30 Haziran 2010 Çarşamba

Gurbet Ellerde Gonçalvo Olmak

1 tane ömer üründül tadında yorum
tıklayınca büyüyen bir görsel daha.. evet yazıyla alakasız filan ama aşırı güzel bi kafanın ürünü.

● Benim biraz anlatacaklarım birikti sevgili okur. Nası yapsak.. Bi kısmını şimdi anlatsam da, bi kısmını da iş bittikten sonra şeyapsak nası olur. Bence şahane olur.
● O halde ilk sorunuz geliyor... "Neaber?"
● Geçen gün dünyanın en çirkin doğa olayına sahne oldum sevgili okur: Nasırlı topuğuna aldanmayıp her yerinden açık yazlık ayakkabı giyen orta yaşlı kadın. Evet bence bu 21. yüzyılda görüp görebileceğimiz en çirkin doğa olayı. Doğal yani bi de, bişey de diyemiyosun. Off. Evlerden uzak. Nasır fışkırıyo filan. Abaov kaç kaç.
● Şu an bu satırları ressmen "hatır hatır" efektiyle kaşınarak yazıyorum. Meşakkatli bir iş. Olimposlarda güneş biraz kanırtmış da sırtımı filan. Ciğer gibi oldum kaşına kaşına, utanmasam yoğurt sürünücem. Sarımsaklı filan. Ooh, bi de domates veya biber salçası, isteğe göre. Mikemmel.
● Geçen gün cancaazla bi mağazaya bi kıyafet almaya girdik. Şimdi isim vermiyim ama tifani olsun mesela. Aa söyledim, neyse. Tifaniye girdik. Ben çok şahane, kımıl kımıl, janjanlı bi mayo beğendim, çok beğendim yani, dedim ben bunu bi denerim. Girdim soyunma kabinine, çıkarttım pantolonu filan afedersin, niye afedersinse, böyle ademoğlu gibi yarı çıplak bi vaziyet, böyle iki büklüm göt kadar alanda mayoyu giymeye çalışmak, böyle rezil rüsva dakikalar... Neyse en sonunda giydim, kabinin içindeki boy aynasından filan baktım, şahane de oldu, cancaazıma gösterdim o da sevdi filan, en son "Tamam" dedim "alıyorum." Neyse kabine girip giyindim tekrar aynaya yaslana yaslana, çıktım. Fakat benim çıkmamla o aynanın bana doğru kapı gibi açılması ve içinden şaşkın gözlerle bakan bi tifani görevlisi çıkması bir oldu. Evet resmen gizli bi kapı yapmışlardı oraya ve belki de o aynanın diğer tarafı normal camdı. Polis sorgulu filmlerdeki gibi. Off. Çok rezil bi durum. Düşünsene tam soyunurken açılaydı o ayna, polis elinde silahla bana dalaydı, "Kımıldama!" diyeydi... Bu da böyle 'Bu da böyle bir anımdır list'e üst sıralardan giriş yapan bir anımdır.
● O değil de ben yaz okulunda bu dönem tek kaldığım ders olan kalkülüsü alamıyom ya la!
● Böyle de bir Ankara yerlisi aksanı.
"Zor, bizim işimiz." filan sloganlı bi dershaneye gidip şey demek istiyorum... "Sizin işiniz de zor ha." Koşarak kaçarsam yakalanmam diye düşünüyor, bacaklarıma güveniyorum.

kendisi isim olarak 'alexis sanchez' olsa da; tip ve şilililik olarak tam bir 'gonçalvo alves'.

● Dünya Kupası tüm heyecanıyla devam ediyo ya Afrika'nın bağrında. Orda bi tane Şili var tamam mı, takım olarak, ülke olarak. Şili yani. Hani hepimiz çocukken atlasta görüp de "Anaa ne biçim şekli var ehi ehe şey gibi ehe ehe." filan dediği. Hani Ramazan'da bütün ülkenin aynı anda iftar açtığı Şili... İşte o Şili'de Gonçalvo Alves diye bi futbolcu, böyle golcü bi oyuncu, orta boylu yanık tenli falan. Tam bir Şilili. Şililililili hatta. Yani aslında tam olarak böyle bi futbolcu yok Şili'de. Ama genel olarak Şilililer böyle insanlar. Şimdi yine de biz bi tane numune olarak Şili'yi temsilen, bi Gonçalvo Alves diye oyuncu var diyelim... İşte ben onu, sevgili okur, geçen gün dolmuşta gördüm. Valla. Böyle Dikmen-Kızılay dolmuşunda yolda bi yerde bindi, iki sıra önüme oturdu, parasını verdi gidiyo. Senin benim gibi insan. Yanık tenli, kısa saçlı filan. Ama tam bir Gonçalvo Alves yani. Hani Şilili demesen bile, en azından, kesin olarak dersin ki "Bu bir Gonçalvo Alves'ten başka bişey olamaz." Öylesine bir Latinlik, öylesine bir Gonçalvo'luk, Alves'lik... İlk başta sandım ki Şilili golcü Gonçalvo Alves, Afrika'dan ilk uçakla buraya gelmiş, burdan da ilk dolmuşla Kızılay'a gidip Bağ-Kur primini filan yatırıcak. O derece bizden biri gibi. Ama yine hatırlatıyım, Şili'de Gonçalvo Alves diye biri yok. Hatta dünya üzerinde de olmayabilir. Ama dolmuşta gördüğüm oydu benim. Eminim.
● Ve o gün dolmuşta bir Şilili'nin dilimize ne kadar hâkim olduğunu gördüm. Resmen "Şurdan bi kişi gönderir misiniz?" filan diyo Gonçalvo Alves.
● Şilili olmak çok zor. "Nerelisin?" - "Şililililili... Ya pardon öyle birden sorunca duramadım ben de.."
● Öperim herkesi.

