27 Ekim 2010 Çarşamba

Kaç Zamandır Sormadıktı Bi'şey

1 tane ömer üründül tadında yorum

Okumaya devam →
22 Ekim 2010 Cuma

Birader Bi'şey Sorucam

2 tane ömer üründül tadında yorum
● Bi yazıya da şöyle "ulan yeni ve oricinal bir giriş bulsam ya" diye kasmadan başlasam, o gün bütün dişlerimi kırıp yerlerine elmas taktırıcam. Evet. Zenci repçi gibi klip de çekerim belki o gün. Şeyk yor ass derim. Ess diil ama, ass derim, a'ya vurgulu böyle.

Kompartıman benim çok ama çok korktuğum, özünde belki yufka yürekli, ama tip olarak aşırı sert mizaçlı bi kelime.

● Feysbukta bi karikatüre ayılar gibi bağıra bağıra gülüp, anında paylaşıyosun, sonra o karikatürü beş dakika içinde, mizah anlayışının ölümcül derecede düşük olduğundan emin olduğun bi arkadaşın like'lıyo, ve saatler boyunca başka da like'lıyan olmuyo ya. Ne biliyim, hiç böyle şeyler başıma gelmiyo allahtan.

● Gri-beyaz küçük kareli eski moda ceketin olduğu yerde, limonatanın rakı bardaklarına konulup "lıkır lıkır" diye tabir ettiğimiz efektin ete kemiğe bürünüp gerçek olduğu şekilde içildiği bir mahalle düğünü var.

● Ankara sokaklarında bu aralar "Birader bi'şey sorucam..." diye önümde dikilip boş gözlerle bana bakan insan furyası başladı sevgili okur. Adamı görüyosun mesela sokakta, yanından geçip giderim diyosun, böyle bi anda Hop! diye önünde dikilip duruveriyo. Yani sana olmuyo belki ama, benim önüme Hop! diye çıkıyo öyle. Manyak gibi, öyle bi anda önümde duran insandan ben korkarım, kusura bakmasın. Bi de durduğu yetmiyo, böyle, cevap arar gözlerle gözlerimin içine bakıp "Bi'şey sorucam" diyo "birader" diyo. Evet o birader nedense eksik olmuyo. Kardeşi gibi mi görüyo o an artık, nası bi kuruyosa kafada, sağolsun tabi, hepimiz bi yerde kardeş gibi bişeyiz sonuçta. Ama ne biliyim, bi anda bi'şey sorucak olması, bi de sokakta onca insan varken özellikle beni bulup sorması falan... Hepsinin niyeti bi'kaç bi'şey de olsa para istemek olduğu için "Zamanım yok" diyip ordan ayrılıyorum. Belki gerçekten zamanım yok, belki ne biliyim, başka bi hayatta, başka şekilde karşılaşsak gerçekten de kardeş gibi olabiliriz. Ama bu yaptığın ayıp senin. Hayır o diil, bi gün çok sinirlenip çıkışıcam, "Eeeh! Formspring hesabı gibi mi duruyorum lan, formsiprink mi olm bura, sokak lan bura, yürüycem lan BIRAK LAN TUTMAYIN LAANN BENİİ!!11!1!!" diye delirivericem sokak ortasında. Ama kendimi tutuyorum. Çünkü bi insan kendini tutmazsa o insanı o an başkaları tutuyo. Kavga anında tutulmaktan gerçekten hoşlanmıyorum sevgili okur. Nerden nereye.

● Yapılan son araştırmalara göre (bkz: hesap makinası) ulaşıma her ay deli gibi para veriyomuşum lan. Geçen bi hesapladım da çok fena içime oturdu. Adeta evlat acısı gibi yemin ediyorum.

● Ne zaman cüzdanımda bankamatikten yeni çektiğim, sıcacık, gıpgıcır, katlanmamış para olsa; başka da para olmasa; ben o gıcır banknotu dolmuşçuya vermekten çok çekiniyorum. Çünkü düşün bak, daha dakikalar önce çekmişim belki, ohh demişim, ne kadar sıcak, ne kadar el değmemiş, kat izsiz diye sevinmişim falan. Evet bazen banknot ile sıradışı bağlar kurabiliyorum. İşte öyle zamanlarda gıpgıcır parayı direk uzatmadan önce, önce banknottan beni affetmesini isteyip, sonra onu manyak gibi hayvanlar gibi katlayıp katlayıp eskitip, öyle uzatıyorum. Çünkü gerçekten de gıcır banknotun elden ele dolmuşta dolaşması çok içimi dağlıyor. Dağlar dağlar.

