30 Nisan 2011 Cumartesi

Allahtan Adım Muhiddin Değil Ha.

4 tane ömer üründül tadında yorum

Ne yaptın ya sen öyle, çılgın seni! Neaber yani o zaman? LA SUS CEĞAP VERME BAĞA!
Ehehe şaka şaka dilediğince haykır sevgili okur şu anki ruhsal sıkıntılarını, iç karmaşıklıklarını, her bişeyini anlat bana. Ya da yok lan anlatma gülerim ben.

● Bugünlerde ne kadar çok kural var ya. Eskiden bu kadar çok kural yoktu gibi geliyo bazen. Lan diyorum eskiden, biz mesela çocukken, böyle televizyonda "Saat 9 oldu, hadi yatağa çocuklar, hadi bakiyim, HADİ NAN!" filan gibi uyarılar olmuyodu. Canımız ne zaman isterse o zaman yatıyoduk. Ki zaten genellikle canımız 9'da uyumak istiyodu. Kendiliğinden olay bişey yani. Şimdiki çocuklar biraz gerizekalı felan mı acaba lan; her şeyi biz söyliycez adamlara ya işimiz yoksa. Şu saatte yat, şu saatte kalk, altına çiş yapma, hoşlandığın kızın saçını çekme. Ohoo. Biraz mantıklı olun, biraz olgun olun, biraz insan olun ya.
Çocuk'tan hiçbir zaman insan olmayacakmış gibi bir hissiyatım oluyor. Küçücük salak bişey sonuçta. Sonra geçiyo ama bu his. Diyorum ben nası insan olduysam onlar da olucak diyorum. Allahım resmen empatiğim ya. Aynı zamanda sempatiğim de. Selam.
● Geçtiğimiz hafta içinde özel ders vermeye başladım sevgili okur, ve ilk özel dersimin parasıyla da hemen markete girdim, kese kağıdında ince uzun ekmek, biraz domates biraz yeşillik, biraz da kıyma aldım. Çünkü ne biliyim, filmlerde filan ilk mayışla genelde böylesine bir kese kağıdı alınıyor. Yalansa yalan de.
● -Yalan.
+LA SUS DEDİM!
● Dolmuşun muavin koltuğu kapısından inmenin ve binmenin karizması da kimsede yok ha.
● Bi yerden bi yere yürüyerek gitmek ne garip bişey ya bak düşününce... (hanım hazırlan, tespit geliyo gene) Yürürken aslında hep bi hareket, hep bi atraksiyon içindeymişsin gibi geliyo, yoruluyosun falan, ama öyle diil işte. Hiçbir atraksiyon yok aslında, sadece bekliyosun böyle. Ayaklarının seni gideceğin yere götürmesini bekliyosun. O sırada böyle sıkılmamak için, nası otobüste giderken etrafa bakıyosan yürürken de bakıyosun. Ya da müzik dinliyosun misal, eğer uzunsa yol. Ya da pff neyse ya, bu çok saçma oldu gibi. İyakşamlar.
● Dur dur şaka yaptım dur gitme dur.
● Saniyelerce gelmeyip gelmeyip de, tuşları kilitledikten hemen sonra gelen kalan kontör bilgisi kadar sevimsiz çok az şey var hayatta. Durduk yere ömürden götürenlerden, 1-2 saat de olsa.
Ankara'da Dalgıç Caddesi diye bi yer olması falan, ne bileyim...
● Ya da biryantin'in aslında brilliantine olması filan... Off çok garip.
● Bugünlerde cancaazımla o kadar çok ders çalıştık ki kütüphanede, sırf hayatımızda bir renk bir farklılık olsun diye bir gün 2. katında çalışıyoruz, bir gün giriş katta, bir gün sesli kısımda espriler şakalar içinde çalışıyoruz, bir gün 3. kata çıkıyoruz iflâhımız kuruyor falan. Çok politon bir ders hayatımız var, yaa, öyle böyle değil. (gözlerim akıyor oğlum ders çalışmaktan, ne çok sınav var amk ya!)
● Şimdi gideyim de yarın bir ağzını yüzünü kırayım şu Muhiddin'in. Haydi sevgi selinde boğulasın okur.

