30 Temmuz 2010 Cuma

Aynadaki Lady Gaga

4 tane ömer üründül tadında yorum
Uyandığımda içeriden mırıl mırıl bi ses geliyordu. Ya annemin, ya da kuzenlerimden birinin şarkı söylüyor olduğunu düşündüm. Beş dakika daha uyuma bahanesiyle gözlerimi kapattım, ama ben gözlerimi kapatır kapatmaz ses benim odama doğru gelmeye başladı. Mırıl'ın ses seviyesi giderek yükseliyor, söylenen şarkının sözleri filan anlaşılmaya başlıyordu. Oldukça tanıdık ama bir o kadar da sıradışı olan bu sesin sahibini, daha doğrusunu uykumu piç etmek isteyen o zalım insanı görmek için gözlerimi açtım; ama ilk görüntüye inanamamıştım. Gözlerimi ovuşturup tekrar baktım. Şarkı söyleyen kadın sesli zalım, saçma bi elbise giymiş Lady Gaga'dan başkası değildi. Bi an nooluyo yaa sabah sabah desem de, aslında o bed sesiyle "Pembesi gitti tozu kaldı" diyen bir Lady Gaga'ydı ve dumurların en büyüklerine gark ediyordu beni. Gaga odama girdikten sonra beni görmezden gelerek ayna karşısında makyaj yapmaya başladı, bu kez "Sen aşkı çiçek böceeek..." falan dediğini duyuyordum. "Ley...Lady Gaga?!" dedim istemsizce. Oralı olmadı. Daha yüksek sesle bağırdım. Bakmadı. Kafasına yastığımı attım, haliyle saçı falan bozuldu, bir hışımla bana dönüp "Ne var mınakoyim ne?" dedi. Hem de erkek sesiyle. Deminki o kadın sesi, leydi sesi gitmiş, yerine tam bir Osman, bir Abdullah sesi gelmişti. İrkildim. "Bi makyaj yapıp çıkıcam bilader ne tatlı uykun varmış alla allaaa" diye atarlandı üstüne. Her şey tuhaftı. Görüntü Lady Gaga; ama ses Kahtalı Mıçı'ydı. Ben şaşkınlıkla hiçbir şey diyemedim, Gaga da aynaya dönüp makyajına devam etti. "Ya" dedim "Çok pardon abla" falan. Bişey demedi. "Bebekte üç beş tur atarım" diye mırıl mırıl söyleniyordu. Her ne kadar Lady Gaga da olsa, ne kadar Amerika Avrupa görmüş, Alejandro filan diyen bi insan da olsa uykumu bu şekilde skertmeye hakkı yoktu. "Yav" dedim, "Lady Gaga, ben bişeyi çok merak ediyorum" dedim. "Senin bu transseksüel olduğun doğru mu abla ya?" diye sordum. Zınk diye durdu yerinde. Mırıldanmayı kesti. Erkek sesiyle "Sanane y*küfür*m" dedi. O zaman emin oldum Lady Gaga olduğundan. Eskiden filan değil, bildiğin, hala erkekti bu kadın. Öyle Lady filan demekle olmuyor demek ki diye düşündüm. Yazık dedim, garip, özenmiş dedim. Böyle daha mutlu dedim. Ama odamdaki Lady Gaga vücutlu erkek sesli kadınla biraz daha konuşmak istiyordum onun tüm soğukluğuna rağmen. Şaşkınlığım biraz olsun yerini heyecanla sohbet isteğine bırakmıştı. Sonuçta odamda bir süperstar vardı ve ayağıma kadar gelmişken biraz yavanlık yapmadan bırakmak istemezdim. "Lady" dedim, "Şimdi buuu... Klipler filan biraz erotik değil mi ya?" dedim. "Yani benim için sakıncası yok tabi ama" dedim, "yani ne biliyim çoluk çocuk izler, o yaşta sevişmeye özenir belki garipler" dedim, "ya da anne-babasına gidip biz nasıl olduk böyle mi olduk filan diye sormazlar mı?" dedim. O an için çocuk psikolojisi ana bilim dalı başkanı olmuştum adeta. "Ya sus mınakoyim iki dakka" diye çemkirdi erkek sesli Gaga. Belli ki konuşmaya niyeti yoktu. "E dedim zalım kadın, hem uyandırıyosun karga gibi sesinle, hem şurda iki çif laf edicez ona kızıyosun" dedim, "ne yapmaya geldin bizim eve?" Aynadaki yansımasından gözünü almadan, "Konserim var" dedi. "Ferhat Göçer ve Işın Karaca'yla aynı sahneyi paylaşmaya geldim. Melih Bey çok ısrar etti, kıramadım, halk konseri vericez" dedi. "Oha nası ya" dedim. "Ya işte Gölbaşı'nın oralarda bi park mı ne bişey açılmış, orda çıkıp iki düet yapıcaz Ferhat'la" dedi, "o yüzden sizde kalıyorum, yakın diye" falan. "Haa iyi" dedim. "Neyse hadi ben çıkıyorum şimdi" dedi, "anca yetişirim. Sen evden çıkarken camları kapat, ocağı falan kontrol et öyle çık" dedi. "Yaa" dedim "Lady Gaga gitmeden bi bişiy istesem olur mu ya noolur noolur noolur" dedim. Başıyla onayladı. "Şimdi bizim arkadaşları inandıramam da bi fotoğraf çekilelim" dedim, kamerayı çıkarttım, şak diye çektim aniden. "Lan dur y*küfür*k gibi çıktım ani çekme ya bi daha çek bi daha" diye ergen hareketlere girdi. Manyak gibi bi poz verdi, albüm kapağı fotoğrafı gibi, öyle çekindik. "Kusura bakma koçum biraz sert konuştum ama acelem var yani stres falan, daha burdan sonra yeni klip çekmeye gidicem Amerika'ya, böyle sevişmeli filan yine. Kaçmam lazım" dedi, kapıyı çekip çıktı yine bir hışımla. Ne olduysa son on dakikada olmuş ve bitmişti. Ben mal mal kapıya bakıyordum hala. Lady Gaga da olsan, zengin bir süperstar da olsan küfürünü ediyosun yine, dedim. Artık zaman Lady Gaga ile çekilmiş fotoğrafımla herkese hava atma zamanıydı. Hemen bloga geldim, fotoyu koydum. Hala inanmayan olacağını düşünmüyorum. Sevgiler. -edit geldi-

Daçe.
Okumaya devam →

Beyaz-Kırmızı-Bronz Süreci

1 tane ömer üründül tadında yorum
 cehennemden çıkan çılgın türk hellboy.

Neaber sevgili okur?

02.08 itibariyle burdayım. Çok büyük bi derdim var çünkü benim. Nasıl çözeceğimi bilmiyorum. Belki kafa dağıtırsam geçer diye kendimi bloga attım. Sevgili okur ben... Ben... Ben kaşınıyorum! Evet. Yaklaşık 2,5 saattir aralıksız kaşınıyorum.

Önceki gün güneşten yanıp adeta bir Hellboy'a dönüşüyordum yavaş yavaş ve bu kaşıntıların geleceği neredeyse kesindi. En azından o an için. Yine de "Lan noolucak yaa, iki kaşınırım biter en kötü nedir yani." diye teselli etmiştim kendimi, ve o güneşi yemiştim. Ordaki "iki kaşınma"nın da tam olarak şu anki "kan gelene kadar/delirene kadar kaşınma" olacağından adım gibi emindim. Ama yine de bekledim. Güneş ebemi s.kertene kadar bekledim. Evet çok iyi de oldu çok da güzel iyi bi bok yedim.

Agresif cümleler tamamen kaşıntının yarattığı psikolojik sıkıntıdan.

