29 Nisan 2010 Perşembe

Uptown'da Hayat

2 tane ömer üründül tadında yorum

"Arhadaşım, sen nerde ineceen?!" sesiyle irikilip kendime geldim. Kafamı uzun süredir cama yaslamış olduğumdan, kaldırdığımda cama bıraktığım belli belirsiz yağ tabakasını gördüm. Aynı tabakayı şöför de görmüş olucak ki, ikinci kez ve daha sinirli bi şekilde tekrar etti; "Arhadaşım! Nerde inecen sen, nerde?" Dolmuşta bir tek iki sıra önde tikimsi bi kız, en önde ayımsı bi dolmuş şöförü ve en arkada ben kalmıştık ve şöförün bana bu soruyu sorduğu yer, tam da iniceğim yerdi. "Aha, aha" dedim, "Burda bi yerde inerim ben." Çıslamalar ve tıslamalar eşliğinde kapı açıldı, indim. İnerken şöför hala atarlı bakıyodu dikiz aynasından. "Canın cehenneme dostum." dedim. İçimden tabi.

Yine böyle bi kere uyuyakalmıştım ben dolmuşta, artık nası yorulmuşsa bünye, camı gördüğü anda koyuyo kafayı, neyse, yine böyle bi soruyla uyandırıldım o tatlı uykumdan. Lanet olaları. Uyandığımda bayaa bi geçmiştim inmem gereken yeri. Haliyle, inince de bayaa bi yürümüştüm. Önünden geçtiğin yere tekrar geri yürümek de nası koyuyo insana biliyo musun sevgili okur? Bi de düşün, böyle deli gibi yağmurlu falan bi gündü. Dolmuştan inip eve yürüyene kadar resmen "Evet Ali Kırcaa, Bulgaristan baraj kapaklarını açtı ve gördüğünüz gibi Edirne sular altında!.." diye haber çektim. O derece. Neyse.

Bu tâlihsiz olayı düşündüm Uptown Dikmen'in keskin coğrafyasında evimin yolunu tutarken. Hatta size bişey söyliyim mi? Evimin yolu beni unutmuş, otellerin soğukluğunda. Ahaha. Yok yok şaka. Bu yavan şaka içimde kalsın istemedim. Eöhm.. Uptown Dikmen'de artık klâsikleşen "Bağıra bağıra futbol oynamaca!!" eventine tanık oldum yine. Mahallenin gençlerinden Furkan (12) ve Efe (10)'nin kaptanlıklarını yaptıkları 3'er kişilik iki takımın kıyasıya mücadelesini izledim geçerken. Tamam Bağıra Bağıra falan ama, o nasıl bağırmak arkadaş! Kulak lan bu. Özellikle kaptanların, Efe (10) ve Furkan (12)'ın "introduction to ergenlik 110" tonlu sesleri insanda neşe bırakmıyor.

Onları geçip, yaşça biraz daha 'genç'e yakın, hatta bildiğin genç olan bakkal gencine yöneldim. Bakkal genci dediğimiz insan, bakkal abinin büyük oğlu. Benden biraz daha büyük. O yüzden bakkal genci. Eve gidiş gelişlerimde çoğu zaman dükkânın önüne çıkıp sinek avladığına şahit olduğum bakkal genciyle aramızda ilginç bir diyalog var. Her seferinde "Meraba" diyorum uzaktan. Şimdi ben Uptown Dikmenli olduğum için, yani yeni gibi bizim oralar ya hani, yakışmaz Selamınaleyküm filan gibi şatafatlı şeyler. Meraba diyorum. Meraba-meraba, o kadar. Bazen bu bakkal gencinin canı çok sıkılmış oluyo, sırf zaman geçsin diye saçma şeyler konuşuyoruz. Yani sırf onun zamanı geçsin diye, yoksa benim zamanım geçiyor zaten bi şekilde. Bi de bu bakkal genciyle muhabbetim olmasına bi bakıma seviniyorum, zira kendisi tam "bi durum olduğunda çağrılabilicek adam". Has Dikmenli, belli. Bi de kickboxçı falan, yazmıyosa. Fakat bi bakıma da üzülsem mi bilemiyorum, çünkü kendisinin bayaa bi yazma huyu var. Aklına geleni yazıyo. İki senedir gazete standı gelicek mesela, gelmedi. Sırf gazete almaya deli gibi yol yürüyorum. Şimdi dondurma gelecek kardeş diyo. İyi dedim ne diyim. Hayırlısı tabi... Neyse, bakkal genciyle de günlük görüşmemi yapıp devam ettim yoluma, ki bir başka Uptown Dikmen stereotipi çıktı. Şaşardım çıkmasa.