● Dünyada en çok şaşırdığım insan da kot pantolonunun göt cebini kullanan insan. Gerçekten de kim ne derse desin, dünyanın neresinde olunursa olunsun, göt cebi her yerde göt cebi, her yerde lüzumsuz. Cüzdanına ulaşmak için girilen o zahmet, o ayağa kalkıp tekrar oturmalar, o alnından boncuk boncuk terlemeler, o yüzdeki daimi "ehe" ifadesi falan. Şaşırmaya hayatım boyunca devam edeceğim.

● Geçen gün tam bir yavru sivas kangal havlaması tonuyla konuşan kıza rastladım. Ağzını açtığı anda o çaresiz, o güvensiz, o aağzına aağzına vurulası sesi, yaklaşık yirmi dakika boyunca sinirlerimi yıprattı. Acı çekiyor gibi, ağlıyor gibi, hatta çok ağlıyor gibi, hönküre hönküre ağlamaktan bi step önce gibi. Yemin ediyorum gözlerim doldu kızın sesini duydukça. Zor toparladım.

Tehlikeninfarkındamısınız?: 2010-2011 Ugg sezonu başlangıcı.

● Şimdi gitmem ve biraz uyumam lazım. Yoksa akşama iyice mal gibi olucam. Gerçi şimdi uyuyup akşam uyanırsam da mal gibi olucam. Off. Uykusuzluğun allah belasını vermesin de neyin versin.

● Öpüyorum.

Daçe.
Okumaya devam →
14 Ekim 2010 Perşembe

Ortalamaya Bakmıyolarmış Aabi

1 tane ömer üründül tadında yorum

Yukarda ne var sevgili okur?

Yazıya resmen "what's up?" diye başladım ama hiçbiriniz anlamadınız di mi. Çünkü ingilizce böyle bi dil. İblisin oğlu bir dil ingilizce. What's up çok havalı, karizmatik ve Amerikanvari duruyo. Ama bak çevirdim, hiçbi havası kalmadı. Bundan sonra "What's up" diyen bi Amerikan görürsem, "Yukarda Allah var nigga" diycem. Evet bunu yapıp kaçıcam.

Şimdi bizim evde yaklaşık 1 haftadır yepisyeni bi tane tost makinesi var tamam mı. Eski tost makinemiz ikinci dünya harbinden kaldığını için (ikinci dünya savaşı da değil, direk harbinden kaldı, o kadar eski yani düşün), annemin yoğun isteği üzerine alınan bir tefal tost makinesi. Yalnız şimdi bu alet aramıza son katılan, çiçeği burnunda bi alet olduğu için çok seviliyor, el üstünde tutuluyor. Evde herkes bu tost makinesi geldiğinden beri sadece tostla besleniyor, 1 haftadır mutfağımız tost ekmeği kokusunun etkisi altında. Bir anda kaşar tüketiminin günlere bağlı değişim grafiği adeta erekte oldu çok afedersin, öylesine bir artış, öyle bir çılgınlık. Evet. Tost çılgınlığı. Kahvaltı, öğle ve akşam yemeğinde tost. Kaşarlı, salamlı, sucuklu, sosisli, karışık, kimbilir bazen sadece iki tane tost ekmeği, arası boş filan. Hayır yani yiyecek başka yemeğimiz yok da değil hani, yanlış anlaşılmasın, açlıktan öldüğümüz falan yok; tost makinemiz yeni olduğu için sadece bu coşku, bu heyecan. Şimdi gideyim de bi tost yapayım kendime.

Geçen gün, inanır mısın sevgili okur, cancaazla sinemaya gittik yine, fakat gün geçmiyor ki sinemada bir tuhaflık yaşanmasın... Bilet gişesindeyiz tamam mı, bilet alıcaz, gişedeki görevli kadına hangi filmi hangi seansı istediğimizi söyledik. Bi yandan da bilgisayardan bakıyoruz filan, takip ediyoruz. Koltuk seçme safhasına geldik. Bi koltuk seçme safhası ne kadar zekâ gerektirebilir sevgili okur? Gerektirmez yani, gerektirmemeli. Kadın ikimize bakıyo, gözümüzün içine içine bakıyo, iki kişi olduğumuz gayet aşikâr olmalı yani.. Kadın durdu durdu, hala ikimize bakarken, "Üç kişi mi?" diye sordu. Orda ben bi mal oldum. Bi bön oldum. Bi orda kalakaldım. Hayır bi de sevgili koltuğu filan seçtiriyoruz orda kadına bilgisayardan, hala üç kişi mi diyo. Hayalinde bize bi tane de yancı mı ekledi ne yaptı. Hayat süprizlerle dolu.