Duş aldım, erken yattım, kaşınmamak için ellerimi birbirine kenetledim sıkıca. Hatta uyarı eşiğini yükseltmek için kendime acı verdim adeta bir mazoşist gibi. Çünkü bi yerde öyle bişey okumuş ya da duymuştum. Ya da tamamen götümden uyduruyordum o an, sırf etkiyi azaltmak için. Kremler, serinlemeler filan... Hatta sırf kafa dağıtayım diye hiç aklımda yokken bi PES atiyim dedim. Olmadı. Bir maçı zor bitirdim. Ha yendim mi yendim, ehehe, orası ayrı. (bkz: cpu'nun beynine vermek aaööoaaa)

Kendimi şu an "Geçicek olm o kaşıntı işte, sonra o kırmızılıklar kendini bronz bi renge bırakıcak, sonra şok şılgın ve sexi olucaksın sen de" filan diye avutuyorum. Yalan halbuki. Cancaazım diyo ki iki havuzun üzerine bi tatile gitsem bir yıl bronz kalırım. Hayır ben bir hafta bronz kaldığımı hatırlamıyorum ki. Ahh sarışın olmak... God damn!

Ulan o diil bi de yarın öküz gibi sınava giricem ya. Off. Öküzü tam olarak neye dedim bilmiyorum ama yani, yarın erken kalkıp ilk kez çalışmaya başlama planları yapan biri için hiç hoş bir durumda değilim. Saat 3'e geliyor, sırf uyuyamadığım için kalktım, kaşıntı azalınca yine yatıcam, ve 9'da yine kalkıcam. Eğer Türkiye'de değil de İsveç'te yaşıyor olsaydık ben inanıyorum ki kesinlikle beyaz kalmak da en az bronz olmak kadar seksi olurdu. Ama burda değil. Çile yemin ediyorum şu yanmak için çekilenler, dert, tasa.

Haa tabi şimdi iki havuz sonra ben de bronzlaşmış olursam o zaman tıpkı bir adamsendeci gibi sözümü geri alırım. Oh derim iyi ki yanmışız ya, çok da zevkli yanmışız falan.

Şimdi gideyim. Hiç de iyi gelmedi blog. Hala kaşınıyorum. Bir yıl bronz kalabilme potansiyeline sahip cancaazıma da çok özeniyorum. Ve bir de okuyordur diye öpüyorum kendisini. Uykuya kaçıyorum.

Daçe.
Okumaya devam →
27 Temmuz 2010 Salı

Ben CEO Falan Olsam

4 tane ömer üründül tadında yorum
evet. elma.

Şimdi ben Steve Jobs olsam. Apple komple benim olsa yani. Apple ben olsam. Birisi "Siz ne iş yapıyodunuz?" dediğinde yapıştırıversem cevabımı "Apple'ım ben. Apple ben'im." diye. Ha işte öyle bi adam olsam yani, direk, çıkartıcağım ilk ürün, ağzına kadar doldurulmuş çay bardağını benim yerime taşıyacak bi cihaz olur. Adını da "I-Hold" koyarım, çakarım 700 dolardan piyasaya, ooh mis. Sonra gelsin paralar.

Çünkü ben inanıyorum ki özellikle erkek dimaaların en büyük sorunsallarından biri de; tavan yapmış özgüvenle, böyle başı dik omuzları geniş bi şekilde, "sevdicekle birlikte içerim" düşüncesiyle çay almaya gittiği biraz mesafeli bi yerden, iki elinde de ağzına kadar dolu ve hayvan gibi sıcak iki çayla dönerken "Ananskii şimdi dökülücek elime falan, ulan gidene kadar dökmesem bari, ahh! ulan bi damla elime geldi, neyse kızın yanında döküp rezil olmıyım o kadar havayla gitmiştim" filan düşünceleriyle saniyelerin geçmemesidir.

Bu üstteki de dünya edebiyat tarihinin en uzun cümlesidir. Yoruldum lan yazarken resmen.

Geçen gün dolmuşta Yunan milli takım formalı bi adam gördüm. Sırtına da böyle "Charisteas" yazdırmış. Tamam karizmatik bir Yunan soyadı, yani benim soyadım da Charisteas olsa adeta Ege'nin incisi olurum, Fedon olurum adeta, ama yani ne biliyim, o kadar takım, o kadar oyuncu arasından sen git, arkasında Charisteas yazan bi Yunan forması bul. Olucak iş diil. Hayat sürprizlerle dolu sevgili okur.

Tarkan'ın single'ı çok acayip.. Diyor ki resmen "Sen aşkı çiçeek-böceek, güneeş-buluut sanmışsın." Açıkçası şu an araştırmaya üşeniyorum şarkının sözleri kime ait ama; yani belli ki o an ne gördüyse yanyana yazmış. Bu da bir tür sinsinin oğluculuk, hatta belki direk sincerely'nin ikinci kuşak torunuculuk.


Haa yok ben Apple'ın ceo'su değil de, Bahçeşehir Üniversitesi'nin rektörü olsam, hiç kimseye aldırış etmem, direk okulu rakı-balık restoranı yaparım. Direk deniz kenarında zaten. Öyle okul mu olur arkadaş, biz her gün Odtü'de "Ayy ne güzel her yer ağaç, kampüsümüz çok güzel" filan diye avutuyoruz kendimizi ama, adamlar denize karşı ders alıyor hafız. Deniz bitiyor, Bahçeşehir başlıyor, o derece. Hee benim de öyle okulum olsa bana da her yer kampüs olur. Adamın kampüsü resmen okulun giriş kapısından başlıyo, Cebelitarık'a kadar yolu var. Bunun günlük dildeki karşılığı, düpedüz, adamsendecilik.

Yalnız o diil de ben Twitter'ın başkanı olsam, yani komple böyle, Berkay Twitter falan olsa adım, önce bir gece ansızın herkesin beni izlemesini sağlarım, ertesi gün de basarım tespiti, basarım şakayı. Sonra gelsin retweetler.

Ya da ben gideyim de sana yazmasın bana yazsın.

Daçe.
Okumaya devam →
25 Temmuz 2010 Pazar

Water Resistant

1 tane ömer üründül tadında yorum
fotoğrafta: oruç açan pikaçu.

"Yeni yazı bekliyoruz" dediler. "Ağzını burnunu kıracak çoğunluktayız" dediler. "Zaten iki kişi olsanız yeter" dedim ben de "ağzımı burnumu kırmak için". Çünkü ben bi kişiyim. Basit matematikle salt çoğunluk salt azınlığı linç eder.

Şimdi benim geceleri PES oynamak gibi kötü bi alışkanlığım var tamam mı. Normalde benim yaşlarımda sağlıklı ve odasında tek kalan bi erkek başka şeyler yapıyor o saatlerde. Çünkü o sağlıklı olduğu kadar terbiyesiz de. Ama ben değilim. Her gece yatmadan önce diyorum ki, "İki maç atiyim de öyle uyurum". Tabi o genelde iki maçla kalmıyo. 5 oluyo, 6 oluyo. E her bir maça 10 dakika gitse, nerden baksan yatmadan önce benim 1 saatim buna gidiyo. Hayır o 1 saatte tek başına neler yapılır yani gece gece... Hemen aklına kötü bişey gelmesin, dambıl çalışmaktan bahsediyorum mesela. Her gece yatmadan 1 saat dambıl çalışsam hayvan gibi kol kası yaparım ben. Ha ben o saatte 1 saat başka bişeye çalışsam yine hayvan gibi kol kası yaparım ama yapmıyorum. Çünkü ayıp denen birşey var. Peki o halde nerden geliyor bu hayvan gibi kol kaslarım? İşte orası tam bir muamma. Bira kası desem. Yemez tabii. Zira dambılla son kavuşmam nerden baksan aylar aylar önceydi. Öhm. Pis bi yazı oldu ama lakin ki amacım öyle değildi.

