19 Kasım 2010 Cuma

Sırada Gündemden Derlediğimiz Haber Turu *fiççiyuuu*

5 tane ömer üründül tadında yorum
Kurban bayramınızı kutlarım falan da, aslında dördüncü güne kalmasaydım iyiydi. Dört gün bayram mı olur olm? Ben bile daraldım yani şurda. Bi de bütün o kaçan inek, sevimli boğa, sakinleştirilemeyen angus haberleri bitiyo, kalmıyo dördüncü güne. Littleiv'ın da söylediği gibi, dördüncü gün tam bir evlatlık.
Neaberss? ;))9)
● Allah kimseye şişman çocuk özgüveni vermesin sevgili okur. Maazallah. Üstelik o çocuk bi de Amerikan tıraşlıysa, o çocuk bi de esmer yanık tenliyse falan, "ne bakıyon lan? bakma s.kerim belanı! bakma lan! sen de bakma!" triplerine giriyo gibi oluyo. Yemin ediyorum Jackie Chan'de yok o kadar özgüven. Geçen bir denk geliverigeliveriyodum da, olmadı çoğşükür.
● Yaratıcı çocuk küfürleri arasında, afedersin, "bela s.kmek" deyimini hiçbir zaman anlayamadım.
● O diil de Ankara'da böyle; "Aşağı Eğlence", "Yukarı Eğlence", "Gazino", "Asfalt" gibi semt isimleri olması ne kadar ilginç diil mi? Ondan sonra Ankara'ya sıkıcı şehir filan diyolar. Asfalt diyorum, Gazino diyorum lan!
● Allah da kimseye tek DJ'li radyo vermesin. Sabah akşam Virgin açık, drive'lar dışında sürekli aynı adam var (uu beybi drayv filan diyo teknik konuşuyo). Adamın adı da nedir bilmiyorum ama mesela İsmail olsun; işte benim içim dışım İsmail oldu. O zaman İsmail Fm olsun kardeşim. Hayret bişey. İsmail diye de DJ hiç olmadı ama. "DJ İss" filan... Yok yok olmuyür.
melih gökçek ile şanghay hatırası.
 evet biraz alakasız filan ama.
"Huzursuz bacak sendromu" diye bişey var, bilmiyorum biliyo musun sevgili okur. İsmi çok güzel diil mi? Ne bir latince kelime, ne bir endikasyon kundikasyon. Tamaamen Türkçe. Bizden biri gibi. Sanki bi tek bizde olurmuş gibi. Nitekim babamda filan oluyodu bi ara. Yani demek istediğim; bak ne güzel, yapınca oluyo. Olmuyo diil. Benim de böyle böyle tıp bilimine naçiz katkılarım olsun istiyorum, ne biliyim mesela depresif ayak, iyimser omuz, umutlu göbek diye sendrom isimleri olabilir. Ya da... çok saçma oldu evet.
● Bi kere de "İstermisiniz" diil de, adam gibi, "İster misiniz" yazın arkadaş. Kim işletmesine yeni eleman arıyosa, afişine "Bizimle Çalışmak İstermisiniz" yazıyo. Yemin ediyorum bi gün oraya kurşun kalemle bi edit yapıcam, "Bizimle Dilbilgisi Çalışmak İstermisiniz" olucak. Oha. Bence çok güzel fikir oldu. Bi' ara pratiğe geçittirmek lazım.
● Küçük şeylerle mutlu olabilen insan gerçekten de çok sevimli, takdir edilesi; ama ne biliyim; Kızılay'da dolaşmakta olan dört kişilik bi arkadaş grubundan bi anda "Bi fotoğraf çekilek la!" fikri çıkıyo, bi tanesi telefonunu çıkarıyo çekmek için, diğer üçü arkasına Kızılay'da herhangi bi yer manzarası alıyo, atıyorum Burger King önü. Öylesine bi fotoğraf. Böyle buram buram yüzeysellik, apaçilik, işimiz gücümüz yok'çuluk kokuları eşliğinde. Kızılay'da herhangi bi yer manzarası da, o an onun için oluyo adeta bir sağa yatan Pisa Kulesi; adeta bir Kolozyum herhal.
 kızılay değilse de...
