27 Ağustos 2011 Cumartesi

Apacayip Adıyaman Notları

5 tane ömer üründül tadında yorum
Bloglarda bilen bilir ifadesini gördüğüm anda kaçarım ama allah için ne diyim ki ben la şimdi.

Bilen bilir, yaklaşık iki haftadır stajdayım. Petrol mühendisliği öğrencisi körpe bünyeler tabi nerde staj yapacak, taak, verdiler Adıyaman'a. Allahın çölü. Yemin ediyorum, özenmişler çöl yapmışlar buraya, kendinden oluştuysa adam değilim. Hayır öyle her şeye özenilir mi ya, dümdüz ova zaten. Bir Dikmenli olarak dümdüz ovalara hiç alışkın değilim sevgili okur. Ayaklarım inciniyor inanır mısın. Neyse. Adıyaman'ı ve stajın ortamını hafiften anlatayım diye geldim. Bi de yeni yazı yazmıyosun dedi Blogger yönetimi, biz burda boşuna mı yemek+sigorta veriyoruz la dedi bana. Dedim beyim ben o zaman yazayım biraz. Niye atarlanıyosa.

Şimdi bu dinozor dediğimiz adamsendeci yaratıkların Allah belasını versin inşallah. Kaldı ki vermiş, meteorlarla kuşa döndü pisler. Ya bi insan neden Adıyaman'da yaşar da şöyle ne biliyim, İzmir'de filan yaşamaz ya? Sen neden ortadoğuda yaşıyosun arkadaşım. Hayvan gibi karışık bi yer ortadoğu, hem medeniyet beşiği falan diyorlar da medeniyetten eser yok. Senin yüzünden benim çıkaracağım petrol de Allahın Adıyaman'ında çıkıyor böyle. Tıskiyetsiz.

Sevgili okur Adıyaman'ın Kâhta ilçesi, dünyanın en sıradan insanlarının bile selebriti olarak görülebildiği bir yer. Sokağa çıktığın anda, nasıl, neyle çıkarsan çık, bütün gözler üzerinde. Sarışınım filan ama emin ol onunla alakası yok. Esmer arkadaşlarıma da aynı muamele yapılıyor. Bi tek imza istemiyolar, o derece, onun dışında sen adamın yanına yaklaştın, yanındasın, yanından geçtin gibi aşamaların hepsinde o adam sana odaklanmış oluyor. 7'sinden 70'ine her yaştan yaklaşık 60 bin kişilik bir insan yığınından söz ediyorum. Apacayip.

Kahta'da bölüm arkadaşlarımla kaldığım otelin Mıçı isminde bir sahibi var; ki anladığım kadarıyla Kahta'daki bütün erkeklere Mıçı diye kısaltılan Mustafa adını veriyorlar. Mustafa gibi bir adın kısaltması nasıl Mıçı olur onu hiç akıllar almıyor tabi. Diyorum ya, burası apacayip. Bir yerden sonra hiçbir şeye şaşırmıyorsun. Mıçı'dan devam edersek; kısaca dünyanın en vurdumduymaz adamı. Odamız kokuyordu ilk geldiğimizde, "Oda kokuyor Mıçı" dedik, "Gogmaz o oda" dedi. "Dolabımız yok" dedik, "Yarın hallederiz" dedi. İstek ve şikayetleriniz gibi bir olay yok adamda. Mıçı'nın bir gözünün efsaneye göre mafya ile yaptığı sürtüşmeler sonucunda silahlarla taranması sonucu kör olduğu biliniyor. Zaten Kör Mıçı'nın oteli diye de geçiyor burası. Pis herif, mafyayla ne işi olmuş allah bilir. Bir de ağzının kenarından hiç düşürmediği sigarasıyla (yemek yerken bile sigaranın orda kaldığını gören arkadaşlarım var) aşağı yukarı Recep İvedik profilinde.

