karşısına çıkabilecek en güzel kadın olarak yakınçağın medeniyetler tarihi kitaplarına geçmek üzereydi.


[...]


Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)