"Water resistant" yazan beş yıllık saatimi beş yıldır hiç sorgulama ihtiyacı hissetmemiştim. Bugün de hissetmedim. Ama nedense ben havuza girerken o da kolumda benle birlikte geldi. Çok sonra fark ettim kolumda olduğunu. "Aa" dedim, "Sen napıyosun ya burda?" diye sordum. "Cankurtaranım ben" dedi, "Cankurtarıyorum." Peki dedim, şu fani hayatta herkes kendi canından sorumlu değil mi dedim, sen niye kendi canını kurtarmıyosun? Neymiş işte havuzun karısı kızı çok oluyomuş. "E" dedim "Allah senin belanı versin" dedim "havuza" dedim "bunun için mi geliyosun it!" dedim. Biraz tartakladım falan. Tabi bu olaylar hep havuzun içinde oluyo, suyun altında. Öyle olunca da haliyle su almaya başladı. Çıkardım yüzeye, "Hani" dedim "senin water resistant'ın?" Ya dedi dur, su yuttum çok fena genzim yanıyo. Dedim yalan söyleme deniz mi bu genzin yanıcak hayvanoğlu hayvan dedim, sinirlenip, kız sayısının değil de abaza sayısının çok olduğu tarafa doğru attım bunu. Alorondaans eşliğinde dans ediyodu en son.

Hayır öyle olmadı 5 yıllık saatimle yaklaşık yirmi dakika havuzda kaldım ve bir damla bile su geçirmedi. Aslanım benim. Üstteki hikaye tamamen komiklik yaratmak amaçlı.

Yalnız ben şu antivirüs programlarıyla uğraştığım kadar kendi ergenlik problemlerimle uğraşmamıştım ha. Şimdi efendim ben de sizler gibi, haydi gelin itiraf edelim, korsan antivirüs kullanıcısıyım. Beleşçiyim yani. Mediamarkt'a, Darty'ye falan gidip orijinal gıcır gıcır kutusunda Kaspersky almak yerine gecemi gündüzüme katıp internetten arıyorum, indiriyorum, güncelliyorum falan. Ama işte o kadar kolay işler değil. Mesela şu an bana çok acil Activation Code lazım, haftalardır bulamıyorum. Allah belasını versin dedim en son, ne kodmuşun arkadaş, iflahımı kuruttun yemin ediyorum dedim. O an işte, orijinal Kaspersky almadığıma pişman oldum. Parası neyse vericem bi dahakine, temiz temiz orijinal alıcam. Bu ne arkadaş ya. Ressmen yemin ediyorum bak ben fizik midtermlerime, kalkülüs finallerine bu kadar araştırma-çalışma yapmadım. Püüü. Rus seni. Rusun oğlu. Kasperski diyor bak isminden belli. Moskof'un kızı. St Petersburg'un karlı sokaklarında donasıca. Bedava dağıtsana şunu itoğlu biz de bin takla atmayalım her seferinde. Hala sinirliyim. Çünkü hala bi aktivasyon kodu bulamıyorum. Kodumunun İvan'ları, Sofia'ları...

Tamam itiraf ediyorum o kadar sinirli değilim. Ama biraz sinirlendim. Bi oturayım da geçer şimdi. Şekerli yoğurt verin bana, şekerim düştü!

Gittim.

Daçe.
Okumaya devam →
20 Temmuz 2010 Salı

Aramaya İnanmak, İki

0 tane ömer üründül tadında yorum

Google'la bizim, ayıptır söylemesi, çok sıkı bi dostluğumuz var. Babamın bi arkadaşının kendisi. O kadar yakınız ki; "Google cep", "Google iş" falan diye kayıtlı hatta telefonumda. Aradım geçen gün, dedim bu bir iki haftanın arama listesini gönder de komik bişey varsa hep birlikte gülelim falan. Evet ben de şimdi burda öğrenicem hepsini..

...

ahtapot stayla: akvaryum kıreev.
biz senle götümüzü kesmiştik şarkısını dinle: çok şahane bi ortak maziniz varmış.
bizde para çok gibi afedersiniz hayvan gibi zenginiz: vay anasını ne görgüsüzmüşünüz arkadaş. hayır bunu yazıp aradığın yetmiyo bi de beni buluyosun. hayalkırıklığına uğratmak istemem ama ben senin kadar zengin değilim hafız.
dubaide para kazanılır mı: ne iş yaptığına bağlı. bizim dayıoğlunun taksisi var mesela, ayda iki bin kaat görüyo. para diil ama, boş kaat görüyo garibim.
formspring hesabımı açık unuttum: sıçtın olm sen.
ispanya çavi iniyesta: isfanya olucak o yalnız.
kanepe topuzunu g*tüne sokan kadın: oha. bi an yeni ikea ürünü mü diye düşündüm ama, hayır yani benim blogda böyle bi kadın yok, nasıl tarif ettilerse sana artık.
sexi ve şılgın kızlar: ahahahaha. şok şılgın hepsi. şelamları var.
layk ne demek: eski roma mitolojisinde paralı asker.
kırtasiyecilik yapsam: tutmaz.
david villanın çocuğu var mı: burdan...
david villanın kaç çocuğu var: bu aramaları yapan...
david villanın sakalı: bağyan arkadaşlara...
david villanın özel hayatı: seslenmek istiyorum...
david villa kaç kilo: david villa...
david villa boy: size bakmaz.

...

Yani beyleyken beyle. Daha ne diyim. Aramaya devam.

Daçe.
Okumaya devam →

Bir Sinsi ile Savaşma Öyküsü: Dikiz

2 tane ömer üründül tadında yorum
doktor kutsi burda "ehele ehele" pozu vermiş. sanırsın doktor house. doktor ev. doktor bu ne.

Schweinsteaber sevgili okur?
● En güzel iki kelimeyi de birleştirip giriş niyetine ver ettim, mutluyum. Oh mis.
Yaz okulu diye, üzerine kışın giydiği gömlek-pantolonu giyip, sadece kösele ayakkabı yerine çorap+terlik giyen fizik profesörü bence çok küçük hesapların adamı. Nedir yani, hoca terlik giyince yaz okulu mu oluyor orası? Hayır terliği giyiyosan üstüne tişört giy, altına blucin giy ne biliyim, en azından bi de açık terliğin içine siyah çorap giyme lan. İşte bu adam nerden baksan 5 milyar alıyo ya, hayat sürprizlerle dolu.
● Hayır bilelim de biz de mayoyla falan gelelim derse. Yaz okulu öyle oluyorsa.
● Atatürk, zamanında "Beni Türk doktorlarına emanet edin" derken sanıyorum ki Kutsi'yi görmezden geldi. Çünkü milli tıp dünyamızda Kutsi gibi bi kavram var. Ameliyata giriyor, tahlillere bakıyor, tus'u veremeyen asistanları ayartıyor falan. Yani ne biliyim, bi de düşünüyorum, Kutsi gibi bi adama ne kadar emanet edebilirim ki dalağımı, böbreğimi. Ya ilham gelir de albüm yapmaya kalkarsa ben masada yarı açık yatıyoken? Çok tehlikeli. Ha ayrıca ismi Kutsi olan doktora gitmem ben de, o ayrı. Köpek cinsi gibi ne o öyle.
Tüplerce kan verdim bugün sevgili okur. Hatta o kadar tüp verdim ki, kendimi Twilight afişindeki Edward kadar beyaz hissediyorum. Ya da o kadar da abartmiyim de, yani nerden baksan 30-40 cc kan verdim. Bi küçük açtım orda resmen. Hayır bi de hemşire kanımı alırken özellikle izledim tüpleri, allaam resmen çeşme gibi hayrat gibi bereketli insanım. Geldikçe geliyor geldikçe geliyor. Ama tabii neticede ben de insanım. Yani o şekilde mest vaziyette çıkan kanı izlerken kendimden geçmişim tabii, üçüncü tüpten sonrasını hatırlamıyorum.
O diil de gece saat 12'de Güvenpark'ta armut satan adam var. Oha.

koskoca internette birazdan anlatacağım şeyle ilgili hiçbir görsel bulamadım. en yakını bu.. şuradan aldım.