Daçe. (oh özlemişim lan, iliklerim açıldı yemin ediyorum)
Okumaya devam →
24 Nisan 2011 Pazar

Kütüphanede Karnı Guruldatmak

3 tane ömer üründül tadında yorum
Serinin ilk yazısı olan "Kütüphanede Çubuk Kraker Krakslamak"tan yaklaşık iki hafta sonra başım hala beladan kurtulmadı sevgili okur. Bi insanın karnı, yani karın'sın sen ya, sen karın'sın, ne kadar manipüle edebilirsin hayatımı, bi insanın karnı yarım saat boyunca GOOUUUUVVVVV, BOOOUUAAAAAĞĞĞVV diye guruldar mı sevgili okur ya? Hadi guruldadın, allahsız, yaptın bi adamsendecilik, niye devam ediyosun? Ulan hadi neyse her şeyi bi kenara bıraktım... NEDEN KÜTÜPHANEDE İNSAN İÇİNDE REZİL EDİYORSUN? Allahallaa ya... Yemin ediyorum sevgili okur, o her bir GOUUVV'da en az üç kişi etrafına bakınıyordu sesin nerden geldiğini anlamak için. Yarım saat ya yarım saat...

Tek tesellim, yarım saatin sonunda kimsenin okuduğunu-çözdüğünü anlamamış olma ihtimali oldu. Curve'ler düşük çıkar. Artık ne çalışıyorsa insanlar. Ehehehehe ehehe eheheh neaber.

Guruldamayan karın istiyoruz. Filarmoni orkestrası tadında olmayan bir karın istiyoruz. Alman panzerlerinin Moskova'da yarattığından daha az gürültü yaratan karın istiyoruz. İçişlerinde istediğini yapsın fakat dışişlerinde tamamen insan iradesine bağlı bir karın istiyoruz.

Böyle karın olmaz.

Ayıp.
Okumaya devam →
22 Nisan 2011 Cuma

I'm not your babe, I'm not your babe, Alessandra

0 tane ömer üründül tadında yorum

Yanıma oturdu.
Uzun uzun baktı gözlerimin içine...
Ilık akşamüstü rüzgârının tenimi yaktığı, sıradan bir Akdeniz günüydü...
Martıların sesi, insanların sesi, Venedikli pizzacıların sesi...
Bütün o İtalyan İtalyanca'sıyla, "Yarın sınavın mı var?" dedi.
Gözlerinin içi gülüyordu dudak uçlarının yere bakışının aksine...
"Si" dedim.
Güldüm...
Gülüşüne hâkim olamadı nazlı Alessandra...
Ve cesaretine de...
"Peki hangi dersten?"
Haydaa...
Neden böyle olmuştu şimdi?
Neden böyle aptallıkları oluyordu Akdeniz'in en güzel kıyısında Sandra'nın?
Sorusuna anlam verememiştim, yine de kibar bir dille, ve tüm o Fransız aksanlı İtalyanca'mla, dönüp dedim ki...
"Si dedim ya demin allahallaa.. Si işte. Si programing. Hayret bişeysin Alessandra ya..." dedim.
"Senin" dedim "aklın nerde ya" dedim. "Sen" dedim "si'den ne anlıyorsun" dedim ya, "si'den ne anlaşılabilir ki" dedim ya...
Alessandra sustu...
Ben sustum...
Akşamında Türkiye'ye döndüm, pizza ülkesine bir daha uğramamak üzere...
Çünkü yarın C-Programming sınavım var.
Erken yatayım...
Bloglar da açılmış (hanım bloglar gelmiş!) artık yazarım yine ooh mis.
Tumblr'a da tüm sevimlilikleri için (http://dacederki.tumblr.com/) teşekkür ediyorum. İnşallah temelli bir hadisedir. Herkese yeniden merhaba...

(not: o değil de bir insan neden kızının adını alessandra koyar. iskender gibi bişey. ne o öyle, "erkek bekliyoduk" dermiş gibi. neyse. selam.)
Okumaya devam →

hani bir yıldız kayar ya gökten… iştee öyle bir şey (uyduramadık anlamında).

