28 Haziran 2011 Salı

Hafif Yaz Yazıları #2

0 tane ömer üründül tadında yorum
» Sen bu satırları okurken, ben Olimpos'ta kulaç üstüne kulaç atıyor, eğlenceden eğlenceye koşuyor, ayılar gibi yemek yiyip bira içiyor olacağım.
» Ehehe böyle de adamsendeci bir insanım.
» Şimdi onu bırak da, Malın Gözü'nün güzide yazarı rectoa'nın yazın hayatına son vermesi ne olucak. Adam resmen kapatıp gidiyor blogu, artık ev sahibinin Almanya'dan oğlu mu geldi ne olduysa, arkasına bakmadan topuzlaya topuzlaya koşarak gidiyor buralardan.
» Vay anasını.
» Bir yerde insanlar "Canını yerim" söz öbeğini özür dilemek anlamıyla kullanıyorsa, o yerde güneş hemen hemen aynı yükseklikte seyrediyor, fakat insanlar giderek "can"laşıyor demektir. Geçen gün bizzat şöyle bir monolog işittim: "Gusura bakma Metin Abi ya, valla canını yerim gusura bakma..." Nasıl o anlama geldiğini henüz bulamadım, çalışmaların sürüyor.
» Dünya çapında büyük yankı uyandıran korku filmi: "Herhangi bir araçla cam kenarında yolculuk ediyorken, o cama arı gelmesi, uzun süre yukarı tırmanıp tırmanıp aşağı düşmesi, o her düşüşte yüreklerin ağza gelmesi"... İsim biraz uzun fakat kapış kapış gidiyor.
» Çocukken hep Çiçek Taksi'deki taksi durağının neden o kadar büyük olduğunu, resmen daha önce hiç iki oda bir salon (üstelik bir de çatı katı vardı) taksi durağı görmedimiği düşünüp dururdum.
» Hayat sürprizlerle dolu sevgili okur.
» Tek ayakta kalma şansı "İSTANBUL" yazılı tişört tasarlamak olan adam var şu piyasada. Ondan sonra yok efendim hayat yeterince sürprizlerle dolu değilmiş falan. Bunlarla gelmeyin rica edeceğim. "He İStanbul, She İStanbul" kepazeliğine hiç girmek bile istemiyorum hele.
» "Ben sana vermem" diye şarkı var sanıp uzun uzun dalga geçiyordum, meğerse o "Ben sana nerden"miş.
» Biterken şu sakin, "Amaan skerim ya hayat güzel" diyen, kendi çapında mutlu olan şarkıyı herkese tavsiye ediyorum > http://fizy.com/s/14yvku. Öperim.

Daçe.
Okumaya devam →
25 Haziran 2011 Cumartesi

Mim'siz İyiydik Fekat?

1 tane ömer üründül tadında yorum
"Bugüne kadar merak ettiğiniz bir kişi, nesne, olay, vs. için ilginç, çılgın veya sizden beklenmedik bir şey yaptınız mı ? Yaptıysanız açıklar mısınız ?"

Şimdi efendim ben hayatta "mim" denilen şeyi sevebilmiş, azıcık da olsa haz duyabilmiş bir blogger olamadım. İnsanlar birbirlerine boyuna "mim" gönderdiler, networklerini hayvan gibi genişlettiler filan, hatta "mim" sayesinde feysbuktan ekleşenler, poke'laşanlar, akabinde evlenenler var; ama ben bunu yapmadım. Lâkin, son yazısında sevgili Vladimir (kendisini çok fazla tanımıyorum, eğer bu nick'i değil de gerçek ismiyse kendisi Sibirya buzullarından yazan bir Rus balıkçı olmalı) bu üstteki soruyu göndermiş.

"Mim" denilen (şimdi sikko demek istemiyorum ama) adamsendeci oluşumun içine yerli yersiz girmek istemediğim için; ve fakat Kavimler Göçü sırasında herkes Avrupa'nın cıbıl plajlarına kaçarken dondurucu Sibirya'da unutulan pek sevgili Vladimir'i kırmak istemediğimden, kısaca yanıtlamak istiyorum gönderdiği soruyu.