Binlerce yıldır dolmuşegemen toplumlarda hüküm süren "açılmayan cam"ların açılmadığını ilk fark ettiğim andır işte mutsuzluk. Normal şartlardaki bi insan ömründen çok rahat bi 6 ay atar.

İlkokul çocuğundan diil ama, ortaokul çocuğundan çok korkuyorum sevgili okur. Hele o tam beslenme çantası taşımaktan beslenme çantası taşımamaya geçiş süreci yok mu. Off. İşte bi insan hayatı boyunca bir tek o evrede kaybedicek hiçbişeyi olmadığına karar veriyo. Çünkü gerçekten de ortaokul çocuğunun kaybedicek bişeyi yok. Küfürünü eder, yaşıtlarıyla döğüşür (dövüşmez, ama döğüşür), kızlara lafını atar, gerektiğinde "Son kaleci - ilk penaltı!" diye hızla yere çökmesini bilir. Hayatı görmüş geçirmiş gibidir. İşte bu yüzden çok korkuyorum ben. Ne zaman ne yapıcağı, nası bi tepki vericeği falan tamamen meçhul. Ortaokul hoş bişey diil gibi.

Asansörde hiçbi zaman yabancı dizi ve filmlerdeki gibi kapıya bakar şekilde durmadım, duramadım sevgili okur. Hep, nası girdiysem öyle durdum. Bence benim gibi bi sürü insan var. Hatta eğer o insanlarla birleşsek, böyle çok kalabalık olsak, ne bileyim, sonra hemen dağılsak falan. Çünkü hiçbiriyle bişey yapmak istemiyorum, vazgeçtim.

İstiklal marşı ve kapanış.

Daçe.
Okumaya devam →
4 Ekim 2010 Pazartesi

Dikmen Caddesi Stats

0 tane ömer üründül tadında yorum
Kızılay'daki dolmuş duraklarından Dikmen caddesine kadar uzanan bulvar 3 kilometre. Bu mesafe, Dikmen caddesiyle birleşince 9 kilometrelik zorlu bir parkur oluşturuyor. Kızılay'dan bindik, Dikmen caddesinin en sonundaki evimize gidicez. O dokuz kilometre boyunca karşımıza çıkacak trafik ışığı sayısı hemen hemen 15. Yani kilometre başına 1,67 tane trafik ışığı düşüyor; ya da daha mantıklı bir oran ile 3 kilometre üzerinde 5 tane ışık var. Bu Dikmen caddesi adlı yolculuğa başladığımızda, ilk rastladığımız trafik ışığı bize yeşil yanıyorsa; diğer ışıklarda da yeşil denk gelme ihtimali ortalama bir trafiği de hesaba katarsak 200 dolmuş yolcuğuluğunda yalnızca 1 kez, falan. O da olasılık yani. Gerçeklik payı çok az. Çünkü ben bu yaşıma kadar kaç tane 200 yolculuk yaptım, birinde bile hepsinin yeşil olduğunu görmedim. Çoğu bile yeşil olmuyor. Neyse. İstatistik ve olasılıklara dönecek olursak; ilk ışıktan başlayarak hepsinin kırmızı denk gelme ihtimaline bakalım. Bu da, yeşil ışık ve kırmızı ışığın aktif olduğu sürelerle doğru orantılı olarak, 150'de 1, falan. Yani yine çok çok az bir ihtimal. 150 kez gitmemiz gerekiyor Dikmen'deki evimize. Ama bu koca bir yalan. Çünkü normal şartlar altında bir Dikmen caddesi aldığımız zaman, bütün o 15 ışığın da sırayla kırmızı denk gelmesi ihtimali, 3-4 yolculukta 1 falan. Yani çok sık. Eğer o gün iyi bir çocuk olursanız arka arkaya 15 tane kırmızı açan trafik ışıklarına denk gelirsiniz. Tabii ki bunda, ilerde cayır cayır yandığını gördüğünüz yeşil ışığa umutla koşarken, tam o sırada "Işıklara gelmeden." diye gizli emir kipiyle dolmuş şöförüne seslenen canı çıkmayasıca kadının payı çok büyük... Kadın tam da istediği gibi, ışıklara gelmeden iner, evine, çocuklarına kavuşur falan; ama sen onun mutluluğu için yeşil ışığı kırmızıya değiştirilmiş ve kendi evine gideceğin saate +3 dakika eklemişsindir. İşte tüm bu olasılıklar, istatistikler, Dikmen caddesi hakkında ne kadar bilgi vermeye çalışırsa çalışsınlar, yine her şey "Işıklara gelmeden." inen düşüncesiz, adamsendecinin kızı, bencil ve aptal kadının o kokuşmuş ve sarkık ellerindedir. İşte o yüzden, sevgili okur, o yüzden lütfen inmeden önce bir düşün; diğer yolcuları, diğer hayatları bir düşün. Etkileyeceğin bir günü, belki de tamamen değiştirebileceğin başka bir ömrü düşün... Evet, şimdi gidebilirsin. (çünkü yine o kadar yazdık da, bi yere bağlıyamadık ya la, iyi mi)