Kiliseden dönen yaşlı William (71) - Karla (68) çiftine rastladım. Onlar, Uptown Dikmen'in en yaşlı, en hürmet gören, akıl danışılan çiftiydi. Onlar, Uptown'ın köklü kültürünü korumaya çalışan yaşayan efsanelerdi. Onlar, kendi hallerinde her ezanda camiye giden Mustafa (71) ve Döndü (68)'den başkası değildi. Aslına bakarsanız, kimsenin da akıl falan danıştığı yoktu. Danışıklı dövüş. Of ne pis yavan şaka koyuyorum araya. Neyse.

Sonra da eve geldim, blogger.com'a girdim, mevsimler sonra ilk yazımı yazdım. Oh mis. Uptown'da gelişmeler bu şekilde.
Ali Kırca?

-hem ne zamandır yazmıyor olmam nedeniyle, hem de kendisinin bu aralar yoğunluğu nedeniyle, okuyup bitirdiğinde yüzünde tatlı bi gülümseme bırakmışsam diye cancaaza ithaf ediyorum yazıyı yine. "öeeh yine mi cancaazına, bi de bize ithaf et" diyen çıkar. hadi bi de dudakları da kalbi kadar büyük olan iyi insana edeyim. kendisi ne zamandır benden yazı bekliyordu. çok öperim.-
Okumaya devam →
19 Nisan 2010 Pazartesi

Tüm İzlanda Halkına

3 tane ömer üründül tadında yorum
nasıl da iştahlı patlamış çirkin isimli.

"İzlanda hakkında espri yapmazsam ölürüm." hastalığının son kurbanı olarak bu konuda daha fazla sessiz kalamazdım...

Şimdi ben burdan doğrudan İzlanda halkına seslenmek istiyorum. Hiç lafı dolandırmadan. Sevgili İzlandalılar, hatta İzlanlar diyim hepimiz açısından bi kolaylık olsun, neabersiniz? Keyifler yerinde mi? Bence yerinde olmalı. Bütün dünya sizden bahsediyo çünkü şu an. Uluslararası spor müsabakalarında curlingten (vici vici vokke diye buzu ütüleyip, pock kaydırmaca) ve bi de her sene her sene finale kaldığınız Örövizyon'dan başka hiçbir aktiviteniz yok, ve dünya sizi tanısın istediniz. Peki neydi bizim suçumuz?

Bak arkadaş, ben zaten öyle buzun üstüne hoppadanak ev kuran adamdan bi uzak dururum tamam mı. Kaldı ki sen sana rahat batmış gibi, adeta bir utanmaz gibi, buzlu buzlu yerlere oturuyosun, ki nasıl ishâl olmuyosun anlamadım, çocuğun falan nası oluyo, çünkü benim bildiğim "soğuğa oturma çocuğun olmaz yavrııııım." derler. Oraya oturuyosun, bi de pis pis ordan bakıp diyosun ki İzlanda olsun burası böyle komple, bi dilimiz bi bayraamız olsun. Ne biliyim işte başımızda bi kral, bi yöneticek işte kim varsa o dursun falan. Bunu diyosunuz, tamam da. Özellikle o dil konusunda bi soru sormak istiyorum...

Çok net olucam. Eyjafjallayjöküll nedir?! Bu ne aymazlıktır, ne adamsendeciliktir, bu ne bariz Bilica'lıktır, ne pislik bişeydir?.. Pis misiniz oğlum siz? Eyjafjallayjöküll yazıcam, yazamıyorum. Kopipast olmasa apışıp kalıcam. Buzun üstüne otura otura bence belinizi üşütmüşsünüz siz, kafa yapmış çok soğuk, ne biliyim öyle şeyler olmuş.

Yarından tezi yok akıllı oluyorsunuz. Öyle Eiður Guðjohnsen'lerle, Reykjavik'lerle, Eyjafyallayöküll'lerle falan hiçbir yere varamazsınız. Gerçi az Guduyonsen demedik küçükken ama. Neyse. Bu blog postu aracılığıyla tüm İzlanları bir zamanlar boyunduruğundan çıktıkları Danimarka'ya yeniden bağlanmaya davet ediyorum. Özerklik falan da diil, normal Danimarkalı olucaksınız hepiniz. En azından bi derece iletişim kurabiliriz diye düşünüyorum. Haydi.

