28 Mart 2011 Pazartesi

B.A.F.N. 2 - "Yoo Normal Bence"

2 tane ömer üründül tadında yorum
● Gözlerin iri iri, topak topak olmuş sevgili okur. Neyaptın?
● Olm var ya çok acayip böyle feysbuk notu olarak yazmak ya. Çünkü genelde listemde kim feysbuk notlarını kullanıyosa, ya bir Can Yücel, ya bir kendi yazdığı aşklı meşkli dandik şiirler -evet üzgünüm genelde çok dandik oluyor kendiniz yazınca-, ya işte bir Temel fıkrası filan paylaşıyo. Yarabbiii. Rakiplerim çok dişli. Özellikle Temel fıkralarıyla nasıl baş edeceğimi şimdiden kara kara düşünüyorum. Evet. Ayılar gibi giriş yaptım yine. Devam etmek için bir tuşa basın.
● Şaka şaka. Basmadın di mi sevgili okur? Ehehehe. Bastın mı lan yoksa? Ahahaha. Gördüm bastığını. Şş tamam aramızda.
● Geçtiğimiz hafta okulumuzu, "Kampüs Tanıtım Günleri" kisvesi altında (kisve altında olmaktan da nasıl korkarım ha. ayıp bişey gibi sanki. allah kimseyi kisve altında bırakmasın) birtakım liseliler işgâl etmişti. Birtakım dediğim de, hani yani, nerden baksan parti kurup meclise adam sokturucak kadar kalabalık. Yüzde on seçim barajından bahsediyorum. Oha. O kadar kalabalık.. Neyse. Ben de işte dersime gidicem normal olarak, efendi efendi, yüzümden alevler çıkıyor anca yetişicem diye. O sırada bir kız grubu, 3'lü, (yanlış şeyler gelmesin aklına hemen ya. ne fesat insanmışsın sen arkadaş. çk çk çk..) karşıdan bana doğru geliyo. Gelirken bi tanesi aynen şu ifadeyi kullandı arkadaşlarına: "Odtü Odtü diyolardı büyük bi yer sanıyodum ben de =//////" Hani biraz da aşağılama var. Büyük ihtimalle kazanamicak filan, bok atıyo. Bunu diyen kızı ve yanında o iki ergen arkadaşını ben bir aldım sevgili okur, kafalarını sıkıştırdım iki koltukaltıma, Hazırlık E Binasından taaa Demiray yurtlarına kadar hızlı tempoda yürüttüm. Bilmeyenler için söyliyim, aradaki mesafeden biraz daha uzun bir mesafeyle Eskişehir'e ulaşıyoruz. Öylesine uzun bir parkur. Tabi Demiray'lara ulaştığımızda bu 3 kızdan 1'i ölmüştü, diğer ikisine de akciğer yetmezliği teşhisi konuldu oracıkta... Gerçekten çok haklı olduğum anlar var ve o anlara denk gelmiyceksin sevgili okur. Acımayabiliyorum. Evet. Hazırsanız ikinci sorunuz geliyor...
Posterity kelimesinin Türkçe karşılığı nedir? Melih Duyar'dan edindiğimiz hatırlama teknikleriyle hemen "poster" - "iti" diye düşünüp "Aaa yeni nesil demekti!!! :))))" diyoruz di mi? İşte ben yirmi bir yıllık bilfiil ömrü hayatımda ilk kez dün karşılaştım "posterity" kelimesiyle. Tahminimce bir daha da hiç karşılaşmıycam. Hiçbir yere bağlayamadığım bu güzide maddeyi Melih Duyar'a armağan ediyorum.
● Kütüphanemizde her gün aynı saatte ve aynı yerde buluşup, topuklu ayakkabıyla hızlı yürüme yarışması yapan kızlar olduğunu düşünüyorum. Tam bir adamsendecilik. Bir insan topuklu ayakkabı neden giyer onu da henüz çözmüş değilim zaten. Resmen dikkat çekeyim'cilik. Başka da bir şey değil. Bakın ses çıkartıyorum bana bakın. Bakın bakın ne kadar uzun oldum böyle. Bana bakın. Herkes bana baksın. Gerçekten hiç sevmiyormuşum ben topuklu ayakkabıyı. Erkekte de kadında da. Bu da böyle bir anım.




