25 Aralık 2010 Cumartesi

Kahvaltıdan Önce Aç Karnına

7 tane ömer üründül tadında yorum
Neaber'in, söyleniş olarak yavaş yavaş Justin Bieber'i çağrıştırmaya başlamasından beri yepyeni giriş kelimeleri arayışına girdim. Bieber sevgili okur? Bak aynı oldu işte. Tabi "bi-ğe-ber" diye okunucak.
● Cümleleri hiçbir yere bağlayamayan bi jeoloji hocam var, ne kadar da ilginç ne kadar uzak bişey di mi böyle ne kadar da tatlı kedi cınını sinin. Ressmen bağlayamıyor adam. O kötü, o Hint aksanlı İngilizcesiyle cümleler hayvan gibi havada kalıyor. Gerçi şimdi şuraya gelse, "Sen sanki çok iyi bağlıyosun di mi zibidi?" falan dese, hiç de bişey diyemem. Ben de bağlayamıyorum. Ama yani, bu yeteneksizlikten benden başkasında da olduğunu görünce o kadar mutlu oluyorum ki. Geçen gün mesela, böyle yeni bi terimin ne olduğunu açıklıycam derken bi türlü açıklayamaması, o an nası anlatsam filan diye damla damla terlemesi, en sonunda "That's just... you know... s-something like... Allright." diyip yeni konuya geçmesi filan. Bilemiyorum. Garip. O diil ben de gerçekten mutlu bi sona bağlayamadım. Allright.
● Allright demişken, geçen gün kahvaltıda babamın da blogun sıkı takipçilerinden olduğunu, bizzat kendisinin "Oğlum öyle göt möt yazmışsın, argo olmamış mı sanki biraz?" diye gülümseyerek sormasından öğrendim. Evet babacım şu andan itibaren üzerimde büyük bir baskı hissediyorum, nası kasılmadan komik olmaya çalışcam şimdi. Şaka şaka ben yine hayvanlar gibi espriler şakalar yapıcam, okudukça gülücez falan böyle, güldükçe düşünücez, düşündükçe Allah'ım ben naaptım diycez, sınavım var benim, ben haala daha blog mlog okiim diycez. Neyse uzatmıyım ama böyle bir pişmanlık silsilesinde kaybolucaksın birazdan sevgili okur. Bu arada babama bir hoşgeldin alkışı.

 gerçi bunlar alkıştan ziyade, apaçi dansında top çevirme figürü yapıyor gibiler.