ya da hepsinden daha kısa olarak...

Daçe.
Okumaya devam →
3 Ekim 2010 Pazar

Köpekle Köpek Olmak

5 tane ömer üründül tadında yorum
sarı çiçek aslında ayçiçeği olsa ya la.

● Sordum sarı çiçeğe, "Neaber?" / Çiçek eydür "Derviş baba, ann.." / "Ya tamam sus" dedim "Allah belanı versin her soruya aynı cevap mı verilir, biraz yaratıcı ol ya" dedim. Utancından soldu sarı çiçek.
● Ohh mis gibi, kalbim gibi tertemiz bir yeni yazı var sonunda. Ben de sizler kadar adeta bir çocuk gibi şen ve mutluyum.
● İki haftadır yoktum, yıllık iznimi kullandım. (oha öyle olsa ya. mayışlı filan iş olsa. ama mayışlı olucak, maaşlı diil)
● Mayışlı, sigortalı, yemek filan verilen yer olsa şu blogger; ama yazarlarını da öyle cv'yle filan alsa, kalifikasyonuna baksa alıcağı kişilerin; valla kısa zamanda edeceğim terfilerle genel başkan olurdum. Bu kadar da güveniyorum kendime. Ama sigortası filan olucak ha, ssk mı olur artık bağkur mu olur, biri olucak. Yoksa çalışmam.
● O diil de bizim bölümde Rektörlük Genel Sekreteri olmaktan dolayı gururlanan bi profesör var. Adam bayaa bayaa fırsatını buldukça vurguluyo, "Ben genel sekreterim" diyo, "baya yoğun bi insanım" diyo. Bi de bunu her ders tekrar ediyo, gururla anlatıyo böyle. Hayır bence bi insan genel sekreter olabilir, tamam, sonuçta namusuyla onuruyla para kazanıyo, ama ne biliyim, rektörün genel sekreteri olmak o kadar gururlanıcak bişey diil lan. Bi de erkeksin yani. Rektörün bi gün çok canı sıkılsa, dese ki "Yavrum şu kırmızı dosyaları getir odama senle bi inceleyelim" filan, bi de bunu kötü niyetlerle söylese, hişhoş olur mu. Olmaz. Nooldu, hani proftun, kaldı mı profluk. Hiç.

kim 500 milyar ister sorusu gibi. "aşağıdaki sokak isimlerini anlamlı bir cümle oluşturacak şekilde sıralayınız"

