30 Ağustos 2010 Pazartesi

Soyadı Kanununa Sevgilerimle

12 tane ömer üründül tadında yorum
Ben istiyorum ki sevgili okur, bu arada naber nasılsın ne zamandır görüşmedik   bi de şu geçmiş doğumgünümü de kutlayın aradan çıksın eheh, istiyorum ki soyadımı yetkili birilerine (misal kasa görevlisine, mağaza çalışanına, otobüs firması insanlarına) söylemem gerektiğinde, hemen daha ilk söyleyişte doğrusunu anlasınlar. Bunu istiyorum. Çok şey istemiyorum bence.

Yani Daça mı denmedi sevgili okur, Dağçe mi denmedi, Daçı mı olmadım şu genç yaşta, yoğusa Daçuk mu yazılmadı (true story). Ama yani, hadi bunları bir şekilde anlarım, sana anlamsız geliyordur soyadım, ne duyduysan onu yazmışsındır ortaokul ingilizce derslerindeki alıştırmalar gibi. Ama bak şimdi, güzel kardeşim, biliyorum sen de evine ekmek götürüceksin, pide götürüceksin hatta kafan kadar, onu da biliyorum, ama şimdi tutup da ben adımı soyadımı tane tane sana söylemişken, senin oraya Berkay KAÇAR yazman niye?! Kaçar nedir olm? Nasıl bir kulak var sende, nasıl bir göz var nizam var? Hiç soyadı Kaçar olabilecek birine benziyor muyum ben, sen bana baksana. Allaam ya. Resmen biletimizin üzerine Berkay Kaçar yazdılar iki gün önce. Behlül kaçar gibi oliyür hızlı söylenince.

Bu kısa yazıyla hem geçmiş doğumgünü tebrik yorumlarını kabul ediyorum (biliyorum hiçbiriniz yorum falan yazmıycaksınız, pis herifler anca okuyun) hem de bu kısa anımı sizlerle paylaşıyorum. Evet.

Berkay kaçar.

-kacarderki.blogspot.com'u da alayım bir ara-
Okumaya devam →
22 Ağustos 2010 Pazar

Hızlandırılmış Yaz Okulu: Coğrafya

16 tane ömer üründül tadında yorum
Bak şu an düşünüyorum da, bazen yapıyorum çünkü bunu, eğer ben öğretmen olsam her gün yok günaydın'la, tünaydın'la uğraşamazdım, her girdiğim derste yapıştırırdım Neaber'i. "Neaber arkadaşlar?" - "Saaoool." Çok da sevilen bir hoca olurdum kanımca. Espriler şakalar. Evet.

Bugün burda toplanmamızın sebebi, ilk iki dersi çok beğenilen Hızlandırılmış Yaz Okulu'nun yepisyeni yazısıyla çılgınlar atıcak olmamız. Bilemiyorum belki de bir yazı serisi olmaya doğru ilerliyor, tutamıyoruz, her şey olabilir. Hayat dediğin süprizlerle dolu.

***

Evet bugünün nöbetçisi kim? Bi koşu atlası kapıverin çocuğum hadi bakiyim. Bi kişi gitsin yalnız siz öyle iki kişi gitmeyin. Hayır bi kişi gitcek. BİKİŞİGİTÇEKDDEDDİM!!

"isviçre alplerindeki şarkılara adımı verdim, biraz değiştirmişler. ama aslında o 'yelalaoi' benim" bakışı.

*Dünyanın şekli - Galileo Galilei
Ortaçağ Avrupasında ortaya atılan "Olm dünya öküzlerin boynuzlarındaymış", "Yok lan ben kaplumbağanın sırtında diye duydum", "Benim bildiğim devenin götüne kaçmış" falan gibi yersiz ve yavan iddialar sonucu elbette kimse dünyanın yuvarlak olduğundan haberdar değildi. "Tepsi gibi bişey bence" diyen bile çıkmış. Oha lan. Bu kadar da salak olunmaz bence. Tepsi nedir ya. Hayır böyle düzlük, Konya gibi bi yerde mi geçti acaba yılların Ortaçağ Avrupası? Çok acayip. Neyse sonra biliyorsunuz ki Galileo Galilei isminde, bu arada tam bir Bulgar kaleci ismi, Galilei Galileov olsa, öhm, ne diyordum, Galilei isminde biri çıkıp MSN kişisel iletisine şunu yazıyor: "DüNYa DeLiKhAnLı oLSaYdı YuVArLak oLMassdı!!1!!11!bir xDxDD" Haliyle bunu yazar yazmaz da bir söylenti dolaşıyor 'dünya yuvarlagımış hafız' falan diye. Bu söylentiler kendini büyük bir tepside yaşadığını sanan (bkz: kokainin zararları) kilise tarafından hoş karşılanmıyor ve Galileo Galilei, Engizisyon Mahkemesi tarafından hapse atılıyor. Ekstra informeyşın: Galilei'nin hapishanedeyken yazdığı "Dünya dönüyor sen ne dersen de / Yıllar geçiyor fark etmesen de" isimli bestesi, günümüze kadar gelmiş ender müzik eserlerindendir.

*Dünyanın kendi ve güneş etrafında dönüşünün sonuçları - Mevsimler, günler
Şimdi efendim Dünya kâh kendi ekseni etrafında dönüyor, kâh Güneş etrafında, biliyorsunuz. İşte birinde günler oluşuyor diğerinde mevsimler falan. Bunlar bize öğretilen şeyler. Şimdi sıkı durun. Şu ana kadar çok fazla kişi tarafından bilinmeyen bir gerçeği açığa çıkarıyorum... Tüm o günler, haftalar, mevsimler falan koca bir yalan! Hepsi bir uydurma. Peki ya kimin uydurması? Elbette bazı adamsendeci dış güçlerin. Bu oyuna gelmeyelim arkadaşlar... Dünyanın kendi ekseni etrafında dönüşü diye bişey olabilir mi cidden ya? Yok işte bi de güneş etrafında dönüyomuş falan. Bırak git ya hayvan gibi dünya nereye dönüyo allaanı seversen.

 açıkçası benim ülkemden de ekvator geçse, aradan çizgi çekip ben de "north - south" yavanlığını yapardım.

