27 Şubat 2012 Pazartesi

Renksiz Göz Aldatmacası

7 tane ömer üründül tadında yorum
ela gözlü olduğuna inandırılan çocuğun o saf gülüşü. halbuse gerçekler çok acı gelecek.

Neaber canım okur yeaa görüşemedik. Böyle de az samimi olunan kişi gibi davranmayıp direk dalayım mı konulara kafadan..

Çok aç olup da buzdolabında dişine göre bişey bulamamanın verdiği can sıkıcı mutsuzluk hâli. Yine de arada bir mutfağa gitme, "Belki bişey vardır da ben görememişimdir lan"cılık, fakat yine canımın dolaptaki hiçbir şeyi çekmemesinden kelli umutsuzlukla açık tutulan çaresiz dolabın kimselere duyuramadığı serin çığlıkları. Allahım bir açlık hâlini nasıl edebileştirdim bi anda ya... Kısaca söylemek gerekirse, allah belasını versin böyle açlığın.

Geçen gün, takım elbisesiyle, ayaküstü, böyle gerine gerine, "Yeaa ben parayı hiç sevmem biliyo musun" diyen bi adam gördüm, nas-ııııl samimiyetsiz, nas-ııııl bir kibirli. Yalancı köpek bi de bunu söylerken jipini (Jeep marka 4x4 araçlardan bahsediyorum) durdurup kenara çekmiş, inmiş, arkadaşıyla dertleşiyordu. JİP evet. Bilinçsiz ve hadsiz hayvan evladı. Kapitalin küçük oğlu seni. Hadi git şimdi yürrrüüüüü! Oh nasıl rahatladım.

Dolmuşta muavin koltuğundaki kişinin inerken de yanındaki kapıyı açıp inmesine inanılmaz saygı duyuyorum. Gerçi böyle deyince sanki hayatta nerde afedersin skimsonik şey var ona saygı duyuyormuşum gibi oldu. Lakin ki öyle değil.

Allah Behzat Ç'de figüranlık yapan adam kadar oyunculuktanbihaberlik vermesin kimseye. Amin.

Dualarım bu kadar kısa ve nettir sevgili okur,, Tanrı'yı niye oyalayayım ki boş yere di mi. Misal ben Tanrı olsam, şimdi yakışıksız bir benzetme oldu tabi ama, mesela yani düşün Tanrı olsam, ilk önce en kısa edilmiş dualara yanıt verirdim. Hatta mümkünse görseli bol yazısı az olanlar favorim olurdu. Uzun duaları da artık boş bi vaktimde değerlendirirdim, ya da "Taam ya neyse şimdi yatiim de bunlara da yarın erken kalkar bakarım" diye kendimi kandırırdım. Bilemiyorum. Duaları son güne bırakmak filan. Ekmeğini yemeye çalıştığım esprilerin hiçbir yere bağlanamayacak olması kuşağında bu hafta...

Bence "ela" diye bi göz rengi yok ya, tamamen, gözlerinin rengi hiçbir ske benzemeyen insanlar üzülmesin diye uydurulmuş bi renk gibi. Ela ne. Sanki, renkli gözlü olmaya çok özenmiş ama olamamış da, bi yandan tam kahverengi de denilmesini istemiyormuş gibi. Allah allaa. Yazık, insanları kandırmayalım artık. Ela diye bir şey yok. Bir de şu şey geyiği var, "Renkli gözlü insanlar evrimini tamamlayamamış ondan öyleymiş biliyo musunnn......." diye, o da mesela tamamen insanın kendini bir kandırmaca içinde bulmak istemesi sadece. Ne gerek var.

Dünya üzerinde Türk tipi övme örneği: Bizim nigga bi' rap yapar, parmaklarını yersin!

Asıl takımının yanında bi de yerel takım tutan kişideki sevimliliğe gel ya. Sabaha kadar ona bütün sırlarını anlatmazsın da naaparsın yani. Popülizmin o kadar da kölesi olmamışlık, kendince bir başkaldırışçılık, elde tutulamama, ne bileyim böyle bir dikkafalılık.

Dikkafalı da küfür gibi.

Pazartesi sendromun olmasın diye gecenin şu saatinde oturup yazdığım bu dev eseri bir çırpıda okuyan göz bebeklerini yediminin. Hadi kendine iyi bak.