+ Bugüne kadar merak ettiğiniz bir kişi, nesne, olay, vs. için ilginç, çılgın veya sizden beklenmedik bir şey yaptınız mı ? Yaptıysanız açıklar mısınız ?
- Yapmadım ya herhalde. Dur bakiyim... Yoksa yaptım mı lan? Aslında var ya kesin yapmışımdır. Hmm... Ya şimdi böyle birden sorunca heyecanlandım biliyo musun. Televizyonun karşısında hepsini yapıyodum halbusi. Bak şimdi... Ee... "Yaptım", sanki daha çok yapılmışlık ve hatırlıyormuşluk çağrıştırıyor. Öte yandan "Yapmadım" desem, dünyanın en sıkıcı, en tembel, pinekçi, iki yüzlü pis adamsendeci insanı olacağım da kabak gibi âşikar. Hayatımda yanıtlayacağım ilk ve son "mim" sorusuna, "ya şimdi emin olamadım ama o sondaki "Yaptıysanız açıklar mısınız ?" kısmı çok sevimli olmuş. Hatırlamamamamama maykrofon şov mikrofon şov. Hatırlamamama rağmen uzun uzun açıkladım sanıyorum. Sevgiler, saygılar.

Daçe.

edit: en son cümle nooluyo, götün başın oynuyo? ama düzeltmiyim şimdi aşırı üşendim.
Okumaya devam →
22 Haziran 2011 Çarşamba

Hafif Yaz Yazıları #1

2 tane ömer üründül tadında yorum

» O zaman iyakşamlar. Çok kısa konuşacağım.
» 60 yaşında olup da spor ayakkabı sevdalısı olan teyzeleri anlarsak birçok şeyi anlayabilirmişiz gibi geliyor. Çok garipler. Bu grubun içinde belki benim teyzem de var, annem de var, ama cidden nasıl olduğunu çözemiyorum. Pazara giderken giyiyor, komşuya giderken giyiyor, nereye gidecekse giyiliyor o ayakkabılar. Hayatın anlamını sorgulamadım yaşlı kadınların (annem okuyorsa "orta yaşlı kadınların") spor ayakkabı düşkünlüğünü sorguladığım kadar. Sanki bana öyle geliyor ki; Kinetix firması sırf bu kitle tarafından ayakkabı alınıyor diye hâlâ ayakta şu piyasada. Yoksa yani, ne bileyim, durur mu lan Kinetix firması 2011 Türkiye'sinde.
» Kinetix firması da Rıdvan Dilmen'in "Fenerbahçe takımı" tamlaması gibi oldu.
» Altıncı kattaki balkonundan sokaktaki kediye "Geh psshıpssıpspspsı" yapan kadın gördü bu gözler. Artık kedinin uçacağını mı hayâl ediyordu, neydi. Sanırım biraz kafayı yemiş gibi bir hâli vardı. Şimdi bu satırları okuyorsa... amaan o da okumasın amk onunla mı uğraşıcam.
» Birisi bana "Ölümlerden ölüm beğen" dese, tereddüt etmeden en acısız olanını seçerim. Düşününce o kadar da kötü bir söz değil.
» Ben çok ciddi bişey sormak istiyorum da... Ağustos böceği niye ötüyor abi şu mevsimde? Ağustos'ta değiliz ki? Nedir yani olayı, bir derdi varsa oturup dinlemek istiyorum gerçekten. Ne bileyim, mesela bi kız vardır belki yazdığı, açılamıyordur, seviyorsan git konuş derim. Belki sevdiği böcek başka böceklerle çiftleşip soyunu devam ettiriyordur. Ya da belki kışın pek çalışmadığı için kümülatif ortalaması 1.8'in altında gelmiştir. Olabilir. Bir karınca değil sonuçta. Her ne olursa olsun, bu böceğin bir derdi var arkadaşım. Kimse kalkıp da Haziran'da öten Ağustos böceğinin mutlu olduğunu söyleyemez.
» Neredeyse yarısı boş olan bir belediye otobüsünde, daha ilk gördüğü boş koltuğa oturan insan da götünün derdinde değilse başka hiç kimse götünün derdinde değildir. (çin atasözü)
» "Nihayet benim de bir beklentim vardı işte. İyi bir orta bekliyordum hayattan. Şöyle gelişine vurabileceğim kavisli bir orta..." (Oğullar ve Rencide Ruhlar, Alper Canıgüz)
» Şu da yazıdan sonra ağırlık çökerse diye > http://fizy.com/s/1gyhns. Sağlıcak içinde çırpınarak can ver sevgili okur. Öperim.