*Meridyen, paralel, ekvator
Meridyen: Kutupları birbirine birleştiren çızgılar. Diğer bir deyişle, ramazanda, aynı hizada bulunan herkesin aynı anda orucunu açabildiği çızgılar. İki meridyen arası 4 dakika, tam iftar vakti TRT1'de sağ kenarda (bkz: sidebar) çıkan renkli renkli şehirlerden hangisinde iftar olduğunu takip etmek de çok zevkli. En azından çocukken zevkli oluyordu.
Paralel: Bunlar da enine çızgılar. Diğer bir deyişle, dünyanın şekli için "Yuvarlak değil yaa geoit olm, yanları var yani yanları" denmesine sebep olan çızgılar. Evet aslında dünya kutuplardan basık ekvatorda şişik falan değildir. Sırf bu enine çizgiler onu biraz daha şişik gösteriyordur. Enine çizgili tişört giymeyelim. (daçe der ki blog'dan sosyal tavsiyeler)
Ekvator: Allah yardım etsin, orası yanıyodur şimdi.

*Harita bilgisi - Ölçek hesabı
Açıkçası şu ölçek hesaplama işine ortaokuldan beri kafam basmıyor. 1 bölü 1 milyonmuş da, 300 kilometrekare aslında ne kadarmış da. Bunlar çok acayip işler. İnsanoğlunun kafa olarak ne kadar ileri gidebileceğinin bi kanıtı adeta.

*Coğrafi bölgeler: İklimler falan.
Evet, en sevdiğim konulardan biri. Hemen anlatalım kısa kısa.
Marmara: Çok adamsendeci bir iklimi var. Nerden hava gelirse oranın iklimini kapıyor. Ağırlığını koyamayan bir bölgemiz. Başlıca geçim kaynağı, herşeyin hayvan gibi pahalı olmasında yatıyor.
Karadeniz: Bi insan her mevsim hayvan gibi yağmur yağar mı ya? Her allahın günü toprak mı kokar arkadaş? Biz burda yağmur yağdığında "Oha çok severim bu kokuyu, çok romantik oldu falan" diyoruz, oranın insanı yağmurdan kusucak sanırım. Başlıca geçim kaynağı da sanılanın aksine fındık ve çay değil, bor. Evet yanlış okumadınız, bildiğin bor. AslındaÇıkarttırmiyürlerDeÇıkartsakÇokZenginOlücezAmaHepAmarika Çıkarttırmiyür.
Doğu Anadolu: Gece çok serin oluyo biliyo musun. O camı kapat yatarken, çok serin oluyo yavrım donarsın. Gündüzleri ama sıcaanı yapıyo yine. Öylesine değişik bi hava var. Geçim kaynağı konusunda açıkçası bi espri bulamadım oldu mu. AMACAMIKAPATYATARKENYAVRIMunutmaonu.
Güneydoğu Anadolu: Nem var ya, nem çok fena. Yazı ayrı dert, kışı ayrı dert. Valla hiç çekilicek dert diil oranın iklimi. Belki başlıca geçim kaynağından kurtarabilir bi derece; o da şüphesiz, fantastiş yemekler. Oh mis.

 ankara kızılay semalarından bir görüntü. ankaralı alışkın. ankaralı soğukkanlı.

İç Anadolu: Açıkçası ne öyle ekstrem sıcak ne de ekstrem soğuk yapıyo. Ama yine de bu böyle bi monotonlukta, her sene aynı şeyler, nereye kadar diyosun bi süre sonra. "Ankara'da deniz yok abi işte deniz olsa..." adamları var ya, onlara çok malzeme çıkartıyor mesela konuşmak için. Bişey söyliyim mi, ben de o adamlardanım. O yüzden iklim iyi bence burda. Başlıca geçim kaynaklarından birincisi Konya'nın ambarlık yaptığı buğday ve Ankara'nın ambarlık yaptığı apaçi kültürü.
Akdeniz: Bu bölgemizin özellikle akşamları bir başka oluyor. Hele bir de aylardan temmuz ise var ya, off, çok acayip. Bol bol denize gir abi ne güzel işte. Kışın da çok soğuk olmaz diye umuyorum. Yani evet umuyorum derken, tamamen götümden uyduruyorum ama öyledir yani. Soğuktan donan bir Antalya düşünemiyorum. Başlıca geçim kaynağı ise, Alman ve Rus turistlere tırt tırt eşyaları 100 yuroya kakalamak. Euro değil bak, yuro, o derece.
Ege: Yani şimdi Denizli'de deniz olmamasıyla alakalı espri yapabilirim ama yapmıyorum. O kadar da diil. Ama ne biliyim, bi Bodrum, bi Kuşadası falan, buralarda iklim falan çok bağlamıyor seni. Asıl buralarda zengin olucaksın, Khaldoon olucaksın, böyle villan olucak, o zaman hiç bi sıkıntı yok. Başlıca geçim kaynağı da "İzmir'in kızları ehere mehere" isimli yavan övünçleri, "boyoz" adını verdikleri garip unlu mamülleri ve gündelik kullanılan her kelimeye bambaşka bi isim vermiş olmaları (mısıra darı denir mi lan). Bu üçünün çok ekmeğini yiyolar.

*Ülkeler ve kıtalar coğrafyası
Buna da yer kalmadı artık. Okunur mu olm bundan daha uzun bi yazı. Bence okunmaz. O yüzden burda bitirelim bu dersi. Atlası da aldığınız yere koyun yavrım. Çıkabilirsiniz.