Daçe.
Okumaya devam →
16 Şubat 2012 Perşembe

Hastası Olacaksınız: Kendi Parmak İziniz

11 tane ömer üründül tadında yorum
bir parmak kim bilir neler söylemek istiyor. ömer çelakıl'la şifreler... dı-dım dım dı-dım... az sonra... dı-dım dım dı-dım...

Yarım saattir parmak izlerimi inceleyip inceleyip garip bir şekilde mutlu oluyorum inanır mısın. Emniyetten parmak izi taramasının birer çıktısını almıştım geçen hafta sevgili okur, parmak izlerim o kadar güzel ki, oradaki polisler "Müthiş parmak izi var sende delikanlı, bence bir kopyasını al evde dursun" diye elime tutuşturdular. Allahım nasıl mutlu oldum, nasıl deli oldum. O günden beri belirli bir süreyi parmak izi çıktıma ayırıp, her bir parmağımın izini, nasıl kıvrımlı olduklarını, garip garip şekillere girerek aslında bana ne anlatmak istediklerini falan inceliyorum. İnsanın parmak izini incelemesi nasıl bir şey ya. Herkes almalı bence kendi izinin çıktısını. Tombul parmaklarım resmen tek tek poz vermiş. Gerçekten ben şu an bu mutluluğu sözle ifade edemiyorum okur. Özellikle baş parmaklarımın çok samimi bir karakteristiği var, böyle, boynu bükük gibi ama aynı zamanda gururlu gibi. Hani aslında lisenin en hayta sınıfıymış da mezuniyet yıllığı için fotoğraf çekinirken bununla gururlanmışlar gibi. Gerçi sol elimin baş parmağı sağdakine göre daha şişman bir iz bırakmış ama sanırım onu çok bastırmışım ondan olmuş. Ama şu an bu çıktıda öyle sevimli, öyle kardeş gibiler ki. Ben biraz daha parmak izlerime bakıp geliyorum izninle canım okur.

Geldim.

Annemin hala futbolcuların maç içinde tükürmelerini yadırgıyor olması da apayrı bir yazı konusu. Sorsan, hastası Xavi'nin, Iniesta'nın, Messi'nin; hatta bu kadar da değil, Barcelona'yı dedem de bilir olm dersin, öyle değil, Bilbaolu Llorente'den Villarrealli Rossi'ye, Valencialı Pablo Piatti'den Atleticolu Reyes'e çok geniş bir La Liga repertuarı var annemin. Noldu bi açık kaldı ağzın? Ehehe. Yalan değil sevgili okur, El Classico oynanacak olsa iki takıma da ilk 11 çıkartır. Fakat annem, yılların futbol izleyicisi de olsa o tükürmelere alışmış değil. Orta hâlli bir gezegen parası eden Messi bile tükürse, "Hayvan!!" diye damgalanıyor. Ben o sırada tabi Messi için çok üzülüyorum. Çocuk 90 dakika boyunca it gibi koşmuş sağa sola, gerekirse atmamış attırmış, ama bir tükürükle bütün havası sönüyor annemin gözünde. Messi'yi mi teselli edersin, anneme mi açıklama yaparsın... Bu paragraf kendi başına eve çıkmadan önce sonlandırayım sevgili okur. Hayır yapıştı da gitmiyor hayvanınoğlu. GİT LAN.

Adamsendeciye bak ya.

Ben bişeyi çok merak ediyorum. Mesela çok zengin bi insan, hani böyle, Ali Ağaoğlu'nu ele alalım, bu adam bu zenginliğinin farkında mı acaba ya? Bize göre çok çok büyük paralar kazanıyor filan ama o zenginlik hakikaten ona da zenginlik gibi geliyor mu, yoksa alışılıyor mu zenginliğe acaba. Gerçekten çok merak ediyorum. Mesela her sabah ellerini arkada birleştirip camın önüne gidip, şehri tepeden upuzuun seyrettikten sonra, gökdelende filan yaşıyor çünkü bana göre, "Bugün de zenginim yalnız ha. Vay anasını ya. Resmen her gün ayrı zenginim. Dün de ne biçim zengindim di mi? Evet ya. Bi de bugüne bak, yine bi zenginlik hâli. Oha ya. Olm ressmen herkes fakir, ben zenginim ya. Çk çk çk..." diye düşünüyor mu acaba? Zengin bi okur çıkıp cevaplasın istiyorum ama zaten o kadar zengin olsa burda paçoz paçoz internete mi girecek. Kesin o zenginlerin internete filan giren bişeyleri vardır. Robot tarzı. Hizmetçi tarzı. Artık bilemiyorum zengin olmadığım için tabi. Fakirlik başa bela.