● Bu gece dolmuşta başıma çok fantastik, çok komik gibi bi olay geldi. Daha çok tuhaf... Bindim dolmuşa, yanımda da bi tane kulaklıklı 40 yaşlarında kadın bindi, gidiyoruz tamam mı. Bi ara dedim ki, şu senin üstteki maddelerde gördüğün esprileri şakaları ben o an telefona kaydedeyim ki unutmiyim, bloga yaziyim. Çıkardım telefonu işte, başladım not almaya, ama fark ettim ki yanımdaki kadın da kafasını çevirdi bana doğru. Lan acaba beni mi izliyo falan derken, kafamı kaldırdım, kadın da çat diye kafasını kaldırdı önüne döndü. Allaam dedim, herhalde ne yazdığımı kesiyo dedim. Neyse dedim, bi daha bakmaz falan. Devam ediyorum not almaya, kadın yine kafasını çevirdi beni izliyo, hissediyorum. Lan dedim, Allah dedim senin belanı versin kadın dedim. Al bakalım sen mi büyüksün ben mi büyüğüm, hayır ben yaşar usta!! dedim. Öyle demedim de. Neyse. Mesaj kısmına şunu yazdım nasolsa okuyo diye: "Hayatta çok ayıp şeyler vardır." Baktım kadın okumaya devam ediyo bildiğin. Ben de yazmaya devam ettim. "Bunlardan biri de yandakinin telefonunu dikizlemek. Bu çok ayıp bir şey." Bunu yazar yazmaz kadın kafasını bir hışımla kaldırdı, sanki hiç okumamış gibi, alakasız gibi, sinsinin kızı halbuki, tilkinin, hayvanın kızı. Tabii kendisine yazdığımı anlayınca merak etti daha ne yazıcam diye. Son olarak "Ahahahahaha!" yazdım, tuttum öyle kadın görüp okuyana kadar. Çok büyük keyif almıştım. İnanılmaz komik bi durumdaydım ve gülmemek için zor tutuyordum kendimi. Hala bakıyosa diye de en son "Komik." yazdım, kadın da bu sonuncu mesajla birlikte yanımdan kalktı, dörtlü koltuğun boş olan diğer köşesine oturdu. Ama ben inanılmaz eğlendim. "Victory is mine!" dedim. Pis pis güldüm. Oldukça tatminkâr bi tokatlama yöntemiydi. Yüzümde zafer gülücükleriyle evime gittim...
● Bu da böyle bir anımdı. İyi yapmışım ama di mi. Pis karı. Adamsendecinin evladı. Tabi uyku ihtiyacımla şu an çok kötü anlattım ama genel olarak öyle oldu yani.
● Yalnız adamsendecinin evladı diil, bildiğin adamsendecinin ilahı olan biri varsa o da tam 23.59'da benden gündüz tarifesi -1.85tl- alıp, 00.03'te binen yolcudan gece tarifeli ücret -2.50tl- alan dolmuşçudur. 3ün 5in hesabını yapıyor itin oğlu. Geldiği yere giresice.
● Gözlerimden uyku çapaklandı akıyo resmen. Yarın da erken kalkıcam ders var tabii. Terlikli profesör gelicek. Ordan da komple plaja gidicez çünkü. Neyse. Gittim. Öpüyorum herkesi. Negzel bi akşamdı bir de bu akşam. Kıps. ;)) Yazının görselleri başka zaman...

Daçe.
Okumaya devam →
15 Temmuz 2010 Perşembe

Jose Maria Gelmiş

3 tane ömer üründül tadında yorum
Ne yaptın ya sevgili okur? Sıcaktan ölüyosun di mi? Ben de çok tutmıycam bikaç bişey diyip gitmeyi düşünüyorum. "Eeöö çok zamanınızı almıycaam, Greenpeace'i tanıyo musunuuuzz?:)))"
● Fizik alıyorum ya ben şimdi yaz okulunda. Midterm'e giriş yerim "lab" gözüküyo. Bildiğin fizik laboratuvarında. Ya da laboratoğarında. Ya da lobaradoyarında. Kelimenin doğrusunu bilmemek ne kötü. Allahtan lab diye kısaltıyoruz da çok anlaşılmıyo. Çünkü bence kimse bilmiyo onun nasıl yazıldığını, fizik bölümünün kendisi bile. Onlar da lab diyo çünkü. Az adamsendeci değiller ha. Neyse. Lab'da sınava girecek olmanın ilginçliğinden komiklik yapıcaktım ama işte bak nerden komiklik yapmaya çalıştım. Görüyo musun sevgili okur işte hayat böyle sürprizlerle dolu. Ya da süprizlerle. Off ya da sürfizler, ahh... Lanetolası. Lobaradobar!
Eminem'in de bizler gibi, 90'larda Mustafa Sandal dinlediği gerçeğini kanıtlayan, 2010 yapımı Spacebound şarkısının nakaratı: "I'm a spacebound rocket ship and your heart's the moon." Ah be abi, bildiğin 'Aya benzer yüreğim'i uyarlamışsın resmen. Hadi araklamışsın demiyorum da.. Ayıp bence bu biraz.
● Uçamayan bi sinek buldum evde, yere düşmüş, öyle mal mal sağa sola gidiyo tamam mı. Dedim ben bunu alır beslerim. Aldım, fanus gibi bişeye koydum. Çıkmaya çalışıyo, mal olduğu için fanusta olduğunu ve çıkamayacağını anlamıyo. Mal işte. Gerizekalı. Bir ara çok çabaladı yalnız, hakikaten inandı onu serbest bırakacağıma, ama sonra pes etti. Ha o kadar da kötü biri olmadığım için dedim yazıktır hayvana biraz glikoz girsin. Artık küçücük hayvana nerden giricekse. Fanusa biraz limonata döktüm. Bikaç damla. Çünkü bizim evde limonatadan bol bişey yok ya hani. Damlattım limonatayı, fakat bu sefer de hayvan limonatalı yere yapıştı kaldı. İşte tam bir gerizekalı. Mal. Uzaktan böyle lık lık iç işte di mi. Yok. İlla dalıcak. Öyle kalırsın işte.. Bi de şu an sanırım öldü ya. Böyle konuşuyorum ama, öldü yani hayvan. Aşırı glikozdan galiba. Neyse. Kısaca "mal" olarak hatırlıycam ben onu. Gidiyim de defnediyim, yazık. Çöpe yani.. Çöpe atıyim.
● Şimdi biz Guti'yi aldık filan da -inanılmaz coşkuluyum çaktırmıyorum-, rakip takımlar "Ahaha gey oolm o geey" filan diye dalga geçmeye başlıycak. Ben de senin baban gey hayvanın oğlu diycem. Kavga çıkıcak.. Ha gay olduğunu hepimiz biliyoruz, ama yani, hayvanlığın da alemi yok. Hayır araştırdım; Guti'nin tam adı "Jose Maria" diye başlıyo. Al buyur.. E arkadaş, yani Guti'nin ailesine sesleniyorum, sen çocuğuna böyle bi isim koyarsan o çocuk gay olur yani. O ne öyle "Jose Maria" filan, sanki "Kız bekliyoduk biz." der gibi. Nataila Oriero koy bari oldu olucak, brezilya dizisinde oynasın... Mesela ben inanıyorum ki Guti'nin adı Jose Maria Gutierrez Hernandez değil de Sadullah Osman Gutierrez Hernandez falan olsaydı belki böyle bişey gündeme bile gelmiycekti. Neyse sonuçta Guti, İbrahim Üzülmez'i duşta köşeye çekemeyeceğine göre bi problem yok. Çıkar, adam gibi golünü filan atar bence. Ama ne biliyim, "Jose Maria" kısmında kaldım ben haala biraz.
● Aşırı uykum geldiği için, bi de yazıcak çok fazla komiklik-şaka bulamadığım için, hep böyle bugünkü twitter-feysbuk updatelerimden uyarlayıp yazdım. Ama yani açıkçası, oralarda da kalsınlar istemedim hani. Hatta aramızda onlarla şöyle bi konuşma da geçti, yalan olmasın, dedim ki ben dedim sizi çekip çıkarıcam bu köhne hayattan dedim. Bak köhne diyince aklıma direk schweinsteiger geldi. Sanırım artık bi yazıda schweinsteiger demeden duramıycam, aşırı zevkli bi kelime.
● Gidiyim yatıyım. Saat 2 olmuş oha yarın ben 8'de kalkıcam lan...