Daçe.
Okumaya devam →
19 Ağustos 2010 Perşembe

Çemçük Ağız Gerçeği

6 tane ömer üründül tadında yorum
Neaber sevgili okur? Komik bişey varsa sana da anlatıyım hep beraber gülelim diye geldim.
● Mesela "Nerdesin olm, bi ara buluşsak ya" dediğim arkadaşımın "Houston'dayım ben" demesi, bilmiyorum içime çok oturuyo dünden beri. Allahtan "Houston we have a problem!" esprisini zamanında yaptım da, biraz olsun onunla avunuyorum.
● İçtiğim meyve suyuna dört parça buz atınca kendimi zengin sanıyorum biliyo musun.
Çemçük diye bir ağız türü var Allah düşmanımın başına vermeye. Hayır benim ağzım çemçük olsa, türkçedeki en komik kelime zaten, ömür billah takma adım çemçük kalırdı. Çemçük aşşaa, çemçük yukarı. Gerçi böyle söyleyince tuhaf oldu biraz.
● Keşke çemçük kulak diye bişey de olsa. Çünkü benim ilkokulda çemçük kulaklı bi arkadaşım vardı. Şimdi tarif etmek istemiyorum ama tam bir çemçüktü yavrucağın duyargaları.

işte gözleri ışıldayan bir arap. "madem" diyor "adım khaldoon, o zaman şu stadı satın alayım da fotoğraf falan çekineyim içinde"

● O diil de asıl sana bişiy söyliyim mi. Khaldoon Al-Mubarak olucak ismin bu devirde hafız. Haldun olursa olmaz ama, Khaldoon olucak. Valla. Mis gibi, püfür püfür entarini giyicen, Khaldoon Al-Mubarak olucan, ooh. Doğuştan zenginsin bi kere ya. Düşün, kosskoca Birleşik Arap'sın. Hayır rahat da durmuyosun ki; her gün petrolden milyon dolar para kırıyosun, o kırdığın parayla da İngiltere Priemier Ligi'nden hayvan gibi takım satın alıyosun. Hayır bu haliyle bile zaten çok acayip bişey. Ressmen futbol kulübü satın alıyosun. Parayı veriyosun, takımı alıyosun. Oha. Arap'sın ya. Zengin. Birleşik Arap seni. Mobaraak. Hayır bununla da kalmıyosun şimdi. Ertesi hafta kazandığın 60 milyon dolarla takıma iki tane çok forslu, taş gibi forvet alıyosun. Paranla yani. Petrolden gelen parayla, pazardan armut alır gibi forvet alıyosun. Şundan iki tane, bundan bi tane koy diyosun falan. Oha olum. İnsan en iyi ihtimalle telefon alıyo, bilgisayar alıyo lan burda, sen Adebayor alıyosun, Tevez alıyosun. Afedersin ama, ebesininki. Valla benim ismim de şöyle bir ağız tadıyla Khaldoon Al-Mubarak olamıycak ya şu hayatta, "Cancaaz bugün sana bi hediye almak istedim vee... İngiltere'nin kuzeyini aldım böyle komple. Cardiff, Northampton falan hep bizim artık. Nasıl?" diyebilicek kadar zengin olamıycam ya, işte ben ona yanıyorum.
"Başkanım en son 50 milyondan bi forvet istemiştik, şimdi onun parasının üstüyle bi de çevre illeri komple alsak mı napsak?" Pis zengin seni.
● Ya da şu da olur. Yastıkaltı biriktirdiğin memur mayışıyla aldığın bi takımın var. Böyle mesela bir sezon boyunca toplayabildiğin kadar parayı avuçlayıp böyle büyük gibi bi takıma gitsen transfer döneminde, "Bu paraya n'olur?" desen. Çok komik olmaz mıydı öylesi. Dur hazır aklımdayken FIFA'ya bi mail atıyım.

sıradaki maddede az heyecanlanırsanız, dönüp dönüp buna bakın. %100 çalışıyor.

● Bugün ben de, sevgili okur, dolmuşta ramazan nedeniyle ortaya çıkan ilk kavgaya şahit oldum, bunun karşıkonulmaz coşkusu içerisindeyim... Şimdi böyle her dolmuşta mutlaka bi tane atarlanıcak yer arayan çemçük ağızlı bi kadın olur ya. İstisnasız. Yanında bi de kendini bilmez adamsendeci bi adam olunca, haliyle kavga başladı. Kimsenin beklemediği anda. İşte yok efendim sen benim sıramı aldın, niye önce bindin falan. Dolmuş sırasında başlayan bu kavga dolmuşa bindikten sonrasına kadar devam etti. Hala bağırışlar çağırışlar, tarafsız kalmak istemeyenlerin yavan gibi olaya müdahâle etmeye çalışması falan. Sonra bir ara, ne ara bilmiyorum, adam kadına en son "Şu surata bak!" dedi, aşağılayan bi tavırla. İşte o an, o an kavganın zirve yaptığı andı. Gerilim ve heyecan olarak. Reyting olarak. O an için yeryüzündeki en coşkun toplu taşıma aracı bizimkiydi. "Şu surata bak!" Hayır konuyla da ilgisiz, tamamen istemdışı söylenmiş bir cümle ama, o kadar komik oldu ki o an için. Yemin ediyorum ben dahil dolmuştaki herkes kadının suratına bakmak istedi, acaba nası bişey ki diye. Bilmiyorum çok tuhaf bence. Yeterince ibretlik paylaşabildim mi.
Bişey itiraf ediyim mi. Kadının suratına hakkaten baktım, ve gerçekten de çemçük bir ağız yapısı vardı. Adamın dediği kadar.
● Ben bu satırları yazarken sen büyük ihtimalle Küçük Sırlar seyrediyorsun sevgili okur. Ben de sen bu satırları okurken "aman fantastiş gelicek mi", "acaba yorum gelicek mi", "izleyici sayısı artıcak mı" falan diycem. Off çok adil bir dünya gerçekten de. God damn.
● O zaman... iyakşamlar.

Daçe.
Okumaya devam →
17 Ağustos 2010 Salı

Hızlandırılmış Yaz Okulu: Fizik

5 tane ömer üründül tadında yorum
İlk dersin çok tutulmasının ardından yalanyanlış bilgilerle ikinci derste yeniden birlikteyiz. Evet önceki yazıda da söylediğim gibi ders fizik. Çıkardık mı kitaplarımızı?..