Pisa'nın aslında Pizza olmadığını öğrendiğimde (yaş on iki filan) yıkılmıştım. Şimdi biraz daha iyi gibiyim.
"Hadi pleysteyşın oynıyalım!" diye büyük bir hayata bağlılıkla "beynine vermeyi" teklif ettiğin arkadaşının, sen sırf oyun daha zevkli olsun diye orta halli bi takımı seçtikten sonra gidip en güçlü takımı seçmesi de, ne biliyim, bence çok büyük adamsendecilik örneği. Tahminen o arkadaş, çocukluğundan beri Sims'te para, GTA'da sağlık ve silah şifreleri yazmadan oynayamayan da bir insan. Kendisi bu satırlardan habersiz olacağı için gerçekten şu an ne kadar sayabilirsem o kadar iyi. Ha ama yanlış anlaşılmasın, sonraki maçlarda "verdim" kendisinin "beynine". Ama parmağımı da sakatladım o ayrı.
New York'ta Beş Minare'de her şey çok olağan geldi de, bi tek Engin Altan'ın o zenci gengstalarla nası can ciğer arkadaş olduğunu bi türlü çözemedim. Hayır ne biliyim sarışın, beybifeys de bi insan kendisi. İnsanın aklına her türlü şey geliyü.
● Peki o filmin İngilizceye, olduğu gibi, "Five Minarets in New York" diye çevrilmesi?
● O diil de gerçekten pazarlık konusunda çok ballı bi insanım sevgili okur. Pazarlık yapmayı hiç beceremiyorum, teknik yok yani, niyet var ama yapamıyorum bi türlü. Ağzıma yüzüme bulaştırıyorum. Ama nasılsa, her seferinde çok deli indirim yaptırıp alıyorum alıcağımı. İnanılmaz ballıyım. Keşke biraz da bilsem pazarlık yapabilmeyi, daha zevkli olucak. Misal, geçen gün gittim, Kızılay'daki işportacılardan yepisyeni 4 poster aldım. Asmalık. Tanesini 5 liradan satıyomuş. Noluyor haliyle, 4 tanesi 20 lira. Şimdi böyle uzaktan bakıyodum, bi anda Hop! diye geldim tezgâha. Dedim, "Ne kadar aabi?" Bi kere "abi" dersen nası pazarlık yapıcaksın di mi? Ama abi de resmen abi yani, 35'inde, belki 40'ına gelmiş. Neyse. Hiç istifini bozmadan, soğukkanlılıkla "5 lira." dedi. Öyle bir "5 lira." ki o, "İnanılmaz kararlıyım 5 liraya satmakta, 1 kuruş indirim istersen s.çarım ağzına" diyo adeta. "Hmmff" dedim, "Peki" dedim, "Bana ne kadara vericen?" Hayır daha ilk dakikadan "Bana kaça olur?" muhabbeti çevrilir mi? Pazarlık konusunda ne kadar amatör olduğum ortaya çıktı resmen. Ama işte, ballı mıyım neyim, ya da beybifeysim diye insanlar kıyamıyo mudur nedir. Şey mi diyolar bi anda acaba "Ulan aslında tanesini 5 liradan sokuyoruz insanlara normalde ama tanımlayamadığım bir his, bu temiz yüzlü iyi aile çocuğuna indirim yapmama neden oluyür" falan. Adam direktman dedi ki "3 tane al bi tane de ben hediye ediyim sana" İşte o an dünyalar benim oldu sevgili okur. Göz göre göre 20 liralık alışverişi 15 liraya kapatıcaktım. Daha ilk üç dakika içinde yüzde 25 indirim yaptırmıştım. Posterlerimi aldım kolumun altına, verdim 15 lirayı, eve kadar çocuklar gibi şen gittim. Çünkü boru diil, amatör filan da olsam, o indirim yapılıyordu. Ve bir paragraf daha çok uzadığı için burada bitiyordu.
● Gerçekten çok uzun paragraftan hiç hazzetmiyorum. Hiperaktif çocuklar gibi çok uzun paragraf, kıpır kıpır, bitmiycek gibi hiç.
● O diil de ben gidiyim ya. Bayramın dördüncü günü filan da olsa kutlarım. Selametle sevgili okur.
Okumaya devam →
16 Kasım 2010 Salı

