6 Kasım 2011 Pazar

Sarı Vespa

2 tane ömer üründül tadında yorum


Akşamüstünün Endülüs gökyüzüne hediye ettiği muazzam pembeliğin altında, böylesine hayranlık verici bir güzelliğe sahip şehrin diğer tüm insanlarıyla, kimsenin dile getirmediği ama herkesin manevi derinliklerinde olan güçlü bir duyguyu paylaşıyordum: Gurur. Akdeniz'e paralel uzanan eski moda sokaklarda ve yolunu kaybetmiş herkesi denize ulaştıran dikine caddelerde her şey olması gerektiği gibi. Bisiklet süren Cezayirli çocuklar (bunu bisikletlerinin Cezayir bayrağı renklerinde süslerinden anlıyorsunuz), koltukaltlarında süs köpekli kokoş yaşlılar, gece yapacağı vurgunun hayalini kuran bakımlı erkekler ve bir yerlere yetişecekmişçesine acelesi olan, ama mağazalardaki indirimden başka kaçıracabilecekleri pek bir şey olmayan, uzun boylu, göreceli olarak iyi giyimli, vücut hatlarını cesurca sergileyen, topuklu ayakkabılı İspanyol kadınları... İşte benim favorim. Sarı kırmızı ülkede yaşadığınız süre boyunca rastlayabileceğiniz en doğal ve hasar vereceğinden emin olduğunuz afetler. Ve işte, belki de onların en acımasızı, kalbinizde vuku bulduğu takdirde taş üzerinde taş bırakmayacak güzellikte, yalnızca şanssız bir kör adamın aşık olmayacağı, dünyalar güzeli Isabel'im. Tüm kusursuzluğuyla ve tüm ışıltısıyla bekliyor beni.

Isabel'i yaklaşık yirmi dakika beklettim. Böyle bir suç için bir erkeğin darağacında olması gerekirdi, şanslıyım ki bu, günümüzde insan haklarına aykırı ve kanunlarla yasaklanmış halde. En azından Güney Katalunya'da. Yine de yirmi dakikanın cezasını bir şekilde acılar içinde çekeceğimden adım gibi eminim. Bu arada, söylemiş miydim? Adım Pedro. Pedro Sanchez Gil. Doğduğum yerde ne kadar klasik bir isim olsa da, burada retromanyak kadınların, özgür küçük çocukların ve yirmi yıllık kekemelerin itina ile söyledikleri, "taş" anlamına gelen bir kelime. Adaşım olan bir de Rus çarı var, ama dünyalar güzeli bir Latin'i bekletirken, sizlere elin çarından bahsedecek değilim.



Tam da beklediğim gibi, Isabel sinirli. Belli etmediğini düşünmemi istediğini belli ediyor. Ses tonundan belli. "Canım, nerede kaldın? Keşke bi' haber verseydin... Tıkalı mıydı trafik?" Ufak sarsıntılar. "Hmm... Neyse." İşte bu öncü dalgaydı. Bir kadından "neyse"yi duyduğunuz anda, hangi dilde, hangi kültürden olursa olsun, bildiğiniz tüm duaları etmelisiniz. Ya da vazgeçtim, önce kaçın, sonra yine edersiniz duanızı. Birazdan gelecek ve merkez üssünden itibaren yarıçapı büyüyen dalgalar yaratacak asıl şoka birazdan hep birlikte tanık olacağız. Kıymetli pırlantamı, Palau Güell'in (şehrin tarihi derinliğini yansıtan Güell Sarayı) La Rambla'yla (şehrin en gösterişli caddesi) kesiştiği köşede ağaç ettiğim için kendimi kötü hissediyordum. "Bebeğim özür dilerim beklettiğim için, ama bir de karısıyla cinsel hayatında sorunlar olan ve bunların acısını sağlıklı insanlara duyduğu kıskançlıkla çıkaran taksiciyi görecektin. Adam yolda sıkıştırıp durdu. En sonunda kenara çekip yarım saat onunla tartıştım. Tekrar özür dilerim... Sen napıyorsun?"