***

Basit makinelerle başlıyoruz çünkü çok basit. Evet ortaokuldan beri bıkmadan bu espriyi yapıyorum. Şimdi basit makine diyince aklımıza ne geliyor? Kaldıraç tabi. Ne demiş Sokrates, "Bana bir kaldıraç verin, dünyayı hoplatırım yemin ediyorum." O derece bişey. Kaldıraç diyince bazılarınızın aklına terbiyesiz şeyler geliyor olabilir, o da onun ayıbı. Neyse. Bunun yanında daldıraç ya da saldıraç da olsa yadırgamazdım açıkçası. Saçma oldu evet. Ama tam bir Türk Dil Kurumu kafası işte. Kaldıraç demiş resmen. Ayı. Gerçi günlük hayatta kendi aralarında "götürgeç", "bindirgeç" falan diye konuşan bir gürûh sonuçta. Neyse. Bunun yanında makara ve palangalar var ki, palanga o kadar basit bi makine değil (yine aynı espri). Adı çok komplike bi kere. Başka da basit makine yok diye düşünüyorum. Varsa da, vida mida, onları çaktırmayın, onlar da bayaa basit (vee yine).

ve tanrı palangayı yarattı...


Arşimet. Evet "ööğrekaa öğrekaa" diye anadan üryan bir şekilde Atina sokaklarında koşan bir adamdan bahsediyoruz. Tabi daha yeni bi buluş yaptığı için kendinde değil, çırılçıplak, garip bir kafada. Koşarak ve bağırarak çıktıktan hemen sonra yavaşlıyor, gözleri büyüyor, yüzündeki o büyük gülümseme yerini endişe ifadesine bırakıyor... Çevredekiler aşağılayıcı ve iğrenen bir hâlde ona bakarken, o tamamen çıplak olduğunu fark ediyor; kızarıyor, kalakalıyor. "Su" diyor, kısık sesle, "su kaldırıyor da". İnsanlar anlamıyor tabii ilk başta. "Yani şey su kaldırıyor bazı şeyleri..." ... "Hayır ondan bahsetmiyorum! Yani cisimleri, kaldırıg, su, cis, b-ben, off..." demeye kalmadan hıçkırarak ağlamaya başlıyor ve koşarak oradan uzaklaşıyor. O günden sonra bu olaya "Kral Çıplak" adı veriliyor. Hmff yok lan o başka bişeydi. Neticede arkadaşlar, su, kaldırıyor.

Elektriğin nasıl çalıştığını bilen var mı peki? "Elektriği bi açsana" ya da "Elektrikler gitti" gibi günlük hayatta çok sık kullandığımız bu fizik konusuna daha yakından bakalım... Şimdi efendim, devremizi kurduk tamam mı. Pil var, tel var, işte efendim direnç var, ampül var, ampermetre voltmetre var. Ama aslında bunların hiçbirine gerek yok! Evet yanlış duymadınız, şu elimde görmüş olduğunuz alet (yazar burda "erke dönergeci"ni gösteriyor) kendi başına elektrik üretebilmekte olup, ilginçtir ki kendi başına tüketebiliyor da. Bu yüzden aslında hiç elektrik üretmiyormuş gibi görünüyor ama valla üretiyo lan. İçine hemstır koyduk biz onun. Bir anda elektronla yükleniyor cihaz. Bakın mesela şuraya dokununcARRGH!!... Öhm. (saçlar dik)


einstein'in feysbuktaki bi fotoğraf albümünden... albüm ismi "denisdeyddikkk :P:P:P"

Peki ya bağıl hız desem, görecelik-görecelilik? Ha? Relativite? Çok güzel konudur, şok şılgın konudur. Bakın şimdi Einstein'ın hakkında kitaplar yazdığı relativite konusunu ne kadar basite indirgiyorum: "Bana göre süt, onlara göre çukulata." Evet gördünüz mü, görecelilik kanunu tam olarak bu cümlede yatıyor.

Hmm... Atom fiziği? Aslında çok gereksiz. Protonmuş nötronmuş falan. Bunlar ne biliyo musun? Bunlar hep Amerika'nın oyunu. Atom matom diye senden aldığı para İsrail ordusuna gidiyor. Peeh. Hala elektron proton diye zaar gibi dolaş sen.

Vektörler dediğin şey, ne biliyim, 2A-3B+C falan, uç uca ekliyosun hepsi aynı kapıya çıkıyor en sonunda.

İş-güç-enerji var bir de. Gerçek hayatta hiçbir işimize yaramıyo. "Mayıştan haber ver" deniyor daha çok.

Kepler dediğin şey burçlar murçlar.

Dalgalar konusunda söyleyebileceğim şey, dalgaboyu değil işlevi. Off çok kötü bi espri oldu.

Optik; bir çift camdan ibaret.

Termodinamik'e örnek: "Çay hararatı alır yavrııım".

En son bir de Kuantum diyelim ve bitirelim. Evet açıklama bile yok bunda. Sadece Kuantum. Söylenişi çok güzel. Ağız çok komik bi hal alıyo, bak aynaya bak bi. "Kuaaantum." Bilmiyorum sanırım gitsem iyi olucak burası çok sıcak.



Yapmadım.


Muzaffer öğretmen,
Daçe.
(-hocam muzaffer orda sıfat mı, ney?)
Okumaya devam →
12 Ağustos 2010 Perşembe

