29 Mayıs 2011 Pazar

Saf Kız Tribi Atan Otobüs Şoförü

2 tane ömer üründül tadında yorum
 fotoğrafta erasmus'la yurtdışına giden türk'ü bulunuz. 
(parti fotosu, bir sürü tag, çılgınlık, ovyee erasmus yee filan.)

● Evet gençler açıklıyorum; bütün bu yersiz yağmurlar sanki Mikail'in, Erasmus'a gidemeyen yüz binlerce üniversite öğrencisine Londra'yı yaşatmak istemesi bence. Hele de final dönemi. Ooh al sana finaliyle, okuluyla, farklı iklimiyle tam bir Erasmus işte. HADİ HEMEN FEYSBUK ALBÜMÜ YAPALIM!!!11 "@Londraa Erasmus Firends (karışık)"
● Yalnız tamam "Londra" filan mesela iyi güzel olmuş da, sonra neden firends, sonra neden karışık...
Aa sevgili okur, gel gel ıslanma gel... Neyaptın ya neaber? Valla batmış ha hep paçaların, berbat olmuş. Ben de yağmurdan filan konuşuyodum öyle, tam zamanında geldin. Muzır seni. Muzur değil ama. Muzır seni.
● O albümde; BİR: Verilen bir çılgın parti fotoğrafı, taglenen bir sürü yabancı insan (genelde sarışın renkli gözlü, "das das das ihbin ihbin" insanları). İKİ: Kollarını havada iki yana açarak "X" yapmaya çalışılmışlığın, o büyük emeğin ürünü olan fotoğraf. Bu ikisi olmazsa o albüm Erasmus albümü olmuyormuş.
● O değil de ahahaha lan bugün ressmen EGO otobüs şöföründen trip yedim ya sen onu biliyor musun? Atar değil ama, böyle bir kızma ya da tartışma gibi bir olay değil; bildiğin trip. Hatta klâsik kız tribi. Dur hemen anlatmalıyım onu... Hohaheho... Bindim şimdi otobüse, elimde öğrenci bileti var onu basıyorum falan. Ama paso yok. Yani hiç almadığımdan yok. Neyse. Bastım kartımı ilerliycem filan. Şoför bi anda mağrur bi bakışla durdurdu; "Yalnız" dedi "o bileti basarken paso da göstermeniz lazım". Dedim hocam pasom yok ya almamışım yanıma. Sonra baktım bi tane daha kalmış hakkım, paso yok ama dedim çok lazımsa bi tane daha basıyım yani. Çünkü sevgili Ankara dışından okuyan okur, Ankara'daki otobüslerde böyle bi uygulama var. Öğrencisin, pason yok, hoop iki kere bastırıyolar. Ceza olarak. Neyse. Ama hani paso var sadece yanımda değil, falan diye de son bi vurguladım. Şoför bi durdu, bi böyle hüzünlendi.. Gözlerimin içine buruk bi ifadeyle baktı ve tribini işte tam da orda koydu sevgili okur: "Kim bilir..." dedi, "daha önce kaç şoföre bunu söylemişsinizdir..." Ahoahahohohoha. Bana diyo bunu.. Şaka da diil, baya ciddi ve üzgün bi ifadeyle... O an nası güldüm içimden, nası katıla katıla, haykıra haykıra güldüm; çaktırmadım tabi. Ortamın romantizminden gayet uzak bi şekilde "Yek yeaa genelde sormuyolar paso ki:))" diye gayet sevecen bi cevapla ilerledim. Yalnız ben ordan içeri doğru uzaklaşırken fark ettim, adam çok üzüldü. Öyle böyle değil. Camdan dışarı, uzaklara dalar oldu... Off. Yazarken bi daha güldüm şimdi. Hehaheleyehehele.
● Şimdi ben bazı olayları abartabiliyorum, ya da mesela hiç olmayan bi olay uydurup onu gerçekdışı olduğu bariz olan betimlemelerle ver ediyorum burda ama; sana yemin ederim ben bunu bugün aynen bu şekilde yaşadım sevgili okur. Tamamen gerçek olay.

brad pitt bu ayakkabıyı bana verse, önce 'p'nin kuyruğunu söker onu 'd' yapar, sonra da hemen hevesli gibi evde giyerdim bi akşam. ehehe.