Ender de olsa üst üste iki kanattan gelişen Osasuna ataklarının, galaktikos savunmasını hazırlıksız yakalayıp şaşkına çevirmesi gibi, özürlerim değerli Isabel'imi yumuşatıyor. İki tost söylüyoruz, iki de çay. Güzelim kafeye "aile çay bahçesi" muamelesi yapıyoruz resmen. Garson gidiyor. Isabel gülüyor. Gülerken gamzeleri çıkıyor. "Seni çok özledim ben sevgili Pedro." diyor. Her erkeğin herhangi bir kadından duyabileceği bu sözlerin, daha önce hiçbir melek tarafından dile getirildiğini bilmiyorum. Benim bildiğim, melekler insanlarla konuşmaz. Ama Isabel bülbül gibi şakıyor. Ah... Devamlılık gösteren sesinin her bir zaman aralığındaki haline, karşısında oturup damla damla eridiğim Isabel'im...

Isabel anlatıyor. Ben dinliyorum. Isabel gülüyor. Ben gülüyorum. Isabel "Seni seviyorum" diyor. Ben aklımı kaçıracak oluyorum. Isabel öpüyor. Ben ölüyorum. Cenaze masrafları benden.



Yaklaşık iki saat boyunca Isabel'le, kahkaha ve öpücüklerin üretici firması sponsorluğunda, günlerdir görüşmemiş olmamızın acısını çıkartıyoruz. Santander'i anlatıyorum ona uzun uzun, heyecanlı heyecanlı. İş için gittiğim Santander'in düzenli ama sıkıcı bir şehir olduğundan, üstelik Roma İmparatorluğuna ve aşka başkentlik yapan bu cennete ne kadar uzakta bulunduğundan bahsediyorum. Ona oradan aldığım mini bir hediyeyi veriyorum. Isabel boynuma sarılıyor. Sarılıyorum. Ve ne oluyorsa o anda oluyor!

Aksi şeytan her güzel ve aşk dolu dakikamızı elimizden almak istercesine oynuyor rolünü. İşte, kafenin hemen karşısına park ettiğim, Isabel'imin arkasından ancak ona sarıldığımda rahatça görebildiğim sarı Vespa'mın selesine tanımadığım biri oturuyor. Ani şok. Lan?!

Vespa'nın yeni fetişisti uzun süre selede sağa sola bakarak oyalanıyor. Isabel'i can havliyle kenara çekip ayağa kalkıyorum, avazım yetmiyor, öyle bağırıyorum. "OĞLUM NAPIYOSUN LAN İNSENE!! ŞŞT ALOO KİME DİYORUUM!" Sarı Vespa'mın üzerindei yabancı, en sonunda aradığını bulmuş gibi seviniyor, beni duyduğu yok. Çeviriyor kontağı. Bu, son on yıldır duyduğum en güzel motor sesi. Bu kez başkasının kontrolünde. "HAYVANINEVLADII! OYUNCAK MI LAN O, NASI ÇALIŞTIRDIN, İN LAN AŞŞAA!!!" Gerisinde gözlerim kararıyor, başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Zira yabancı, Vespa'ma gaz veriyor. Aklı sıra haz alıyor köpeğin oğlu.

Hemen dışarı çıkıyorum, sarı Vespa'ma doğru koşuyorum allah ne verdiyse. Yabancı beni görüp tırsıyor, asılıyor gaza, başlıyor benim Vespa'm uzaklara uçmaya... Arkasından bağırıyorum. Bu öyle bir bağırma ki, tüm Katalunya ve Kastilya'da günlerce yankılandığı rivayet edilir. Ben bağırıyorum, Vespa'm uçuyor, yabancı tek elini havaya sallayıp sırıtarak "Adios" diye sesleniyor, Vespa'm arkasında bir toz bulutu bırakarak gürültüyle benden uzaklaşıyor. Ben koşuyorum, Vespa uçup gidiyor, Isabel arkamdan endişeyle çığlık atıyor, La Rambla'nın müdavimlerinden bu halimi görenlerse tüm asaletini kaybederek gülüyor. 10 yıl önce Isabel'imle beni tanıştıran emektar sarı Vespa'm, göz göre göre havadaki pembeliğe karışıyor.

O gün Barselona'da yas ilan edilmeli. Edilmiyor. Sarı Vespa'dan bize yalnızca fotoğraf kalıyor. Isabel'im ve ben, ağlıyoruz.



Daçe.

2 kat daha fazla Ömer Üründül

  1. littleiv says:

    bu adamın edebi yönü olduğu o kadar belliydi ki hiç şaşırmadım bu yazıya.

    enfes, enfes, enfes...

  2. Daçe says:

    eyvallah sevgili bro, teşekkürler :)

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)