On Gün On Gün Nereye Kadar

0 tane ömer üründül tadında yorum
● Bir başka "Sahur Vakti Daçe Der Ki" programına daha hoşgeldiniz... (alkış)
● Neaber? (sessizlik)
● Sahur programı böyle başlasa ne güzel olmaz mı? Ben sırf o başındaki "neaber" için bile oturur izlerim, oruç tutmayacağım varsa bile sahur yaparım yemin ediyorum. Olay neaber'de.
● O diil de üst üste çok fazla sahur diyince çok kötü oluyosun, bi miden kalkıyo, böyle bi tıkırtılar sıkırtılar. Dene bak.
● Şimdi bu ramazan her sene 10 gün geri geliyor diye bi efsane var ya. Aslında onun efsane değil de gerçeğin ta kendisi olması ne kadar acı di mi. Yerine durmuyo, kıpır kıpır, hiperaktif gibi geri geliyo 10'ar 10'ar. Bi dur ya. Bi dur. Gerçi şimdi hicri takvim kullanan birine gitsek sorsak, yani hicri takvim kullanan birini bulmamız da lazım, neyse, gidip sorsak, o da diycek ki işte sizin yılbaşınız, 1 nisanınız falan hep 10 gün ileri gidiyo. Sonra biz hayır lan biz sabitiz, sen geliyosun geri geri diycez. Sonra kavga filan çıkıcak, off rezillik resmen on gün için.
● Hayır benim doğumgünüm iki senedir ramazana denk geliyor da, o pek komik olmuyor biliyo musun. Ben doğumgünümü 10 gün ilerde kutluyor muyum lan her sene. Yazık günah diil mi bana.
● Neyse.
● Geçen gün dükkânı boşaltmakta olan bi iş yeri gördüm, boydan boya şöyle bi pankart asmış: "KAPATIYORUZ! - Son kararımız" Artık nasıl badireler atlatmışlarsa, badire de ne pismiş, ne diyordum, ha ne badireler atlatmışlarsa, off yok lan badire gibi bi kelimeden sonra cümlemi bitiremem ben. Hayır, yapamam.
● Cd'cime ne zaman gitsem üç-dört film alıp çıkıyorum, "Oha bunu kesin izliyim süper film bu var yaa" falan diye. Eve gelene kadar da "Oley süper film aldım çok eğlenicem şahane olucak her şey ooh" falan diyorum böyle hevesli hevesli. Eve gelince de o filmleri asla izlemiyorum. İzlemediğimi bilmeme rağmen ertesi gün gidip mesela beş film daha alıyorum, atıyorum eve. Bi gün izlerim yani. Yalnız böyle "bi gün izlerim" diye aldığım film cdlerinden kendime küçük bi yatak yaptım. Şimdilik çok rahat olmasa da, önümüzdeki hafta alacağım filmlerden kendime yastık filan da yapınca çok güzel olucak.
● Bizim evin orda "Lions İlköğretim Okulu" diye okul var lan! Çok ciddiyim. İsmi lions böyle. Bi an için "aslan gibi çocuk yetiştiriyoruz" gibi bi sloganları olduğunu düşündüm, ama tabi ordaki "lions", benim kafamdaki aslanlı-kaplanlı lionstan biraz farklıymış. Olsun lan yine de "M.E.B. LIONS İLKÖĞRETİM OKULU" diye bişey görmek çok komik oluyo eve gidip gelirken.
● Evet biraz da ben adamsendeci bi insan olduğum için böyle şeylerden komiklik payı çıkartıyorum kendime.
● Geçen gün, dün mü ne, gazetede şöyle bişey okudum; "Quaresma, kendisine hediye edilen Q7 ile gezerken, genç Necip antrenmanlara metrobüsle geliyor" diye. Genç Necip dediği de benim yaşımda en fazla. Bunu okuyunca "Lan" dedim, "ben her gün iki dolmuşla gidiyorum okula" dedim, "ben bir şey diyor muyum ha?" İşte benim dolmuş kullanmam haber olmuyor da dolmuşun beni kull.. Pardon o başka bişeydi.
● Şu an sırf "3'e çeyrek kala blogda buluşalım" dedim diye benim bu yazıyı yayınlamamı bekleyen öfkeli bi kalabalık var dışarda. Bağırıyolar falan. Allahtan kapıda güvenlik duruyo da sağolsun, almıyo kimseyi içeri. Dur çıkıyım da camdan su filan atıyım şunlara.. Ahahahahha!
● Ha pardon ya siz burda mıydınız.
● Son olarak da, profil fotoğrafına "Tek Aşk Fenerbahçe!!1!1bir" yazan, ama aynı zamanda sevgilisi olan adama seslenmek istiyorum. Olm manyak mısın lan, kaldır o yazıyı!
● O zaman şey yapalım. Ben gidiyim yani öyle yapalım şimdilik. Sonra yine şeyaparız. Hati.

-edit ve görselden vazgeçtim-

Daçe.
Okumaya devam →
8 Ağustos 2010 Pazar

Hızlandırılmış Yaz Okulu: Edebiyat

5 tane ömer üründül tadında yorum
Vee yepyeni bi yazı serisiyle karşınızdayız. Evet burda otuz kişi falanız ve karşınızdayız. Şimdi biz dedik ki hepimiz yaz okuluna kalabiliriz bir gün, ama 50 derece sıcaklıkta güneş beyinlerimizi adeta seks kölesi olarak kullanmaya başlamışken, okula gitmek niye? "Vi don niid noo ecukeyşııan!" yani bi yerde. Dedik böyle evde açıköğretim gibi açıktan açıktan ders verelim. Bi yandan dondurmamızı yiyelim falan. Evet. Herkes hazırsa ilk derse başlıyoruz. Kendi aranızda konuşmayın. BURRAAAYIIEE DİNLEEE!! Dinle burayı.

...

Edebiyat kitaplarımızın 36. sayfasını açıyoruz... Açtık mı?.. Senin kitabın nerde yavrum? NERDEDEDDİM!! Kendini de unutsaydın niye unutmadın kendini. Neyse sen arkadaşından bakarsın.

Evet açtık mı otuzaltıyı. Bu ders işleyeceğimiz konu, Türk edebiyat ve müzik tarihinde çok ama çok önemli bir yeri bulunan ünlü düşünür Rafet El Roman'ın "Macera Dolu Amerika" adlı eseri. Hepimiz önce bi içimizden sessizce okuyalım...
Okuduk? Evet şimdi incelemeye geçebiliriz.