Daçe.
Okumaya devam →
19 Haziran 2011 Pazar

Babalar Günümü Kutl... Lan?!

2 tane ömer üründül tadında yorum

"Babalar Gününüz Kutlu Olsun!!!1 :))))"

Açık konuşuyorum: Böyle şakalar yapmayın kardeşim. Bir erkeğin, özellikle daha 20'li yaşlarına yeni girmiş, gençliğinin baharında, üstelik KYK'dan aldığı aylık krediyle mâli dengesini oluşturmaya çalışan bir erkeğin mail adresine böyle başlıklı mail atılır mı! Yakın zamanda sevgili rectoa'nın da başına gelmişti, ehere mehere diye gülüp geçmiştik ama insanın başına gelince hoş olmuyormuş.

Yazık günah. Böyle şaka yapılmaz.

Cidden baba olanların da babalar gününü kutluyorum, kaldı ki baba olan da herhalde bu blogu pek okumaz gibi. Belki benim babam arada bakıyordur. Bi kere okuduğunu söylemişti çünkü, "Oğlum o ne öyle, hep göt möt yazmışsın" diye de eleştirmişti. Okuyorsan, bi de blogdan kutluyorum baba. Evde görüşmek üzrü.

Ha yok sana demedim sevgili okur, babamla konuşuyorum, seni niye çağırayım eve. Hınzır seni. Muzip. Munzur. Hadi git şekerli kahve seni.
Okumaya devam →
14 Haziran 2011 Salı

Birtakım Fiillerden Dem Vurmak

4 tane ömer üründül tadında yorum
>> Güzel ve etkili bir giriş yapayım diye oturup yarım saat boyunca düşünmek. En sonunda yine hiçbir şey bulamayıp aynı kelime ile başlamak. Filan. Neaber?
>> Madımak diye fiilimiz olsa olurmuş mesela. Madıfaka. Güzel de bir anlam bulduğum takdirde direk TDK'ya önericem kendisini.
>> Peki Er Ryan'ı Kurtarmak'ın bir sahnesindeki "Fire in the hole!"ün, altyazılarda "Çukurda ateş var!" diye çevrilmesinden dem vursam... Dem vurmak nedir hiç bilmiyorum, demlemek olan dem'den "bahsetmek, hakkında yakınmak" anlamına nasıl gelmişler onu da anlayamıyorum. Yalnız ben sanki bu maddeye başlarken bambaşka bir şey anlatacaktım.
>> Seçimler de ne biçim oldu ha sevgili okur. Şimdi tabi oturup da manyak gibi uzun uzun siyasi çıkarımlarda bulanacak, işte efendime söyleyeyim, "Türkiye nereye gidiyor? Almanya nereden geliyor? Şu geçen yoksa Trinidad ve Tobago olabilir mi?" falan gibi şeylerle dolduracak değilim burayı. Ama seçimlerle ilgili beni ırgalayan, daha doğrusu ırgalamaya çalışan -görüldüğü üzre ırgalamak fiilini yeni öğrendim ve hemen cümle içinde kullanıyorum entüsiyastik gibi- bir şey var. Şimdi mesela, seçmen olmak çok şahane bir şey değil mi? Bence en güzeli seçmen olmak. Hangi partiyi seviyorsan, hangi bağımsızın bağımsızlığına gönül veriyorsan basıyorsun EVET'i basıyorsun EVET'i. Bir de sanki bir yandan oy verirken bir yandan "Şukunu verdim piç!" der gibi böyle. Harika bir şey. İşte seçmen olmak ne kadar güzelse, bence aynı şekilde seçilmen olmak da çok kötü bir şey. Hayatta seçilmen olmak istemem. Ha şimdi bunları neden söylüyorum, eğer yarın bir gün azılı bir siyasetçi olursam yalanlayabileceğim malzeme çıksın, gündeme bomba gibi oturup popi'me popi katayım istiyorum. Sonlara doğru iyice saçmaladım sen de hiç uyarmıyorsun sevgili okur.