● Ben bişeyi çok merak ediyorum ya. Acaba mesela Brad Pitt falan da yeni ayakkabı aldığının akşamında o ayakkabıyı evde hemen açıp giyiyo mudur lan.
● Yapmıştır ya bi kere en azından, insan diil mi abi. Yok yok kesin yapmıştır kesin. Ohh nası rahatladım şu an varr ya...
● İstiyorum ki bir gün böyle hiçbir şey yapmadan öylece dururken, ama yani gerçekten ne fiziksel ne mental olarak hiçbir şey yapmıyoken, bi tane çok zengin bi yatırımcı gelsin istiyorum yanıma, "Genç adam" desin, "bi süredir şurda oturdum seni izliyorum, o kadar güzel hiçbir şey yapmadan duruyosun ki" desin "çok etkilendim. Bence sende kimselerde olmayan hayvanî bi yetenek var! Al şu 1 milyon dolarlık çeki" desin, hemen o anda orda bana milyonlu dolarlı çek yazsın istiyorum ya. "Üstelik bu sadece başlangıç. Çok büyük zengin olucaksın çok!" desin böyle. Of ya niye böyle şeyler olmuyo olum ya.
● Peki, Ankara insanının, zamanında inanılmaz bi Latin fetişi varmış o noolucak. Arjantin İlköğretim Okulu, Meksika Caddesi, Simon Bolivar Caddesi, şimdi çok da aklıma gelmiyo ama bi sürü örnek var böyle. Sanırsın etraf Latin Çik kaynıyor. Halbuki bildiğin Ankara insanı yani. Yalan mı yalan mı dondurmayı yalan mı diyen adamlar hep.
Devlet Su İşleri'nin Ankara'daki merkezinin bahçesi önündeki süs havuzunda suyun akmaması nasıl bir ironidir ya. Oturdum bunu düşünüyorum.
● Allah kimseye yokuş yukarı çıkma derdi vermesin, amin.
● Cemrelerin düşmesiyle aynı zamanda ortaya çıkan felaket senaryolu yaratık vurmalı FPS oyunu çıkmadı mı ya bu sene hâlâ? Yağmurlardan tabi. Yaz gelemedi ki, yaa yaa... Bugün aynı otobüste iki ortayaşlının konuşmasına şahit oldum, aktarıyorum: -Çok yağdı yağmur çok yağdı çok... Güneş yüzü göremedig. +He ya, hayır bişey değil ekinler kızaramadı ekinler. -Yaa yaa... Ekinler... +Ekinler evet...
Allahım ya kafayı ekinle bozmuşlar. Bütün o yağmuru ben yiyorum lan ekine nooluyo sırf kızarmamış diye... Teallam ya.
● Ohh nası yardırdım geldim ha buralara kadar. Tabi sen de okurken yardırdın geldin. Ben şu taraftan aşağı inicem, sen herhalde... Tamam.. O tarafa? Tamam görüşürüz o zaman kendine çok iyi bak. Tamam. Öptüm hadi. Ekinler!

Daçe.
Okumaya devam →
24 Mayıs 2011 Salı

Çağın Vebası: Kasada Poşet Açamamak

3 tane ömer üründül tadında yorum
● Gol atan adam tam böyle gol sevincini yaşarken kameranın önüne geçip onu kapatacak şekilde burnunu sümküren üzgün rakip futbolcunun ne kadar içtenpazarlıklı ve adamsendeci olduğunu söylesem ağzın yara olur.
Neaber sevgili okur, gördüğün gibi hıphızlı başladım..
● Şu an bu satırları yazarken yanımda Forlan var beyler, biraz sonra buraya yazacağım esprileri ona da söyledim "Ekiekiekeekios" diye güldü. Dedim yalnız Forlan dedim gülünce çok çirkin oluyosun. Bi alındı bi alındı 30 yaşındaki adam. Merak eden varsa, sordum, pazartesi Beşiktaş'ta başlıyomuş.
● Böyle de popülist, böyle gündem esprisi yapayım da insanlar okusun'cu, böyle hayvan, şerefsiz, iblis bir insanım işte. Ehehe. Yok lan o kadar da değilim bi dakka.
● Hayattaki en büyük fobilerimden bir diğeri de -bağlayamadık ama bağlamışım gibi şeyap- süpermarket kasasında ödeme yaparken aldıklarımı koyacağım poşeti açamamak. Bu beni öylesine derin acılara sevk ediyor, öylesine cehennem ızdırapları yaşatıyor, öyle ömrümden nerden baksan bi 5 yıl götürüyor ki... Düşünsene kalabalık böyle, hayvanoğlu gibi sıra var arkanda, bi telaşla paranı uzatıyosun zaten. Hani direk bütün para veriyosun, çünkü orda bütün parana kıyamayıp "Dur bakiyim şurdan çıkar galiba.." diyip tek tek bozuklarını sayıp birleştiricek durumda değilsin. Cüzdanda o sırada 20 lira varsa mesela sıçtı o para. 4 lira 35 kuruşluk alışveriş için bozduruyosun onu. Bu bi kere başlı başına mutsuzluk zaten. Onu da geçtim, para üstü bekliyosun o canhıraş hengâmede -nerden yazıyorum ya böyle kelimeleri-. Beklerken de bi yandan, aldığın şeyleri poşete koymak zorundasın. O poşet de ilk seferde açılmazsa falan... Offf. Allaam ölüm resmen. Bak sana yemin ediyorum okur, geçen gün ömrümden 4,5 yıl gidişine ağlayarak şahit oldum. İzin verirsen bunu bir diğer maddede anlatayım çünkü burası inanılmaz kalabalıklaştı.

