27 Eylül 2011 Salı

Bir İsveç Fıkrası: Mamaklı Henrik

4 tane ömer üründül tadında yorum
isveçliyi görüyo musun sen.

Naaber yanaklarının koşarken sen fark etmeden bıngıldayan yerlerini yediminin naaber. Artık neaber'in bir kardeşi var gördüğün üzere.

Geçen gün Ikea'daydık cancaazla sevgili okur, allahım, bir gezmişiz, bir gezmişiz, inanılmaz notlar çıkarttım ve hepsini attım beynime. Hiç vakit kaybetmeden bir sinsibaz gibi tek tek ortaya dökmeye başlıyorum...

Ankara'daki Ikea'yı sağolsunlar bizden uzak allaha yakın yere açmışlar, o yüzden ilk başta bayaa düşündük gidişimizi. Dedik sonra s*kerler ya gidelim nolucak, yok öyle demedik tabi, ya gidelim nolucak dedik. Hatta yalan olmasın ben sadece nolucak'ı hatırlıyorum. Neyse çıktık yola efendim, yer misin yemez misin yarım saatten biraz fazla oldu, artık bırak Ikea bulmayı; Ankara bitti, o derece. İnsanlıktan, medeniyetten çıktık resmen. Allahın Mamak'ına Ikea mı açılır ya. Vallahi diyorum -cancaazın da deyimiyle- haftasonunu Ankara dışında geçirdik, "keh keh keh ufak bir kaçamak yapıyoruz biz de işten güçten vakit bulabilirsek ikeh ikeh". Yarım saat on altı saniye sonra adeta ufukta dalgalanan bir İsveç bayrağıyla kendimize geldik, fırt diye atladık indik.

Allah yarabbi in god we believe, bu nasıl büyük bir mağaza, bu nasıl komplike bir rota, nasıl açıldıkça açılıyor o ağzını yüzünü dağıttığımın haritası. Sanırsın Diablo haritası. Hayır hadi neyse zevkli oluyor ilk başlarda da; ilerleyen saatlerde (bayaa 1 - 1buçuk saat sonra) o kadar yürümüş olmana rağmen hâlâ mağazadan çıkamamış olduğunu görmek çok fena.

Efendim bu Ikea'da senin de bildiğin gibi her şey çok güzel. Her bir eşya en ince ayrıntısına kadar düşünülerek tasarlanmış (evet ben de Ikea'yı reklam aldım bloga NEVAR!). Öyle ki; mağazanın her yerinde karşına sürekli Zlatan'lar, Henrik'ler, Oltsgäär'lar, efendime söyleyeyim, Ole-Gunnär Solskjær'ler çıkıyor. Bi de böyle harfleri filan bi değişik. Ya sen koskoca, yılların A'sına nasıl iki nokta koyabilirsin densizin evladı. O iki noktayı koysan da koymasan da A diye okunuyor işte. Allaam ya. İlla cinslik yapıcaklar işte. İskandinav ırkları apacayip oluyor okur.

Neyse sinirlerimizi bozmuyoruz.

bayrağı bayrak yapan köftedeki sos mudur lan orda niye bayrak var acaba.

Ikea'nın ilerleyen kilometrelerinde (daha doğrusu sonunda) karşımıza Meşhur İsveç Köftecisi ("buresminolmadığıyerlerşubemizdeğildir.") çıkıyor. Ama biz adeta Berlin'de dışlanan Türkler gibi iskender yemeye gidiyoruz. Hem Zlatan ne anlar köfteden.