"bak biz ekonomiden bahsediyoz" şeklindeki vurgu için olmazsa olmaz birtakım amaçsız grafikler ve arkaplanda halktan insanlar. kısaca, "senin hayatını etkiliyo hep bunlar, yaaa" mesajı içeriyor.

>> "Carî açık" diye bir makroekonomik terimin varlığı beni gerçekten biraz rahatsız ediyor. "Açık" tamam çok güzel de, yani, "Carî" ne demek. "Carî" diye bir şey yok ki. Bence o eskiden "Ticarî açık"mış, sonra yavaş yavaş "Carî açık" olmuş gibi. Daha mantıklı bir açıklaması olan varsa bekliyorum, hodrimeydan.
>> Bizim eve giderken cadde üzerinde, "Kapatıyoruz!!", "Boşalttık, zararına satış!", "Yeni mal gelecek hadi şunları alın!" türevi satış cümlelerinin en yaratıcısını okudum geçen gün. Dolmuşun içinde olduğum ve hızlı geçtiğimiz için fotoğrafını çekemedim ama aynen yazıyorum: "Patron çıldırdı!! Yemek takımı 65 TL...."
>> Biz şimdi 80'lerin 90'ların giyim tarzıyla ne biçim dalga geçiyoruz di mi. Nası böyle "AAA adama bak lan hayvan gibi çekmiş karnına kadar kot pantolonu, gömleği de koymuş içine, aserehehaehevetune" diye ayılar gibi gülüyoruz falan ya.. Bizden sonraki nesiller de bizim şu anki modamızla, hatta bizzat senin şu an şu satırları okurkenki ve benim de yazarkenki üzerimizde olanların hepsiyle hayvan gibi, adamsendeci pislikler gibi dalga geçicek. İşte sırf bu iblisler benimle dalga geçemesin diye ben yine tişört-gömlek kombinasyonundan vazgeçmiyorum sevgili okur. Neticede ilk insanlar da tişört-gömlek giyiyordu, 70'lerde de giyildi, 80'lerde de, 90'larda da giyildi. Oran orantıma güvenerek söylüyorum ki dünyanın var olacağı son güne kadar tişört-gömlek yapılıcak evrenin dört bir yanında. I love tişört-gömlek.
>> Saçlarımın pis ve yağlı halini, yeni yıkanmış haline tercih ettiğimi söylesem yeridir. Yeni yıkanmış saçlarım o kadar şekil almaz, o kadar başına buyruk oluyor ki. Ama pis ve yağlı saçlarım öyle mi? Yıkanmadığı her gün ben saçlarım üzerinde çeşitli skalptik kalıplar çalışıyorum, o kadar da kolay oluyor istediğim forma girmesi. Bir gün somut çalışıyorum, bir gün soyut çalışıyorum; işte mesela bir gün aşkı anlatıyorum, bir gün yurt sevgisini, bir gün savaştan bahsediyorum saçlarımda, bir gün ölümün soğuk rüzgârları oluyor tema. 21. yüzyılın önde gelen sanatçılarından olmaya adım adım ilerliyorum ama sırf nüdist çalışmam yok diye ilgi az oluyor sergilere. Yoksa patlama yapmam an meselesi.
>> 30 TL'lik kontörün de hiçbir zaman 30 TL olmaması şu gencecik yüreğime ne biçim dem vuruyor bilsen sevgili okur. "30 TL'lik kontör alıcam, ne kadar?" diyorsun, adam gayet utanmaz sıkılmaz bir halde "32 lira" diyor. Ya allahaşkına 30 TL'lik bir hizmet nasıl aynı anda bir de 32 TL olabilir? Bence makroekonomi biraz da bunlarla uğraşmalı. Hiç kafam basmıyor, hiç.
>> Finallerim bitti ya ne biçim rahatladım. Gideyim iki oyun oynayayım, bir iki filmden dem vurayım. O değil de ben bu dem vurmak'ın anlamını bilmiyormuşum ya la. Göz çapaklarından uzun ve salyalı öpücükler alıyorum sevgili can okur. Eheheh. Noldu bi an kötü oldun.