Daçe.
Okumaya devam →
12 Temmuz 2010 Pazartesi

Kırmızı Termometreli Günler

1 tane ömer üründül tadında yorum
insan inandığı şeyler uğruna muhteşem bir twitter balinası yapabiliyor sevgili okur.

☼ Neaber?
Evet yeni simge yaptım kendime. Nasıl ama, böyle bi "yaz özel" konsepti yakalıyım dedim. Yakında her okura "Giriş + 2 Malibu = 15 lira" tarifesi uygulıyım diyorum. Bi de bazı bloglarda görüyorum, blogu açar açmaz müzik çalmaya başlıyo falan... Ben de yeni bi teknoloji üzerinde çalışıyorum, benim blogu açar açmaz, varsa hoparlörlerden, yoksa direk monitörden hava üflenicek. Soğuk hava tabi. Oh mis.
O diil de meteororaröre.... Off bi dakka. Sıcaktan hep.
☼ O diil de meteorolojinin sitesinde, içinde bulunduğumuz günler için yepisyeni bi simge var: Kırmızı termometre. Sanırsam "götümüze girebilir" anlamında kullanılmış.
☼ Yazlık yerde emekliler spor yaparken, daha doğrusu Okey oynarken, turuncu renge, göz göre göre sarı diyolar ya... Hani sarıyı bilmesek inanıcaz ya... Bi de göz var nizam var resmen portakal gibi, Hollanda gibi, hatta bizzat Robben gibi parlayan turuncuya "Sarı Sekiz!" falan diye isim takıyolar ya... İşte resmen o benden yaklaşık bi 3,5 yaş alıyo diye düşünüyorum.
☼ Böyle güneşli de çok tuhaf oldu lan. Ntv'nin yazlık programları gibi oldu ortalık bi anda.
☼ Bugün neyi düşündüm biliyo musun sevgili okur? Bilmiyosun nerden bilicen. Allah bilir sen benim düşünmeme bile ihtimal vermiyorsun. Ehehe. Ne sandın. Neyse. Düşündüm ve acaba dedim, insanın dedim, en büyük adaptasyonu ne olmuştur dedim şu bohem, şu köhne hayat yolunda. Böyle bi düşündüm, bi uzaklara daldım. Ve uzun gel-gitler sonucunda en önemli adaptasyonumuzun "ayaklarımıza/yere bakmadan yürüyebilmek" olduğunu buldum. Evet. Ben çocukken mesela hatırlıyorum, önüme bakarak yürüyemiyodum baya uzun bi zaman, hep yere bakmam gerekiyodu. Gerçi o zamanlar mesela dört tekerli bisiklete falan biniyodum. Öyle zamanlar yani. Evet ben de sıkıntılı yıllar geçirdim... Bi saniye şu an çok duyg... Imgh... Tamam iyiyim ben. Geçti tamam.
Köhne tam bir Alman erkek çocuğu ismi değil de ne. "Gürbüz, yağız" anlamlarına geliyor olması kuvvetle muhtemel. Köhne'lerin ortak özelliği kıvırcık koyu sarı saçlı olmaları. İfil ifil bakarlar, "mahaha" diye kaba gülerler. Evet. Gelecek sayıda: Bastian'lar ve Thomas'lar.
☼ Şaka maka Dünya Kupası da bitti ha. Resmen bitti yani. Her ne kadar finalde cancaazımla Hollanda'yı desteklesek de, kupanın en doğru ellere gidemeyeceğini ikimiz de biliyorduk. Zira Almanya yarı finalde elenmişti!! Allaam ya. Bak sinirlendim yine. Hayır yani milyonların izlediği, böylesine dev bir organizasyonun finalinde, dilim döndüğünce Schweinsteiger (şıvaynştayger) diyemiyorsam, ya da işte "Ehere ehe Mesut'a bak ya ne biçim oynuyo, bu var ya şimdi bizde olucaktı off!!" filan muhabbetleri yapamıyorsam ben neyleyim öyle final maçını.
☼ Yalnız Ömer Üründül'e doymadık mı resmen şu 1 ayda? Ben artık kulaklarımdan "Enteresaaan", "Ouuvv" filan gibi sözler kusucam, o raddeye gelmişim.
☼ Şu an bi tane böcek geldi ekrana bu yazdıklarımı okuyo. Resmen işin mutfaanı görüyo yani... Hala bakıyo. Seninle sözlü olarak anlaşamıyoruz sevgili böcek, ama okuyosun diye yazıyorum, birazdan seni öldürücem. Nihahahah.
☼ Haala bakıyo mal mal. Dilimize tam hâkim değil anlaşılan.
☼ Neyse ya bari bitsin burda. Çok bişey de anlatamadım ama artık olduğu kadar. Fazlası çünkü okunmuyor biliyorum. Hep bıyık filan çiziyosunuz resimdeki ünlülere di mi. Güneşli maddeler de çok havalı oldu ha. Bakalım blogun anasayfasında nasıl görünücek diyor ve gidiyorum.

Daçe.
Okumaya devam →
10 Temmuz 2010 Cumartesi

Karanfil Çocuğu David Villa

2 tane ömer üründül tadında yorum
ilerleyen paragraflarda karşımıza çıkacak olan, yazının esas oğlanı david villa. nasıl ama, tam bir ankaragüçlülük yok mu?

Yıllığa andaç diyen insan var. "Napıyosun?" sorusuna "Andaç yazıyorum yaa =//" filan diyo böyle. Normalde senin benim gibi bi insan sanıyosun ama diil işte, andaç diyo bi kere ya. Andaç ne arkadaş. Yıllık o. Bir benzer yapıdaki insan da mısır'a darı; leblebi filan gibi şeylere de nohut diyo. Değişik mi ne. Düşünsene böyle bi rakı masasındasın, kuruyemiş var önünde, adam diyo ki "şurdan iki nohut atsana". Resmen o rakı masasının bütün karizmasını kaçırıyo. Nohut ne lan. Hepsi İzmirli işte bunların. Boyoz'a girmiyorum bile.

Yarın final maçında izleyeceğimiz David Villa bu yıl Barcelona'ya transfer oldu ya. Şimdi ben açıkçası Ankaragücü'ne de gelse hiç yadırgamazdım; ki Barcelona'yı seçti, kendi tercihidir en nihayetinde saygı duyarım. Ama "David Villa hangi takımda olmalı?" sorusuna gözüm kapalı "Ankaragücü." derdim. Zira kendisinde öyle bir Ankaralılık, öyle bi "la bebe"cilik var. Şimdi ben bu adamı, formasız falan böyle, Kızılay'da Karanfil Sokak'ta görsem zerre "nooluyo lan" demem. Direk benimserim. Çünkü Karanfil'dekiler de David Villa'dan farklı diil. Üçgen jölelenmiş saçlar, dudak altında ufak sakal, gözler hafif kısık, esmer surat... Hatta üzerinde "Sincan merkez sexy herkezzz" yazılı tişört, altta taşlanmış kot, bi de çakma Adidas spor ayakkabı. Kışın da havaya göre Ankaragücü atkısı filan ekleyebiliriz. Bak gördün mü, 40 milyon yuroluk adam bi anda Karanfil apaçisi oldu, hayat böyle garip işte. Ama çok severim Villa'yı, kesinlikle kötülemek için söylemiyorum, ama ne biliyim, benimle aynı Dikmen dolmuşuna binse, böyle, arkamdan parasını uzatsa "Şurdan bi kişi iletir misiniz" dese, hayatta "Vay arkadaş David Villa'sın sen!" demem. "Tabi bi saniye" diyip kendi paramı da çıkartır, onunkiyle birleştirir, öylece öne iletirim.