Kötü esprinin dibine yolculuk: Bir gün "Şurdan bi kişi..." diye elimi dolmuşçuya doğru uzatıp hareket çekicem. Sonra da aniden inip saatte 60 km hızla koşarak uzaklaşıcam. Ben yapmasam da yapılsın. En azından biri bunu yapsın istiyorum. Böyle şrraak! diye filan. Öhm.
● Ben hala bu personel tuvaletinin ya da öğretmenler tuvaletinin neden ayrı olarak yapıldığını anlamıyorum. "Personel WC" yazıyor mesela. Sen ordan sksen de oraya giremiyceğini anlıyosun. Bal gibi yasak sana. Almıyolar içeri. Hayır bir personel, ya da okul için konuşursak bir öğretmen, ne kadar farklı -afedersin- sıçabilir ki? Öyle bi dünya yok. Nedir o zaman. İçerde parti var. Kesin. Her türlü pisliğin döndüğü, müziğin bangır bangır baş ağrıttığı, alkolün uyuşturucunun kol gezdiği, kimilerinin kuytu köşelerde ayan beyan seviştiği tamamen dirty bir yeraltı partisi dönüyor. O zaman bu yani. Yoksa niye içeri almıyosun ki beni. Başka açıklaması mı var. Yok. Neyse. Zaten ben de sizin o hızlı yaşantınıza ait değilim. Ben... Ben Anadolu'yum! Fırat'ım ben... Ben Dicle'yim... Van Gölü'ne bakan Şerife Nine'yim ben. Ege'deki bir zeytin çiftçisiyim. Rafet Amca'yım, Can çocuğum ben... O büyülü ve ışıltılı dünyanızda bana yer yok anlıyor musunuz, yook, YOOOK!!!
● Bişey anlatırken çok güzel başlayıp sonra hiçbi yere bağlayamıycağımı anladığımda Sabri Bey gibi kontrolden çıkıyorum. Şimdi daha iyiyim. Teşekkürler.
● O değil de; en temel komutlardan birini hatırlatmak isterken, "Printf neydiii? Printf anamızdı!! =))))))" diyen ekstra-tiyatral bir C labı hocamız var.
● Hayatımda ilk kez konuşmaktan çekinen taksici gördüm.
Hava kapalı, böyle pis, tam yağdı yağacak durumu var... Sessizlikten çok gerilen Daçe bir anda konu açmak ister:
+Bugün yağmur yağacak gibi yaa? :)) (uzayacak bir konuşma olmasını bekler)
Taksici birkaç saniye durur, ve tüm yavanlığıyla yapıştırır cevabı:
-Normal ya bu mevsimde... Normal...
Ve malesef Daçe yine gergin sessizliğe mahkumdur.
Bu hikayeden çıkarılıcak ders: Daha kreatif olun.




● Sosyal mesajı da ver ettikten sonra gideyim ben. Gözlerine dikkat et sevgili okur, bak öyle arpacıklı arpacıklı bakıyolar, göz önemli. Görüşmek üzrü.

Daçe.
Okumaya devam →
16 Mart 2011 Çarşamba

Blog Alemlerinden Feysbuk Notlarına

0 tane ömer üründül tadında yorum
Neaber sevgili okur? Kaç yıl geçti aradan ayrı ayrı?
● Bişey diyim mi; bu blogların kapalı olması tek kelimeyle ayıptır ya. Tamam ilk başta şaka yaptınız, güldük eğlendik ama tadı kaçtı artık. Hayır yazasım da kaçıyor yani. Ondan sonra vay efendim ülkemizden neden bir Dostoyevski çıkmıyor? Yazamazsam nası çıkıcak di mi. Hayret bişiy ya. (egom var patlatırım modunda başladık. hadibakalım.)
● Dur önce ben bir duyuru yapiyim... Entüsiyastik gibi her sosyal medya platformunda bulunma operasyonuma dün itibariyle ekşisözlük de katıldı sevgili okur. 9 aylık ballı bir sürecin sonunda sözlük yazarı olan arkadaşınızı (dacederki) destekleyiniz ve takip ediniz efenim. :) Reklamlar bitti.
● Geçen gün cancaazımla birlikte bir tıp merkezine gittik, cancaazım çinko ve demir testi yaptırıcak filan ben de eşlik ediyorum böyle (hem entüsiyastik hem centilmenim vay anasını). Bir insan demir testi yaptırmaya bir kilo ıspanak yiyip gider mi sevgili okur? Tamam 1 kilo değilse de 1 tabak ıspanağı yiyip demir testi yaptırmaya gitti kendisi. Cancaazım böylesine şahane bir insan işte. Çok seviyorum. Çok çılgın. 1 tabak ıspanağı yiyince Temel Reis oldu cancaazım, dedim reyizz cCc ne yaptın falan. Bu da böyle bir anımdır.
● Şaka şaka. Çok tatlı bir insan kendisi. Neyse şimdi bambaşka bişey anlatıcam. Tıp merkezine bir gittik, hani önce danışma gibi bi yere gidip hasta kaydı yaptırıcaz filan. Allahım. Danışmadaki insanların hepsi mi hasta olur? Tıp merkezi lan orası hayvanlar! Bak sana yemin ediyorum sevgili okur, 4 tane kadın var yanyana oturuyo, işte Bağ-Kur, Emekli Sandığı filan diyo böyle gün içinde binlerce kez, biliyosun o insanları, 4 kadından sadece 1 tanesi sağlıklıydı. Diğerleri gözünü açamıyor hastalıktan. Bi tanesi grip olmuş deli gibi, bi tanesinin suratını kızamık gibi yüzlerce benek basmış falan. Aboooğv yani. Bi insan hem tıp merkezinde çalışıp hem de hasta olmamalı ya dedim. Bu nasıl düzen böyle dedim ya. Dedim ki sonra siz dedim bu insanlara nası güven vericeksiniz ha dedim lanet olası hastalar, sizin dedim kıçınız başınız apayrı oynuyor resmen. En son da geçmiş olsun diyip çıktım.
● Fark ettim ki yaşlı insanlar, ama böyle çok yaşlı insanlar, çeşitli tıp merkezlerinde yaşıyor hale gelmiş. Hastane, sağlık ocağı, ne biliyim özel muayenehane filan. Buralar onların cenneti olmuş. Çok fena. Ben de yaşlanınca öyle mi olucam lan acaba. Her gün ilaç yazdırmaya doktora gidicem filan böyle paytalaya paytalaya. Enaam.