Daçe.
Okumaya devam →
11 Haziran 2011 Cumartesi

Kâmuran: 10 Adımda Manita Yapma Belgeseli

2 tane ömer üründül tadında yorum
Kâmuran, 1.75 boylarında, normal kiloda, tercihen kısa kollu kareli gömlek giyen bir mühendislik öğrencisidir. Komiktir, şakalıdır, bir ortama girdiğiniz zaman o zekâ parıltısını görebileceğiniz parlaklıkta suratı vardır. Parlaklık derken, mesela atıyorum, sakalları yeni yeni çıkıyordur falan. Üniversite öğrencisi olan Kâmuran için günler bel altı şakalarla, Facebook üzerinden yaptığı sevimsiz dürtük'lerle gayet hızlı bir şekilde devam etmekteyken, aslında hayat ona o kadar da adil davranmıyordur; zira yakışıklılık olarak, karşı cins tarafından hep "Yakışıklı gibi ama asıl sevimli bence, tatlı bi çocuk:))))" kategorisine konulan, komiklik olarak da ortam şımarığının espri anlayışından (ortam şımarığı: bir ortama girdiğinde sürekli espriler yapıp sürekli yüksek sesle konuşup dikkati her daim kendi üzerinde tutan adamsendeci hain yavşak) öyle aman aman fazlası bulunmayan Kâmuran, kız bulamıyordur. Kız arkadaş edinmek, ya da başarabilirse arkadaşlarının takılacağı şekliyle, manita yapmak istiyordur. Onun da hakkı değil midir işletmeden bi kızla çıkmak? Onun neyi eksiktir mimarlık fakültesindeki yaz-kış kargo pantolonuyla ve elinde bir adet kırtasiye malzemesiyle gezen marjinal hemcinslerinden? Yazıktır, günahtır. O insan değil midir? Anne bizde niye yoktur? Peki babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi yoksa yıllardır gizli bir aşçılık tarikatının gözüpek üyesi miydi?

Bu gibi soruların cevabını şimdi uyduracağım ibretlik öyküde bulacaksınız. Dikkat: Hikâyedeki olay ve kahramanlar tamamen olmasa da kısmen gerçektir. Sadece isimleri biraz değişiktir, o da gerçekten gelip de bu postu okuyacaklarsa ayıp olmasın diyedir. Özellikle Kâmuran kişisine.
...

Birinci sınıfın daha en başında, yüzdeye vurulduğunda %10 gibi bir kız oranının bulunduğu bölümünde kolay kolay manita yapamayacağını anlayan Kâmuran, soluğu kalabalık amfili Calculus derslerinde bulur.

1-Amfiden kız seçme:
Kâmuran, über kalabalık amfide birçok bölümden aynı anda gelen yüzlerce karşı cinsin arasından bir tanesini maksimum birkaç ay içerisinde tavlamış olacağının hayallerini kurar. "İlk derslerde çok bişey işlemiyolar yeaa" diye düşünen Kâmuran, tahtada anlatılan dersten ziyade dişi sinyallerinin geldiği noktaları keser. En sonunda bir tanesini seçer, beğenir, hoşlanır, belki biraz zorlamayla da olsa, kalbini hop hop diye attırır. Kâmuran için her şey yeni başlıyordur...