 bi dahakine ben de obama olucam amk. kasiyer açıyor poşedi ne güzel.

● Heh geldim. Geçen gün, inanır mısın, aslında inanırsın yani şurda ne anlatsam, sonuçta nerden bilicen yani ooh ne biçim sıkabilirim istesem. Ama yapmıyorum. Ohoo ben bayaa iyi kalpli çıktım. Neyse. Geçen gün yine bi süpermarket kasasındayım, dedim hemen hıphızlı bi şekilde poşete koyucam aldığım şeyleri falan. Poşeti bi elime aldım, açmaya çalıştım, ilk denemede açılmadı tabi. Neyse dedim, olur. Bi daha açmaya çalıştım, ellerimi poşetin üzerinde fıçı fıçı yaptım böyle, allaam yine olmadı. Lan bi yandan arkadan yeni müşteriler geliyo, adamsendeci kasiyer de sağolsun benden sonrakilerin aldıklarını okutup benim aldıklarımın üzerine yığmaya başladı falan. ALLAHIIM. İnanılmaz bi baskı var böyle. Ekranın sağ alt köşesinde gerisayım var ölümüme ne kadar kaldığını sayıyor filan. Ben tabi hala poşedi açmaya çalışıyorum hiç çaktırmadan. Hatta öyle çaktırmıyorum ki, sanki poşedi açamıyorum değil de açmak istemiyormuşumcasına ağırdan alıyorum gibi.. Rezilliğin son raddelerinde yüzüyorum yani... Hoop sonra benden iki sonraki müşteriye sıra geldi, ben tabi hala açamıyorum falan. Etrafa "ehehe hiç böyle yapmazdı ama" bakışları atıyorum. Sonra, inanır mısın, inanmazsın, süpermarket kapanıcak artık, saat 10 oldu; müşterilerin tamamı gitmiş, kasiyerler azalmış, etraf toplanıyor temizleniyor, ben hâlâ poşet açamamışım böyle. Mal gibi. Sonra bulunduğum yere bi tane meteor düştü de öyle kurtuldum. Bıraksan iki gündür ordaydım..
● Sen tabi şimdi buna pek inanmadın gibi.
● Tamam yani tam olarak böyle değilse de buna benzer şeyler oldu.
● O diil de aynı tiyatro oyununa iki gün üst üste gitmeme ne yazayım? 6 aydır tiyatroya gitmeyip gitmeyip böyle iki gün gitmeme falan. Onun da aynı oyun olmasına. Bugün de olsa bugün de giderdim, öylesine manyaklaştım çünkü şu sıralar.
● Tiyatroda sahneden sahneye geçerken ışıklar tamamen kapanıyo mesela. Kapkaranlık oluyo içerisi bi 10 saniye için falan. Kendi elini kolunu göremiyosun, öyle bi karanlık. İşte o karanlıkta nasosa kimse görmüyo diye kaşınmaya falan başlayan, ama hemen sonra da,  "Lan 10 saniye sonra bütün ışıklar açılıcak kabak gibi ortaya çıkıcaz yine" diyip ışıklar açıldığında kötü bi halde olmamak için dünyanın en ciddi yüz ifadesini takınan seyirci var ya. Hah işte ben bunu çok güzel bi yere bağlıycaktım ama bence bu da oldu gibi. Evet ya bence şahane tespit oldu. Sonuna da "...var ya. İşte o benim!" dersem cuk diye oturucak bence.
Aa pardon bu açık mıydı ya...
Dolmuşta para uzatmayan insan var ve ben ona inanılmaz gıcık oluyorum biliyor musun. Paramı uzatıyorum mesela çok kibar bi şekilde, "Şurdan" diyorum "sayın yolcu, saygıdeğer insan, yol boyunca ensesini izleyeceğim harika kişilik, şurdan acaba bir kişi gönderir misiniz rica etsem?" diyorum. Bi böyle paraya bakıyo, bi böyle yüzüme bakıyo ters ters. Sanırsın ahlaksız teklif yapıyoruz adama. Adam derken aslında genelde kadın oluyolar. Neyse. 2 lirayla neyin tekflini yapıcam sanki. Bi söyleniyo, "çk çk çk!!.." yapıyo ağzıyla. Allahallaaa. Böyle insanları bi yıl boyunca dolmuşun en ön koltuğuna oturtucaksın aslında, onu hak ediyo o.
● Bu arada şurda kuzenimin harika yemek blogu var bakmanızı tavsiye ederim gençler. Evet. Şimdi ben o zaman iyakşamlar.