Bunları biliyor musunuz?: Ankara-Anıttepe'de, birbiriyle kesişip kare oluşturan 4 tane sokağın adının "İlk", "Hedef", "Akdeniz", "İleri" olduğunu... Benim de eğer ilerde yetkim olursa böyle 4 tane sokağın adını "Neaber", "Sevgili", "Okur", "Neyaptın" koyucam. Bunu yapıcam evet.
● Nerde bir "Bunları biliyor musunuz?" görsem; orda onu yazanın, hemen akabinde de "bence bilmiyorsunuz aptal cahiller sizi, bari şunu okuyun da bişey öğrenin, mallar sizi, sahip olduğunuz çok az bilgi düzeyinizi skym sizin, aptallaaarr, nihahaha" diye bize saydırdığını ve kahkahalarla güldüğünü düşünüyorum.
● Çok sıcak sudan çok korkuyorum.
Çetin Tekindor nası karizmatik falan bi adam ama di mi. Hep böyle hayvan gibi oturaklı rollerin adamı. Hayır bi de yaşlı falan da yani, karizma sahibi, saygıdeğer sahibi. Neden böyle peki hiç düşündün mü? Yok, niye düşünücen. Ben düşündüm ama (ben düşündüm ben, yaşar usta!). Bak şimdi. Bu adamın karizması adından geliyor. Çok sağlam altyapı var adında. Bak bunu sana ufak bi testle kanıtlıycam... "Tekin Çetindor".  Nası da aynı karizmayı koruyo, görüyo musun? İşte Çetin Tekindor böyle bi insan. Çok saygıdeğerli bi insan. Oğlum olursa adını "çetintekindor", kızım olursa daa... Onun için esprili bişey bulamadım "asdasdasd" koyarım. Klavyeden nası gelirse artık.
● Public ortamda çalan nokia tune melodili telefon nedense en az 3 kez çalmadan açılmaz. Böyle bişiy var.
Bi de şöyle bişiy var; yaşça bizden çok büyük bir akraba, feysbukta fotoğraflarımızdan en alakasız olanına nedense CAPS LOCK açık şekilde en alakasız yorumu bırakıp kaçar. Örnekle açıklamak gerekirse "TATLIMM BENİM NE KADARDA (dilbilgisi sıfır) BÜYÜMÜŞSÜN YAVRUM MAŞALLAAH ÇOK ÖPÜYORUM... ;)))" Evet tam olarak böyle.
● Yalnız kaç yaşıma geldim o kadar mühendislik okuyorum fizik okuyorum falan, ama hala herkese normal gelen bazı gerçeklere alışamıyorum, aklım almıyo. Mesela o koca demir yığını nası düşmeden havada kalıyo, ya da denizaltı dediğin hayvan gibi ağır bişey, o nası dibe oturmuyo da istediği seviyede yüzebiliyo? Yani ne biliyim, gerçekten aklım çıkıveriyo bunları düşünürken. Bazen diyorum bana diyorum Amerikanın bir oyunu mu bu diyorum aldı sevdiğimi verdi zulumu falan.


 









(solda: uçması mantıklı olan. sağda: uçması mantıksız olan.)

Sinema dediğin yer bence sıradan. Başına öyle komik bişey gelicek gibi bi yer diil. Ama geçen gün cancaazla gittiğimizde inanılmaz saçma olaylar silsilesi yaşandı bitti saygısızca. Daha doğrusu saçma bir diyalog. Bag anlatiyim... Şimdi böyle film arası oldu, oturuyoruz falan. Bi de salon küçük tamam mı, az kişi de bilet almış, toplasan 20 kişi ya var ya yok yani. Bu film arasında bi tane görevli gelip, "Ön koltuklarda biri oturuyo mu acaba?" diye sordu. Az kişi olduğumuzdan kelli, bizbizeyiz mantığıyla herkes "Neden ki, niye sordunuz ki, nooldu ki" filan dedi. Adam biraz gülüp "Dışarda feci yağmur yağıyo da şu an, yani çatı akıyo, şu ön kısmın üstündeki kaplamalar düşebilir" diye yanıtladı (trt haber gibi oldu bi anda). Burda herkes bi gülüştü falan, az kişi zaten, biz de güldük bayaa, adam da güldü, böyle saçma bi şekilde karşılıklı gülüşüyoruz falan. Öyle bi ortam. Sınıfta esprili hocanın yaptığı şakaya güler gibi gülüyoruz böyle. Neyse. Böyle biraz sessizlik oldu, o arada, tam en arkada oturan bi adam, adeta sınıfın arka sıradakisi, haşarısı, sınıfın komiği gibi "Haaa yani gerilimli film olunca böyle mi oluyo ehehehehehehe mehehehehe" filan diyip bi güldü. Sonra o espriye biz de bi gülmeye başladık. Sonra bi de o espriye biz gülünce, görevli adam da gülmeye başladı. Biz böyle bi yarım saat filan gülüştük, ama düşün yani, olayın saçmalığına gülüyoruz artık. Diyalogun saçmalığına. Yarım saat de gülmedik tabi zaten film arası 10 dakka di mi. Neyse işte. Şurda 20 dakka için beni kırdığına değdi mi? Değmedi. İşte bu da böyle bir anımdır sevgili okur.
● Gece eve gelirken ufak bir sokak köpeği yavrusu tarafından korkutulmam çok rencide ediciydi. Ben de onu korkuttum. Köpekle köpek oldum okur. Ne olacağıdım ya başka? Pişman değilim.
● Şimdi benim söyleyeceklerim burda bittiğine göre artık iki medeni insan gibi ayrılalım sevgili okur. Sen istiyosan yorum filan yaz. Böyle güzel şeyler. Haydi gittim.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)