Adıyaman merkeze gittiğimizde ise insanların daha normalleştiğini görüyoruz. En azından 30 saniye boyunca glance & stare durumu olmuyor. Fakat Adıyaman'ın neresine gidersen git, insanlarından müthiş bir özgüven var. En güzel örneğini berber ve kuaförlerde görüyoruz. Erkek berberlerinin girişinde Brad Pitt, Leonardo DiCaprio, Antonio Banderas ve Beyazıt Öztürk fotoğrafları bulunurken, kadın kuaförlerinde yine aynı şekilde Angelina Jolie'nin ve birkaç güzel kadının seksi bakışlı pozları bulunuyor. Angelina diyorum lan. Adıyaman'da. "Apacayip" bu değilse nedir.

Buranın yemekleri hakkında ufacık bir bilgi vermek adına söyleyeyim; Adıyaman'ın galiba patlıcanı meşhur. Burada kaldığımız her gün en az bir öğün patlıcan gördük, eğer görmediysek bu duruma inanamadık. Ya arkadaş herkes mi patlıcan yemeği yapar, bir gün otelde karnıyarık yiyorsak ertesi gün staja gittiğimiz kulede patlıcan oturtma, akşamında yine otelde patlıcanlı biberli yemek vs. Sürekli ama sürekli patlıcan. Önümüzdeki en az iki yıl patlıcan görsem kusucam öyle diyeyim sen anla can okur canbaz okur.

Staja geldiğimiz yerde Odtülü ve İtülü öğrenciler, kulelerde de yine aynı şekilde bu iki okuldan mühendisler var. Açıkça söylüyorum, şimdi ordaki arkadaşlarımı tenzih ederim ama, İtülülerin genelinde çok büyük bir saflık, bir şapşallık var. Tabi bunlar biraz hafif ve sempatik sıfatlar oldu ama ben şu an içimden neler neler sayıyorum onlara. Benim sana naçizane tavsiyem, İtülü gördüğün anda bişey isteyecek ya da söyleyeceksen, iki kere düşün sevgili okur. Onlar da bir başka apacayip insanlarmış cidden.

Kuzey Kıbrıs Kampüsü'nden de birkaç kişiye rastladık burda ama onlar bambaşka dünyaların insanı. Yatarak ve hevesli gibi aldığı "fıtı fıtılı" makinasıyla fotoğraf çekerek stajı tamamladılar. İlla bişeyi tuhafsayacaksam bunu da tuhafsarım.

Yarın sabah güneşi görmeye Nemrut'a çıkıcaz, bakalım Nemrut'un kızı gerçekten de denildiği gibi yandırıyor mu bizi. Belki de felek misali davranıp sillesini de çarpabilir, bilemiyorum. Yaklaşık 1 saat yolun ardından oturup gün doğumunu izliycez. ÇOKKÜZELÇOKKÜZEL diyip durdular, eğer bir acayipliği yoksa varr yaa...

Neyse. Adıyaman'a hayatında yolun düşmez, zaten tavsiye de etmem bebiş okur, ama beyle beyle yani bunları da bil. Ülkenin diğer ucunda neler oluyor, habersiz kalma diye yazdım. Staj dışında Vedat Milor gibi yiyip içip yattım onu da demeden geçemeyeceğim. Yarın tekrar canını yediminin Ankarasına gidiyorum. Elmacık kemiklerin çıkmış, ordan öpüyorum okur. Neaber.

Daçe.
Okumaya devam →
1 Ağustos 2011 Pazartesi

Hafif Yaz Yazıları #6

3 tane ömer üründül tadında yorum
» Bu kez kokteyl yok. Gündüz vakti okuyan okuru öldüresiye dövsem daha iyi çünkü. Bu kez bambaşka fotolar var.

» "Ramazan bereketiyle geldi!" sloganlı reklamlarda bahsedilen "bereket" 4 gün eve gelmeyip gelmeyip, bugün çapı kolum kadar 1 ramazan pidesi ve 14 kiloluk karpuzla gelmem oldu. Neaber?