Daçe.
Okumaya devam →
29 Haziran 2010 Salı

Ayşe Arman Stayla

3 tane ömer üründül tadında yorum
"öyle zenginim ki develi pozum var, hem de dubai'de olduğumdan." pozu

OHA! Yine "iyi" yazmamışım ha. Sen de hiç demiyosun ki şş daçe bişiyler yazmıyosun deyu. Ama tabi yazmadıkça birikiyor. Nerelerdeydim sorusuna vericek bi cevabım yok. Hayır var. Niye olmasın. Tatildeydim bi süre. Deniz güneş kum yeşillik filan. Dur bakiyim Ayşe Arman gibi tatil yazısı yazabiliyo muyum deniyim...

"15 Milyon Euro diyor ya! (bu bi alt başlık gibi bişey böyle)

Haftasonu kızım Alya'yı aldığım gibi Olimpos'a gittim. Tabii Dubai'den Olimpos'a direktoman uçak kalkmıyor. Biz de dedik maadem zenginiz biraz, para sıçıyoruz afedersiniz Dubai'de, dedik neden geze geze gitmiyelim? Sevgilimle konuştum, dedim biz Alya'yla tatile gidiyoruz, sen çalış bize para kazan. Zaaten zenginsin. İşin ne. Zengin seni. Sevgilim filan diyorum ama aslında kocam o benim. Ya da tam emin değilim kocam mı yoksa birlikte mi yaşıyoruz ne yapıyoruz. Biz biraz modern bi aile olduğumuz için, bi de zengin, birlikte yaşıyo da olabiliriz. Neyse. Olimpos çok şirin, güzel, aslında baya hoş bi tatil beldesi. Ama tabii ben kültürlü biri olduğum için herbişeyi biliyorum, o yüzden gezmek çok sıkıcı olmuyo. İkinci gün bi yat kiralıyalım dedik, nası olsa zenginiz ve kültürlüyüz ve moderniz ve zenginiz evet, Alya gitti iskeledeki adama fiyat sordu geldi; karşıma geçip elini aça aça "15 miyyon yuyo diyoyaaa!" demesin mi? Ahahaha biz tabii zengin olduğumuz için parası neyse verdik de, daha doğrusu Dubai'deki sevgilim, kocam ya da, her neyse, o gönderdi parayı, bastırdık aldık yatı. Zenginiz ya. Kültürlüyüz ve moderniz aynı zamanda. Çocuğumun adı Alya bi de. O kadar modern. Neyse. Zengin olduğumu söylemiş miydim?"

Off yok lan yok. Peeh. Pis kadın. Yazamıyorum onun stilinde. Bilemiyorum zengin hayatı nasıl bir şey. Neyse. Ben öyle bir "yazılara devam yazısı" yazıyım dedim arada. Yani hemen yarından tezi yok, o komikli şakalı noktalı yazılara başlayacağım. Başlıycam. Başliicam.

Evet cancaazımla bir Olimpos yapalım dedik 3 gün. Ve bu 3 güne sıkıştırılmış ama güzel bi tatil, bi dinlence, bi dönence, bi gülpembe. Off. Ne diyorum.

Güzel bir Olimpos tatilinden döndük tekrar Dubai'ye, ha şey, pardon, Ankara'ya, ve yazılara kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu arada söylemiş olayım; Olimpos güzel bi yer. Gidin görün. İki denize girin, iki yanın olm. Bu ne bembeyaz. Olmaz böyle. Ben o kadar yandım ki şu an aynaya bakamıyorum, bakınca adeta bir Güney Afrikalı vuvuzelalı taraftar görüyorum, o derece karardım. Evet.

Alyaaa, gel kızım!!

Bu arada ne kadar da modern ve zenginiz değil mi, ahahaha!