0 tane ömer üründül tadında yorum
  • bisikletini elinde taşıyan bisikletçi gördüğümde -ki bu bisiklete elverişsiz zeminlerde gerçekleşir (merdiven, çamur ya da yokuş misal)- oluk oluk petrol karışır içimdeki okyanuslara sevgili okur. yüzlerce metrelik kulelerim yıkılır onu öyle gördüğümde, iki milyon pakistanlı ölür içimde. hollanda sular altında kalır, nikola tesla son buluşu sırasında kalp krizi geçirir, yavru örümcek hayattan zevk almaya başlamışken anne örümcek tarafından yenir… öylesine bir hüzün benimkisi işte. öyle böyle değil. öylesine.
  • “yönetmelik” kelimesini hayatı boyunca “yönetmenlik” sanmış insan geçen gün cümle içinde kullanınca ortaya çıktı. meğer “yönetmenlikte öyle yazıyormuş” derken neler demek istemiş, ben sonradan fark ettim. insanın cahili de hiç çekilmiyür.
  • ankara’nın misket türküsünde “vay benim aslan yarim” kısmını hiçbir zaman anlayamayacağım. yarime dünyanın en tatlı hitaplarında bulunuyorum ben, aslan ne lan. eski insanlar tam birer ayıymış ya. kalas kalas. püüüü irezil.
  • aklıma çok süper bi fikir geldi ama tutar mı bilmiyorum. tutarsa kadın çorabı ve taytından kazanacağım parayı solda sıfır bırakıcak… şimdiii… buluşumun adı: “ev sahibi olur gibi kira ödemek” ya da direk “ev sahibi olur gibi olmak”. şimdi mesela müşteri geliyor bize, diyor ki işte “ben ev sahibi olmak istiyorum” falan. biz ona diyoruz ki “sen şimdi ev sahibi olur gibi oluyosun ama ev sahibi olamıyosun”. niye? çünkü kira ödiycek. düşünsene hem evin parasını alıyorum mesela 150 milyar falan, bi de her ay bu keriz bana kira ödüyo. gerçekten ne kerizler var ya. ehehehe ehehe ehehe ehe… selam.
  • “kerizi fırsata dönüştürmek” diye bir fikrim de var ama onu şimdilik piyasaya sürmüyorum. her şey tek tek. yoğusa bu piyasa bunu kaldırmaz.
  • o zaman iyakşamlar ne bileyim.
[orijinal metin: http://dacederki.tumblr.com/post/4640653531/hani-bir-y-ld-z-kayar-ya-gokten-istee-oyle-bir-sey]
Okumaya devam →

kütüphane insanları

1 tane ömer üründül tadında yorum
odtü kütüphanesi çok acayip lan. mesela şu an kütüphanedeyim, insanlar etrafımdaki bir sürü masada oturmuş ders falan çalışıyo işte (hepsinin ortalaması 4.0’a gidiyo şu an, limit gibi düşün). ve dışarda deliler gibi bi fırtına var. arada böyle, 5 dakikada bir, VUHUHUHUHUUUĞUĞUĞUĞUUHUHUHUHUH diye keskin bi rüzgâr sesi geliyo, ama hani sanki dışarda ağaç deviricek, insan uçurucak bi rüzgâr sesi. hooop hemen 4.0’a giden ortalamalar kafalarını kaldırıp birbirlerine bakıyo böyle “anaam” diyen gözlerle. hayır sanki o fırtınaya tepki veren birini daha bulsan nolucak yani. çok garipsiyorum ya öyle böyle değil. şimşek çakıyo mesela BAM GÜM diye bi anda. hooop 4.0’lar birbirine bakıyo. hayır noluyosa ona.
4.0 dediğime de bakmayın ya hepsi benim gibi maksimum 2.5’ta sürünüyor… ehehe ehehehe ehehe ehe ehehe… selam.

[orijinal metin: http://dacederki.tumblr.com/post/4609140413/kutuphane-insanlar]
Okumaya devam →

dolmuşa yetişmek pahasına dünya rekoru kırmak

0 tane ömer üründül tadında yorum
akşam saat 22’den sonra genelde durakta 15 dakika kadar bekleyen dolmuşun hareket etmeye başladığını 200 metre uzaktan seçtim, ona doğru giderken… (oha süper şiirsel anlatımı daha ilk cümleden yakaladım) bir anda korku kapladı içimi, “ya beni almadan giderse?”, “ya yetişemezsem?” diye… adımlarımı hızlandırdım, kestirme yoldan önüne çıkma planları kurmaya başladım kafamda, bir elimle de 2.00 numaralı gözlüğümü takarken. (evet çok güzel gidiyosun bebeğim) ve bir anda, içine dünyaları koyduğum çantama sarıldım, gözümü kapatıp ona doğru koşmaya başladım… derken daha hızlı, daha hızlı… birkaç saniye olmuştu koşmaya başlayalı, ama ben şimşek kadar hızlı, gök gürültüsü kadar…ee…neyse gök gürültüsüyle ilgili bir benzetme bulamadım şimdi. neyse. gözümü açtığımda kendimi hiç olmadığım kadar hızlı koşmuş bir halde, etraftakilerin garipseyici bakışlarına aldırmadan, kendimi ona doğru iterken buluyordum. ve 200 metre çoktan geride kalmıştı… kafamı kaldırıp, “acaba kaçırıyor muyum” diye düşünerek usulca ona baktım. ordayadı. orada öylece bekliyordu. durakta… yalnızca 1 metre ileri gitmişti, ben 200 metreyi 10 saniyede koşarken yaptığı tek hareket buydu. benim, uğruna, içinde 10 yılım olan o 10 saniyeyi verdiğim hareketi… nefes nefeseydim. ona yetişememek gibi bir durumum yoktu artık. öylece beni bekliyordu. tüm maviliyle, öylece beni… beni bekliyor…
(yazar dolmuşa olan yoğun duygusal bağından dolayı yazısını devam ettirememiştir.)