Hayır mesela Mesut Özil de aynı şekilde. Tam bir Ulus çocuğu. Heykelin orda görsem şaşırmam. Gerçi zaten Türk o di mi. Neyse.

Msn kişisel iletisine "Go fuckyourself!" yazan arkadaşım var. Çok sinirli olsa gerek şu an. Gerçi "fuckyourself"i birleşik yazmasından aklıma direk Goodluck Jonathan geldi. Naapıyodur acaba şimdi. Yazık lan, Afrikalı bi de, yokluk içinde yaşıyodur garibim. Devlet başkanı da olsan, adın Goodluck da olsa çekiyosun o fakirliği. Bakkalda 1 kilo yağ almak için sıraya giriyodur Allah bilir. Ya da adamlarını girdirtiyodur. "Adamlarını girdirtmek" hoş olmadı ama.

Bişeyler daha yazıyım diyodum bugün, oh rahatladım, mis gibi oldu. Şimdi uygun görselleri bulmak ve yazıyı yayınlamak üzere çekiliyorum. Das Fantastiş'e aban sevgili okur. Öperim.

Daçe.
Okumaya devam →

Johnnie Walker'ın Yürüyen Adamı

2 tane ömer üründül tadında yorum
● Mutfaktaki bardak dolabında Johnnie Walker bardağı var. Bi tane. Numune olarak. Adeta dolabın reisi, en hakiki mürşiti.
● Zira hemen sağında Coca-Cola'nın yıllar önce iki kapaktan birine verdiği saçma şekilli (bkz: integralle hacim bulma) kola bardakları; sol arka çaprazında annemin özenle dizdiği Yeni Rakı baskılı ince uzun bardaklar, ve sağ arka çaprazında yine annemin özenle dizdiği renk renk kahve fincanları var. Bi de yine yakınlarında benim çocukken sırf şeklinden dolayı hep kullandığım bi su bardağı var. 15 yıllık bardak nerden baksan o da.
● Evde Johnnie Walker yok. Hayatımda da hatırlamıyorum bi kere Johnnie Walker yüzü gördüğümü. Ama Johnnie Walker bardağı var. İroniye gel. Üzerinde adının Johnnie olduğunu tahmin ettiğim (bkz: yüzeysel espri) zengin bi adam var yürür halde. Allaam resmen mesaj kaygılı. Zaten yanında da "Keep Walking" yazıyo, her zamanki gibi.
● Bi an Johnnie Walker bardağında limonata içmek istedim. Bi yandan yürüyerek filan. Zira bizim evde limonata enflasyonu var.
● Neden bu kadar limonataya sahibiz bilmiyorum. Evde şu an 6 tane hiç açılmamış ve 1 tane de yarısı içilmiş litrelik limonata duruyo. Anne-babamın limonata takıntısı yüzünden artık kulaklarımdan filan limonata akıyo çok eğilirsem, o derece tiksinmeye başladım. Korkarım bizim bu bilinçsiz tüketiciliğimiz yüzünden önümüzdeki birkaç yıl içinde limonun nesli tükenicek.
● Dün gece "Hmm limonatamı hangi bardakta içsem bi bakıyım..." diye bardakların olduğu dolaba bakınca fark ettim Johnnie'yi. "A-a!" dedim, "Neabıyosun olm sen burda?" diye sordum. "Hiiç. Öyle yürüyorum." falan dedi. "İyi iyi" dedim, "Allah kavuştursun."
● Yalnız şu an çok ciddi anlamda public bi ortamda elimde viski bardağıyla limonata içmek istedim. İçine böyle hayvan gibi buz atıcam, akıllının biri de çıkıp şey diycek; "Bu yaptığınız yüzünden hapse girebilirsiniz bayım. Mehere ehere:)))9" filan. Zengin zengin böyle. "Bayım mayım" diyo. Kesin zengin. Hiç ses vermeden sadece yüzüne bakıcam. "Viskiye o kadar buz atılır mı hiç? Katlediyorsunuz." diye devam edip, "Ahahahah." diye de zengin kahkahası atıcak. İşte o anda, tam o anda, dönüp diycem ki "Bu viski değil limonata olm. Ahaha ne biçim de göt oldu. Hadi git şimdi. Yörü! Keep walking! Yavuşak seni..." Oh. Nası stres atarım var ya. O koşarak kaçarken, buzlu limonatalı Johnnie Walker bardağımı da arkasından fırlatıp gülerim "Böheheh" diye. Zengin seni. Pis zengin.
● Hitman filminden bir sahne izlediniz.
● Açıkçası şu an çok korkuyorum bu yazıyı bir yere bağlayamayacağımdan. Çünkü bunu çok sık yapıyorum. Bağlayamıyorum filan. Du bakalım.
● Hitman de ne sıkıcı filmdi. (oha ne kötü bağladım) Cancaazla bir otobüs yolculuğu sırasında izledik, daha doğrusu ben izledim. Yarısında filan kapattım. Kısaca anlatmak gerekirse konusu şöyle: Bi tane kel adam var. Ensesinde barkod şeklinde dövme var. Şok'ta Migros'ta filan kasadan geçerken ötebiliyor, kasada fiyatı yazıyor falan. Veya atıyorum "3 lira 79 kuruş efendim" diyen adamsendeci bi kasiyere "Bozuğum yok ama yanımda elektronik, böyle çipli filan bi arkadaş var, onu bi geçirelim pos makinasından" diyebiliyorsun. Öyle. Sonra bi tane Rus devlet başkanı var, İvan olsun adı, bu İvan daha seçildiğinin ikinci günü vurulup ölüyor, yerine dublörü geçiyor falan. Sonra İvan'ın adamları başta bahsettiğim keli öldürmeye çalışıyor falan. Yani en azından yarısına kadar böyle.
● Keşke benim de barkodum olsa ensemde. "Yannız reyonda 5,99 yazıyodu niye burda 7,99 çıktı?" filan diye kavga edilse benim üzerimden. Prim yapan ben olsam... Oha. Ne kadar da adamsendeciymişim haberim yok.
● Gidiyim artık. Hazır bi yere bağlayabilmişken. Bir Johnnie Walker'dan nerelere geldik. Son olarak Johnnie Walker bardağının üzerine "You'll never walk alone Johnnie!" yazmak istediğimi belirtip aranızdan ayrılıyorum. Öpüyorum.

Daçe.
Okumaya devam →
9 Temmuz 2010 Cuma

Alacakaranlık: Kurtadam Düğünü

2 tane ömer üründül tadında yorum
Ömer Üründül'ün düğünü... Nasıl, enteresan di mi? Sakallı makallı. Hayır o diil, kendi düğününde bile sakalını kesmemiş lan adam, yuh. Ayı. "Evlilik enteresan işte nerde noolucağı belli olmuyo." ya da "Sırtı dönük kayınpeder" gibi söylemleri olacağını tahmin ediyorum. Ya da ne biliyim, hayvan gibi düğün pastasını görünce "Ouuuuuvv..." falan. Başka da espri gelmiyor aklıma ama blogu yakında Ömer Üründül manyağı yapıcam, bu da megalo ideanın bi parçası olsun istedim.

"Mutluyuz. (evet. çook.)"


-fotoğrafın kaynağı scugnizzi blog.
Okumaya devam →
8 Temmuz 2010 Perşembe

Ahtapot Paul Gerçeği

3 tane ömer üründül tadında yorum
Şimdilerde "seksi fotoları için tıklayın" kıvamına gelen Kahin Ahtapot Paul'ün, bundan tam (ya da tam olmasa da nerden baksan bi) 40 yıl önce çekilen Viking Kanı filminde Tarkan'a sinsi sinsi yaklaşıp arkadan elleyen ahtapot olduğunu biliyor muydunuz?


bilmiyordunuz tabi. öyle kalırsınız. yalnız tarkan'daki ahtapot da fena değilmiş ha. o zamanın filmlerine göre gideri var bence. ne biçim geriliyodum o sahnede ben çocukken...