Daçe.
Okumaya devam →
16 Nisan 2010 Cuma

'Gey' Telefonu

4 tane ömer üründül tadında yorum

Hey apple, w'sup?
● Bugün, sevgili okur, sabah 8 buçuk sularında ben bir matematik dersine girmişim ki, off, düşman başına. Ressmen dünyanın en kötü sesli insanı bizim matematik resiteyşınına giriyo, böyle bişey var mı. Kadının sesi, Allaam günah yazma sen, o kadar dayanılmaz, o kadar böyle, off bak yine bi kötü oldum hatırlayınca. Böylee, bi kapı düşün. Bayaa büsbütünüyle karşında duran bi kapı. Ama düşün ki menteşelerinin yağı gitmiş, haliyle gıcır gıcır, vik vik bi ses geliyo her açıp kapattığında. O işte bizim hocamız. Zaten kendi de kapı gibi bi insan. Kapı gibi kız olur mu arkadaşım? Benden geniş omuzları var asistanın yemin ediyorum, bi de ders anlatırken elini kolunu kaldırdığını düşün, tam bir Shrek yani. Korkunç. Of aman. Nası pis bi ders o resiteyşın. Allah belasını versin öyle şeyin. Sabaan köründe. Allaah... Çok şükür.
● Kafasında isilik çıkar mı bi insanın? Bence çıkmaz, çıkmamalı, özellikle o insanın saçları 3 numara kısaysa hiç olmamalı. Bitli gibi kaşınıyorum lan, gören kaçıyo. Bayaa bildiğin yolunu falan değiştiriyo beni kaşınırken gören insan, "Ayy." diyo, "Bitli kesin bu." Hemen karşı kaldırıma geçiyo mesela, ya da çocuğuyla filan yürüyosa çocuğunu çekiyo, köpeğini gezdirenler tasmaya sarılıyo falan. Resmen, kafamı kaşırken etrafta endişe ve panik hali yaratıyorum. Off. Bitli değilim ben.
● Bugünlerde dünya üzerindeki en kibar dolmuşçulara rastlıyorum, ya da bilemiyorum belki baharın gelişiyle birlikte daha bi kibarlaştılar. Önceki hafta bindiğim, ve ben biner binmez bi bana bi de elindeki sigaraya bakıp, "O zağan ben şu zaarı aşşaada içiyim, raatsız olmayın kohudan." diyen bir dolmuş şöföründen sonra, dün de eve giderken bindiğim dolmuşun şöförü paramın üzerini teşekkür ederek verdi. Niyeyse. Yani hizmet ediyo, bi bedeli var, ben de onu ödüyorum. Bi de teşekkür ediyo bana. Etsin tabii etsin, etmesin demiyorum, aferim, elimi bile öpücek eşşek diil ya. Hayırsız. Kerata. Fakat o öyle mahsun mahsun teşekkür edince, benim de istemsiz olarak "Ben teşekkür ederim." demiş olmam çok garip oldu. Bi an niye öyle dediğimi filan düşündüm. Valla değişik. Karşılıklı bir şükran ve memnuniyet içerisinde onbeş dakika geçirdik. Öeyle.
● Şimdi tam "öyle" de diil, "eyle" de diil, "öylö" hiç diil, tam böyle üçünün arası. Daha bi bizden, daha bi can. Öeyle. Ağız yayık.

nokia 2300, feel that f*cking gayness.