Ikea (her "ikea"dan sonra da "evimizin her şeyiii" diyorum sürekli, öyle bir refleks gelişti bende) tasarımcılarının çok acayip bir kafası var. Mesela bi tane kitap durduracağı aldım, hani böyle raflarda dik dik yan yana duran kitaplar devrilmesin diye önlerine gelen şeylerden bahsediyorum, ondan aldım, B harfi şeklinde. "Ehehe ismine göre aldın dimiiiieeee ;))))" diyecek gibisin sen, ben söyleyeyim, o ürünün sadece B harfi şeklinde olanını üretmişler. Hayır, diğerlerini biz bulamadık falan da değil; bayaa bildiğin bi tek B var. Yani adın B'yle başlamıyosa sıçtın. Hemen bir adamsendecinin evladı, bir konçik gibi aldım.

Yine aynı tasarımcılar, saat ve tartıyı birleştirmişler, duvara asınca saat ama yere koyunca tartı özelliği gösteren bir alet yapmışlar. Son iki yıl içinde toplamda 3 kez filan tartılan benim gibi biri için hunharca harcanılmış bir zekadan başkası değil yani. Sade saat olsa iyiydi.

Ikea'dan ayrılırken gözümüz bir an için alışveriş merkezini gezmeye gelen Mamak apaçilerine takılıyor (bu arada mamak mamak yazdıkça mamak'tan soğudum arkadaş mamak diye isim mi olur ya, mamamamakmamamakmamamak maykrofon şov mikrofon şov). Şimdi alışveriş merkezi komple yeni olduğu için mağazalar filan da hep yepisyeni. Samsung açılmış mesela, balonlar falan asmış tükânın önüne. 3 kişilik apaçi grubu elindeki kesici delici aletle (muhtemelen iğne ya da jiletle) bu balonları ÇAAT! ÇOTAAAK! BUM! (bum olmadı sanki.) efektiyle patlata patlata geçip gittiler. İnanılmaz bir görüntüydü gerçekten de, insanlığın düşünme yetisine ilk adımını attığı evreleri ile teknolojinin geldiği son noktanın buluşmasını izledik resmen.

Aslında Ankara'ya değil de Ankara'nın hemen yanına kurulan Ikea'dan ve tüm bu geziden aktaracaklarımız şimdilik bu kadar. Gelişmelerle Ana Haber Bülteninde yeniden karşınızda olucaz. Hepinizin göz bebeklerinden öperim.

Däçe.
Okumaya devam →
22 Eylül 2011 Perşembe

Feys'ini Yediminin Ya

3 tane ömer üründül tadında yorum
Burda olmak, yani bu kalabalığın karşısında olmak inanılmaz... İna-... İnanılmaz. Gerçekten de, şu an ne diyeceğimi bilemiyorum ("aslında öyle de bi biliyorum ki söyliyceklerimi, dün gece ne biçim çalışmıştım ya adamsendecinin evladı gibi, ehehe") Sanırım teşekkür etmem gereken birileri var bu ödül için... Aaaa (düşünme payı olarak)... Öncelikle bana hep destek veren eşim, bebeğim sen olmasan bunu nasıl yapardım bilemiyorum (kamera seyirciler arasında oturan bi kadını çekiyor, tabi ki biz tanımıyoruz ), aaa, tabi ki birbirinden harika çocuklarım, Phil, Johnny, David, Amy... Aa... Dizinin tüm ekibine tek tek teşekkür ediyorum, aslında hiçbirinin ismini de bilmiyorum ama... (gülüşmeler, sahne esprisi, prim yapmak, falan filan) Aaa, bana hep inanan aileme (burda parents kelimesini kullanıyor) ve tabi ki Tanrı'ya katkıları için (gülüşmeler)... Çok teşekkür ederim. Teşekkürler... Umarım seneye de bu sahnede olurum! (bağırıyor ki seyirci coşsun. tam bir piç ya) İyi akşamlar herkese... (boştaki elini seyircilere sallayarak sahneyi terk ediyor, hayvanoğlu hayvan, hep önceden belli halbuse, pis rolbaz)

Kazanacağını bile bile yine de heyecanlanan nomine'nin ödül kazandığı açıklanınca sahneye çıktığındaki konuşmasını okudunuz.