Bu da böyle bir anımdır.
Okumaya devam →
7 Temmuz 2010 Çarşamba

Başörtülü Teyze Forces

4 tane ömer üründül tadında yorum
Bi anda yanan apartman otomatında, ki çok ilginç bi tribe sokuyo insanı, olduğum yerde kalıp ellerimi havaya kaldırmak ve "Damn!" demek istiyorum. Büyük bi soyguna falan katılmış da sanki böyle tam kaçarken yakalanmışçasına. Bilmiyorum ama bence çok güzel bi his. Birkaç saniye için bambaşka bi insan oluyosun. Helikopter ve polis telsizi sesleri, hayali olarak... Off, çılgınsın meen.
● Geçen gün telefonumu dolmuşta düşürmüşüm, kulağımda da kulaklık var hayvanlar gibi müzik dinlediğim için duymuyorum hiçbişeyi, taa ne zaman, arkamdan adamın biri omzuma "tık tık" yapıyo. Döndüm nooluyo diye, adam diyo ki "Telefonunuz cebinizde mi?" Ulan diyorum heralde telefonumu avuçaltı yaptı, ilkokuldaki "Silgin nerde? Ehe ehe. Versene bi. Eheh ehehe." yavanlığı gibi bişey yaptı sandım. Takımelbiseli filan da bi adam, öyle bişey yapıcak gibi de durmuyo. Meğer düşen telefonum için beni uyarıyomuş. Allaam. O nası bi uyarma yöntemi? "Telefonunuz cebinizde mi?" ne demek. "Hayır sanki götünüze kaçmış da o yüzden bi sorayım dedim." filan der gibi. Terbiyesiz tıyniyetsiz takımelbiseli.
● Yürüyen merdivende yukarı çıkarken bi basamak ara vermeyip hemen benden önceki basamağa binen insan, senin Allah belanı versin, o merdiven bitene kadar ne biçim geriliyorum lan.
● Gelirken "Canser Ticaret" diye bi dükkân gördüm, içi bomboş, kapanmış, bi tek tabelası duruyo. E dedim sen ama hak etmişsin dedim kapanmayı. Sen dükkâna Canser diye isim koyarsan orası batar arkadaş, dedim. O da tabi hiç cevab veremedi. Geçtim gittim.
"Sırtımı filan kaşıyım ki insanlar tatilde yandım sansın." kafası çok güzel bi kafa. Bazen yapiyim diyorum.
Bakkal genci dediğim fantastiş oluşum geçen gün yeni motosiklet almış, ben de önünden geçiyorum bi hayırlı olsun diyim dedim. "Eyvallah gardeş" dedi, "Bi bah bahalım nası, canlı mı?" diye de ekledi. "Canlı mı?" derken kafasından ne geçiyodu bilmiyorum ama ben de verdim gazı. Hee dedim canlı canlı, üf o ne öyle. O gazla sipariş dağıtmaya gitti. Yalnız o diil de bakkal gencinin bakkalının resmen gün be gün büyüdüğüne şahit oluyorum lan. Tycoon oynamak gibi.
"Buz gibi su" yazısı asan bi büfenin, donmuş su şişelerini satmaya çalışmasına şahit oldum. Su diil sanki Grönland'dan toprak satıyo herif.
Başörtülü Teyze Forces diye bi ordu olduğuna inanıyorum. Ulvî görevleri ve yetenekleri olan bi ordu. Başörtülü Teyze Forces, skill#1: Kalabalığı yarmak. Başörtülü Teyze Forces skill#2: Bedava toplu taşıma kullanmak. Başörtülü Teyze Forces skill#3: Sırada önlere geçmek. Başörtülü Teyze Forces skill#4: Topluluk içinde dikkatleri üzerine çekmek. Evet bunlar sadece örnekler... Bunlar gibi yüzlerce yetileri daha var, aklınıza gelen skill olursa eklersiniz. ?mısınız farkında tehlikenin? (tamamını ters yazarsam anlaşılmaz diye düşündüm)
● O zaman şey yapalım... Ben gidiyim yani ne biliyim. Siz okuyun filan. Bence güzel bi anlaşma.

Daçe.
Okumaya devam →
6 Temmuz 2010 Salı

Dolmuşta Dehşet Anları

3 tane ömer üründül tadında yorum
Dehşet verici yaz öyküleri #1.

Evet bizzat başıma geldi.

...

en iyi yardımcı oyuncu dalında: çekiç (kafa dağıtmaya çok yardımcı oluyo)

Geçen 273 derece fahrenayt sıcak bi günde, gerçi 273 fahrenayt 0 derece selsiyus filan oluyo di mi, yoksa o kelvin cinsinden mi olucaktı, neyse, hayvanlar gibi sıcak bi günde dolmuşa bindim okula gidicem. Dolmuş içinde oturduğum yerden hâkim olabileceğim 2 camdan birinin yanına oturdum, oturur oturmaz da camı açtım böyle yarısına kadar filan. Sonra taa ne ara, bi tane teyze, yaşlı, pis karı, oturdu önüme. Camdan da ne güzel rüzgâr geliyo biliyo musun, sıcak ya hava, ooh, püfür püfür. Adeta 3 numara tıraşlı saçlarım dalgalanıyo, o derece bi hava akışı. Bu hava akışı böyle bana, yanımdakine ve arkamdaki iki kişiye gidiyo en fazla tamam mı, range=4 yani. Öndeki o pis yaşlı kadına gitmesine olanak yok... Bi ara kafamı önüme eğdim, mp3 çalardan şarkı değiştiriyorum filan, teknolojik birtakım artistik yapıyorum (kilit aç, şarkı değiş, ses kıs, kilit kapa). Kafamı bi kaldırdım ki, bi böyle değişik, bi garip, bi bişey eksik. Hava birden sıcakladı, bi bunalmaya başladım, havasız olduk bi anda. Sonra bi baktım, cam kapanmış benim başım öne eğikken. Benim camım yani. Bana ait. Bizzat 1,85 liramı kendisi için ver ettiğim cam. Kapanmış. Haberim yok. "Nooluyo yea?" demeye kalmadan öndeki bu teyze, pis karı, kadın, bayan, neyse, elini arkaya uzattı camın açık olup olmadığını yokluyo. Daha doğrusu tamamen kapatıp kapatmadığına bakıyo. Dibine kadar çekmiş zaten menopozlu kadın, nefes alınmıyor dolmuşta, bi de bakıyo hala "Mission completed" der gibi. "Oh olsun hepinize oooh geberip gidelim burda hep birlikte, nasolsa ben ölüyorum yaşlıyım" der gibi. Adamsendeciliğin, meymenet ve şuur eksikliğinin gelebileceği son nokta. O ann... O an bi gözüm döndü. Baktım hemen kafamın üzerinde camın kenarında asılı duran bi çekiç var. "Acil durumlarda camı kırınız" çekici. Dedim bundan daha acil durum mu olur, camı diil kafasını kırıcam verin onu bana! dedim. Aldım çekici, nası da sert bişey, vuruyorum kadının kafasına, zaten önümde ya, ne biçim de denk geliyo isabet ediyo görüceksin sevgili okur. Off. Sağdan sallıyorum soldan sallıyorum, kaçamıyo da. Kan filan çıkmaya başladı artık, baktım kadın bayılıcak. Yaşlı zaten. Kıyamadım o an. Dedim tamam. Yeter sana bu kadar çekiç darbesi. Bi daha da bana sormadan camımı kapatmaya kalkma öyle kendi başına. Bana söylesen, ben kibar da bi insanım, düşünceliyim filan, hiç adambende değil, bana söylesen ben kapatırım onu zaten sen niye şeyapıyosun ki? Hmff. Boşuna kan çıktı işte görüyo musun. Yaşlı seni. Tonton. Hadi iyisin yine eheh. Tişörtüm de yeni yıkanmıştı. Neyse.

Öyle işte.