Daçe.
Okumaya devam →
19 Haziran 2010 Cumartesi

The Day After Vuvu Zelanda

2 tane ömer üründül tadında yorum
Vuvu Zelanda esprisinden sonra bloga bi geldim, bayaa soğuk bi hava, böyle her yer donmuş falan, adeta iklim ters dönmüş, buz devrini yaşıyoruz. Böyle soğuk bi espri beklemeyen milyonlarca sevgili okurun cansız bedenlerine ulaştım, bir kısmı da içlerine giydiği içlikler ve paçalı donlar sayesinde ayakta kalabilmeyi başarmış.. İlk karşılaştığım görüntü içler acısıydı. Zaten girer girmez o soğuğu bi yiyosun. Ben de yedim haliyle, anında da karnımı üşüttüm. Çok kötü bişey. Ayağını sıcak tut demişler. Neyse.

Karanlık gibi, loş gibi bi ortamda kapıyı kapatıp ilerledim. Titreyerek, dar ve uzun bi patikadan yürüdüm. Çevreden gelen "İmdat!" seslerine aldırış etmiyor, edemiyordum. Kaybedecek bir saniyem bile yoktu, zira yardım etmeye çalışırsam ben de ölebilirdim. Tamamen kendimi düşünen sefil ve adamsendeci bir yazar gibi görünüyorum ordan, biliyorum. Ama aklımdaki asıl şey, blogun bodrum katındaki donmuş kalorifer dairesine ulaşmak ve yeniden ısı devir-daimini yapmaktı. Böylece şimdi yardım edemediğim pek çok sevgili okuru buz kalıplarından kurtarabilecektim..
Birkaç günlük kar fırtınalarından sonra kapıdan, bacadan, pencereden, her yerden deli gibi soğuk girmiş, blogun çehresi bir anda değişmişti. Aşırı soğuk hava aynı zamanda elektriğe de etki etmiş, tüm blogun elektriği gitmişti. Etraf o yüzden karanlık gibiydi. Üstelik elektrik olmadığı için, izlediğim blogların listesi, "İşte o üyeler!" tablosu ve benzer pek çok şey çalışmıyordu. Ana elektrik dairesini bulup ordaki sorunu halletmeye ve ondan sonra hemen bitişiğindeki kalorifer dairesine gitmeye karar verdim...

Belli belirsiz bir merdivene ulaştım, burası "Kumanda Paneli"nin alt katına denk geliyor olmalıydı. Aşağı ve yukarı çıkan merdivenlerin ara boşluğundan önce yukarı baktım. Yukarısı daha aydınlıktı buraya nazaran. Ben aşağı, bodrum kata indim. Üzerinde "Ana Elektrik Dairesi" yazan kapıyı omuz atarak kırdım; ama kolum da kırıldı. Çok fena acı içindeydim şimdi. Diğer elimle, acı içindeki kolumu tutarak içeri girdim. İçerisi zifiri karanlık ve hayvan gibi soğuktu. Bir an önce Her şeyi açıp-kapatan düğme'yi bulmalıydım.. Görmeden, elimi gezdirdim birtakım mikser gibi şeyin üzerinde. Buraya gelme ihtiyacım daha önce hiç olmamıştı, o yüzden ne nerede bilmiyordum. Sadece o düğmeyi bulmam gerekiyordu... Derken buldum, birkaç saniye basılı tuttum, elektriklerin tekrar geleceğini umarak.. Ama işe yaramadı, düğme de donmuştu zira... Her şey bozulmuştu. Milyon dolarlık Daçe Der Ki altyapısı buz gibi bir espri yüzünden yerle bir olmuştu. O küçük, o zararsız görünen ama soğuk espri, kelebek etkisi gibi, nasıl da ebesinin ağzına vermişti tüm blogun...

Daçe Der Ki, bir yılı aşkın kariyerini burada bitirecek gibiydi... Bu bir yılı aşkın sürede olan biten her şey, yorumlar, yazılar, sevgili okurlar, her şey tek tek gözümün önünden geçiyordu. Duvara kapaklanmış, ağlıyordum. Ağladıkça gözyaşlarım donuyor, daha çok üşüyordum. Burda bir devrin kapandığına şahit oluyordum, ama ben de soğuktan ölüyordum yavaş yavaş, bunu hissetmek zor değildi. Kalkamıyordum da. Kanım donmuştu.. Kalkmak istedim, ama hareket edemiyordum... (yazarın olaya iyice duygusal boyut katıp, ekmeğini yemeye çalışması)