A memo
Burası New York Amerika
Evler karıştı bulutlara
Nasıl bir yaşam
Nasıl bir zaman
O memo
İnsanlar simsiyah
Kızıl beyaz
Sokaklar basketbol
Müzik ve dans
Nasıl bir yaşam
Nasıl bir zaman

Ne ile başlamız şair? "A memo!" Yani Amerikan yerli dilinde "Neaber?" Evet, neaber'le başlıyor ve devam ediyor, New York'tayım şu an diyor. "Kaç katlı ev yapmışlar lan resmen göğü skertmişler hafız o ne la" diyor. Devamında adeta ezilmiş, çok cefa çekmiş Amerikan halkına sesleniyor: "Nassıl bir yaşam?, nassıl bir zaman?"
"O memo", yani "Neaptın?" Devam ediyor: İnsanlar diyor simsiyah, kızıl, beyaz, allaam diyor bu ne renk cümbüşü. Yalnız simsiyah ve beyaz neyse de, bi insanın kızıl olması çokacayib. Sonrasında Amerikan sokak hayatına gönderme yapıyor, basketbol oynuyolar, müzik yapıp dans ediyolar nası bi yere geldim olm, nası şeyler lan bunlar? diyor. Devam ediyoruz.


 O memo (neyaptın?)
Gece variller ateş ateş
Etrafta sis duman ve cankiler
O rapçiler ve rakçılar
O memo
(neyaptın?)
Burası Teksas Amerika
Herkes çizme fötr
Kot pantelon
Nasıl bir yaşam
Nasıl bir zaman

O memo'dan sonraki üç mısrayı bir bütün olarak ele alııp inceliyoruz şimdi... Gece olunca bunların huyu suyu da değişiyo hafız diyor. Varilleri ateşe veriyolar manyak gibi, pis bi ortam oluyo böyle dumanlı falan. "Canki" derken neyi kastettiğini kim söyliycek? Hmm? "Kafalar bi milyon" diyor yani. Ne kadar kötü alışkanlık varsa hepsi bunlarda diyor. "Rapçiler ve rockçılar da gelince ne biçim de şenleniyor ortam; Eminem tişörtlü genç çocuklarla Metallikacı sakallı abiler"  falan. Açıkçası ben çok pis tırsıyorum şu an, diyor, inceden. Devam edelim okumaya... Bu kez şair Teksaslıya sesleniyor; herkesin ayaanda çizme, kafada fötr şapka diyor. "Cefakâr Teksaslıya saygım sonsuz ama" diyor, "kot pantelon nedir lan?" Pantelon diyor özellikle. Bastıra bastıra. Çünkü Amerikan yerli dilinde pantolona "pantelon" deniyor. Ve devam ediyor; "olm bak yine söylüyorum, ne pis ne bohem bi yaşam bu" diyor, "nasıl adamlarsınız olm ben resmen burda zaar gibi dolaşıyorum" diyor. Ve "Macera dolu Amerika..." mısralarıyla bitiriyor El Roman bu güzide eserini... Ey diyor cennet vatan Amerika, adeta maceradan maceraya koştum diyor, rapçiler mi dövmedi, rockçılar mı ellemedi, yoksa Teksas'ta attan mı düşmedim bi de at mı tecavüz etmedi, ne varsa oldu mnakodumunun ülkesinde bi daha da geleni sksinler diyor. Yani ben çok sevmiyorum böyle küfürlü konuşmaları ama şair öyle diyor. Yapıcak bişey yok.


Bi sonraki derste fizik işleyecek ve Arşimet'ten Einstein'a, basit makineden atom parçacığına çılgın atacağız. Haydi bakalım. Öğretmen kaçar.

Daçe.
Okumaya devam →
7 Ağustos 2010 Cumartesi

Açlıkta Gelen Yazı

3 tane ömer üründül tadında yorum
istanblue votka ve cappy ramazan şerbetinden yapılan kokteyle isim önerileri istiyorum. yakında deniycem de. şahsen benim aklımda "allah kabul etsin" gibi bir isim var ama bir kokteyl için biraz uzun.