Daçe.
Okumaya devam →
16 Mayıs 2011 Pazartesi

"Ne Dediler - 2011"

0 tane ömer üründül tadında yorum
Sağdaki sidebarda "Ne Dediler?" kısmı ne zamandır 2010'da kalmıştı. 2011 Türkiyesinde oraya da bir el atalım dedik... Fikrini gönder sevgili okur :)

edit: anket bitti sevgili okur. en popüler (böyle milyonlarca, yüzlerce oy alan) iki cevabı direk koydum. böyle de demokratik bir insanım ya off şahaneyim. öperim.


Okumaya devam →
15 Mayıs 2011 Pazar

Şenlik Hakkında Hiçbir Şey Söylemeyeceğim

0 tane ömer üründül tadında yorum
● Sana bişey diyim mi... Hayvan gibi kilo vermişsin haa, çakal. Ne yaptın?
● Olur olmadık sürekli "Kilo verdin." diyen bir insan çevresi var ve o kadar kalabalıklar ki, geçen gece hepsini aynı rüyada gördüm diye yüzüm uçukladı. Dudaklarım değil yani düşün, kompile Scarface oldum.
Neaber ya ehehehe.
● Şenliklerimiz vardı biliyo musun. Ama şenlik hakkında tek bir kelime bile etmiycem çünkü bayıyor yani. Yağmur filan. Çamur. Pislik, kir. Alkol falan. Güvenlik görevlileri. Ohoo olm bayaa bişey söylüyorum ben galiba. İşte Devrim, MFÖ filan. Biliyosun. Mirkelam'da Ankara oyun havası. Haydaa. Duramıyorum. Chinese takılan Mexico Dürümcüsü adlı Türkler. Minişortlu kızlarımızın yağmurla ve soğukla savaşları. Apaçiler. Allahım ben gidiyorum. Cancaazım. Arkadaşlarım. Kafkas halk kıyafetleriyle fotoğraf çekişmemiz. LAN! TUTUNSANIZA BENİ! İşte efendime söyliyim rektörün "Gözümün önünde oynaa!" ve "Akşam hava kararmadan evde ol, baban gelicek!!" kafasında getirdiği kısıtlamalar. Alkol alıp kusanlar. Mirkelam'la koşanlar. Grup Yorum konserinde ellerimizde Burger King bardakları olması. Burger King'in iki tane buzlu bardağı 5.30 TL'ye satmaya çalışması. Tamam ya yeter. Şş. Olum çekin lan beni! HEY!
● Oh teşekkür ettim.
● Öyle işte, şenlik hakkında hiçbişey söylemeyi düşünmüyorum.
İnternetime Dokunma yürüyüşü vardı bugün sevgili okur. Bizim oralarda oturan bi arkadaşla "Katılak." dedik, çıkıp gittik. İşte Sakarya Caddesi'ne gidicez, orda devasa bi kalabalık görücez, hakkımızı arıycaz, kendini bilmezlere ayar vericez falan kafasında. Bi gittik, Allahım, nası kalabalık... Nası kalabalık... Deli bi kalabalık. Arkadan hareketli bi halk türküsü, halay çeken insanlar... Tam aralarına karışıcaktık ki, son anda fark ettiğimiz şeyle felaketten dönmüş olduk. Halay çeken insanlar Laz Kültür Topluluğu'ndandı ve nerdeyse onların eylemine giriyoduk. Neyse ben şimdi çok komik gibi anlatamadım ama sen benim kırk yılda bir yürüyüşe katılma düşüncemle yanlış anlaşılma yüzünden "Bize her yer Trabzon!!111!" diye halay çeken adamla kol kola olduğumu, hatta orda halay başı olduğumu, bir an önce çıkmaya çalıştığımı ama insanlar yanlış anlamasın diye çıkamadığımı falan hayal et. O zaman komik oluyür.