Derken bi ses duydum. Bi baartı yankılandı, birisi bana bağırıyordu sanki. Ama lanet olsun ki yankıdan dolayı ne söylendiğini anlamıyordum. Ben lise son'a kadar beden derslerinde de ne söylendiğini hiçbir zaman anlamadım sevgili okur, eğer dersi salonda yaptıysak. Neyse. Konu bu değil... Birkaç dakika içerisinde az önce kolumla kırdığım kapıda bir ışık belirdi ve giderek daha da parlıyordu bu şey, her ne ise. Ormanda on kaplan gücündeki bir Azer Bülbül gibi titriyordum, ölüyordum burda; ama bir anda kapıda bir silüet belirdi. Elinde meşale vardı. "Meşaleyi nerden buldu lan acaba?" diye düşündüm. Zira binanın hiçbir yerinde meşale yoktu. Bu düşüncelerde, silüet bana daha da yaklaştı. "Hey!" dedi, "Daçe?". Ağzından buhar çıkıyordu. Bense konuşamadım. Çenem tutulmuştu. Açamıyordum ağzımı. Ona daha belirgin bakıp kafamı salladım. Kim olduğunu tam seçememiş olsam da... "Oha!" dedi. "Olm her yerde seni arıyorum, nerdesin sen?" Soğuktan donmuş çenemi zar zor açıp "Nnh...Neaber?" dediğimi hatırlıyorum. Bayılmadan hemen önce kim olduğunu anladım, saniye geçmedi, bayılıverdim. Gözümü açtığımda çok saçma bi yerdeydim...

-evet fotoğraflar the day after tomorrow'dan evet-

Daçe.
Okumaya devam →
16 Haziran 2010 Çarşamba

Babaya Alırsın!

0 tane ömer üründül tadında yorum
Littleiv tvitlemiş reklamı. Yaklaşan babalar gününe ithafen (das ithafen) böylesine adamsendeci bir slogan bulmuş GM. Ben de dedim blogda zaten az görsel var, biraz daha olsun, hem babalar günü geliyo filan, blog boş kalmasın dedim. Dürüst olmak gerekirse, şu slogan üzerinden biraz ekmek yiyim dedim blogda ehi ehe. Öperim.
Okumaya devam →

Çok kısa korku filmi: Tökez

1 tane ömer üründül tadında yorum
● Norveçli olsam adımı, ne olursa olsun, "Næber" diye değiştirirdim. Haa, bunu Norveç'te yapamayacaksam nerde yapıcam, o da var. "Ole-Gunnår Næber". Off çok karizmatik oldu bence. Norveçli olucam bi dahakine, karar verdim.

● Reenkarnasyon sırasında şey olsa ya; "Usta bana bi Norveç yaz."

● Ya da yine reenkarnasyon sırasında ruhların yeniden dağılımı, askerlikteki gibi olsa mesela. "Olm biz şimdi Japon'duk ya, bu sefer kesin batıya vericekler. Bak gör artık Jamaikalı mı olcaz, Kübalı mı olcaz ne olcaz, pff :/" falan. Neyse. Saçma oldu.

● Geçen akşam cancaazımla bi yere gittik oturup bişeyler içmeye, dışarda oturalım falan dedik hava güzel. Ama oturduğumuz masanın üstü ağaç tamam mı. Ağaç yani böyle. Bildiğin. Yapraklı filan, yeşilli meşilli. Gayet masum görünen, adeta Doğa Ana'nın bir armağanı gibi, oturduğumuz yere ayrı bir dekorasyon katan bişey gibi. Biz de gayet güzel oturuyoruz... Allaam, sonra bi ara, bi deli rüzgâr esti, bi deli savurdu o ağaçtaki polen gibi, tohum gibi minik yeşil şeyleri üzerimize; ağzımız burnumuz o küçük yeşil şeylerden oldu. Saçlarımıza falan kaçtı böyle. Doğa Ana'nın şakası dedik, neyse dedik, affettik. Oturmaya devam ettik.. Ama arkadaş, bak tamı tamına 24 saatten fazla (tamı tamına bir saat veremedim gerçi ama) zaman geçti üzerinden, benim saçımdan haala o küçük yeşil şeylerden çıkıyo! Baaak! Yeşilsin dedik, ağaçsın dedik, Doğa'sın, Ana'sın dedik, büyüğümüzsün affedelim dedik; tam bir hayvanat, bir, çok afedersin, adamsendeci denyo çıktın sen. Baaak! Bana baak! Benim kafam ne biçim kaşınıyo haala sen onu biliyo musun Doğa Kadın? Ha? Şırfıntı kadın seni.