● İnanılmaz açım ve daha kahvaltı etmeden yazıyorum, kıymetini bilica. Neaber?
● Düşünüyorum da ben eğer taksici olsam, arka koltuktan kafayı uzatıp "Ne kadar yazdı?" diyen müşteriye, "Sende ne kadar var?" derim. Böyle bi insanım.
● Bence bi insanın derisi, yeni alınan ve hevesi geçtikten sonra çıkarılan elektronik alet (telefon, laptop) jelatini gibi soyulmamalı.
● Kulaklarımda sorun var ama kafam genel olarak çok güzel. Gerçekten. Mesela Sertab'ın, ya da Sertap'ın, ama tahminimce Sertab'ın şarkısındaki "Ben yazdım kadere hüznü, perişanı" kısmını "Ben yazdım kadere hızlı bir çağrı" olarak anlayıp, bununla da yetinmeyip, ondan iki sonra gelen "Ama yoksa bahçemin eski şanı" isimli dizeyi "Ama yok sabah cebim eski çağrı" gibi anlamsız ama anlamlı gibi bişeyle değiştirebilen insanım. Melabaa.
En güzeli de ne biliyo musun? (neyin?) İlk maçta seni yenen bir hayin, evet hayin arkadaştan intikam almak için ikinci maçta aşırı kasılıp başparmağını yitirmek koşulu ile 6 tane gol birden atıyosun ya. O bi önceki maçta 1 farkla yendi diye çılgınlar atan hayin şimdi suspus, plesteyşın koltuğuna gömülü oturuyo ya. İşte en güzeli olmasa bile en güzellerinden biri budur diye düşünüyorum.
● Odamda bi minibar olsun isterdim. Yarısı buz küpleriyle dolu olucak. Diğer yarısı da votka, limonata, ramazan şerbeti gibi içeceklerle. Gerçi "votka" ile "ramazan şerbeti" aynı cümlede, hatta aynı minibarda pek olmadı ama; bence tatları çok uyar. Bi de minibarın minibarmeni olabilir, ya da minibarmaid'i. Bildiğin legodan minibar istiyormuşum ben.
Gençtim, çeviktim, paraya ihtiyacım vardı, #42: İtiraf ediyorum; lise 1'de mi ne, bi ara, geceleri uyumadan önce radyoda Sunay Akın dinlediğim oldu. Yalanyalacak değilim. Sunay Akın'ın o saçma betimleriyle, gereksiz vurgularıyla inception'dan inception'a koşardım. İşte yok efendim "Bisiklet şu zaman İstanbul'a geldi", vay işte "O çocuk kimdi biliyo musunuz? O çocuk, Mustafa Kemal'di" falan. Off. Anektod kusuyodum ulan resmen. Pis herif. Zaten Sunay diye isim mi olur.
● Sıcak ve sıkıcı yaz günlerinde kendimi filme veriyim dedim tamam mı. Korsan cd'cime gittim, artık ahbap olduğumuz, "dude" olduğumuz adamlara, dedim işte film alıcam falan. Yanımda da bi adam film beğeniyo, bilmediklerini de cd'cime soruyo. Bu arada "cd'cim" onun adı evet. Neyse. Dedi ki "Bu nası?" Ben de görmüyorum hangi filmi sorduğunu. Meğer Sihirbazın Çırağı'nı soruyomuş. Cd'cim bi başladı kötülemeye, allaaam, bi film bu kadar kötü rezalet olur dersin onu dinlesen. Ben dinledim ordan biliyorum. Resmen itin götüne sokup çıkarttı filmi. Hayır ben de yenice sinemada izlemişim cancaazla, beğenmişiz falan, hatta ben eve gelip twitter'dan "buna gidin" falan demişim. Hayır bişey de diyemedim, "Haayır lan çok güzel film o mal mal konuşma!!" falan denir mi. Zaar gibi kaldım öyle.
● Ha yine 10 milyon verip 3 tane film 1 tane de dizi almadım mı, aldım. Ne kadar adamsendeci de olsa, kesiyor o parayı cd'cim. Kösüyor hatta. Kösülmek. İlginç di mi. Ağzın doluyken "kesilmek" diyormuş gibi; ama bildiğin kösülmek diyorsun. Ağzın da dolu değil üstelik. Çokacayip olaylar dönüyor cennet türkçemizde.
"Ortaam" diye bi hitap şekli olmamalı bence.
● Köksal diye okur var mı bilmiyorum ama Kök-sal diye de isim olmamalı. Yani olucaksa da artık yoklukta olmalı, kıyamet halinde olmalı. Normal zamanda olmamalı. Mamalı.
● Bence Almanya'nın insanlığa kazandırdığı en büyük değer, ağzını doldura doldura söyleyebildiğin Schweinsteiger (şıvaynştayger) kelimesidir.
● Gideyim de iki yemek yiyim ya. Açlıktan zaar gibi ölücem birazdan. Saat olmuş 3.

Daçe.
Okumaya devam →
4 Ağustos 2010 Çarşamba

Su İhtiyacımın Sebebi Koparılan Çiçekler Olabilir mi?

6 tane ömer üründül tadında yorum
burdaki it ben oluyorum.

Bugün enerji oldum ben sevgili okur. Bildiğin kinetik enerji oldum, potansiyel enerji oldum, buhar oldum buharbeygiri oldum. Sıcaktan ne olacağımı şaşırdım. Allaam o ne sıcak. Evden çıkarken elim vardı, gözüm vardı, ne güzel bir sürü şeyim vardı; eve bir geldim ki abaaoov yani, o ne lan öyle. Su enerjisi. Evet bunun adı su enerjisi olmalı. Üç şişe su içince su enerjisi olmuşum ben. Annem buzluğa atıp tekrar eski halime ulaştırdı da, öyle yazıyorum şimdi.
● Bilmiyorum ama bence çok büyük manyaklıklarım oluyor bazen. Ölü sineği fanusa aldım ki çürümesin hemen diye. Sineğin ölüsüne saygı gösteriyorum. Evet sıcaktan ne yaptığımı bilmez bir haldeyim
● Çok acayip iki kuzenim var benim. Kafaları çok güzel. Bi tanesi geçen, yatağımın başucuna "İti öldürme, korkut. İmza: Bir dost..." diye not bırakmış. Allaam neleloloyor dedim bir an için. Deli mi ne. Korkuttun evet çok komik gerizekalı.
● Bugün otobüste, evet bu kez dolmuşta değil de otobüste, dünyanın en çok "dedim-dedi" diyebilen insanına rastladım. Nasıl büyük bir şans. Yanıma oturmuştu ve yolculuk boyunca (tahmini 30 dakika) telefon ettiği herkese kime ne dediğini ve karşılığında onların ne dediğini anlattı. "Dedim ki ben dedim öyle bişey yapmadım dedim yapanları da gördüm uyardım dedim, sonra müdür geldi dedi ki raporlar geldi mi ben evet dedim geldi ama ayten aldı dedim, o da dedi o zaman ayteni çağır dedi, ben dedim ki ayten dedi ki dedim raporları önceden incelemem gerekiyor dedim dedi dedim demiş dedim tamam mı. Sonra dedim..." OHA! Bi de soruyo "tamam mı" diye. Nasıl tamam mı lan nasıl. Ressmen o yarım saat içinde herkesin birbirine ne dediğini öğrendim. "Dedi naber dedim iyidir" falan off. Sakatlandım resmen beyin olarak.
Daçe der ki blogdan dev ibretlik öykü: Bugün yanımda bi ambulans durup "Askeri hava hastanesi nerde?" diye sordu. Kalakaldım. Ambulans, yanımda duruyor, hastane var bi tane, onu bana soruyor. Ambulans. Bana soruyor. Hastaneyi. Uzun süre kaldım. Hareket edemedim. Dedim "Ee yani ne biliyim ben bilmiyorum nerde olduğunu. Aramızda ambulans olan siz değil misiniz?" Öyle diyince tabi geçip gittiler büyük ihtimalle başkasına sordular daha sonra. Ama yani, ne biliyim, biraz saçma oldu bence.
Daçe der ki blogdan dev itiraf: Ya şey aslında üstteki maddede o kadar da ibret alınıcak bi yer yok gibi sanki ya. Sırf dikkat çekmek istedim. Üzgünüm. Böhüehaha.
● Ne ağlıycam lan. Sıcaktan su enerjisi oldum dedim ya.
"Arjantin İlköğretim Okulu" diye bişey olması bi tek bana mı tuhaf geliyo acaba? Yani hani, bu okul Buenos Aires'te olsa tamam derim, Córdoba'da olsa tamam derim; ama şimdi, bu okul Ankara-Yüzüncüyıl semtinde olunca ben biraz garipsiyorum arkadaş. Bi de mesela aynı şekilde Arjantin Caddesi var, gerçi yine o biraz daha iyi ama. O da Gaziosmanpaşa'da. Off. Arjantin'le ilişkilerimizi güçlendirmek adına mı bütün bunlar? Kötü Arjantin'le? Bence hepsi "Ulan Arjantin'le aramızı iyi tutalım ki ordan böyle melez melez hatunlar gelir, böyle sabah akşam tangodan gözü pörtlemiş filan, onları kaldırırız hep" falan ayağına yapılan şeyler. Halkı kandırmayın.
● Gidiyim de bi su içiyim ya. Artık su kusucam ama sıcakta başka bişey yapamıyorum. Bu ne bohem bi ihtiyaç yarabbi. Susadıkça susuyorum. Haydi. Su gibi gidip su gibi geleyim. Öptüm kib bye.