Kaç Zamandır Yayınlamadıktı Sonuçları

0 tane ömer üründül tadında yorum
tıklayınca dev bir ivmeyle büyüyor.
Okumaya devam →
15 Kasım 2010 Pazartesi

Umutçuğum.

1 tane ömer üründül tadında yorum
en sevmediğim şey de resmin içine içine yazılan, kesemediğimiz linkler filan.
...

Uzaktaki objeyi görebilmek için gözlerini kartal gibi kısmaya zorlayan güzel insanlardan biri Umut Sarıkaya, miyopluğundan bahsettiği bir yazısında şöyle der:
"Ağır derece miyop ve gözlüksüz olunca insan ister istemez mutluluğu da uzaklarda aramıyor. Evin yolu belli, işin güzergâhı belli... Ama gözlüksüz biri için her şey o kadar da kolay olmuyor, mesela bilinmeyen bi yere giderken otobüs tabelalarını okumak büyük bir ızdırap, sinemaya gitmek baş ağrısı, konserler anlamsız, selam veren dostların beyhude çabaları veya iki masa ötede oturan çok güzel bir kız ise manasız kalıyor..."
Ben burada kalkıp da "Umutçuğum aynı ben!" diyecek değilim. Ama size bişey söyliyim mi? Umutçuğum hakikaten de beni yazmış burda böylece. Benden bahsediyor. Yazar burda, kimse üstüne alınmasın rica edeceğim, düpedüz bana sesleniyor; özellikle de "beyhude çabalar" benim göbekadımdır aramızda kalsın.
...