● Haa diyceksin ki sevgili okur, "Sen hiç banyo neyin yapmıyo musun eyy Ole-Gunnar Næber?" Diyebilirsin tabi. Hatta şey diye devam edebilirsin; "Sen böyle duşa girip, şampuanı kafana ver etmiyo musun, o mis kokulu, o şukela, o köy kokulu, koyun kokulu şampuanı?" Ya da işte "Hacı Şakir'i köpürtüp adeta bir sütlü çikolatto banyosu, evet çikolatto banyosu, yapmıyo musun?" falan diye. Sorabilirsin bunları. Ama evet, tamı tamına bir buçuk gündür kafama şukela kokulu, mis kokulu şampuanımı sürmüyorum. Yalnız kafam çok pis kaşınıyo, ve her kaşıdığımda o küçük yeşil şeylerden çıkıyo biraz biraz. Kendimi bitli ilkokul öğrencisi gibi hissediyorum.

● Bak şimdi kafanda bişey canlandırıcam.. Hani insan yolda giderken, öylesine, hiçbi sebep yokken, sırf anlık salaklığına denk geldiği için kendi kendine tökezler ya bi. Bi böyle düşçek gibi olur ama anında toparlar kendini. Yani sırf mesela konuşurken adımlarının periyoduna dikkat edemediği için, ikisini bi arada şeyapamadığı için. Mesela ben çok tökezlerim. Neyse konu ben değilim. Bugün bi tane çok şişman bi kız karşıdan geliyo tamam mı. Daracık da yol zaten. Kafamda geçebilmenin planlarını yapıyorum, "İşte" diyorum "Şurdan çekilirim", "Şöyle dururum, kız böyle geçer gider." Efendime söyliyim işte "Burdan turan taktiğiyle kıskıvrak yakalarım, okçularımla da yanlardan saldırıp düşmanı öldürürüm." falan. Böyle şeyler düşünüyorum. İşte o sırada bayaa da yaklaşıyo bana kız. Birimiz geçicek birimiz ölücek gibi. Düello gibi bişey oldu iyice. Heyecan arttı, adrenalin yükseldi kulaklarımdan falan akmaya başladı... Tam önüme geldi kıız, şimdi yanımdan geçip gidicek derrken, bi tökezledi ki tam önümde. Abbaaaoooğ. Resmen üç saniyelik korku filmi. Üstüme üstüme böyle. Düşçek gibi. Off. Düşünsene karşıdan hiçbişey olmamış gibi gelen şişman bi kız, sırf önüne geldiği anda ani bi hareketle üzerine zıplıyo falan. Açıkçası bi an çok korktum. Taktik felan da kalmadı zaten o korkuyla, koşarak ve ağlayarak kaçtım. Boşluğuma gelmişti.

● Bugün bi "yavaş yürüyen kadın grupları"ndan bi teyzenin şu sözüne rast geldim ki, böyle bi kaç dakika kendime gelemedim: "Gıııız gün boyu o kadar yörüyooz, ayaglarımız gokuyoo haaa." Oha dedim, neleleololoyo dedim, hatta diyemedim bile gördüğün gibi. Tabii taa neden sonra "ayaglarımız gokuyoo" kısmının aslında "ayaglarımız gopuyoo" olduğunu anladım. Ama anlayana kadar bi böyle kalbim yavaşladı, ritmik bozukluklar yaşadım, öleceğimdi.

● Yeni Zelanda'ya Yeni Zellanda diyen var. Yok değil. Kendilerine sesleniyorum burdan. ccc Açık mektup ccc. Hollanda arkadaşım o senin Zellanda dediğin şey. Ya da öyle bişey hiç yok. O diil de, Vuvu Zelanda. Of. Kötü espriyi de koyar giderim.

Daçe.
Okumaya devam →
12 Haziran 2010 Cumartesi

Vuzziieeeaaaooğğğzzzz!

1 tane ömer üründül tadında yorum
inanılmaz sinir bozucu.. yakında dünya kupası yazısı yazabilirim. yazmayadabilirim. öperim.
edit: ömer üründül yorumluyor yine. çok severim (!)
Okumaya devam →
10 Haziran 2010 Perşembe

İsa'nın da çilesi: Dolmuş

2 tane ömer üründül tadında yorum
kim olduğu önemli diil, bi tane kral işte, açıkçası bir "neaber" dese o kadar mutlu olurdum ki. tarihte kimse bi kere bile "neaber" dememiş mi arkadaş. hmmff.