alakasız filan ama niye sürekli almanyadan fuara çağırıyolar beni ya? allahalla.

Kötü esprinin dibine yolculuk: Tıp merkezinde gittiğimiz doktorun adı Aşır'dı. Valla bak. Aşır diye isim mi olur lan dedim, ben dedim bunun odasına "Oov yee madafakaaa çek dis aut!" diye girerim dedim. Girdim de. Kendisi, çok sakin, çok kuul, bana "Get the fuck out." diye yanıt verdi. Usulca çıktım.
● O diil de, dünya siyasetinden, dış politikadan falan şöyle birazcık, çok diil de, azıcık anlayan adamın da girdiği ortamlarda hiç tutulamaması noolucak ya. Tutunamaması diil bak, tutunuyor iblisin oğlu, ama tutulamıyor. Bir başladı mı Ortadoğu'dan giriyor Japonya'dan Çin'den çıkıyor, arada Amerika diyor, Usame Bin Ladin diyor, Kutuplardaki petrolle bitiyor konuşma. İblis. Bir anda ortamın hâkimi oluyor. Şerefsiz. Hayvan. Mason tarikatlarını ezbere biliyor ayının oğlu. Pis. Gerçekten şu an çok sinirliyim.
● Bizim okulda bana çok ama çok benzeyen bir insanın varlığına dün üzülerek şahit oldum sevgili okur. Fotoğrafını çekip buraya koyardım, altına da 7 farkı bulun yazardım ama, ne biliyim, çok kötü bi psikoloji, yıllarca eşsiz benzersiz gibi, adamsendeci gibi yaşıyosun, sonra bi gün biri çıkıyo sana çok benzeyen, bütün dünyan yıkılıyo. Öyle gibi bişey yani. Belki de değil. Ne biliyim ya off gerçekten benziyor çok kötü bişey bu allahım.
Grupça yürürken arkada kaldığı için bir anda grubun iki ucundan birine doğru hamle yapan adamın dramı diye kitap yazsam New York Times Bestseller olur, ama şimdi kim uğraşıcak ya sktret.
Miyop olmak: "Lan! Köpek mi o? -tırs- Köpek mi oğlum lan o ne o? Simsiyah. Torba da olabilir ya. Ayı kadar lan. Hiç hareket etmiyo ya köpek diil mi ki? Köpekse çünkü hayatta kalma şansım hiç yok gibi bişey. Bugün her şeyin sonu mu yoksa ya? Her şey buraya kadar mıymış? Allahım günahlarımı affet yarabbim. O köpek di mi yani kesin? En kötü yerden bişey alıyomuş da atıyomuş gibi yaparım... -yakınlaş iyice- OFFFF. TORBAYMIŞ YAAAA. Mnskim senin torba gibi yaa! Nası korktum gece gece ırızbıçıcığı. OHHHFF. Dizlerimin bağı çözüldü yemin ediyorum... LAN? Şu karşıdaki de torba di mi? Hareket mi ediyo sanki o? Ölücem şimdi yemin ediyorum korkudan ya..."
● Şimdi her yer buzlandı burda, bi de her yer yokuş rampa filan. 60 derecelik eğim var resmen adamlar gelmiş yerleşim yeri kurmuş manyak gibi. Biz de gelip taşınmışız manyak gibi, o da ayrı konu. Neyse. Dün gece eve dönüyorum, yerler hep gizli buzlanmış, gizli buzlanmanın da allah belasını versin, o nasıl bir adamsendeci doğa olayıdır, püüee, neyse, ben aşağı inicem yokuştan, aşağıdan da araba çıkmaya çalışıyo yukarı bana doğru. Ben bi kaydım fiyüü diye. Azıcık bişey. Ama araba da geliyo karşıdan o sırada. Ulan hadi ben insanım. Ayağımda bot var. Sen niye kayıyosun. O da fijjjiiiyüüüiiiivvüüjjjjüü diye kaymaya başladı. Kontrolsüz gücü görüyo musun. Karşılıklı kaydık orda bir. Ölümle burun buruna geldiğim anlardandı. Çok heyecanlıydı. Resmen harika bişeydi lan keşke yine olsa da yine kaysak! Evet.
● Feysbukta çok çılgın, böyle uçarlı kaçarlı profil fotoğrafı olan insan... Haftaya bungee-jumping'imiz var, ona da beklerim.
● Hoop diye kaçarım sevgili okur. Bu birkaç hafta ekşi'de yatar kalkarım artık, yakalarsınız beni. Görüşmek üzrü.