2-Kızın yerini tespit etme:
Kâmuran, ilk derslerde biraz ağırdan alması gerektiğini biliyordur. Zira derslere gele gide gele gide, beğendiği kız ona abi deyince aa dur lan karıştı. Beğendiği kız, kendine artık bütün bir dönem boyunca oturacağı stabil bir konum belirleyinceye kadar, Kâmuran avına atlamaya fırsat kollayan avcı gibi bütün olan biteni izler. Tabi ki ve maalesef ki kızın bunların hiçbirinden haberi yoktur.


3-Kızın oturduğu yere götün götün yanaşma:
Artık kızın belli, sürekli oturduğu bi yeri vardır. Ohh. Kâmuran önemli bir aşamayı ve bu aşama için harcadığı 1 ayı geride bırakmıştır. Şimdi Kâmuran için avına usulca yanaşma zamanı... Daha ilk sonraki dersten kızın dibine oturup onu huylandırmak istemez. Beğendiği kız gülüşüp konuşurken, Kâmuran daha da hoşlanmaya başlamıştır. Yaklaşık 1 ay sonunda avcı Kâmuran avının hemen arkasında kendisine sabit bir yer edinebilmeyi başarmıştır. Kâmuran yalnız değildir. Ziyafete arkadaşlarını da getirmiştir. Kızın da bir arkadaş grubu var sonuçta...

4-"First blood":
Avcı, hemen arka sıradan dikkatli ve uzun uzun kestiği avıyla ilk diyaloga girmek için çeşitli planlar yapmaktadır. En sonunda atalarının ona bahşettiği içgüdülerinden yola çıkar ve doğruca atılır: "Eheh pardon ya 0.7 uç var mıydı sizde, uç bitti de ://// :)))"

5-Geri püskürtme:
Av, sezileri sayesinde son anda üzerine geldiğini fark ettiği avcı Kâmuran'ımızın bu saldırısına "Aa bakiyim (uç kutusunu sallar) Bitmiş yaa üzgünüm ://" şeklinde bir salvo ile yanıt verir. Fakat artık ok yaydan çıkmıştır bir kere. Kâmuran bir kez daha saldıracak, ama bu kez saldırı çok daha planlı ve ustaca olacaktır...

6-Grup elemanlarını devreye sokma:
Tıpkı bir rock konserinde gibi, grup elemanları tek tek ve ismen devreye girerler. "Davulda Orhan, basta Kemal" filan. Yeni plan; Kâmuran yüksek sesli ve önceden çalışılmış, komik espriler yapacak, Orhan ve Kemal de üzerlerine düşen görevi harfiyen uygulayıp 'sesli' güleceklerdir. Böyle de olur. Ve en nihayetinde, ohh be, sonunda, Kâmuran'ın beğendiği kızın ilgisi çekilmiştir. Kâmuran 'komik çocuk'tur artık. Bunu kimse değiştiremeyecektir.

7-Domino etkisi:
Bundan sonraki dersler sadece avı avcıya biraz daha yaklaştıran zaman kayıpları olarak tarihe geçer. Zira Kâmuran'ımız, 'komik çocuk' ünvanını kazandıktan 3 ay gibi uzun ve sancılı bir süre sonra kızı Facebook'tan eklemiş, chat'te uzun uzun konuşmuş, komiklikler şakalar efendim işte arkadaşların ortak çıkması falan filaaaan... (tabi bu süre içerisinde önce kızın sevgilisi olup olmadığı, daha sonra ortak arkadaşların kim olduğu, daha da sonra kızın zevkleri ve tabi ki telefon numarasının ne olduğu gibi sorular, soğuk savaşı kazanma eşiğindeki bir istihbarat ajanıymışçasına cevap buluyor) Derken bir şey olur, o iş olmaz, büyük bir hayalkırıklığı, kısa süreli yıkım, boşa giden emekler...

8-Depresyona girme:
Avcı Kâmuran'ımız göreceli olarak uzun bir depresyon sürecinde kalır. 2 hafta kadar.