[orijinal metin: http://dacederki.tumblr.com/post/4503783639/dolmusa-yetismek-pahas-na-dunya-rekoru-k-rmak]
Okumaya devam →

zuckerberg olmak ya da olmamak

0 tane ömer üründül tadında yorum
tumblr’ın estetiğiyle blogger’ın fonksiyonelliği buluşsa keşke… böyle bir siteyi hayata geçirip dolar milyoneri olmak işten değil. üzerine filmler bile çekilir. ama yok ben dolar milyonerliğimi seneye kış gelmeden kadın çorabı ve kadın taytı işine girerek elde etmeyi düşünüyorum. bayaa para var gibi o işte. film çekilmese de sorun değil, ben çorabımı satar, paramı alırım hocu.

[orijinal metin: http://dacederki.tumblr.com/post/4493136065/zuckerberg-olmak-ya-da-olmamak]
Okumaya devam →

Azar Coşar Deli Gönül

0 tane ömer üründül tadında yorum
Bugün üniversite tarihimin (çünkü nerden baksan üç yıldır üniversitedeyim) ilk azarını yedim sevgili okur. Çok fenaydı. Ne zamandır böylesine güzel, böylesine oluk oluk nefret kokan bir azar daha yememiştim.
Thermodynamics dersindeyiz. Termodinamik de yazabilirim buraya ama yazmıyorum çünkü termodaynamiks diyince çok karizmatik oluyor. Neyse. Thermo’dayız işte. Hocamız zaten böyle garip falan bi hoca tamam mı. Değişik. Tuhaf bir hoca. Şimdi buraya açık açık manyak yazamıyorum çünkü manyak olduğu için gelir blogu okur falan, “Aa” der “resmen bana manyak yazmış” der. Halbuki neyse. Şimdi detaya girmeyeyim ama bugün sabah saatlerinde kendisinden bir azar yemişim, bir azar yemişim, offf. Toplum içinde hem de. Hem de en cinleri tepesine çıkmışından. Ciddi anlamda bir Volkan Demirel gibi sarsılarak afedersin boşalmıştır sevgili okur. O derece bir sinir boşalması oldu çünkü. Evet sinir boşalmasından bahsediyorum ben bu arada sen ne anladın ki? Aa gerçekten çok çirkinmiş senin aklın, ben hiç öyle bişey kastetmedim.
Akşam gelirken dolmuşta üç tane apaçi, üç tane “janti” delikanlı en arkada konuşuyolar. Böyle işte espriler şakalar kendilerince bir komiklik bişey. Bir ara bi tanesinden “Pavyona gidek la.” diye bi cümle duydum. Tabi daha da dikelttim kulaklarımı. Başka bi tanesi destek çıktı öneriye, “Tabi olm” dedi, “Gidek tabi. Ama iyisine gidek iyisine. Kötü pavyona gitmeyek la. Kötüsünde hep iti gopuğu oluyo .mnagoyim.”
Vay arkadaş dedim o an. Akranlarımın geldiği son noktaya bak dedim ya. Daha ne kadar gopabilir dedim yani.
Bizim okulda Matematik Bölümü’nün erkekler tuvaletindeki pisuvarlardan birinde ihtiyacımı gidermekteyken kafamı kaldırıp burun buruna olduğum duvara bir baktım, adamın biri integral sorusu yazmış, çözmeye çalışmış. Hani matematik bölümü ya hani. Hani işte tuvalette bile integral çözüyo adam ehehe ekeieki ekiekei. Ben burdan bayaa bi espri çıkar sanmıştım ama hayat süprizlerle doluymuş.
Bu arada pisuvar denen şey de ne kadar çağdışı ya allahım. Ressmen öyle ulu orta, hayvanlar gibi yapıyosun. Köpek nası ağacın dibine yapıyosa bu da aynı mantık. Çok acayip abi. Hayır gerçi pisuvarla kabini aynı sıklıkta kullanan bi insan olarak artık yadırgamamaya başladım ama.. Spartaküs’ten itibaren hiçbişey mi değişmemiş abi. Birazcık bile mi medeniyetten nasibimizi almamışız. Tuvaletten çıkınca da orda bekleyen adama 2 dinar verelim oldu olucak. Gerçekten çok tuhafsıyorum ulan.
Yalnız şu da bir gerçek ki, pisuvar daha eğlenceli. Ne bileyim sanki bir yarışmadaymışsın da yanındaki 3 kişiyle “en erken bitirme” yarışması yapıyomuşsun gibi. Ya da ben tuvalette çok sıkılıp böyle şeyler buluyorum o da olabilir. Evet.
Bi gün mahallede maç yapan çocukların oyununa girip çantayı kenara fırlatan, kıravatı gömleği dağıtan adam olmak istiyorum. “Abi! Abi! Abi!” diye peşimde koşsunlar, ben onları çalımlıyım istiyorum. Mesela haftaya ya da ondan sonraki hafta falan bizim bölümdekilerin halı saha maçına yamanıcam, hepsi benim gibi adamlar, ben hangi birini çalımlıyım. Ama çocuk çalımlamak çok zevkli bişey. Ressmen mal gibi koşuyolar, alamıyolar da topu, alsalar da sen abisin ya sana veriyolar. Ahahah. Gerizekalı hepsi ya. Gerçekten şimdiki çocuklar zeki falan değil.
Gözlerinden öperim sevgili okur. Bu yazıyı da şu an tatlı tatlı uyumakta olan ama allah bilir ne zaman okuyacak ve okur okumaz yüzünde gülücükler açıcak olan cancaazıma ithaf ediyorum. Zira ne zamandır etmedimdi.
Görüşmek üzre! :)