Cama doğru gideyim de biraz kendimle konuşayım. Hadi görüşürüz sevgili okur. Ellerinin içinden öpüyorum senin. Sağlıcakla kal.


not: günlerdir yazmıyorum diye cancaazdan özel istek geldi artık, kendisine buradan el sallayıp öpücükler gönderiyorum. (canlı yayın mantığındayım şu an, bateri dıbıtıssss filan yapıyor seyirci alkışlıyor mesela. ehehe.)

Daçe.
Okumaya devam →
7 Şubat 2012 Salı

Diyojen'in Adamsendeciliği

3 tane ömer üründül tadında yorum
yalnız diyojen'i yazının sonuna sakladım. koskoca filozof sonuçta bi ağırlığı olsun.

Az önce Yeni Yazı butonuna basıcam diye Yeni Blog butonuna basmışım, allahallaa dedim, bir yazı yazmak için bu kadar uğraşmıyorduk normalde ama, herhalde blogger'da düzen değişti dedim. Hiç sorgulamadan devam ettim. Çünkü ben hiç sorgulamayan bi insanım. Yepyeni tema seçtim, yepyeni bir isim koydum filan, sonra baktım aaa neyse burdan daha fazla ekmek çıkmayacak gibi.

Ben izlediğim filmlerin hepsini, yani hemen hemen hepsini, öyle ya da böyle beğenen bi insanım ya. Hiç sinemadan çıkınca demiyorum ki, lan aslında şurası da şöyle olabilirmiş, burda yönetmen götüm gibi çekim yapmış, buranın senaryosu havada kalmış senariste kafam girsin filan. Zaten diyecek olsam da böyle çirkin kelimelerle açığa vurmam düşüncelerimi, bugüne bugün 19 Mayıs 2011'in Hürriyet'inde yazısı çıkan adamım. Entelektüel ve başkaldırışsal duruşa sahip bir kişiliğim var. Ehehe yok lan şaka ne duruşu. Bildiğin yazı gönderdim yayınlandı bu kadar basit. Bu bahsi kapayalım kuzum.

Aslında deminki paragrafta biraz kendimi itin afedersin götüne sokmuş gibi oldum, lâkin ki öyle değil. Misal, bi keresinde İlahların Aşkı isimli filmi izleyip, çıktıktan sonra Colin Farrell'ı yerden yere vurmuşluğum, hatta cancaazla vurmuşluğumuz vardı. Colin Farrell mıydı ya o, hani bi tane var ya, o işte. Neyse o değilse de Colin Farrell hakkını helal etsin ama, yani arkadaşım, yılların aktörüsün ya sen, ben mi öğreticem ya sana rol yapmayı. Colin Farrell'ın en kötü oyunculuğunu izledik. Ha bana sorsan Colin Farrell'ın iyi oyunculuğu var mı, o da yok bence. Anca kaşlarını kaldırıp üzülsün o annca.

Fark ettiğin üzere tamamen gecenin 02:36 olmasının verdiği rehavetle, inanılmaz lakayıt yazıyorum. Gerçi Google Chrome bana lakayıt yerine lakayt kelimesini öneriyor da, KROM ÖNCE KENDİNE BAKSIN. Google kelimesinin altını çizen ve sağ tıkladığımda Golcüyle, Golümle gibi skimsonik tavsiyelerde bulunan bir tarayıcı nerden baksan.

Bizim kantinde bi abi var, "Abi bu ne kadar?" diye fiyatını sorduğun her şey için önce "Nerden baksan..." diyip gülüyor. İSTİSNASIZ her şey için diyorum. Hayır bi de gülüyor, tamam gülebilir, insanlık hali, kendi esprimi beğenip ayı gibi gülerim ben de çoğu zaman; ama hem kötü espri yapıp, hem kendin gülüp, hem de bizim gözlerimizin içine "Gülün ya ne güzel espri yaptım xD" ifadesiyle bakamazsın.

