1 Temmuz 2012 Pazar

Endülüs Yolları - İkinci Volüm

3 tane ömer üründül tadında yorum
Dün yazacaktım bu yazıyı güya, yalan oldu tabi KPSS'ye çalışınca. Evet sevgili okur KPSS'ye çalışıyorum inanır mısın. Off. Moralim çok bozuk hiç konuşma hiç. Şş... İznin olursa ikinci volümdeki olaylara akızlamak istiyorum. -he oldu kendi blogumda yazı yazmak için senden izin alıcaktım bi de, deli mi ne, nası geriniyo bak bak-
-eheh şaka şaka dur gitme ya. azıcık şaka kaldıran insan ol, azıcık açık fikirli insan ol ya. lütfen. bak aşağıda ne var-

...


Madrid-Barajas havaalanında açtık gözleri, ortalık İspanyol'dan geçilmez hale gelmişti. Hemen başlamıştı genizden (gırtlaktan da değil) konuşmalar, "Gracias"lar, "por favor"lar... Yön duygularımız çok güçlü olduğu için anında turist informeyşın desk bulduk. Şaka şaka hayvan gibi tabelada yazıyor turist information diye, yoksa yani sen de hehe... Gittik yanına adamın, orada bildiğin Esteban oturuyor böyle İspanyol, hani sanki az önce bi La Liga takımının antrenmanını bırakıp gelmiş de ek iş yapıyor gibi, öylesine İspanyol, e tabi biz de çok heyecanlıyız ilk kez İspanyolca konuşucaz, hostelin adresini gösterdik Esteban'a, dedik nasıl gideriz, dedi işte metro kullanacaksınız metroyla şu duraktan çıkarsanız gidersiniz falan. Metro biletimizi aldık (çoklu alınca buralardan çok daha ucuz, yaklaşık 90 cente filan geliyor bir biniş), alırken İspanyolcasını anlamakta zorlandığımız biletçi kız bizi birtakım sorgu suale tabi tuttuysa da hepsine "he, he, si canım si" diyince halloldu. Zaten bak, ben sana bişey söyliyim mi, İspanya'da hayatta kalma şansını arttıran dört temel sözcük: Si, No, Gracias, Por Favor. Bizim hayatımız bunlarla geçti İspanya'da. Neyse bindik metroya, metro dediğim de, bütün şehri sarıp sarmalayan 10 hat filan var, adamlar aşmış. Biz daha Çayyoluna gidemedik amk. Neyse. İneceğimiz durakta indik, yer yüzüne çıktık falan; Madrid'de ilk gördüğümüz şey şu oldu: "Bilmemne (burda bi isim var) Turco Döner Kebab" Düşün yani. Madrid'in Kızılay-Karanfil çıkışıyla eş olduğu bir andı bizim için. Hehehe. Gittik tabi hevesli gibi, kesin Türk'tür Türk'e sorarız diye, esmer bi adam çıktı, Türk falan da değilmiş öyle yalandan esmerleşmiş Kebapçı açmış adamsendecinin oğlu; tarif etti gittik hostele yerleştik.

Hostelin içine kadar anlatacağımı sanıyorsan sende bi tuhaflık olduğunu düşünürüm sevgili okur zira yani hostelin nesini anlatıcam lan. Deli mi ne. -hayır gerçekten sinirleniyorum da yani artık-