[orijinal metin: http://dacederki.tumblr.com/post/4448602397/azar-cosar-deli-gonul]
Okumaya devam →

Kütüphanede Çubuk Kraker Krakslamak

0 tane ömer üründül tadında yorum
  • Geçen gün yine oturuyoruz böyle arkadaş ortamında. İşte ben varım, Rihanna var, bikaç arkadaş daha var. Ama nasıl konuşkan bi insan, nası böyle entüsiyastik filan tamam mı. Yok işte lisedeki en harika sınıf bizdik, yok benim kuzenlerimin hepsi zenci bi ben beyazım falan. Bunları söylerken de bi yandan nası bağırıyo nası bağırıyo yine. Her zamanki Rihanna. Baktım bi ara, olucak gibi diil, ne susacağı var ne bişey, dedim Riha’cım dedim bak sen şarkılarında da böyle bağrıyosun, ben dedim kaldıramıyorum gerçekten kafam da iki milyona geliyo artık dedim. Bu şekilde tabi böyle kızlı erkekli bi ortamda söyleyince, bunun yazdığı çocuk falan da var işte orda, bi bozuldu, bi böyle kilitlendi rengi attı. Hemen tuvalete gitti. Tabi öyle olunca ben de arkasından gittim özür dilemeye, kadınlar tuvaletinin (kadın değil bayan! bayan değil kız! kız değil kadın! kadın değil.. ha doğru yazmışım lan işte ne şeyapıyosun. neyse) oralarda ben işte yapma etme tamam gel bak birazdan kalkıcaz zaten diyorum. İşte bak ayılar gibi, atlar gibi iki 70’lik devirdin ama ben ödiycem hadi affetiricem kendimi falan. Yook. Ses yok. Hayır bişey diil tuvalete girip çıkanlar da bana bakıyo şaşkın şaşkın. İyice geriliyorum tabi.. Neyse. Abi, 10 dakika sonra Rihanna bir çıktı ki tuvaletten, aboov, çıkmaz olaydı ya lanet (fucking). Saçlarını direk turuncuya boyamış iki dakkada. Off ama. Ama off yani. Böyle kötü bi renk yok. Apaçi ya. Tam bir adamsendeci. Gökdelen kolonu gibi bacakları var zaten. Allahım ya. Senin neyine turuncu saç. Orda kalbini kırdığım için bişey demedim de, inşallah okumuyodur şimdi, resmen bok gibi olmuşsun Rihanna.
  • Bu da böyle bir anımdır işte kimlerle uğraşıyoruz sevgili okur.
  • Neaber?
  • Bu kez -blogların hala gelmemesi üzerine- hem Feysbuktan hem Tumblr‘dan ver ediyorum postayı. Yok ben görmedim yok ben duymadım filan. Bunlara biz halk arasında ayıp diyoruz.
  • Bugün kütüphanede, bayaa da kalabalık sessiz bi ortam, oturdum kalkülüs çalışıyorum filan. Ama nası acıktım. Öyle böyle diil. Gittim hemen bişeyler aliyim falan dedim, ne alsam ne alsam, çubuk kraker aldım. Hani böyle peynirli, hani koklayınca kötü kokan ama tadı güzel filan neyse. Sen kütüphanenin o sessiz, o çıt-kırıldım ortamında çubuk kraker gibi tek başına Nothing Else solosu atan bişey yeme tecrübesinde bulundun mu sevgili okur? Normal zamanda beş dakikada bitecek krakeri, sırf ambiyansı bozmamak adına 1 saate yayarak yedim. Ve deli gibi açtım. Ve deli gibi ağzımın suyu şap şap şap efektiyle masaya akıyor. Öylesine bir an işte. Düşün okur. Ne zor şartlar altında sana ulaşmaya çalıştığımı düşün…