Daçe.
Okumaya devam →
3 Ağustos 2010 Salı

Salyalı DiCaprio

2 tane ömer üründül tadında yorum
ne biliyim bence daha gerçekçi oldu.

● Şu blogger'a nerden baksan yıllardır giriyorum ya (elle tutulur ölçü verememek). Ve blogger hala ben giriş yaparken beni hatırlamıyo ya. Ben ona çok kızıyorum. Resmen hatırlamıyo beni. Ama her seferinde. İstisnasız. Kullanıcı adımı, şifremi falan dışarı taşırmadan, özenli bözenli (bözenmek) yazıyorum, en son yine "beni hatırla" seçeneğine tik atıyorum. Ama her seferinde ben bunu yapıyosam kime ne faydası var o "beni hatırla"nın? Hatırlamıyosan hatırlamıyorum de.
● Şimdi benim süpersonik teknolojili bilgisayarımın yüz tanıma sistemi var tamam mı. Anlatmıştım bi yazıda daha önce. Bayaa oluyo gerçi. Neyse. İşte bu sistem benim yüzüm böyle apaçıkken, bembeyaz ve pirupakken tanımıyo; başımı öne eğince falan tanıyo. Saçımı mı tanıyo acaba sadece. Bilmiyorum çok merak ediyorum. Kaypak bir sistem. Bi gün sisteme karşı duruşumu sergileyip ayağımı falan çıkarıp koyucam önüne. Bakalım o zaman da tanıycak mı. Sisteme hepimiz karşıyız nihayetinde.
Inception nasıl bir film yalnız öyle ya. Resmen yarmış, yardırmış.
● Ya o diil de, şimdi yazız falan, fakat yapıcak bişey olmaması çok fena değil mi. Film izliyorum bitiyo, oyun bi yerden sonra sıkıyo, e başka da yapıcak bişey yok evde zaten di mi. Bilgisayar ekranıyla öyle mal mal bakışıyoruz akşama kadar.
● Şimdi blog aracılığıyla sorarım size sevgili okur; soyadı "Evets" olan bi ailenin, çocuğunun adını "Steve" koyması biraz hınzırlık, muziplik, efendime söyliyim bi böyle soytarılık değil midir? "Yarın bi gün şirket kursun da logosunu simetrik yazsın" falan diye mi bütün bunlar? Şahsen, adım Steve Evets olmadığı için, hatta Steve evetS olmadığı için çok mutluyum.
● Sen bu satırları okurken ben hayvan gibi deri değiştiriyorum sevgili okur. Bildiğin yılan gibi, timsah gibi. Komple çıkarıp atıcam bir hafta içinde. Buradan BBC belgesel ekibine sesleniyorum: Bakın kaçırmayın böyle eşsiz bir anı bence. Ya da acaba ingilizce mi seslenseydim... Neyse artık.
● Kimse bilmiyor ki bizim yıllardır Korusu-man diye bir çizgiroman kahramanımız var. Kendisi Korusu-mobile adını verdiği özel teknolojik arabasıyla bütün Odtü'ye aynı anda şişe şişe, litrelerce su dağıtabilme potansiyeline sahip bi insan. Özel gücü bu yani. Aynı anda birden çok yerde görebiliyorum ben bu adamı. Böyle bir bayaa göbekli, saçları beyaz-gri, uzun, arkadan bağlıyor. Korusu-man susuz kalan Odtü'lünün yegâne dostu. Kıymetini bilmeli.
● Şimdi bu Makedonya dediğimiz cennet vatana, esasen, Masedonya diyolar ya. Bilmiyorum, tepki veremiyorum ben buna galiba.
● Gazoz, kola gibi gazlı şeyleri açarken dışarı "fıss" diye gaz çıkışı oluyor ya. Orada bir isyan yok mu? Efendim? Yok di mi? Evet fark ettim zaten çok tırt bi tespit oldu. Tamam yok tamam. Yaa tamam bırak.
"Eöö Büyük İskender geymiş ahaoaoaha!" Allahtan Masedon değilim de böyle bir geyiğe mağruz kalmıyorum.
Starbucks'ın "Lemon Hibiscus" adıyla 7,5 liraya sattığı şahane içeceğin çok benzerini Adana'da "bici bici" adıyla 3 liraya edinebiliyorsun. İşte ben buna "hayat sürprizlerle dolu" derim.
● Kırk yılda bir gün ortasında uyuyayım dedim, mal oldum resmen. Espriler şakalar havada uçuşmuyorsa hep bu yüzden. Rüya içinde rüya gördüm bütün gün. O diil de şimdi düşünüyorum mesela, Inception'da Leonardo DiCaprio'nun uyurken ağzından salyalar aksa ya. Tam böyle heyecanlı rüya görürken. Çok komik olmaz mı? Hayır daha gerçekçi olurdu yani. Evet biraz iğrenç olurdu ama.
● Benim diyeceklerim bitti hadi gidelim bu cehennemden dostum.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)