Bu çok çok eskiye dayanan hikâyeler nasıl aktarılıyor hiç anlamıyorum. Özellikle iki kişi arasında geçen diyaloglar, sonraki kuşaklara nasıl geçiyor? O iki kişiden birinin büyük adamsendeciliği var. Ya da ortamda bir üçüncü, dördüncü varsa, o zaman tamam, o deyyuslar anlatmıştır derim; ama onda da şöyle bi sıkıntı var; yani sen o diyaloga tanık olan en fazla 4-5 kişiden birisin, sen kalkıp nasıl bunu bütün dünyaya yayabiliyorsun ya? Ben gerçekten bu olaya çok kafa yoruyorum. Bak mesela düşün, sokak filozofu, üstü başı pasak içindeki Diyojen (diyojen'in altını çizip "diyorken" öneren kromun da allah belasını versin pis cahil) ve zamanın Saray züppelerinden biri (oha züppe mi dedim lan ben, züppe ne yaa. piii.) çok dar bir sokakta karşılıklı yürürler. Derken iyice yaklaşırlar birbirlerine, ama yol o kadar dardır ki, aynı anda iki kişinin geçmesi imkansız, birinin yol vermesi gerekir. Diyojen ve Saray züppesi (bak gerçekten bu adama başka bi isim bulamıyorum, üzerime gelme, saat 02:45 oldu zaten), evet bu ikisi, dip dibe gelirler; züppe olan adam büyük bir kibirle kirli ve yırtık kıyafetler içindeki Diyojen'e bakar, der ki, "Ben bir sokak serserisine yol vermem." Hey yavrum. Lafa bak lafa. O ne kibir. Ego içinde yüzüyor adam. Şimdi öyle pasaklı birini ben yolda görsem, lan bu tinercidir derim (haliyle dindar değildir), para mara ister bıçak filan saplar, çekileyim, derim. Saraylıyı görüyo musun sen. Saraylıdaki, afedersin, t şşağa gel. Bunun üzerine Diyojen "Sen kime serseri diyosun olm, bak ben filozofum ha, benim filozof tanıdıklarım da var, arkam sağlam oğlum dövdürürüm lan seni! Dövdürürüm it!!" diye adama girişir. Yok eheh bi dakka. Ama böyle olsa güzel olurmuş itiraf et, mis gibi aksiyon. Neyse. Bunun üzerine Diyojen kenara çekilir ve, "Ben veririm." der... Filozofu görüyo musun bak hiç saraylı filan dinlemedi, nasıl da yapıştırdı cevabı. Resmen ben dedi zekamla burda dedi senin dedi afedersin ağzına sıçtım, hadi git şimdi nereye gidiyosan dedi. Evet bu kısımları uzatmayayım, işte Saraylı öyle göt gibi kaldı, Diyojen de Demet Akalın özgüveniyle yoluna devam etti. Tamam mı buraya kadar. Şimdi çok önemli bişey sorucam, çünkü cevabını bulamazsam deliricem ben. Umarım sen bulursun.

Bu diyalog, komple böyle, günümüze kadar nasıl gelmiş olabilir?
A) Saraylı olan adam kendine yediremedi ve yatağında hıçkıra hıçkıra ağlayarak tüm olayı anlattı.
B) Diyojen o olayın devamında kahveye filan gitti, "Lan olm biliyo musunuz noldu? :)))" diye gururla ortamdakilere anlattı.
C) Bence bu hikayeyi Diyojen'i çok seven biri çok pis uydurdu.
Evet di mi, işte bence de çok ilginç olduğu için biraz da sen kafa yor istedim.

O zaman iyi geceler. Saat 3'e 6 varken sana sağlıcak diliyorum.

Daçe.
Okumaya devam →
1 Şubat 2012 Çarşamba

Şöyle İyi Bi' Düşemedik

5 tane ömer üründül tadında yorum
 + sen de benimle aynı şeyi mi düşünüyorsun sevgilim?
- aah evet sevgilim her şey öyle romantik ki... :))))
+ onu demiyorum lan yarım saattir düşmeden yürüyoruz, birimizden biri çok pis düşçek biliyosun di mi? bak ben düşersem seni de yanımda çekerim ha.
- allah belanı versin hayvanın oğlu.
(daçederki blog oyuncularından -ben- itici bir canlandırma izlediniz.)