● Krallar halkını selamlamaya balkona çıktıklarında, ilk sözleri "Neaber?" olsa ya. Çok pis sevinirdim, çok da pis gurur duyardım açıkçası. Ama öyle bişey olmaz tabi. Neyse.
● Bi adres felan sorarken ya da sorana tarif ederken, "burası" yerine "bura" diyen bi insan, kim ne derse desin, hatta rica edicem kimse bişey demesin, yanakları mıncırılası, gözleri beleren, çok samimi ve çok "bizden" bi insan... Kimse bişey demedi di mi? Bi ses duydum.
● Dolmuş şöförü olmak da zor iş ha. Evet bunu dolmuşta düşündüm tahmin edebiliceğiniz gibi. Bence baya zor iş. Özellikle şey bak... "Şunu alır mısınız?" falan diye laf geldiğinde elini uzatıyosun arkaya bakmadan, para gelicek diye bekliyosun, diyosun ki hatta o an kendi kendine, "Ooh." diyosun, "Şimdi bi kaat elli lira gelse...", "Gıcır böyle", "üzeri kapadokyalı falan, oh mis." diyosun. O hayallerle elini arkaya uzatıp avcunu açıyosun, ama yani, bilemiyorum da, biraz da tırsınç bence, sonuçta hiç tanımadığın insanlara, hiç bakmadan elini uzatıyosun, o elin nereye gidiceği hiç belli olmaz. Daha kötüsü; o ele ne geliceği de hiç belli olmaz. Allah bilir ne tutucaksın. Böyle düşününce bence oldukça tırsınç bir meslek dolmuş şöförlüğü.
Justin Hoyte diye futbolcu olması beni biraz rahatsız ediyo, bilmiyorum. Justin diye pis terli halısahacı bi insan olmamalı. Filmlerde hep amigo kızı tavlayan, okulun popüler ismi gibi Justin. Öyle, bi topun peşinden hımbıl hımbıl diye koşucak isim diil.
allaam şuna bak ya. nası seviniyo gol attım diye. justin olucak bi de. insan adını bu kadar mı taşımaz arkadaş. cool'luktan, justin'likten eser yok.

● Dolmuşta Uykusuz filan alıp okuyo oluyorum bazen, çabuk bitsin diye yol, ama dolmuşta Uykusuz okumanın da ayrı bi çilesi, bi cefası var. Çok cefakâr bi insan oldum sayesinde. Dolmuşta Uykusuz okurken ben hiç kendimi tutamıyorum tamam mı, aşırı komik bişey olduğunda ayılar gibi gülüyorum. Ama öyle böyle diil, hiç mi tutamaz bi insan kendisini, bence tutar, ayı diilse tutar yani. Ama benimki de istemli diil. İstemsiz. Sonra dolmuştaki diğer insanların hakkımda yanlış bişey düşünmemeleri için tekrar bir İngiliz asilzâdesine, bir Ziyâgil beyefendisine dönüşüyorum. Bi başka dolmuşta Uykusuz okumanın verdiği cefa da, hani böyle yanımda bazen yaşlı ama dergiye gözü kayan insan oluyo, bana çaktırmadan okuduğunu sanıyo, halbuki yaşlı zaten göremiyodur bile. İşte öyle zamanlarda Otisabi okumamaya dikkat ediyorum; gerçi bi yandan dikkat ediyorken bi yandan da okumak istiyorum. Off. Allaam. Böyle cefalara koma insanı yarabbi. Otisabi açıp okusam, "nç nç nç" efekti alıcam filan. Onu da biliyorum. Oy. Yoruldum şu an.
Su sesli telefon melodisi kadar da beni hayattan soğutan bişey yok. Şırıl şırıl melodi mi olur be (be mi?). Eğer gece uyurken çok çalarsa insanın tuvaleti filan gelir, ne biliyim, ya da yolda belde bi yerde çalsa da gelir gerçi. Benim olsa o telefon, şimdiye prostat olmuştum allah korusun. Bence su sesli telefon melodisini kim bulduysa, ki büyük ihtimalle polis telsizi sesli ve tıraş makinası sesli melodileri de aynı yavan insan buldu, onun Allah belasını versin. Bu dünyada ateşe attılar beni resmen. Adamsendecinin evlatları sizi.
● O diil de ben istiyorum ki, bişeyin saçma olup olmadığına karar veren kurum olsa keşke. Off. Orda ne biçim çalışmak isterim var ya. Önüme gelicek böyle yazı halinde, altında da "Saçma." ve "Saçma değil." seçenekleri olucak, ben karar vericem ve ona göre bütün insanlığın güldüğü şeyleri değiştirebilicem. İsim olarak da "Uluslararası Saçmalık Tespit Kurumu (kısa adı USTEK)" gibi bişey düşünüyorum.
● İnsanın acıkması, buzdolabını açıp bişeyler yemesi, sonra on dakika sonra yine acıkması, sonra yine buzdolabına bakması, bişeyler bulup yemesi falan, sonra öküzler gibi acıkması yine. Off çok büyük bir kısır döngüye girdim. Gidiyim de dolaba bi bakiyim başka ne varmış. Sizi öperim.

Daçe.
Okumaya devam →
7 Haziran 2010 Pazartesi

Kuala Lumpurluluk

5 tane ömer üründül tadında yorum
Neyaptın sevgili okur? Canının sağlığı devam ediyor mu umarsızca? Etmese nası okucaksın dimi, o da var.