Hepi topu beş saattir aralıksız ayaktaydım ve bileklerime yaşattığım bu travmadan tamamen ben sorumluydum. Bir erkek için beş saat boyunca alışverişte olmak öyle çok sık görülür bir şey değil. Kaldı ki, benim de öyle çok sık gördüğüm bir şey değildi. Ne statükocu ayak bileklerim ne de tıpkı bir olimpiyat şampiyonu millî halterci edasıyla saatlerdir onlarca poşeti dengeyle kaldırmaya çalışan makus tâlihli ellerim böyle bir tiyatroyu hak ediyordu. "Kendime bi tane pantol aliyim ya" diye başladığım günü alışveriş delisi olarak kapatacaktım resmen. Yalnız başımaydım, ilk kez bu kadar alışverişi bir anda yapıyordum ve sahip olduğum tüm bu laktik asit fantezili vücut uzuvlarıma rağmen "oha süpermiş lan bu gözlük" filan diye gazı veren aklıma bir türlü hâkim olamıyordum.
Tezgah görevlisinin binbir oyunla bana kazığın âlâsını ver ettiği bir pazarlıktan hemen sonra kapıp çıkıverdiğim yepisyeni gözlüğümü bir hevesle taktım. Kışın güneş gözlüğü takan insandan pek hazzetmezdim, ama şu an kendi ukala görünüşümden epey haz duyuyordum. Caddeye çıktığım gibi yemyeşil bir özgüven barıyla sağlı sollu ilerlemeye başladım. Fakat saatlerdir kalbime tekrar pompalanamayan kan yüzümü kıpkırmızı etmişti. Gerçi, ne zaman etmemişti şerefsizin oğlu. Ne zaman bir sıcak, ne zaman bir soğuk, ne zaman bir sakin, ne zaman bir heyecanlı an olsa nur topu gibi kızartıyordu suratımı. Tek kelimeyle "hayin" bir dolaşım sistemim var sevgili okur. Hain değil... Yorulduğumdan kelli, sanki kalabalığın arasında slalom yarışçısı gibi kıvrılarak ilerleyen ben değilmişim de, ben olduğum yerde kalırken karşıdan gelenler taşı çevreleyen akarsular gibi etrafımdan geçiyormuş gibiydi. Ya da bilemiyorum, sırf süslü sözler yazmak için de yazmış olabilirim bu cümleyi.
O sırada karşıdan gelen insanlardan birinin beni o an fark edercesine bakıp gülümsediğini hissettim. Belki de bana öyle gelmişti. Birkaç adım daha yakınlaşınca yüzündeki karanlık bölgenin giderek büyüdüğünü fark edebiliyordum; üstelik karşıdan gelen yabancının sağ eli havaya kalkmış, benim geldiğim yöne doğru sallanıyordu. Hayatım boyunca pek çok kez verilen selamı alamadığım oldu sevgili okur. Zira uzaktaki insanın bana verdiği selamı, salladığı o pamuk elleri, hiçbir zaman olduğu gibi aktarmadı adamsendeci gözlerim. Hep  bir parazit soktu araya, sinyal zayıf dedi bişey dedi, hep buğulu ve bulanık gördüm uzağı. Nicedir ki pek çok arkadaşım başlarda bu yüzden bana posta koyuyor, sonraları benim miyop olduğumu öğrenince, bu karşılık alamadıkları selamları çok takmıyorlardı. Ve işte yine böyle anların bir yenisiyle karşı karşıyaydım, fakat bu kez belli ki karşıdan gelen yabancının miyop olduğumdan zerre kadar haberi yoktu. "Bulanık mulanık ama kesin tanıyorumdur" diye ben de elimi kaldırıp sağa sola salladım. Yüzümde her ihtimale karşı, belki de tanımıyorumdur da benim arkamdaki insanlara el sallıyordur diye belli belirsiz bir gülümseme bıraktım. Bu gülümseme ki, karşıdan gelenin gerçekten bir yabancı çıkması takdirinde bir anda aklımdan geçen bir şeyi hatırlamışçasına tebessüm ediyor olduğum hissini verecek, karşıdan gelenin esaslı bir tanıdık çıkması takdirinde ise "Vaaay naaber yaa? :)))" modu içten sırıtışına geçecekti.