» Yarım saattir ilginç bir girişle başlayayım diye kasıyorum da; kararsızlığım yüzünden 2 kez Yapışkan Tuşlar'ı açtım, yaklaşık 12 farklı cümleyle başlayıp sildim, belki fikrim gelir diye 3 kez feysbuka baktım, 1 yudum Şveps'imden içtim, tahminen 3 kez filan da "Lan noolucak bi kere de böyle DANN! diye başlayayım" dedim. Mamafih öyle de yapacağım.
» Kar ilk yağdığından beri, yani aylardır, bi kere bile buzun üstünde kayıp düşmedim ya sevgili okur, bu beni gerçekten çok üzen bi hal almaya başladı. İlk başta, uzunca bi süre hiç düşmeyince korkutan bi haldeydi, çünkü her yıl en az bir kere düşerim yani ben, hatta mümkünse etrafta insan olduğu zaman, en çok rezillik çıkacağı zaman düşmeye de gayret ederim, ama bu sene henüz böyle her şeyi unutup ölüme koşarcasına düşmemiş olduğum her gün, o büyük düşme gününe daha çok yaklaşıyorum diye seziyordum. Hayır yeri geldi arkadaşlarımla da şakalaştım, yeri geldi dingillik edip buzun üzerinde moonwalk da yapmaya çalıştım, ulan bana mısın demiyorum arkadaş! Sonra tabi ben böyle adamsendeci gibi düşmemeye devam ettikçe de içten içe üzülmeye başladım. Lan dedim acaba ben artık düşmeyecek miyim? Benim bu düşme kabiliyetim yok mu oldu ya Rab dedim, dengem mi oturdu, cayroskop gibi bir hal mı aldım nedir? Ama inanıyorum bi gün böyle mal mal düşünürken düşüvericem orta yere. Evet hadi inşallah.
» O değil de sürekli bi El Classico maçı mı oynanıyo yoksa bana mı öyle geliyor acaba. Sanki yılda şöyle en az 10 kez oynanmasa İspanya halkının içi rahat etmiyor gibi. Hayır cidden, El Classico'nun da bi sınırı var arkadaş. Bırak arada kalitesiz futbol izleyeyim, bırak arada Tavşanlı Linyitspor'a göz gezdireyim ya. Vallahi Messi'nin adrese teslim paslarından, Mesut'un çipil gözlü kaleyi bulan sert şutlarından gına geldi ha. Bırakın arkadaşım benim seyir zevkimle oynamayın artık yeter ya.
» Bu arada bambaşka bişey sorucam sevgili okur, eskiden böyle L'leri büyük yazan kızlar vardı, onlar hala var mı acaba ya? O L'nin niye büyük olduğunu hiçbir zaman anlayamadım ben.
» Dolmuş, otobüs gibi toplu taşımanın ve sosyalliğin had safhada yaşandığı ortamlarda, yol biraz uzun gibiyse ve yanımda da tanıdık kimse yoksa, nadiren mp3çalarımı açıp dinliyorum. Ama ne zaman mp3çalarımı kulağıma taksam, daha doğrusu mp3çalarımın kulaklığını kulağıma taksam, ve mp3çalarımı da son ses açsam o gürültüden kurtulsam, o anda ortamdaki herkesin arkamdan atıp tuttuğunu hissedip rahatsız oluyorum. Böyle paranoyaklıklarım var. Her şey mp3çalarımı dereceli olarak yavaş yavaş kısmamla son buluyor. Bakıyorum insanlar gayet başka başka konulardan konuşuyor, ya da hiç konuşmuyor. Ama o mp3çalarımın sesini açtığım anda yine başlıyor iblisler benim dedikodumu yapmaya. Ağızları ayrılasıca yılanlar. Ayrıca i kalp mp3çalarım.
» Yatıya kalmaya gittiğin eş dost ya da akraba evinde yatma vakti verilen pijama ya da aşortman takımı. O evde Adriana Lima bile gelip kalacak olsa, o kadar yakışmayacak, o kızcağızın üzerinde bile o kadar sakil duracak ki o. Ya işte neydim değil ne oldum lan gece gece şu tipe bak ehehehe diyeceksin sevgili okur.
» Bu arada Rectoa gelmiş de yeni bloguyla ortamlara rüzgâr gibi girmiş, hiç söylemiyosunuz.
» Ben de çok uzatmadan kaçayım çünkü eee çünkü şeyden ötürü çünkü lan tamam hiçbir bahanem yok yazacağım şeyler bitti o yüzden gidiyorum. Sen de böyle arada bir çıkıp bozmazsan sevinirim sevgili okur. O cayroskop esprisini de hala düşünüyosun, pis pis açığımı arıyorsun biliyorum. Hadi dağılalım adamsendeci okurum benim. Hadi iblislikler peşindeki can dostum. Sağlıcakla kalmanı tavsiye ederim zira iti var kopuğu var. İyakşamlar.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)