● Olm bende bildiğin yardımsever tipi var ya. Galiba var yani. İnsanlar hep bişey sorarak yanaşıyor bana, hep bir fikir danışması, bir böyle âlim bellemeler... Demin de Kızılay Mado'ya gelirken, evet şu an Mado'dan yazıyorum böyle de ortam insanıyım, yaz geldi hemen soluğu Mado'da aldım filan, neyse, Mado'ya gelirken bir turist çift bana Kurtuluş Parkı'nı sordu. Allahıııım. Ben şimdi normalde çok güzel yol tarif ederim ama daha önce İngilizce yol sorulmuşluğum çok azdır. Bizim Büyük Sorulmuşluğumuz. Neyse. Ben tabi böyle şeyler hep ortaokul İngilizce Coursebook'larında oluyo sanıyodum. İşte mesela karşıdan Isabella ile Martin geliyor, "How can I go to Sultanahmet Mosque?" diyor, biz de o sırada zaten dibindeyiz caminin, diyoruz işte "Go straight, then turn left, go straight one hundred meters." Yani az önce Kurtuluş Parkı'nı sorduklarında keşke bu kadar net olabilseydim ya da benim o anki kıvranmalarımı görebilseydin sevgili okur. Ressmen "Eee... Okey. You have to go forward this street. Here is Meşrutiyet Street. Eee.. Go go go for a while. Go. Eee.. One second please. Hah. (ulan iyice gidince nerde kalıyodu bu park, pff) Ee.. Sorry one second... You can ask somebody for Kolej or Kurtuluş. Okey? Okey. No no you are welcome."
● Gerizekalı sanki elinle koymuş gibi tarif ettin de bi de sonunda you are welcome filan diyosun. Kötü advanced seni. Advanced'in en kötüsü bendim olm hazırlıkta. Hani bi yerde biter ya liste. Bendim o işte.
● Yalnız listenin sonunda olmak benim kaderim galiba ya la. Şu anki okuduğum bölüme de en son giren adam benim. Resmen son anda kafamı sokmuşum, sonra da kendimi çekmişim, öyle girmişim gibi.
● Liseye girerken de ilk önce bi tane dandik lise kazanmıştım tamam mı. Böyle kıçıkırık, kenar mahalle lisesi, şimdi adını vermiyim. Oraya birincilikle giriyodum mesela. Sonra nooldu? Orası kötü lise diye ön kayıtla Atatürk Lisesi'ne gittim. Sonuncu filandım sanırım yine. Gerçi benden sonra çok adam girdi hepsine çakmışım yaa ehehehe. Neyse.
● Şu an bizim okul bira kokuyo biliyo musun. Ama ben şenlikle ilgili bişey söylemiycem.
● O diil de Mado'nun tuvaleti çok kötü aydınlatılıyor ya. Hani sensörlü lambalar var ya, işte onlardan var bi tane. Ama zaten küçük bi tuvalet yani, aynı anda 3 kişi almıyor bile. Bi de tam böyle afedersin işerken hop! lamba sönüyo. Haydaa. O anda nası bi hareket yapsam, kafamı mı oynatsam, elimi mi kaldırsam, resmen ölümlerden ölüm seçtiriyor ha. Bu da böyle bir anımdır. Tuvalette hiç anın yok mu diyen olmasın diye anlattım.
● Hadi gidiyorum ben. Sağlıcaklar içinde boğularak can veresin. Böyle de güzel iyi niyet dileklerim var.