Finallerim vardı benim. Ben kimim ben nerdeyim. Emreğaydın modunda. Finallerim bitti ama. Çok şükür allaama. Bu da yaşlı teyze modunda. Finallerden bir çoğu, şu yağmurlu-dolulu günlerde, girdiği yerde ne yazık ki açılmayarak beni ıpıslak, sırılsıklak bıraktı. Çin malı şemsiye almıycaksın. Bunu bilir bunu söylerim.

Ben bu okulun, sevgili okur, Matematik Departmanı'na inceden kılım, söylemiş miydim. Ha evet söylemiştim, ilk midterm'den 8 aldığımda. Yazıyla falan da sekiz. Her halükârda sekiz aldım. Neyse, bir büyüklük gösterip unuttum onu. Fakat insan adamsendeci olmayagörsün; hemen bir yeni apaçiliğe, bir vurdumduymazlığa, efendime söyliyim bir kıldöndücülüğe girişmişler. Efendim bu pis departman, benim bütün finallerim bir şekilde 'gire-çıka' devam ediyorken, bitmeden yani, daha devam ediyoken, bütün bi dönemin notlarını açıklamış. Midterm final minal ne varsa. Benim bi moralim bozul. Sen bi moralim bozul. Ama nasıl bozul. Hiç hoş diil. Allaam dedim, nası cümleler kuruyorum öyle ya. Bütün sınavlar biter en son açıklarsın di mi. Ama yok. O gerginlik verilicek. O yaz okulu kokusu bütün bir odaya yayılıcak illa ki.

Te allaam ya.

Neyse.

O diil de finallerden kaç alıcağımızı BBG evinde eleneni filan açıklayan Doğa Bey açıklasa ya. Off. Ne heyecanlı olur ha. "Bölgelerden gelen oylara göre" falan.

kuala lumpurluluk duruşu diye bir şey var. bkz: ortadaki esneyen adam. has kualalı. belli.

Bence şu dünya üzerinde nerde kıyıda köşede kalmış bi halk var, böyle ne bir spor aktivitesinde duyarsın, ne bir anlaşmada-savaşta mavaşta adı geçer, aklına bile gelmez, dünyanın yükünü en çok onlar çekiyo işte bence. Şimdi mesela kalkmış, Kuala Lumpur diyor adam bana. Nerelisin diyorum, Kuala Lumpurluyum diyor. Övünerek. Böbüm böbüm böbürlenerek. E iyi güzel de kardeşim, Kuala Lumpur neresi? Kuala neresi Lumpur neresi. Kualalılık diye bir şey mi var? Çok acayip şeyler bunlar bence. Kendini asla ifade edemiyosun bir Kualalı Lumpurlu olarak. Dünyanın neresine gidersen git. Mesela şey var; Fransız Guyanası. Bi de normal Guyana var. "Nerelisin?" - "Fransız Guyanasılıyım." Hiç oldu mu o hiç? Bence olmadı hiç. Fransızsan Fransızım de efendi gibi, de ki "si muple alor on dans franss" falan, haa yok Fransız diil Guyanalıysan Guyanalıyım de. Şey gibi sanki. Anne Guyanalı ama kütük Fransa'daymış gibi.

Saçma mı oldu.

Einstein'ın relativite (bildiğin 'nazar') ilkesince; bu, diğer yazılara "nazaran" biraz kısa olmuş olabilir. Almanlar çok ilginç. Marx'ın "Das Kapital"i gibi, Einstein da "Das Relativ" diye kitap yazsaymış ya. Pis okurdum valla. Neyse. Bunlar Alman'ın bileceği iş. "Nerelisin?" - "Almanım." Bak ne kadar temiz. Ne kadar güzel. Bi de Lumpurluya bak. Tey allaam. Dünya garip.

Anında Edit: O diil de Kuala Lumpur da ülke değil başkentmiş 'ya la'. Ne biçim de cahilliğime geldi, ver ettim espriyi şakayı, rezil ettim Lumpurluyu güya. Kendimi rezil etmişim. Neyse. Yayınlayalım. Sansüre uğramasın.

Gittim.

Daçe.
Okumaya devam →
5 Haziran 2010 Cumartesi

'Nevertheless'in Hazin Sonu

1 tane ömer üründül tadında yorum
● İsim şehirde N'yle hayvan bulamama sıkıntısına son: Neaber?