» Fotoğrafta fark ettiysen sevgili okur, canım okurum, aybalam, binanın sağ yanında devasa bir biçimde "Everybody's Nişantaşı" yazıyor. Önünden gelip geçerken fark ettim geçen gün. Dedim, "nişantaşı" tamam da, neden "everybody's", ya da neden "yöresel ürünler pazarı". Everybody geliyor da how many of them ingilizce biliyor dedim. Üstelik what the fuck do you trade dedim. What's the wrong with you diyip tartışmadan yaka paça ayrıldım. Devam ederdim aslında da baktım kraliyet polisi geliyor, anında topukladım. Sonuçta bugüne bugün what the police will do to you belli olmuyor. Bu arada şu paragraftan tam anlamıyla tiksindim. Tik sin dim.

» Dışardayım, sıcak başıma vurmuş, birisi oyunun haritası üzerinde bi yere sağ tıklamış oraya gidiyorum filan. Amacım neydi hatırlamıyorum. Ama bir anda tam kendimde değilken beni kendime getiren o ulvî, o felsefî sözü duydum; inanır mısın; aydınlandım sevgili okur. 45 yaşında gösteren iki adamı karşımdan gelirken fark etmedim ama yanımdan geçerken birinin diğerine ettiği şu hazretli sözlerle irkildim: "Tavşan gider ekine, kulakları dikine." Dilerseniz dünyanın bu en anlamlı ve amaçlı sözünü birlikte irdeleyelim... (kişisel gelişim kitapları terk)

» Şimdi bi tane tavşan var, bu sanırım hayatta hep bir şeyler peşinde koşan insanoğlunu temsil ediyor. Bu insanoğlu ki, hüzünlerden hüzünlere gark olmuş, dertler denizinde bertaraf edilmiş, "Lan ay sonu mu geldi, yok sevgiliyle aramız mı bozuk, akşama ne yiycez, şu ne kadar abi, bana kaça olur, bursa'dan gol haberi mi var, mcdonalds mı burger mı, bunlar gerçek hayatta ne işimize yarayacak, babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi" gibi arama çubuğu varî sorular içinde boğum boğum boğulan bir canlı. İşte bu canlı ekin'e gidiyor. Yani sorusunun cevabını arıyor, amacı var, öyle senin benim gibi it gibi gezmiyor sıcağın çatında. Peki bu insanoğlu, cevaplara giden yolda neler çekiyor? İşte bu da "kulaklarının dikine" olmasında gizli. Tavşan ekine giderken kulakları dikeliyor. Neden? Çünkü bu hayvan aç. Bu hayvanın karnı gurulduyor arkadaşlarının yanında. Yazık günah. Açlığını bastırmaya koşuyor. Sanırım daha fazla bağlayamayacağım. Gerisini artık siz şeyaparsınız.
(yemin ediyorum şu bağlamayı da halledersem bir tolstoy da ülkemizden çıkıcak.)

» Radyoda reklamını duydum, araştırdım buldum sevgili okur. Yine kelime oyuncusu ve şakabaz bir arkadaşımızın piyasaya sürdüğü bir ürünü görüyoruz: After. Şimdi yani... Ne desem. Aft için olan ilacın adına "After" demek. Yani ne bileyim... Valla değişik bir kafanın ürünü. Hem "aftçı", hem de "we're looking after your mouth" demeye getiriyor. Ayrıca "www.aftimvar.com" gibi empatik bir adreste ikâmet etmekte olan sitede "Basitçe, işe yarıyor...", ya da "Ağız yaralarından mı çekiyorsunuz? Lütfen tıklayın" gibi tripleri de var. Neyse. Ben senin amacını anlayamadım After. Kelime oyunuyla bilinçaltımıza girmek isteyen bir inceptor musun, yoksa gayet iyi niyetli sadece biraz mizah eğilimi olan bir girişimimiz misin, bilemedim.

» "Şivlilik" diye kelimemiz olması... Yeni doğan çocuğun kafasına "bıngıldak" denmesi... Geçen gün Azeri arkadaşımla dalga geçerken anlamını bilmediğimi fark ettiğim "züccaciyeci"... Lan ben hiç bilemiyorum bunları.

» Neyse ben bir iftara gidip geleyim (yazar burda, ramazanın daha ilk günden kutlandığını yazıyor). Yok lan yok. Salaklığımdan aç kaldım bu kez. Kahvaltıdan beri bişey yemediğimden. Neyse. Sağlıcak içinde can ver sevgili aybalam.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)