9-Hayat devam ediyor kafası:
Kâmuran tam da 2 haftanın sonunda dünyadan elini eteğini çekecekken ve arkadaş ortamında "Lan harbiden daş gibi kızdı yalnız yaa tüh :(((" diye hüzünlerden hüzünlere gark edilirken birden bir arkadaşının şu istemsizce çıkan teselli yorumuyla kendine gelir: "Kâmuran'ım sana kız mı yok kardeşim benim sktiret ya" Evet! İşte budur! Kâmuran artık, 2 haftadır içinde bulunduğu karanlık moddan anlık bir manevrayla çıkmış, "Ehehe lan harbiden :))))" demiştir.


10-Amfiden kız seçme:
Canımız Kâmuran ikinci dönem almaya başladığı yeni bir ders olan -buraya yepyeni bir ders adı gelecek, ben de şimdi örnek olarak şunu veriyorum:- Termodinamik'e dört elle sarılacaktır. Zira sınıfın (amfinin) yine yarısından çoğu kızdır. Kâmuran'ın içinde "Allaaaah! :))" zikirleri yükselmektedir. Termo'nun daha ilk dersinden nası olsa önemli bişey yoktur diye dersi takip etmez; yeni avını arar, kısa süreli aramanın ardından da şıp diye bulur. Artık Kâmuran için her şey yeni başlıyordur. Tabi ki av, herşeyden habersiz, oturacağı yeri sabitlemiştir bile...

...

Evet sevgili okur, can okur canbaz okur. Kâmuran'ın bu yürek burkan baş döndürücü hikâyesinden çıkarılacak dersi sizlere bırakıyorum. Benim bugün finallerim bitti. Nası mutluyum nası şahaneyim oooh. Hepinizi öpüyorum. İçinizde bu Kâmuran'lardan varsa, kendisine başarılar diliyorum. Ve bu ibret verici öyküyü, "manita yapmakta zorluk çeken" tüm mühendislik öğrencisi arkadaşlarıma adıyorum.

Adadım.

Daçe.
Okumaya devam →
5 Haziran 2011 Pazar

Lady Gaga Var Lan!

2 tane ömer üründül tadında yorum
bu fotoğraf, hacettepe üniversitesi kızlar tuvaletinde çekilmiş sevgili okur.
ben de diren'in yalancısıyım.o da bi tane kız arkadaşının yalancısıymış.
bu durumda herkes yalan söyleyecek halde olmadığı için hooop fotoğraf tamamen gerçek. ehehe.
insan bi repüte olmuyor değil tabii...

● Finaller... Finaller mayın tarlası gibi bazen... Cam kırıkları, eline batmaya mahkûm birer sinsi gibi... Pisler, adamsendeci köpekler! Olm benden hiç şair olmaz ya gerçekten çok çabuk sinirleniyorum pis bişeyden bahsederken.
● Çok acayip şeyler olmuyo mu ya hayatta (mesela üstteki fotoğraf gibi... ehehe yok yok başka bişey diycem). Ne biliyim bence inanılmaz benimsiyoruz bazı şeyleri, ama biraz yabancılaşıp baktığında aslında çok acayip olduğunu fark ediyosun. Mesela ben geçen gün bi düşündüm, biz bayaa bayaa insanlık olarak elimizden geleni yapıyoruz bence. Düşünsene; bi kere, bütün dünya uykusundan özverip sabah 7'de işe okula gitmek için uyanıyo. Bundan daha büyük fedakârlık olabilir mi ya.. Bak mesela ben, 7:30'daki semt servisinde yetişicem diye 7'de-7:10'da uyanıyorum. Üzerine özveri tanımam arkadaşım. Yarın bir gün, bizden sonraki kuşaklardan kimse çıkıp da -biliyorum hepsi bu satırları tek tek okuyup hiç de gülmiycek, köpekler, açın da kıçınıza gülün olm. neyse- "Vay işte çevremiz çok kirli, ozonumuz delik, dünyayı kötü adamlar yönetiyor, ülkemizde benzinin litre fiyatı 35 lira, bik bik bik" diye gelmesin. Hiç hakları yok. Bütün bir öğretim yılının neredeyse üçte biri boyunca sabah 7'de kalktım. Hadi bakiyim şimdi kıçınıza gülmeye devam edin. (Hem bizde Messi var, Lost var -gerçi ben daha izlemedim-, Nihat Doğan var, işte ne bileyim Umut Sarıkaya filan var böyle, Amerikan başkanı siyah, LADY GAGA VAR LAN!, ayrıca halihazırda bulunan iPhone, Facebook gibi şeylere hiç girmiyorum öyle de olursa net ezeriz)
● Şöyle bi mutlu olmadın mı sevgili okur sen de? Vay anasını biz aslında bayaa bayaa iyiymişiz demedin mi? Şahsen ben şu an kuş gibiyim. Püfür püfür.
● Nerede bir basketbol topunu tek elinin avuç içiyle yukarıya doğru tutup, potaya adım adım yaklaşıp, basket atmaya çalışan 30-40 yaş grubunda adam görsem, orda çok sağlam burkulurum, bir anda kan beynime akar, ensem soğur, ellerim titrer. Hele o adam bi de topu atarken zıplamıyor, destek almak için bi dizini diğerinden daha çok kırarak eğiliyorsa... Off. Şu an çok kötü oldum ya bi mola verelim.
● Heheh yok ya ne molası, istikrar sürsün yazı büyüsün.