● Çok acayip isteklerim var benim. Mesela bazen istiyorum ki bankamatikten para çekerken filan, böyle bi yanlışlık olsun makinada, ne biliyim bi hata olsun beyni falan çökmüş olsun, 5 liraları 50 lira olarak versin mesela. Böyle şeyler istiyorum. Ya da şey de olur bak. Bi sınavım çok yanlış okunsun. Ama öyle böyle diil, bayaa bi yanlış okunsun, ya da işte puanları filan yanlış toplasınlar; 20-30 beklediğim sınavdan böyle bi 80 falan alayım. Bunu da istiyorum. Bi de bazen şey istiyorum da, o çok olucak gibi bişey diil, böyle hiçbişey yapmiyim tamam mı, ama hiçbişey yapmiyim, yatiyim sadece, uzaylılar gelip bütün kalkülüs-fizik-bilmemne bilgisini beynime versin. Beynime versin derken, biraz garip oldu gerçi ama, ne biliyim, anlatabildim sonuçta di mi? İşte böyle hazıra konayım istiyorum. Çünkü ben beleşçi bi insanım.
● İtiraf et sen de beleşçi bi insansın sevgili okur. İçinde hayvanlar kadar beleş yeme arzusu var biliyorum. Aynı benim gibi işte. Halı sahalarda kolay gol atabilmek için kalenin ağzında bekleyen adamsın sen. Biliyorum yani, hiiiç saklama. Ben çok bekledim çünkü kale ağzında. Ofsaytçının, hazırakonancının oğlu/kızı seni.

● Geçen dedim ki kendi kendime, lan dedim, bölümde ne kadar Azeri ne kadar Kazak arkadaş varsa ekliyim dedim feysbuktan. Zaten az arkadaşım var, biraz artsın filan. Bir eklemeye başladım ki, piyüüü, sonu gelmedi. Böyle yaklaşık bi 8-10 kişi filan ekledim bir haftada. Bi baktım, profilim "-ov"dan, "-ullah"dan, işte efendime söyliyim, "ahmad"dan "mahmad"dan geçilmiyor. Bi an için kendimi öyle alelade bi insan diil de, böyle bi Türkî Cumhuriyetler Ankara Temsilcisi sanmadım değil.

● Hazırlıkların da geçen bi prof çalışmasına şahit oldum (prof: bir tür sınav. listening çok yankılanır, writingde uçman gerekir. öyle bir sınav). Allaam. Garip. Diyo ki bi tanesi "Olm" diyo "Nevertheless mamafih demek." Deli mi ne. Mamafih ne demek olm. Resmen diyo ki ben diyo çok iyi biliyorum Türkçe'yi diyo. Resmen donumda sallıyorum diyo, hepinizin de burda ırzına geçerim (tabi sansür var) haberiniz bile olmaz diyo. O an bakakaldım. Kanım dondu. Mamafih'in altında bunca şey söyledi. Ürpertici. Değişik..

● Bi de geçen cancaazım anlattı, fizik hocasına sınavda "Burdaki 'spectrum' ne demek?" diye sormuş, adam da "Spectrum şey yaa. Tayf demek." diye yanıtlamış. Tabi cancaazım kibar bir insan olduğu için, bi de tayf'ı bildiği için daha da bişey dememiş ama ben olsam orda şöyle devam edebilirdi diyalog: "Haa tamam tayf diyosan... Tayf ne mnkym?!" Gerçi sonra hoca da şöyle devam ederdi büyük ihtimalle: "Püüü terbiyesiz herif. Seni bırakıyorum bu dersten!!" Sonra eğer ekranda canlı bi ortalama hesabı çıksa (çünkü realiti şova döndü iş iyice) benim ortalamam şöyle devam ederdi: 2.5 - 2.1 - 2.0 - 1.80 - 1.40. Akabinde de kariyerim şu şekilde başlayıp şöyle devam edeyazardı herhalde:
"Askerlik (kısa dönem) - TPAO (iş başvurusu) - TPAO (başvurunun reddi) - BP (iş başvurusu) - BP (reddi) - Petrol Ofisi (başv... red) - Gasprom (başvuramadan red) - Banka sektörüne giriş (iş başvurusu, başvuru reddi) - Yılların işsizliğinin ardından bir umut petrol sektörüne geri dönüş - TPAO (iş başvurusu) - TPAO (başvurunun reddi) ..."


● Oha çok yoruldum resmen şu üstteki maddede. Dur iki dakka dinleniyim...

● Dinlendim.

● 80'ler ne garipti ya. Öyle böyle diil, pis garipti. Allahtan hiç 80'lerde yaşamadım.

● 90'lar desen zaten bir kısmında çocuktum, haliyle kafam güzel gibi bişeydi, şuursuzdum, hatırlamadığım şeyler var.

● O diil de şu yazıyı resmen mola vere vere yazdım ya, daha hiçbişey demiyorum kendime. Hadi gidiyim artık. Çünkü finaller tam bir utanmaz olduğundan haala daha devam ediyo. Ulan ben bittim tükendim midterm'dü finaldi; sınavlar bitmedi ya. Bu nasıl bir aymazlıktır, nasıl bir adamsendeciliktir, nasıl b-neyse gittim.

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)