26 Haziran 2012 Salı

Endülüs Yolları - Birinci Volüm

5 tane ömer üründül tadında yorum
 easyjet dediler dolmuş çıktı. (temsili)

"Ole! Ole! Ole!" diye bağırıyordu çılgın kalabalık ve içlerinden yalnızca pek azını tanıyordum. Tamam, itiraf etmek gerekirse hiçbirini tanımıyordum ama zaten yarısı buradaki arkadaşlarıma, diğer yarısı da birbirine benziyordu. Evet, aziz dostlar, Madrid-Barajas havaalanındaki bu deli dolu sevgi seli Türkiye'den gelen iki turist, ben ve cancaazım için neşeyle raks ediyordu...

Böyle olması normal, ama gerekli değildi; ne de olsa ikimiz de bu kadar büyük bir ilgiye alışkın olmayan mütevazi insanlardık. Yine de bize, birinci ligde oynayan küçük bir İspanyol takımına transfer olmuş az ünlü ama çok yetenekli zenci futbolcu muamelesi yapılmasından hoşnut kalmadığımızı söyleyemem.

Barajas havaalanından itibaren inanılmaz eğlenceli, müthiş hatıralar kazandık ama onlara gelmeden önce dilerseniz Madrid'e kadar olan heyecan, adrenalin ve aksiyon dolu yol haritamızdan bahsedeceğim...

İlk başta Ankara'dan İstanbul'a, oradan İsviçre-Basel'e (çünkü en ucuz şekilde Avrupa'ya çıkmak Basel'den oluyor, kıpss), oradan da Madrid'e uçtuk. Tabii hayatı boyunca uçağı yalnızca bir kez, onda da Adıyaman'a gitmek için kullanmış birine (o uçak da tamamen Allah'a emanetti, böyle pervaneli falan, bak gene benim tüyler diken) aynı gün içinde üst üste 3 uçak deneyimi biraz ağır oldu...

Buradan İstanbul'a efendi gibi Pegasus'la gittiğimiz için pek öyle anlatacağım, hakkında şakalar yapıp ekmeğini yiyebileceğim hikayeler çıkmadı; ama gel gelelim ne zaman ki biz İsviçre uçağına bindik, işte o zaman gariplikler başlamaya başladı. Başlamaya başlamak. En ilk garipliğimiz, EasyJet'in ta kendisiydi sevgili okur. EasyJet, tıpkı aynı profildeki diğer ucuz havayolu şirketleri (RyanAir, WizzAir, vs) gibi tam bir dolmuş mantığıyla çalışıyor. Biletinizi isterseniz altı ay, isterseniz bir gün önceden alın, uçağa biniş zamanı geldiğinde herkes istediği yere oturuyor. İSTEDİĞİ YERE. Haliyle biz EasyJet İsviçre uçağının kalkacağı yere gittiğimizde gördüğümüz manzara Güvenpark'tan halliceydi: Ne kadar İsviçre vatandaşı varsa (elli kişi filan) "Ucuz uçak beyler, dalın!" diye uçağa geçilecek kapının önünde itiş kakış, tamamen medeniyetten uzak bir kalabalık oluşturuyordu. Biz önce bi şaşırdık tabi, inanamadık, hatta ben bir ara çıkıp "Ya" dedim bunlara doğru, "Ya siz Avrupalısınız" dedim, "Onu da geçtim, İsviçrelisiniz, zenginsiniz, tarafsızsınız" dedim, arada iyice gazı alsınlar diye de "Alpler" dedim, "Heidi" dedim; tabi kimse Türkçe bilmediği için yüzüme mal mal baktı adamsendecinin evlatları. Manzarayı değiştiremeyeceğimi anladığımda biz de aralarına ite kaka karıştık, sonunda kapılar açıldı, "GÖÖÖÖM!!", "SKERLER EN ÖN BENİM!", "DAL DAL DAL DAL!!" ve benzeri okul gezisine katılan liseli nidaları eşliğinde elli atmış İsviç (çünkü İsviçreliye İsviç denir) ve biz iki şaşkın Türk uçağa doluştuk.



