18 Mart 2012 Pazar

Uykusuzluk Uykusu

3 tane ömer üründül tadında yorum
Bir buçuk haftadır uykumu alamıyorum doktor. Şöyle ağzımdan salyalar gelesiye bir uyku uyumayalı uzun zaman oldu. Okulun bunu gerçekleştirmede elbette büyük bir çabası var, sağolsun canını yediğim, her sabah en geç 8 buçukta geliyor baş ucuma, hadi diyor. Beş dakika daha diye yalvarıyorum, sökmüyor, kendimi semt servisinin kirli camlarına yaslanmış ve yasladığım kolumu da donmuş halde buluyorum. Allahım, bu ne acı! Gözlerimin beyazında eylem yapan damarlar hissediyorum. Sol kolum soğuktan uyuşmuş, artık benim bile değil, hissetmiyorum. Yolların her daim biz canı emilen, rutinist düzenin yalnızca kendini kandıracak kadar adrenalinli insanları için girintili çıkıntılı yapılmış olmasından dolayı, kafam acıyor. Her bir kasiste binlerce ölü beyin hücresi... Halbuki ben onları derste kullanacaktım bugün? Neyse, bugün de çarşıda takılacağız artık. Şimdi, son yedi dakikanın uykusuna da talip olmalı. Sabah ile aramızda adeta kız meselesi var. Bu kinin başka türlü açıklaması olamaz...

Gözlerimi yeniden açtığımda kendimi ilk derste buluyorum. Yaşlı profesör seks hayatının yıllar önce bittiğine dair didaktik şiirler yazıyor tahtaya. Sınıfta çıt ses yok. Defterlerin on - on iki tanesine karbon sesi etki ediyor, üç defterin iç sayfaları henüz sınıfın havasını solumamış bile. Bir hesap makinesi önceki gün Menkul Kıymetler'in kaç puanla kapattığını eksponansiyel grafiklerle anlatmaya çalışırken, bir adet mavi silginin o gün o sınıfta kaybolacağına dair üç kelime fısıltı duyuluyor: "Silgiyi atsana bi."

Hava soğuk ya da sıcak değil. Güneşli ya da yağmurlu da değil. Ne karasal, ne sert muson; hava hiçbir iklim özelliğini göstermiyor bugün. Gri, beyaz değil; mavi ile alakası yok. Hava tam uyku havası. Rüzgâr yok, kuş sesi yok, ağaç hışırtısı, çocuk kıkırtısı, suyun şıpırtısı... Yok, yok, yok. Hava düz, net, yüzde yüz uyku havası. Uyumalık. Uyku almalık. Ama uyuyamıyorum, zira hayattan elimi eteğimi çekmemek için dikkatle kullanmam gereken ve en az on beş dakikası bir yerden bir yere gitmekle geçirilecek olan yalnızca elli dakikalık bir öğle aram var. Kahvaltı yüzü görmemiş mide asidimi daha da kızdırmak gibi bir niyetim olmamalı, uyku beklemeli. Kalbimin beni bu zor günümde yalnız bırakmadığını kanıtlar gibi atmasıyla tüm vücuduma atanan kan, hızlı adımlarıma destek oluyor, önümdeki ilk açık büfe restorana giriyorum. Okul, okul değil; Burj El Arab.

Çatalıma gelen ve tavuk etine benzetilen son sarı parçayı da iki dudağım arasından, bir çocuğun dipsiz kuyuya taş atıp sesini duyma umudundaki gibi bir umutla, içeriye bırakıyorum. Gerisiyle dişlerim, dilim ve tükürük bezlerim ilgilenecek, bunu düşünmek için fazla uykuluyum. Pipetin ucundan atmosfere açılan kısmetsiz gaz kabarcığını da mutsuz etmemek için bir hüpürde alıverip, öğleden sonraki dersime yetişme koşusuna başlayacağım. Değil kampüsün diğer ucuna, dünyanın diğer ucuna inşa edilen bölümüme zamanında ulaşmak için öyle çita gibi filan koşmaya ihtiyacım yok, enerjim de yok aslına bakarsan. On dakikalığına Usain Bolt olsam yeter.

Gözlerimi açtığımda saat onu kırk iki geçiyor, işgüzar bir müteahhit tarafından yüksek yüksek tepelere kurulmuş evime ulaşmak için dolmuş motorunun çektiği sıkıntıyla eş değer acı içerisindeyim. Dolmuş tırmandıkça tırmanıyor, motor bağırdıkça bağırıyor, biz on dört yolcu artı bir şoför, hayatlarımızdan birer gün daha eksilmiş olmasını, Hocalı'yı, Bosna'yı anar gibi anıyoruz. Ağıtlar yakılıyor, göz yaşları sel oluyor, ve ben en nihayetinde, yine aynı bozuk asfaltlı yolların da yardımıyla, uyuyamamış olarak eve varıyorum. Bu çok şey demek. Rahat kıyafetler, kurtulunan bozuk paralar, mecbur kalınmadıkça kullanılmayacak profesör sesi ve her şeyden önemlisi, cam kenarı kadar titremeyecek, stabil, kendi halinde yumuşacık yastık demek. Ben şimdi uyuyorum, yarının pazar olmasını saatlerce kutlayacağım bir uyku beni bekliyor olacak. Bütün bir hafta beni uyutmamış tüm derslerimin yoklama alan hocalarına sevgilerimle.

İyi geceler efendim.

Daçe

3 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. littleiv says:

    çok güzel yazı olmuş ya. valla alışılmış dışı ama çok hoş.

  2. Benim durum da farklı. Erkenden uykum geliyor uyuyorum, sabah 7-8de kalkıyorum. Cts ve pazar dahil. Halbuki ben sabaha kadar oturup öğlen 2de uyanmak istiyorum. Hemen uykum gelir oldu. Sabah da cin gibi uyanır oldum. Dersler bir yandan havalar bir yandan. Neyse bugünden itibaren bahar geliyormuşmuş.

  3. Daçe says:

    teşekkürler bro arada monotonluktan uzaklaşmak lazım :)

    hep okuldan o, uyumayan ses, okul olmasa mis gibi 2de kalkıcaz ama yoook. bahar gelmişmiş süper olmuşmuş.

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)