erdal beşikçioğlu (behzat ç.) gazi üniversitesi'ndeki söyleşide, gelen orijinal bir soru üzerine 'sette başına gelen komik bi olay'ı anlatırken...

● Bak şimdi çok süper bi tespit yapıcam BAKIYO MUSUN bak bak... (oha resmen bütün ilgiyi bu yöne çektim ha) Hani bi ünlünün söyleşisinde böyle bi sürü insan arkadaşıyla gelmiştir falan ya. Heh işte o ünlü, söyleşinin herhangi bir anında, 'yıllar önce başına gelen komik bir olay'ı anlatmaya başladığında -çünkü bi söyleşide "Başınıza gelen komik bi olay var mı?" sorusu gelmezse o söyleşi olmuyor biliyorsun- bir anda yanındaki arkadaşına dönüp "Ehehahah bak bak bunu iyi dinle bu süper bişey yaaa :D:D:D ehehehaha ay çok komik buuu kesin dinle bunu bak şimdi :))))" diyip aşırı mutlu ve tatminkâr bi yüz ifadesine bürünen adam var ya... (off resmen bastım tespiti bastım tespiti) İşte öyle arkadaşın puu Allah belasını versin ya. Böyle tükürüklü bela okudum bu sefer. Modern hayatın, komik video tavsiye eden arkadaş ile yavanlıkta başı çektiği iki insandan diğeri bu adam işte.
İblisin oğlu sus da dinleyek işte mal!! da diyemiyosun tabi söyleşinin ortasında.
● O diil de bi söyleşide ünlü artık fıkra anlatma kafasına ulaşmışsa ben o ünlü için çok üzülmeye başlıyorum. Gerçi, gamsız, o üzülmüyor ama ben onun yerine çok fena kederleniyorum. Çünkü bi ünlünün kendi söyleşisinde fıkra anlatması demek, o ünlünün bayaa bayaa düz adam, mal, anlatacak bir şeysiz, bomboş pis bi insan olması demek. Fıkra ilerledikçe insanların ona olan sevgisi azalır. Sen hayattan soğursun falan. Iyy off. Bugün baya kötü şeylerden bahsediyorum ya, içim karardı.
● Şimdi bu Ankara'da Gordion diye bi alışveriş merkezi var ya (bilmeyenler için-var evet); sanki orası bana orijinalinde Kordion'muş da, sırf Ankara insanı daha rahat söyleyebilsin diye Gordion denmiş gibi bir izlenim veriyor. Gordion'a gidek laa. Valla Ankaralılık akıyor benden de ha. Ehehe. (La bebe sus iki dakka la.)
● Bu sene de bir 'bacak devrimi' yaşandı, ya da sanki öyle bir şey. Yanlışsam yanlışsın de, doğruysam doğrusun de, for english please press nine.
● O zamaaaaan... İyakşamlar. Neaber?

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)