Okulların açılmasıyla inanılmaz bir enerjiklik geldi bana bilmiyorum sana da geldi mi sevgili okur. Bi böyle yerimde duramamazlık, böyle sürekli konuşayımcı, espri yapayımcı ruh hali, bi böyle ne bileyim... Hiç böyle şeyler gelmedi mi ya sana allah allah. Peki şuranda bi ağrı yok mu bak böyle bastırınca, bak ya bi baksana.

Neyse neler diycektim.

Koca koca insanlar gözümün önünde bodoslama düştüklerinde, te allaam ya ehehe neyse, kendimi bi tür olgunluk sınavında gibi hissediyorum. Hani böyle gülmemek çok zor ama gülsem çok ayıp olucak gibi. Bi de "kaç yaşına gelmişim artık hala bu tip insani şeylere mi gülüyorum?" tribi var, kendi vicdanımla uğraş dur ondan sonra. Gülemiyorum o yüzden normalde. Hatta son zamanlarda da böyle düşme tökezleme olaylarını bayaa bayaa normal karşılamaya başlamıştım ki, en son olan düşme düşmelerin en güzeli, benim kahkahalarım gülüşlerin en gururlusuydu... Lan ahahahah hala gülüyorum ya aklıma geldikçe haala. Dur biraz gülüp geleyim. Ahahahahaha ahahah aha aha.. Ah. Evet tamam. Geçen gün kadının biri, böyle biraz yaşlı irisi bi kadın, ya  ne yaşlı irisi bildiğin bariz şişmansın sen niye eşşek kadar topuklu giyiyosun, neyse, Kızılay'ın orta yerinde yürüyorum, kadın da önümden önümden yürüyo böyle. Benim kadını ilk fark ettiğimden 2 saniye filan ya oldu ya olmadı, o koskoca heyhülla gibi kadın, hatta bildiğin "gadın", önümde bi düştü böyle KATAPULT! diye, ahahahaha lan, asıl komik kısım kadın düşünce topuklu ayakkabısının ayağından 2 metre ileri fırlamasıydı ama. Yani düşün, kadının koca bedeni bi tarafaa, ayakkabı bi tarafaaa... Ahahahaha. Lan ben buna da gülmiyim mi yaa, buna da gülmiyim mi yaa.

Ama cidden gülmedim.

Yine geçen gün, aynı gün mü emin değilim, iki kız arkamda konuşuyorlar, biri diğerine şöyle yakarıyor: "Onu artık feeys'ten de silicem hayatımdan da silicem, görücek o görücek!" Konuşmanın devamında bu silinecek kişinin erkek olduğu anlaşılıyor ama benim takıldığım nokta, günümüzde birini hayatından silmenin ön koşulunun onu feysbuktan silmek olması. Oha çok acayip ya ne tuhaf.

Tuhafsıyorum.

"Terörü lanetliyoruz" diye açıklama yapmak ne kadar kolaycı bi yaklaşım ya. "Terörü lanetliyoruz!!" - Eee? - "Eesi işte... Lanet olsun terör sana! Lanet gelsin!!!" Ne bileyim hala işimiz böyle lanete filan kalıyor ya, cidden çok üzünç bi durum ya. Antik Mısır'da yaşıyoruz sanki amk ne laneti.

O diil de şu an düşündüm, feysbuk yerine kısaca böyle ağzını candan erçetin gibi yandan yaya yaya "feeys" diyen insanların hepsini toplayıp bir zararlı cemiyet kurabilirim. Kurup çekilicem ama direk, onlar kendi kendilerini bitirirler zaten. "Geçen Onur'u eklemiştim feysten sonra Dilara dedi ki ben dedi senin feysine bişey gönderdim dedi ben de feyse bi baktım ne gö..." ÇAAT!

Gidiyorum, sevgiler.