● Önceki günlerde, sevgili okur, bir cinsel istismara uğradım, senin haberin var mı? Gerçekten çok üzünç. O gün okulda tam 20 arabaya otostop çektim de hiçbiri durmadı. Sınava da yetişmem gerekiyo bi yandan. Gözlerimin içine baka baka, "Ahahahaa mal gibi yürüyceksin ama ben uçuyorum adeta!" der gibi piçlik pislik yapmalar falan... Bu bir cinsel istismar değilse nedir? Dedim, hayvanın oğulları! Dedim, Allahsızlar! Kız olsam dururdunuz di mi lan? dedim. Sırf dedim benim bacaklarım yok diye bunu yapıyosunuz di mi dedim itler. Benim dedim, kaba tabir kullandım, memelerim yok diye di mi dedim. İtler. İtler demedim tabi. Ama o an orda çok sinirlendim. Sonra bi baktım zaten öyle 20-25 araba hiç durmadan geçerken ben de gideceğim yere varmışım. E dedim o zaman pes. E dedim yuh. Sonra birtakım küfürleşmeler falan. Ne anlatıyodum ya ben? Neyse.
● Geçenlerde cancaazla oturduğumuz restorana böyle hayvan gibi kalabalık bi grup geldi, gürültü bağrış çağrış hobaa falan. Dedim nooluyoruz, kim bu vandallar. Meğerse ODTÜ Münazara Topluluğu gelmiş, ama yani, ne bileyim, topluluksunuz diye de her yere öyle topluca gidilmez ki lan. İnsan korkuyor öyle bir anda mekana ayılar gibi girilince. Hayır bi de, Allaam, bi insan münazaracı olmayagörsün, her şeyi mi tartışırsın arkadaş. Yok şu pizza daha iyiymiş içinde balık varmış yok ben tavuk sevmiyorsam zorla yediremezmişsin. Gerçekten de, herşeyin olduğu gibi münazara ruhunun da fazlası zarar sevgili okur. Ben bunu bizzat orda yaşadım.
● O değil de Ngoma Ndoma diye Angolalı bölüm arkadaşım var lan. Tam siyahi forvet adı değil mi? En kısa zamanda "Başkanım beni al!" demeyi öğreticem, sonra ver elini Gençlerbirliği, Ankaragücü, en kötü ihtimal Eskişehirspor. Türkiye'de biraz ün yapıp, menajer olarak İspanya'ya uçmayı planlıyorum. Yeppaa.
YENİYILYENİYILYENİYILYENİYILBİZLEREEEKUTLUĞOLSUN! Bu sene ilk olarak Sidney'de girmeyi planlıyorum yeni yıla. Bütün dünya öyle maal mal bakarken ben coşkulu kutlamalar eşliğinde 2011'in ilk insanlarından olmak istiyorum. Sonra onunla da yetinmiycem, Sidney'de kutlama yapıldı mı? Hoop ordan en yakındaki denizaşırı batı komşuya. Ordan yine bi batıya bi batıya derken en son yine Sidney'de bitiricem. Böylece hem ilk giren, hem son çıkan olucam. Garip şeyler düşünüyorum kahvaltı yapmadığımda.
"yaklaşık 321,000 sonuç"

● Bence Beşiktaş yaptığı her transferi hemen pıtı pıtı diye borsaya gidip bildirmemeli. Hesap verir gibi. Bak ben bunu aldım, bu da fişi, der gibi. Sanki vergi iadesinden kâr edicez.
● Ben çok bedavacı bi insanım biliyo musun. Çok ama. Kolaycı falan böyle. Resmen beleşçi şerefsizin tekiyim. Ama mesela düşünsene, ben hep şey istiyorum, ATM'ye gidicem para çekmek için, diycem ki atıyorum 20 lira çekeyim ben. Giricem 20'yi. Böyle bi beş-on saniyelik para sayma efektlerinden sonra bana 50 lira vericek. İstemsizce, iradesizce, mal gibi 50 vericek. Ben 30 lira kârda olucam. Bence süper olurdu. Banka yöneticilerine sesleniyorum, en azından yılda bi kere hiç kimsenin bilmediği bi gün böyle bi uygulama olmalı. Yemin ediyorum nası mutlu olurum. "Ehehehe" derim, "kerizledim makinayı" derim, "ressmen fazla para virdi" diye görgüsüzleşirim o gün. Oha ya. Müthiş olurdu. Bankam olsa, böyle benim gibi küçük hesapların adamlarını, böyle benim gibi adi beleşçi insanları sevindirirdim yılda bi gün. Sevap oğlum işte. Kolay yoldan sevap kazanmış olurdum... Falan.
● Yalnız ATM'lerin de para sayma tribine hastayım ha. İçerde sen görmüyosun, ama tıkır tıkır tıkır tıkır bişeyler oluyo. Para para üstüne biniyo. Ressmen o an orda alıp alıp sayıyo, öyle veriyo. Makina da olsa, parasını sayıyo hacı. Işığa falan tutuyo, bakıyo böyle içinden Atatürk görünüyo mu diye. Ben bile kaç yaşıma geldim, hala daha bi çok yerde sırf kerizliğimden saymıyorum gelen para üstünü falan. Halbuki belki hayvan gibi kazık yiyorum o an. Yine de saymıyorum. Ama makina sayıyo. İşte ben öyle makinanın önünde saygıyla eğilirim arkadaş. Bu arada konu açılmışken, ATM'ye ey-ti-em diyen insanların tamamını bi gün çıkmaz sokakta toplayıp üzerlerine dobermanlar salıcam.
● Koca bir sınav boyunca bana "yedi! yedi!" diyip aslında sekiz'i kasteden de aynı Angolalı arkadaş. Afrika'da o kadar Türkçe olimpiyatı boşuna yapılmış meğer. O kadaaar Ayna ekibi bomboşuna dolaşmış meğer. Senin için ağladım yalan mı yalan mı, yalanmış meğer. Özcan Deniz girdi çıktı bir an bloga.
● O zamaan ben gideyim bir kahvaltı yapayım. Kalın giyin sevgili okur. Yeni yılda dünya barışııı, sevgiii, aaşkk, sağlıııııkkk... Öperim.