  • O diil de bugün okulda ressmen Cristiano Ronaldo’nun geyini gördüm sevgili okur. Aynı tarz, aynı yaka bağır açık böyle, ama nasıl Cristiano Ronaldo apaçilikten öyle takılıyorsa bu adam da geylikten öyleydi. Onun dışında her şey aynı. Haa tabi nerde Adanalı Cristiano Ronaldo, nerde Odtülü Cristiano Ronaldo ama işte.. Napcan.. Neyse.. Bağlayamamama-mamamamaykrofon şov mikrofon şov. Başınaaa darısı.
  • Allah’ım Rihanna’nın bacaklarına köprü ayağı kadar kas verdiğin gibi, sesine hayvanilik verdiğin gibi, ıslak zeminde tenis oynayanları da küçük mutluluklarla ödüllendir yarabbim. Onlar ki, iki gün önceden o zamana tenis sahasını ayırtan, belki onun için özel şortunu bile alan, ama o gün yağmur yağmasına rağmen hevesini korumaya çalışarak “çıp çıp” diye sulara basa basa oynayan adamlar. Allah’ım. Çok mu şey istiyorum.
  • Bir dolmuş arkası yazısı olarak: “FREEDOM”. Vay anasını dedim görünce, ressmen dolmuşçu abinin içine William Wallace kaçmış haberimiz yokmuş dedim ya.
  • “THIS IS SPARTAAAA!” Yok o başka mıydı.
  • Ne bileyim lan hepsi aynı gibi. 22 tane adam bi topun peşinden gidiyo işte ne anlıyolar anlamıyorum.
  • Bi kafeye ya da lokantaya filan gittiğinde çay-kahve istersin, masada da şeker olur böyle küçük paketler halinde, onların pakedini açıp şekerini çayına-kahvene atarsın ya… Hiç düşündün mü o küçük şeker paketlerinin üzerinde neden 5 farklı dilde “Şeker” yazıyor? Neden mesela ben “Şeker” yazınca anlamıyorum da illa “Sugar”ı görmek istiyorum, neden illa “Zucker” olmadan bu çayın tadına varamıyorum? Neden ha, neden dostum? Hayır gittiğim bi kafede şekerin üzerinde İngilizce ve Almanca dışında “Caxap” yazıyor, artık hangi dilse. Sanırsın oluk oluk turist akıyor da Ankara’ya, bütün o Caxap’lar Zucker’ler o yüzden.. Halbuki diil yani. Bildiğin Ankara işte. Atakule, Anıtkabir, Behzat Ç. filan.
  • O zaman okurlara Behzat Ç.’nin ağzından gelsin: “Biz burda şaka mı yapıyoz la?”
  • Evet esprilerimizi şakalarımızı ve bir kısım görüşmemişliklerimizi yaşanmamışlıklarımızı ver ettikten sonra kalabalığa karışayım istiyorum. Bu kadar kendini beğenmiş‘çilik, bu kadar ben ne yazarsam yazayım o yazı okunur‘culuk. Bir ego’m var patlatırım‘cılık. Kısaca adamsendecilik. Görüşmek üzre! :)
Daçe.
[orijinal metin: http://dacederki.tumblr.com/post/4349197933/kutuphanede-cubuk-kraker-krakslamak]
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)