Daçe.
Okumaya devam →
4 Eylül 2011 Pazar

Sarı Camlı Gözlük

2 tane ömer üründül tadında yorum
vayanasinisayinseyirciler.blogspot.com

"Aklıma çok komik bişey gelmişti ama unuttum şimdi yeaa" diye parti kurup meclise giricem yemin ediyorum. Meclise başka türlü giremiyormuşum da girmek için fikirler üretiyormuşum gibi oldu ama lakin ki öyle değil. Bunu da niye açıkladıysam.

Aklımda çeşitli fikirler var, mesela tersten hikaye yazayım diyorum ama kimse okumaz. Hem öyle 4-5-6-1-2-3 şeklinde değil, bildiğin 5-4-3-2-1 şeklinde. Sonuç vermezse de önce 4-4-2'yi, en kötü 4-1-2-1-2'yi deneyeceğim ki kendisi en sevdiğim taktiktir. Hiçbir zaman işe yaramaz ama söylemesi muazzam bir tat bırakır ağızda. Dolmuş çığırtkanı gibiymişsinmişçesine.miş.sin.

Bugün etrafınızdaki gençlerden yüz kişiye sorup 5 popüler cevap almak isteseniz, yarısının aklında yaratıcı bir websitesi fikri olduğunu görürsünüz aybalam. Kolay yoldan para kazanmak yani diğer adıyla. Facebook, Twitter tamam eyvallah da; hakikaten Formspring gibi, Foursquare gibi, Connected gibi skimsonik fikirleri görünce, "Lan ben de yaparım ki bi tane!" diyor insan. Zamanında benim de vardı, "Oha bomba gibi fikrim var lan benim abooo" diyodum. Sonra hiçbir şeye benzemediği ortaya çıktı. Gerçi şu an kuzenimin bomba gibi bir fikri var ama bakalım, muhtemelen yalan olacak.

İki arkadaş uzun zaman sonra bir araya gelince "Aaabi şunu da yapalım, bunu da yapalım, lan biz neden böyle müthiş gibi şeyleri hayata geçirmiyoruz?" diyor. "Sonraki buluşmamız ne zaman olsun? Iıı tamam haberleşelim ya kesin" deniyor, fakat ya o buluşma olmuyor, ya da olunca düşünülen şeyler olmuyor. Yani her ihtimalde bir "yalan olma" durumu var canını yediminin. Hayata dair buruk heyecanlar volümleri yapıcam böyle böyle.

San Marino'nun vücut bulmuş hali olan insanlar tanıyorum. Tıpkı San Marino'nun, İtalya'nın içinde 60 kilometrekare bir araziyi çitlerle çevrilip "Ben burda yaşıycam" dediği gibi, hayatta kendi sınırlarını çizip sadece orda yaşayan kişiler var. Kafasını sınırdan öteye geçirse ebesine kadar görecek hayatı; bunun Roma'sı var, Milano'su var, Palermo'su var, Napoli'si var (serie a'da başka hangi takımlar vardı lan, eeö) Sonra tabi çıktıkları turnuva maçında 11 gol yiyorlar Hollanda'dan. Hollanda burda tabi bariz orspuçucukluğu yapmış, 11 gol de atılmaz. Bunun hayatta insan olarak karşılığı "piç"tir. Geçen yazki final maçında yine Hollandalı De Jong'un, Alonso abimizin böğrüne uçan tekme attığı hareketi hatırlıyorsundur. İşte al kardeşim, bariz piç bu adamlar.

Yalnız şu oturduğum yerde yaklaşık 4 dakikada falan San Marino - Hollanda maçını hayata bağlayıp kavramları özdeşleştirdim ya. Vağanassınını.

O değil de bu "http"ler gidince çok fazla "w" kalmadı mı. Göz zevki denen bişey var.

Benim yarın bayramım başlıyor. Senin bayramın bitiyor benimki başlıyor eheheh işte meridyen farkı filan naparsın. Bu arada keşke biraz daha eskiden yaşasaydık da sarı camlı gözlüklerin modası sürüyor olsaydı. O zaman iyakşamlar.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)