Daçe.
Okumaya devam →
3 Temmuz 2010 Cumartesi

Aramaya İnanmak

5 tane ömer üründül tadında yorum
Google Analytics'e bir bakiyim dedim neler olmuş, bloga giren çıkanın haddi hesabı ne durumda filan. Sonra ordan "keywords"e baktım ki, abaaao, bakmaz olaydım. İnsanlar Daçe Der Ki'ye ulaşmak için Google'ın arama çubuğunda bin takla atıyor hafız. Aman tanrım. İşte Google'da aratılıp benim bloga çıkan o keywordler:

...

allah 99 isminin videoları feysbukta paylaşılan: ramazan geliyor ya ondan hep sevgili okur.

derki: kelime tasarrufu yapmak istemiş. "daçe" yerine "der ki"yi atsa bence daha rahat gelirdi ama, neyse bulabilmiş sonuçta, o da iyi bişey.

arılar ölürse dünya kupasının tadı kalmaz einstein: ilk başta böyle bi özlü söz var sandım ama bildiğin birisi götünden uydurmuş. arılar filan na'alaka diyor insan.

azerbaycan bakü feysbuk bayan fotoğraflarını göster: vay arkadaş ya.

badi parmağı hangisi: şu.

barda eğlence sınır tanımıyor sex bbg: oha neler dönüyor burda lan! ben niye bilmiyorum!

celtic rangers maçında öpüşen çift: allah mesut etsin.

bodrumda tenis hocası: evet çok mantıklı bi arama daha olmuş.

dilberay ver öpeyim ellerini çok özledim annen seni: ahahahahaahah.

facebookta fotoğraflar etiketlenmesin diye ne yapmalıyım: her sabah bir tutam zerdeçal kurusu yi.

eva longoria kuzeni: ben bişey demiyorum.

gey ne demek (?!): ahohaohaoha! "gay" de diil, "gey ne demek" auhauhaoah. hala gülüyorum.

ömer üründül ouvv: ouuv yee.

...

Evet bunlar gibi daha niceleri var sevgili okur. Hayır nası oluyosa bunları aratıp benim blogu buluyolar bi de. Hepsi çok acayip, ama bence gey ne demek diye google'a soran arkadaşın benim bloga gelmesi tehlikenin sinyallerini veriyo. Deli mi ne.

Öperim sevgili okur.

Daçe.
Okumaya devam →

İçimizdeki Alien: Ömer Üründül

2 tane ömer üründül tadında yorum
(istatistiği ekşisözlük / jaymzhtfld'dan şey ettim. yazıyla yine hiçbi alakası yok ama ne biliyim, komik lan.)

● Güzel, vurucu bi girişle başlamak istiyorum ki 'sevgili okur' dediğim gürûhun dikkatini çekeyim, bütün sevgili okurları yüzüne spot ışığı tutulmuş birer tavşan gibi kitliyim. Evet. Hepinizi kitliyim istiyorum.
● Havalar da ne biçim ya ehere mehere.
● Güney insanının çok acayip bi kafası var. Akdeniz'den mi kaynaklanıyo, yani böyle tuzlu tuzlu rüzgâr esiyo denizden, ondan mı bilmiyorum ama özellikle Antalya insanı hakikaten çok tuhaf. Böyle bi yardımseverlik, bi böyle sevecenlik, kibarlık, bi efendime söyliyim adamsendesizcilik, içim dışım bir'cilik. Öyle böyle diil.
● O diil de asıl Güney Afrika insanının kafası kimsede yok. Olmasın da zaten.
Düğünde kız tarafı olmak kadar da gerilimli bişey yok sevgili okur... Erkek tarafının akraba kontenjanı genellikle hayvan gibi kalabalık olduğu için, kız tarafı biraz sönük kalıyo, böyle biraz çekiniyosun bi sürü tanımadığın insandan. Düğün boyunca genelde öyle maal mal etrafına bakıyosun. Ne güzel erkek tarafı olsan şimdi, teyze, hala, enişte, kuzen, amca, dede, artık kim varsa etrafta iki muhabbet edersin. Genelde kuzenin falan olur, hayvanlar gibi geyik yaparsın. Ama kız tarafısın sen. Senin tarafta tanıdık kimse yok. İşte, anne baba, bunlar zaten herkeste fiks olan şeyler. Onun dışında aşırı soyutlanıyosun düğünden. Off. Çok kötü. Ölüm resmen.
● Aslında düşündüm de, üstteki maddede biraz abartmış olabilirim.
● O diil de sevgili okur; ben bi gün Güvenpark denen yerde ölücem biliyo musun. Dolmuşların biri geliyo biri gidiyo; çok pis bişey olucak, bi sakatlık çıkıcak bi gün orda hissediyorum. Böyle, SOKULLU!!1! falan gibi agresif isimli bi dolmuş tarafından kertilicem, pekmezim akıtılıcak adeta. Hmff. Düşünüyorum da Sokullu diil de, Or-an Sitesi dolmuşu filan olsa bi derece daha rahat ölebilirim. Sokullu ne arkadaş ya.

singing in the rain falan ama tipik bir "hazine müsteşarlığı'nda inicem" adamsendeciliği.

● Böyle takım elbiselerle, kıravatla, elinde bilgisayar ya da evrak çantasıyla filan dolmuşa binen adamdan ben biraz, kimse kusura bakmasın ama, tırsarım. Çok ciddiyim tırsarım. Hayır belli ki senin bi işin var, bi dinamiksin, bi böyle telefonunun 3G'siyle, Vınn'ıyla filan bi yerlere bağlanıyosun, bi yerlerden iş bağlıyosun. Zenginsin yani belli, para akıyo böyle oluk oluk, cebin dolu. Hayır bilgisayar filan da almışsın, allah bilir mayışının kaç lirasını verdin di mi. Zengin seni. Ne diye dolmuşa biniyosun ki sen? Araba alsan olmuyo mu? İlla ki ne kadar zengin olduğunu göstermen mi gerekiyo biz dolmuş kullanıcılarına? Pis zengin. Hayır bi de inerken de bi eziyosun, iniceğin zaman bi böyle havalara giriyosun, diyosun ki "Ö-öhm. Hazine Müsteşarlığı'nda lütfen." Ulan sen iniceğin yeri öyle zengin gibi, kibar gibi söylersen ben nası söylüycem senden sonra, bunu hiç düşündün mü? Nası "yolağaazında.." diycem ayı gibi? Hayret ya. Hadi git şimdi.
● Bi gün ben de sırf fark yaratmak için Hazine Müsteşarlığı'nda inicem. Hiç işim olmasa bile inicem. Gerekirse ordan tekrar binerim bi başka dolmuşa.
● Uzaylıların tehlikeli olabileceğine dair, dünyamıza geldiklerinde bizi s.kertebileceklerine dair söylentiler var. O yüzden bence böyle bir olayın ihtimaline karşın şimdiden birtakım savunma taktikleri bulmamız lazım sevgili okur. Mesela benim aklımda şöyle bişey var. Uzaylının kafasını karıştırma taktiği. Mesela uzaylı gelicek bana, diycek işte "Senin aklını alıp eline vermeye geldim!!" falan, ben hemen onu kalabalık bi yere götürüp ordaki topuklu ayakkabı giyen bayanları göstericem. "Bak" diycem, "Bu insanlar daha uzun olmak için mi, yoksa güzel göründüğü için mi, ya da sırf tak-tuk ses çıkarıp dikkat çekmek için mi topuklu giyiyor ben bu yaşıma kadar çözemedim." diycem, "İstersen bi de sen düşün, bi mantığa oturtmaya çalış hafız." O öyle bakıcak topuklulara. Kitlenip kalıcak. O sırada ben fiyyüp diye (kayma efekti) elinden kaçıcam. O öyle mal mal durucak ama, bakakalıcak, çözemiycek asla. Dünyaya geldiği güne lanet edicek. Böyle şeyler düşünüyorum.
● Topuklu ayakkabıya kötü demiyorum bak, aksine güzel bişey. Sadece neden, neden, nedeeeööğaaann diye soruyorum kendi kendime.
● Gidiyim de iki bişey yapıyım. Ne yapacağıma henüz karar vermedim.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)