Uçaktaki ekibin tamamen fransızca konuşmasından uzun uzun bahsedecek değilim ama bana bir şey sordular mı cevabım çok netti: "Merci!" Başka bişey hatırlamıyorum çünkü fransızcaya dair. Basel'e kadar uyudum farz edip hızlıca ilerleyelim. 'skip to the next level'

Basel'de indiğimizde bizi devasa bir heyecan almıştı zira bir sonraki uçuşa yalnızca yirmi dakika vardı. Yetişebileceğimize ilişkin ihtimaller her geçen dakikayla daha da azalıyor, durduk yere geriliyorduk. Cancaaza dönüp "Buraya kadarmış, beni burda bırakın ben sizi yavaşlatıyorum :(" demeyi ve oracıkta uzanıp kaderime terk edilmeyi bile düşündüm ama muhtemelen İsviç polisler tarafından önce nezarete sonra da sınır dışına atılmak işten olmazdı. İsviçre'ye giriş yapıp, Basel-Mulhouse havaalanı içinde nereye gideceğini bilemeyen iki sincap gibi koşturduk. En sonunda karşımıza çıkan bir yetkiliye uçak biletimizi, Madrid'e gitmemiz gerektiğini ve uçağın on beş-yirmi dakika içinde kalkacağını söyledik. "OK I'm on it!" diyerek, o da nasıl dünden hazır bekliyormuş, tam bir görev adamı, kendisini takip etmemizi söyledi. Dahası, isimlerimizi gören İsviç yetkili birden bire bozuk bir Türkçe'yle "Türk müsünüz?" dedi, meğer allahın isviçi sandığım adam Hasan'ın önde gideniymiş. Neyse bu bize bayaa yardım etti, en son kemeri çıkardığımız yere kadar eşlik edip orada bıraktı. Evet, orası benim için "kemeri çıkardığımız yer". Neyse orada da ben hızlı hızlı kemeri çıkarmaya çalışıyordum, cancaaz da durumumuzu anlatmaya çalışıyordu ki; yine isimlerimizi, bavulun üzerindeki ANKARA - TURKEY yazısını gören İsviç polis memuru, "La Türk müsünüz? Niye Türkçe konuşmuyonuz! :)))" diyerek bizi beş dakika içinde ikinci dumrumuza uğrattı. Durumu ona da açıklayıp bir an önce Madrid uçağımıza koştuk, koşarken de free-shoptan İsviç çikolataları aldık, uçağımıza yerleştik. Heyecan, şaşkınlık ve sonradan gelen rahatlamayla karışık duygular içinde Endülüs topraklarının yolunu tuttuk...

Dünyanın en kötü İngilizcesiyle hizmet sunan EasyJet İspanya ekibine de değinip bu volümü burda bitirmek istiyorum: İngilizceleri gerçekten ÇOK kötü.

Şimdilik görüşmek üzere can okur, yakında topyekun Madrid'i anlatacağım ikinci volümde görüşmek üzre. Yanaklarını mıncırdığımının.

Daçe.
Okumaya devam →
11 Haziran 2012 Pazartesi

Endülüs'te Bir Adamsendeci

1 tane ömer üründül tadında yorum

Sevgili okur, ben bi süre dükkanı bırakıp çıkıyorum. Endülüs'lere yolum var. Yaklaşık iki hafta sonra, döndüğümde, das fantastiş el fantastiko İspanya notlarımla karşında olacağım.

Finallerim filan bitti, sağlığım yerinde, annem babam da çok iyiler selamları var, havalar da sıcak öyle böyle değil, bu arada petrol hala Türkiye'de var ama çıkarttırmıyorlar; hani yeri gelmişken hayatımdan kısa bir kompayleyşın yaparsak..

Muhtemelen Almanya'nın Euro 2012'yi alacağı törene yetişirim. Bol bol öpüyorum. Sağlıcak içinde boğularak can ver can okur.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)