Daçe.
Okumaya devam →
9 Mayıs 2011 Pazartesi

On dakikadır başlık bulamadım inanır mısın sevgili okur.

0 tane ömer üründül tadında yorum
Bazen diyorum ki, ya diyorum, bi' gün toplıycam diyorum tası tarağı, kapatıcam bu blogu Marmaris'e yerleşicem. Ama nereye kapatıyorum sonuçta ekmek teknesi.

Ciddi anlamda "Ya şimdi sen bu blogdan neğadar kazanıyosun? Para veriyolar mı sana?" diyen arkadaşlarım vardı bi ara ya. İnanılmaz. Resmen sanıyo ki, burası bi şirket, ben de geldim buraya rızkımı çıkarıyorum. Sorarken de böyle gözleri açılıyo hafiften gerizekalının, fark ediyorum, içinden "Ulan eğer çok para veriyolarsa ben de girerim bu işe" fikirlerini koşturuyo. Tabi "Yok ya ne parası abi öylesine yazıyoruz işte" filan diyince de bi şaşırıyo ayının oğlu. Sanki hayatında hep sanayide çalışmış da gelmiş bana konuşuyo. "Nası ya?" diyo, aman allahım, böyle yapay, böyle sahtekâr bi şaşırtmaç efekti olamaz, "Nası ya? Hiç mi almıyosun?" diyo. "E niye yazıyosun o zaman o kadar şeyi, hiç bıkmıyo musun ya?" diyo, "Eheheheahahehehahahehe" diye de gülmeye başlıyo sonra. Allallaaa.

Bi de şöyle arkadaşlar var. Şimdi bunlar tabi blogu arada girip okuyan insanlar. Mesela biraz komik gibi bişey oluyo, ya da vazgeçtim, hiç komik olmayan bişey oluyo. Ama o an ona o kadar komik geliyo ki o. Arkadaş ortamı olsun mesela. 5 kişi filan. O hiç de komik olmayan olayın hemen akabinde bana dönüp "Ehehahah sen şimdi bunu bloga yazarsın haa;)))" diyo. Hayda. Sana ne arkadaşım. Tabi o an orda kibarlık olsun diye, "Hehe, evt, olblir:))" filan diyorum ama. Neyse.

Çok yakın bi arkadaşım çok komik bi video paylaşıyo feysbukta. Ne biliyim işte gündem esprisi filan. Ama komik hani. Video sadece güldürmek amacıyla yapılmış. İki dakika sonra bakıyorum, hoop yorum geliyo altına, "ANILCM CANIM ÖZLEDİK YA SENİ NERELERDESİN DERSLER NASIL :)))) BİZE GELMİYORMUSUN HİÇ BAK RAGIP AMCANDA ÇOK ÖZLEDİ :))))) GÖZLERİNDEN ÖPÜYORUM YAVRUCUM,BAŞARILAR................" diye.

Off.

Feysbuka bir türlü adapte olmayan akraba; resmen can alıyorsun ya canımdan. Hadi geçtim her şeyi; o sondaki noktalar dizisi ne? Ya. Ben. Lan. Neyse.

 hayalim.

Bugün bi büfem olsa diye düşündüm. Hayal kurdum. Bi büfem olsa, böyle küçücük, amiyane tabirle göt kadar bi yer. Çünkü amiyane de olsa gerçekçi olmak gerekirse tek götlük yerler hep oralar. Açıcam sabah saatlerinde, giricem büfeme. Bu arada büfemin de dört bir yanından cam olucak, her yerden ticarete açık olucak. Bi tane müşteri geldi mesela di mi, işte gazete aldı dışardan, bi de su istedi, para uzatıcak falan. Ben o anda hooop diye bi yan cama geçicem. 90 derece dönücem. Müşteri de oraya gelicek tabi. Ordan da hooop 180 dönücem. Müşteri o tarafa doğru büfeyi çevrelerken ben pat tam ters kenarda olucam. Böyle böyle geçicek günlerim.

Dünyaya bir daha gelsem Maraş dondurmasını vermeyen dondurmacı olurmuşum.

Döner kapılar var ya hala. Elinle itiyosun fik fik fik dönüyo, bi bakmışsın diğer taraftasın. Vay anasını ya çok teknolojik öyle böyle diil... Merciiler daha iyi bilir tabi ama bence artık bunlara mahal vermemek lazım 2011 Türkiyesinde.