"Daçeee!!!"
Hala çıkaramıyordum ama belli ki o beni her yerden çıkarabilecek memnuniyete sahipti. Aksinin ayıp olacağını düşünerek karşılık verdim: "Eheh naaber yaa? :)))"
Yabancı resmen dibime gelmişti ama hala bulanık ve mozaikliydi. Gözlerim beni yine kontrpiyede mi bırakıyordu yoksa? Devam etti:
"Oğlum nerelerdesin sen yaa hayvan herif, görünmedin lan yıllardır!!"
Miyop olmanın sonucu olarak insan kendine birtakım yeni oyunlar buluyor. Bunlardan en zevklisi de, uzaktan gelen bulanık yabancı hakkında bir sürü tahmin ortaya atmak ve yakına gelince bunlardan kaçının tuttuğunu görmek. Adımlarca uzaktan bana doğru büyük bir kinetizmle gelen yabancı hakkında "aksansız ama bozuk ağızlı, yanık tenli, iç anadolulu bir erkek; tahminen Mmmmegasite hayranı; tanıdığım bi arkadaş olma ihtimali: %35" diye ortaya attığım tahminimin tutup tutmadığına bakmak için, onu hala seçemesem de konuşturmaya çalışıyordum.
"Ehehe lan işte buralardayım ya öyle takılıyorum okul filan, sen nerelerdesin asıl?"
Dünyanın neresinde olursa olsun, soyadımla hitap eden biri gerçekten de çok can bir arkadaşımdır. Bu düşünceyle ona doğru ilerlerken, bir anda hemen arkamdan omzuma "Pardon!" diye bir poke geldi. İnce sesli, narin bir pardon'du, müsaade ettim. Etmez olaydım! Saniyeler içinde arkamdan beni dürtüp önüme geçen bu uzun saçlı kısa boylu 'pardon' kız, karşıdan gelen bulanık yabancıyla, yabancıysa da bana yabancı, sana ne, bu yabancıyla ortada buluşup birbirlerine sarıldı. "Nası lan, ney, nelelororo?" demeye kalmadan merakımı gidermek için yanlarına gittim ben de hızlı adımlarla. Bir erkeğin hayatında, gözlerinin onu yanılttığı anlar vardır sevgili okur. Ama benim gözlerim gerçekten de abartıyordu artık. Zira yanlarına gittiğimde fark ettiğim şey, uzaktan gelen ama artık bulanık olmayan yabancının çok kısa saçlı, kısa boylu, gerçekten de yanık tenli ama Megasite fanı ne kelime, tam bir gotik üniversite ergeni bir kız olduğuydu. Kalakalmıştım. Daha önce de çok yanıldığım oluyordu ama cinsiyetine kadar da yanılır mıydı bir insan, yanıltır mıydı kancık miyop gözlerim... Ohaydı. Ama peki hani "Daçee" diye bağırmıştı? Yanlış mı duydumdu? İki kız yıllar önce birbirlerini kazara kaybeden lezbiyen sevgililermişçesine sarılıp öpüşürken, bulanık yabancının, dürtükçü kıza bakıp "Yaa Ayçin nerelerdesin oğlum sen laan ahahah! Valla inanır mısın demin de bi hatun gördüm aynı sana benziyodu, bi anda nası tesadüf oldu yaa harbiden!!"
Bir kızın başka bir hemcinsine aynı cümle içinde "oğlum", "hatun" ve "harbi(den)" sözcüklerini kullanması pek sık görülen bir şey değil sevgili okur. Kaldı ki, ben de gördüğüm anda arkama bakmadan kaçar, çitalar gibi koşar, 100 kilometreye nerden baksan bi 10 saniyede çıkabilirim. Öyle de yaptım. Bir anda hem gözlerimin, hem kulaklarımın beni adamsendeci pazarlamacılar gibi yanıltması, hem de dünyanın en özenti olmaya özenen gotik kızını görmüşlüğün verdiği canhıraş korkuyla ortadan kayboldum. Acaba nereye gidicektim? Ne yapıcaktım? Eyvah evyahlık bir durumda mıydım? Yok lan sen de amma abarttın sevgili okur, eve gittim nereye gidicem. (Güneş) Gözlüğümü çıkardım, (numaralı) gözlüğümü taktım; artık kimseler değmesindi net görüş keyfime. Oh mis.