-blog kapalı olduğundan yazıyı feysbukta paylaştım. başlık ordan geliyor-
Daçe.
Okumaya devam →
3 Mart 2011 Perşembe

Lose yourself in the presentation

0 tane ömer üründül tadında yorum
Selamlar sevgili okur, neaber? Bloglar hala kapalı, ama yine de gördüğün gibi hiçbir güç beni yıldıramıyor. Yine yazıyorum yine yazıyorum. Tam bir entüsiyastiğim ya. Bu kez karşına bambaşka bir türle, kısa bir fotoromanla çıkıyorum.

Şimdi benim 211 diye bir dersim var bu dönem, kendisi İngilizce dersi, ismi "Oral Presentation Skills". Mümkünse ismiyle ilgili kötü şakalar yapma kısmını hemen geçelim. Hafaya ilk sunumumu yapıcam. Ama bütün bir sınıfa karşı dakikalarca akıcı bir şekilde bişeyleri İngilizce anlatmak, şimdiden hafif bir panik hali, bir efendime söyliyim 'Ulan nası konuşucam lan ben, ne diycem ki'cilik, 'Allahım ben var ya sahnede kesin sıçıcam'cılık. Hayat hiç kolay şeyler istemiyor insandan sevgili okur. Hep zor olanı yapmamız bekleniyor. Kimse demiyor ki "Birader hadi Türkçe bi sunum yap bize." Yoook. İlla götümüzden ter atıcaz orda İngilizce iki kelimeyi bir araya getiricez diye. Allaalla. Adamsendeciler. Ayının oğulları! Neyse.

Haftayaki ilk sunumumda oluşabilecek tatsız bir durumu şimdi kare kare ekranlara getiriyorum ben de sevgili okur. Önceden çekilmişi var çünkü. Tıpkısının aynısı... yavrum perdeleri kapatalım bir..


Nası, sürükleyici anlatabildim mi? Allah başa vermesin vallahi çok fena. Haftaya çarşamba -'ya kadar bloglar gelirse- dualarınız benimle olsun canlar. Hepinizi öpüyorum.

Daçe.
Okumaya devam →
2 Mart 2011 Çarşamba

Bi' Bakmışın Ben Yokmuşum

1 tane ömer üründül tadında yorum

Siz bu satırları okuduğunuzda sevgili okur, artık kaç gün sonra olur bilmiyorum, elbette Daçe Der Ki de çoktan açılmış olacak; ama bu akşam itibariyle Digiturk'ün adamsendeciliğin en üst düzeyine çıktığı, tıpkı 2 yıl önce olduğu gibi bugün de pire için yorgan yaktığını öğrendim. Yok efendim Süper Lig'in yayın haklarına şu kadar para virdik de bazı arkadaşlar bloglarında bedavadan maç yayınlıyor da... Allaallah. Ben mi yayınlıyorum ulan bu maçları? Beni niye kapattırıyosun? Ayının oğlu!

Haa bu blogların tümünün birden, tek bir düğmeyle kapanır gibi "mahkeme kararıyla" kapatılması, başka birilerinin de işine geliyor sanırım. Başkaları da çanak tutuyor. Yakın zamanda kişisel blogunda başbakanı eleştirdiği için mahkemeye verilen blogger arkadaşı unutmadık. Nereye unutucan zaten daha 1 ay bile olmadı belki. Belki de oldu. Neyse.

Şu anda kendi yazılarımın, kendi düşüncelerimin, kendi espri şakalarımın komikliklerimin olduğu bloga giremiyorum sevgili okur; fakat ne garip ki -buna da şükretmek lazım- bloga yeni kayıt gönderebiliyorum ve oturup bunu yazabiliyorum sana. Umarım blog açılana kadar kendine çok iyi bakmış olursun. Son aylardaki en ciddi yazımı da yazar, sloganı da verir, giderim:

#blogumadokunma !

ben bi bakiyim karşı bloglar da gitmiş mi... şaka şaka.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)