Bi ortama giriceksem ve o ortam dünyanın en apaçi, en serseri, en böyle bana uzak gelicek ortam da olsa; eğer o ortamda bi tane bile gözlüklü varsa, hiç çekinmem girerim arkadaş. Gözlüklünün olduğu ortamda olay olmaz, huzursuzluk çıkmaz. Gözlüklü yatıştırır, gözlüklü konuyu dağıtır, gözlüklü salaklık yapar dikkati üzerine çeker falan. Hep de iyi aile çocuğu çıkar en sonunda o gözlüklü. Gözlüklü varsa ben de varım.

Ani geldim, ani giderim.

Daçe.
Okumaya devam →
3 Mayıs 2011 Salı

Uyku Moduna Giriş: Uykulu Kafayla Saçma Sapan Olmak

1 tane ömer üründül tadında yorum
Ne yaptın okur. İyisin. Uykular geldi.

O kadar gözlerime düşüyor ki şu an göz kapaklarım, soru işareti basacak halim yok. Shift nerdee, soru işaretinin olduğu tuş nerde. Bunlar hep soruydu, yukardakiler. Neyse. Yazıya başladığım saatte feysbuk sohbet listesinde 50 arkadaşım onlinedı, ooh dedim şimdi bunlar benim yazıyı okur da. Oh dedim. Ama sanırım ben yazıyı bitirdiğimde 30 kişi filan kalıcak. O 30 kişi de nerden baksan hayatta okumaz.

Böyle arkadaşlarım var ya. Resmen gözlerine sokuyorum blogu, "Kardeş çok uzun yazmışsın" filan diyor mesela. Haydaa. Nası yani uzun lan. Uzun mu lan gerçekten o kadar. Bak bunlar da hep soru ha. Neyse.

Bu arada bi tane adam var, bu adamın bi de blogu var, ama linkini vermiyo. Benim diyo blogum var diyo. Ee diyosun, ne yazıyosun. İşte bişeyler yazıyorum, fotoğraf filan koyuyorum. Lan diyosun ne güzel, ver de adresini biz de girelim diyosun. Yok diyo, valla veremem diyo. Ay yok ben gülerim diyo. Deli mi ne. Hayalet gibi bişey. Kendisine Zeki Berk diyeceğim. Zeki Berk, abi manyak mısın ya sen. Bak bu soru. Manyak mısın sen ya. Blogum var diyip adresini vermem diyen garip insan. Ne bileyim amacını da anlamadım.

Bizim okulda bi tane, pespembe ağaç var sevgili okur. Koca okulda tek renkli ağaç o sanırım. Diğer ağaçlar hep normal yeşil işte. Bildiğin. Ağaç yeşili. Bu pembe. Böyle bayaa fotoğraflık filan. İşbu ağaç herkesin fotoğraf hayallerini süslüyor sanırım. Ben bunu bi yere bağlayacağıdım ama bağlama sorunu çeken bir insanım. Bağlanma sorunum yok, şahane bağlanıyorum. Ama bağlayamıyorum. Onu napıcaz. Bak bu ne. Soru. Hep soru bunlar.

Ooh şu an 70'ler çalıyor inanır mısın. Terry Jacks - Seasons in the Sun. Üşenmesem fizy'yi yapıştırırdım buraya ama ciddi anlamda uykum var.

Bazen diyorum, ya diyorum, allahım diyorum, şimdi ben diyorum bişeyi çok merak ediyorum diyorum. Sen tabi diyorum her şeyi biliyorsun ama diyorum benim bilmediğim o kadar çok şey var ki diyorum. İşte onlardan biri diyorum. Tam orda neyi merak ettiğimi unutuyorum. Allahım ben neyi merak ettiğimi gerçekten çok merak ediyorum diyorum şu an. Günlerim böyle geçiyor. Ya da ne bileyim uyku baskınç bir kavram şu an.

Ben asıl bu yazıya başlarken bişey diycektim sanki ama.

Neyse gideyim de yatayım ya. Yarın sabah termodinamiğin birtakım yasalarıyla uğraşıcam. Koca evrenin termodinamik ilişkileri bitti, yasaması bana kaldı amk. Ooh tam uyku modundayım hiç bozma.

"Yavruum kalk yerine yat..."

Ha, ne.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)