Daçe.
Okumaya devam →
12 Aralık 2010 Pazar

Daçe Live

6 tane ömer üründül tadında yorum


inşallah okunuyordur yoksa s.çtık demek. en kötü tıklayın, onlar büyür :)

-edit: sağ kenardaki bilimum komiklik için tıklayıp büyütmek gerekiyor-umuş-
Okumaya devam →
2 Aralık 2010 Perşembe

Girilmez'li Kapılar (felsefi gibi oldu lan ehehe)

1 tane ömer üründül tadında yorum
● Selamlar sevgili okur ne yaptın.
● Blogdaki en laçka başlığı da attım, oh mis.
● Bu paragrafın adı göt popo: İnsanoğlu, çok afedersin, poposu olmadan bir hiç sevgili okur, ben artık buna kesin karar verdim. Öyle yok cinsel organımız, yok beynimiz, kalbimiz falan değil; özellikle bir göte popoya sahip olmadan asla yapamazdık. Eminim. İnsan, o kadar seviyor ki kendi götünü poposunu, ona o kadar iyi bakmaya gayret ediyor ki. Bi kere, nerde ne zaman olursa olsun, insanın içinde "evvela götü popoyu bir sağlama alayım" içgüdüsü aktive oluyor. Bu arada bu paragrafta biraz fazla göt popo diyor olabilirim kusura bakmayın. Ama bunları da yazmazsam olmaz. Sansür zihniyeti nereye kadar. Sonuçta göt popo önemli. Neyse devam ediyorum; bi insanın eğer götü poposu sağlam yerdeyse, onu bi yere dayamışsa, oturmuşsa, o ağırlık merkezine doğrudan etki eden kütle rahata ermişse, sen o insana dünyanın en acı küfrünü et, en analı bacılı lafını say, o insan o kadar kolay sinirlenmez. En azından ayakta ve savunmasız halde olduğundan daha soğukkanlı davranır. Böyleyken böyle. Özellikle yaşlı insanlarda bu göt sevgisi daha çok var bak. "Ooooy aman amanamanama yavrıım" diyip geriye geriye gidip mutlaka bi yere oturmaları, yer yoksa bile mutlaka bi yer bulabilmeleri bu yüzden. Hatta biraz daha ileri götürecek poporacak olursam, tarih boyunca çıkan savaşlar hep "göt" popo yüzünden çıkmış sevgili okur. Para, kadın, petrol, silah vs. bunlar değil. Sadece ama sadece göt popo yüzünden. Devletlerin "zaman kötü" mentalitesi buradan geliyor mesela. Daha fazla göt popo demeden bitireyim paragrafı. Ağız ishali deniyor işte buna da.
● Beni en çok üzen şeylerden biri de, GİRİLMEZ yazan kapıdan personelin elini kolunu sallayarak girip çıkabilmesi ve senin tamamen bu olayın dışında kalmandır. Bundan öte bir dışlama, bir faşizm, bir üstünırkı korumacılık var mıdır ya? Resmen, yani bu kadar da utanmazlık olmaz, açıkça "Personel harici giremez." yazıyor. Allahalla. Hayır gözümün önünde o GİRİLMEZ'den girip çıkmalar, ne bileyim, dışlar gibi, canımı sıkıyor biraz. Sonra geçiyor ama.
● Hapşırıkla aynı anda gelen öksürük'ün, mümkünse, Allah belasını versin. Islak sopalarla versin hem de.
● Bizim Statik dersimizin, böyle force'ları, moment'leri, equilibrium'ları incelediğimiz, dünyanın ilmine ilim kattığımız dersimizin hocasının inşaat mühendisliği mezunu olması ve her ders [ki petrol mühendisliği öğrencisiyiz] inşaatçı damarı tutup konuyu mutlaka köprü-baraj inşaatlarına, binalara, gökdelenlere getiriyor olması ve size yemin ederim ki uzun cümle yazıcam diye başını unutmuş olmam bu cümleyi sağ sâlim bir yere bağlayabilmeme engel değil.