Daçe.
Okumaya devam →
7 Kasım 2010 Pazar

That's Me In The Corner

2 tane ömer üründül tadında yorum
Okumaya devam →
3 Kasım 2010 Çarşamba

Kırmızı Işıklar

3 tane ömer üründül tadında yorum
Evdeki ses, evdeki ses, bam bam!
☻Hemen de aklına kötü şeyler gelmesin sevgili okur, belki taşınılıyo o evde bam güm diye, olamaz mı.
☻Geçen gün bi nakliye firmasının sloganını gördüm de, hazır bi'şeyleri bi'yerlere bağlayabilicekken sıkıştıriyim şuraya, kocaman harflerle "Düşünün...! Taşının...!" yazıyodu kamyonun üzerinde. O an gerçekten taşınmayı düşündüm biliyo musun.
☻Yeni noktam da bu. Gülen suratlı nokta. Sevdiniz mi? Sevmedim'li yorum alırsam direk değiştiririm, böyle de okursever bi insanım. Biraz sinsi gibi gülüyo gerçi ama. Du'bakalım.
☻Uzun zamanlar sonra yaptığım yeni ankette, ilginç şekilde, ta dönem başında ilk derste söylediği "Yoklama alıyorum ama bu yoklama benim için o kadar önemli diil arkadaşlar..." diyen hocaya herkesin caan-ı gönülden inandığını gördüm sevgili okur. O şıkkı koyarken, dönem ortasında fikrini değiştirip, yoklama etkisini yüzde 5'e, 10'a çeken birtakım hocaları düşünmüştüm halbuse.
Halbuki yerine halbuse diyen insanla ben bir ömür boyu arkadaş olmak isterim. Çünkü halbuse diyen, hatta abartıp da halbusi diyen insan çok saf gibi, böyle, sürekli neşeli ve hayat dolu gibi. Halbuki'yle de isterim ama o bi' yerden sonra satıcak gibi. Böyle, sinsi gibi biraz, nasıl desem... ADAMSENDECİ!! Unutacağımı sandınız di mi. Böyle bi kelime nası unutulur olm.
☻O diil de geçen gün dolmuşta, "Kırmızı ışıklarda inicem..." diyen insana o an ayılar gibi gülücektim ama tuttum kendimi.
☻Yatarken büyük bi özenle kurduğum, böyle adeta çok severek, sevimleyerek kurduğum çalar saatime, sabah adeta şerrefsiz bir puşt gibi, adeta kanına susamış köpek gibi beni uyandırdığında ettiğim küfürlerin haddi hesabı yok. Ayrıca şu an bile o kadar sinirlendim ki, cümlenin nası başlayıp nası bittiğinden de haberim yok. Hişhoş diil. Biraz insanca uyandırır insan. Alıştıra alıştıra uyandırır. Köpek seni. İt.
"Sen, sen... Sağa sola bakma öyle, sana diyorum mavili!!1" falan diye, kalabalığın iç kesimlerine doğru kızan bi müdürümüz vardı lisede. O mavili'nin kim olduğu asla anlaşılamadı ama. Bu da böyle bir anımdır. Ayrıca lisede tam bir hababam sınıfıydık diyemiyorum çünkü tam bir hababam sınıfı falan değildik. Şimdi dağılabiliriz.
☻Dur ya nereye gidiyosun şaka yaptım.
☻Eğer, çok değil sadece 20. yüzyılın başında yaşamış olsaydım, ve biraz böyle futbol menecır 1910 filan diye bi oyun olsaydı, hiç şüphesiz van der Waals gibi bi adamı alır kaleye koyardım. Çünkü eğer van der Waals tam bir "Hollandalı file bekçisi" değilse başka da hiçbişey değil bence. Kaptanlığa kadar yükselir, öylesine bir karizmatik soyad. Pazubantlı bilimadamı.
☻Çok iri insanların toplu taşıma hakları ve boyu 1.60'tan kısa insanların şemsiye kullanma hakları ellerinden alınmalı bence. Çünkü ne çok iri insanla afedersin 1,5 götlük dolmuş koltuğunu paylaşmak isterim, ne de işte diğerini isterim. Bir an üşendim diğerini de uzun uzun yazmaya sonra bi baktım ulan zaten onu yazmasam da onu neden yazmadığımı yazdığımda ondan çok daha da uzun oldu demek ki şimdi onu neden yazmadığımı yazmamış olsam da onun kendisini yazsam ohoo dedim bu hala uzuyo bi el atıver. O da halletti sağolsun.
☻Nerden nereye görüyosun di mi, hayat böyle süpriz yumurta.
☻Şimdi gidiyim de yatiyim ya saat gecenin onikibuçuğu oldu. Sabah jeoloji sınavım var zira. Jeoloji de gerçekten çok sevimli bi ders. Sıradaki şarkı tüm jeolojiye gönül vermişlere gelsin... Yok lan ne şarkısı, ben gidicem diyorum sen haala şarkı markı istiyosun sevgili okur. Zaten büyük ihtimalle bu gece okumayacaksın sen bunu, nerden haberin olucak, ama yine de okursan diye söylüyorum, bütün edit yarına. Reklamı falan da yarın yapıcam zaten sen nerden bulup okuduysan. Âlemsin gerçekten. Böyle Â'yla falan hem de. Behlül kaçar.

*bu arada şu sidebardaki 94 yazan yeri 100 yapalım da bi rahatlıyım artık, komaya girdim oğlum burda aylardır!*


Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)