Elimde henüz fotolar olmadığı için (olanlar internetten) Madrid'de ilk gün şunu yaptık arkasından bunu yaptık diye kronolojik anlatamayacağım sanırım ama tek tek incelemelerimi aktarmak istiyorum buraya dair:
  • Bir kere insanıyla köpeğiyle, Madrid bir harika canlar! Evet köpeğiyle diyorum çünkü Madrid'de oturma izni alan herkese küçük bir süs köpeği vermişler. Süs köpeği de ne acayip di mi süs biberi der gibi ama değil. Neyse çok saçma oldu. Eline köpeğini alan (köpekler küçük olduğu için birçoğu eline alıyor hayvanı) sokağa çıkıyor.
  • Madrid'de hiçbir şekilde şişman insan bulamadık sevgili okur, inanır mısın, yani öyle tatil gelmeden 10 ay öncesinden zayıflamaya başlayan, ne bileyim birbirlerinin duvarında Afrikan Mango paylaşan kızlar erkekler yok. Herkes gerçekten çok fit. Kızlar da erkekler de bildiğin bakımlı, sağlıklı, zayıf, güzel, yakışıklı. Bambaşka bir alem. Ankara'yı hatırlayınca insan kendini çok gebeş hissediyor -evet gebeş-. Tabi bu zayıflığın nedenini de bulmamız uzun sürmedi -sadettin teksoy haber müziği girsin reji-: Madrid'de kimse bişey yemiyor! Evet abartmak için falan söylemiyorum, ya da tamam birazcık abartmak için söylüyor olabilirim, en büyük yemek porsiyonu avcumun içi kadar bişey resmen! Eğer yemek alışkanlığın farklıysa -yani sen de bizim gibi, öküzler gibi yemek yemeye alışmışsan- kesinlikle aç kalıyorsun; ki biz de uzun süre aç kaldık. Hadi dedik, başka şeyler yiyelim, sonuçta bir sandviç neyin yapıyorlardır; onun da hepsi domuz etli, aşırı yağlı, dünyanın en sağlıksız şeyleri. Hal böyle olunca sokaklara düştük ve gerçekten güzelce doyabileceğimiz bi yer aradık; ve bulduk da: Cerveceria 100 Montaditos! Yani bira ve 100 sandviç. Menüdeki 100 sandviçten damak tadına uygun olanını seçiyorsun, yanına da bira istiyorsun, en fazla 5 avuro ödeyip -ne var bee- kalkıyorsun. İşte bu C100M'nin şehirdeki bütün şubelerini tek tek keşfettik, hepsinin köpeği olduk geldik. Çünkü gerçekten başka yerde yemek yenmiyor.
  • Madrid'de önüne gelen sanatçı oluyor arkadaşım, yüzyıllardır süregelen geleneği sürdürüyorlar resmen... Her köşe başında mimarinin allahı, her sokak arasında heykelin tillahı, böyle böyle her şeyin fotoğrafını çektik, ama yani bi yerden sonra o kadar sıkılıyorsun ki bu durumdan, çünkü bütün şehir tamamen mimari. Bir tane "düz" bina göremezsin. Hani düz binadan kastım, mesela, nasıl bi örnek verebilirim... ANKARANIN TAMAMI mesela.
  • Şehrin ana caddesi olan Gran Via'dan bir sokağa saptığımızda kendimizi bir anda hayat kadınlarının dibinde bulduk. Buradaki herkes hayat kadınlığı gailesini o kadar yerinde, o kadar efendi gibi, kendi halinde yapıyor ki... Hiç sana bulaşmıyor, haliyle öyle güvenlik sorunu falan teşkil etmiyorlar. Mini eteği, fileli çorabı çekmiş, diyor ki "Bak" diyor "bende bu var, işine geliyorsa". Daha fazlası değil. Bu hayat kadınları konusuna üçüncü volüm olan Barselona'da da bahsedeceğim sakın unutma...
  • Madrid'in her yanı sanat eseri (böyle bi şarkı mı vardı?) olunca haliyle insanlarda da mimarlık fakültesine büyük bir önem var. Muhtemelen Madrid Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ne girmek için insanlar birbirini yiyor.
  • Kralın şehrine kadar gidip kralın sarayını gezmemek olmazdı... Sana şu kadar söyleyeyim, kral gerçekten çok t*şşaklı adam. Yani, ulan, o adamınki de ev, bizimki de ev işte! Zenginliğe bak amk, adam sarayda yaşıyor lan resmen, oha ya! Bak ta o zaman da şaşırmıştım, hala daha şaşırıyorum, o derece etkilemiş beni gerisini sen düşün okur. Bu arada sarayı bildiğin ortaçağ askerleri koruyor; böyle demir zırhlı, beyaz taytlı, tüylü şapkalı, atlı askerler. Bizim de burda bi kapıcı Ali amca var işte sağolsun... BU NE BİÇİM HAYAT CARLOS! ZENGİN SENİ! -carlos kralın adı bu arada-
  • Santiago Bernabeu yerine Vicente Calderón'a gittiğimizi de söyleme ihtiyacı hissediyorum zira "ne gitçem yeaa pis kapitalistlerin stadına".
Beeyle beyle uzayıp gidiyor liste, daha da uzatmayacağım her şeyi anlatıp ama eğer sen de bir gün Madrid'e gidecek olursan şunlara bakmadan geçme: Gran Via, Sol Meydanı, Opera, Retiro Parkı, Plaza Mayor, Museo del Prado, Museo de Reina Sofia, Kraliyet Sarayı, Atocha tren garı ve tabi ki efendi gibi karın doyurmak için Cerveceria 100 Montaditos! -evet bana para verdiler iyice reklamını yapayım diye hehe-

Bir üçüncü volüm olan Barselona notlarında görüşmek üzre, sağlıcakla kal kulaklarını kımçırdığımının.

Daçe.

3 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. littleiv says:

    merakla devamını bekliyoz. ANKARANIN TAMAMI kısmında ise koptuğumu belirtmek isterim :)

  2. Daçe says:

    ehehe eyvallah bro devamı yakındır :)

  3. Size seçtiğiniz herhangi bir ülkede iş personel başlatmak için herhangi bir miktar kredi yeteneğine sahiptir, bu nedenle herhangi bir ülkeye seyahat için vize gerekirse, lütfen bu e-postayı İletişim: visaagency040@gmail.com veya bir kredi ihtiyacınız varsa başlamak için nazik şirket İletişime kadar personel Bu e-posta: finance_institute2015@outlook.com

    Firmamız Bu feryat bilgilere uzmanlaştı.
    (1) denizaşırı seyahat için vize veriyoruz.
    (2) onlar personel başlatmak için tek bir işletme için% 2 faiz oranıyla kredi vermek.
    (3) kara mallarını sigorta.
    (4) ev mallarını sigorta.
    (5) oluşturmak ve bireysel aylık taksit ödeyerek ucuz miktarda çıkar.

    Eğer ev veya aylık taksit ödeyerek herhangi bir emlak satın almak istiyorsanız, firmamız herhangi bir sorun olmadan seçtiğiniz herhangi bir süre ve seçtiğiniz herhangi bir ülkedeki bir tane almak için yeteneğine sahiptir.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)