● İngilizce'deki en sevdiğim kelimelerden birisin equilibrium. Biraz daha kassan kendi dilini oluşturucaksın. Ama biz seni böyle de çok seviyoruz. Gerçekten karizma sahibi insansın. Mert insansın. Nice ermişleri "doğru yazıcam" diye, nice dervişleri de "doğru telaffuz edicem" diye harcadın. Canım equilibrium.
● Bilgi köşesi: Zamanında okumadığı sınavları hala daha okumamakta ısrar eden hocaya "E ama senin de Allah belanı versin" denir. | Pirinç ve tahıl tozuyla yapılan ulusal Japon içkisine "saki" [sağ-ki]; saki'yi fazla kaçırıp etraftaki 'karıya-kıza' laf atma raddesine gelen şuursuz Japon'a da "sakin ol dostum" denir. | Özellikle bu son söylediğime kötü espri denir.
● Bazı işletme ya da alışveriş merkezlerindeki tuvaletlerde bulunan "hava üfleyerek el kurutma aparatı" var ya sevgili okur. İşte o apartlardan bazılarının o kadar çalışma isteği yok ki. O kadar yok ki yani. O kadar olur. [bi yere bağlamak istemez miydim sanıyorsun]
● Saat 10:30 falan, kalkmak için önce dolmayı bekleyen dolmuşta geçtim yerime oturdum, açtım kitap okuyorum. Böyle biraz da okuması zor bi kitap falan (yazar burda hava mı atıyor yoksa gerizekalı olduğunu mu söylüyor orası şey değil daha). Tam ben kitabımı açtım, dolmuşa iki kişi binip arkama geçti. Arkadaşlarmış. Konuşuyolar böyle, muhabbet hayvan gibi coşkulu falan. Neyse dedim, okurum ben bu kitabı. Okunur dedim okunacak. Sonra iki kişi daha bindi. Onlar da kendi içlerinde arkadaşlarmış. Muhabbete başladılar böyle şakalar espriler filan. Ben hala kitabımı okumaya çalışıyorum. Akabinde 3 kişi bindi. Bunlar da arkadaş. ANUHAHUNANAHUAHA diye gülüşmeler gırla gitmeye başladı. Kafa gitti benim. Okuyamıyorum. Ama bi yandan da okumak istiyorum. İnat ettim. En son iki kişi bindi yine, elbette arkadaşlar, ama arkadaşlıkları yetmiyor gibi bi de dolmuşta önceden 'binili' başka birileriyle daha arkadaş çıktılar. ALLAHSSENBÜYÜKSÜN. Kafayı yiyordum la. Bir anda ilkokul üçüncü sınıftan farksız oldu dolmuş, o kadar gürültü, o kadar her yerden aynı anda gelen apayrı muhabbetler sardı ki bedenimi. Ben kitaba bakıyorum, kitap bana bakıyo. En sonunda EEEH dedim sizinle mi uğraşıcam lan! Ha naptım, öyle mal mal kitaba bakmaya devam ettim. Anlamadan öylece baktım. Bi an için hepsi aynı anda susar umuduyla... Öyle bişey olmadı tabi. Allah dolmuşta kurulan arkadaş klanının belasını versin.
● Çok fazla bela okudum di mi. Bak kıyamıyorum da hiç.
● Kahve benim uykumu getiriyor sevgili okur.
● İyi geceler, ya da en azından iyi layk'lamalar sana. Öperim.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)