● O diil de benim bi haftaya yakın süredir telefonum bozuk, yani şahsi, kendimin, kişisel telefonum, haliyle anneminkini aldım onu kullanıyorum ne zamandır. Bak tarif ediyim sana telefonu... Nokia. Baskın renkler beyaz, pembe ve mor. Yer yer lila, eflatun oluyo. Ve tuş takımı neredeyse kelebek şeklinde. Evet. Bildiğin kelebek. Ama tam da kelebek yapamamışlar, demişler "Ulan yarın bi gün bi erkeğin eline geçer böyle bi telefon, yazıktır, iyice sçmayalım aağzına." O yüzden kelebeğe yakın bişey yapıp orda bırakmışlar. Ama bildiğin "gey" telefonu taşıyorum yani.
"Aaa yanmışsın sen!" diyen insana "Asıl sen beyazlaşmışsın iyice." diyip moral bozmak istiyorum.
● Bi de ergenliğin başında daha yeni yeni boy atmakta olan minimal diimaaların yanında "Valla bence daha uzamazsın abicim, en fazla 2 santim." diye baltalı ilahlık yapmak istiyorum.
● Geçen gün "Kelebek gibi uçar, ayı gibi sıçarım." esprili karikatür çizdim, artık esprinin soğukluğundan mı, yoksa çizimimin kötülüğünden midir anlamadım, kimse gülmedi. O an bi mahvoldum ben. Bi daldım gittim uzaklara. Ayıldığımda, arkadaşlar yanaağma tokat atıp burnuma kolonyayı ver ediyolardı.
● Labda telefonla konuşan insanlara dalmak istiyorum ama bir milyon kişi bulabileceğimden emin değilim. Olsun ben tek de döverim onları. Bak haala konuşuyo pis -bu satırlar labda yazıldığından kelli-. Zaaten bir labda telefonla konuşan insan, iki otobüste/dolmuşta/metrobüste (metrobüs evet, kitleyi geniş tutuyorum.) bağıra bağıra telefonla konuşan insanın yarası eksik olmıycak yüzünde. Scarface seni.
● Bu sabah otobüse bindim normal normal, kartı bastım, okumadı. Taam dedim, yapar. Başka birinin kartını rica ettim, onu bastım, neyse tam yerime geçip oturucam, (çünkü koltuklar hep biletli ve benim belli bi yerim var.) şöför hala diyo ki "Yarım bas, tam bas, iki kere bas." İlk başta bu kombinasyonun ne işe yaradığını anlamadım, ama üzerine saatler boyu düşündükten ve hatta fizikteki, matematikteki arkadaşlardan da yardım aldıktan sonra fark ettim ki, adamın ne demek istediğini haala anlamamışım ve bu maddeyi de gereksiz yere yazmışım. Ama başta sanki komik bişeymiş gibi gelmiş falan. Off rezillik. Öeyle.
Hey blackberry! Whoozzaaa?

Daçe.
Okumaya devam →
15 Nisan 2010 Perşembe

Fizik ve Matematik Departmanlarına, Ankara.

5 tane ömer üründül tadında yorum
bu satırlar iki gün önce kaleme alınmış, fakat o zaman günyüzüne çıkmamıştır...

Selam sevgili okur. Sana yine fizik bölümünün bilgisayar labından yazıyorum. Evet yapıyorum bunu. Yine labın bir yerlerinde insanlar çok ciddi, kritik, mühim işlerini hallediyor bilgisayarda; essay yazıyor belki, ödevini falan yapıyor. Ben, utanmaz ben, blogu açtım, yazı yazıyorum. Evet. Beyleyken beyle.

Fizik bölümü, geçen haftalarda girdiğim midterm'den 8 (yazıyla sekiz -yalan yok-) veren bir bina. Çatısı falan var. 8 dediğim de yanlış anlaşılmasın, 100 üzerinden olucak hali yok, yuh lan o kadar da salak diilim, 10 üzerinden 8... İnanmadın dimi sevgili okur? Ben de inanmadım zaten. Bildiğin 8/100 aldım. Yani sen, fizik bölümüne diyorum, sen fizik bölümüsün, büyük düşün, bak ben bütün derslerimi senin soğuk amfilerinde, o buz gibi ve yürek dağlayan, yalnızlık amfilerinde alıyorum (tuna kiremitçi tarzı duygu sömürüsü), ben senin kantinin, fizik kantininin yıllık cirosuna yüzde 70 etki ediyorum. İki hafta üst üste poğaça ve çay almasam ne olursun biliyor musun? Taş olursun taş. Bazen ihtiyacım oluyor, tuvaletlerini falan kullanıyorum, neticede hepimizin ihtiyaçları oluyor bazen, olmuyor değil, ama ben o kadar temiz kullanıyorum ki o pislik tuvaletleri.. Nasıl bıraktığımı görsen beni hademe olarak işe alırsın yemin ediyorum. Bütün bunlara rağmen sen bana hala 8 veriyorsan sevgili fizik departmanı, ki departman olmuşsun ama adam olamamışsın, ben sana daha hiçbişey demiyorum.

Peki ya matematik bölümüne ne demeli? Sırf istikrarlı bi öğrenci olayım diye mi 8 verdin sen de? Evet sevgili okur, bu iki çakal bölüm, bu iki kafadar, iki tane göbekleri bağlı, yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen (çünkü bazen görüyorum matematiğin önünde, fiziğin önünde efes kutuları falan) iki sinsi bölüm kafa kafaya verip 8'er almamı sağladılar. Artık o kafa-kafa'da ne tip bi geyik döndü bilmiyorum, "dostluk kazansın." mı dediler artık, "sekiz-sekiz, atan alır." mı dediler ne dediler, pisler, anlamadım.

Neticede totalde 16 ediyor ve o bile herhangi birinin körvünü tutturmaya yeterli diil. Ama diyorum ki burdan fizik ve matematik departmanlarına, sen duuuuur sen duur! Dönüşüm muhteşem olucak. Arz ederim.

bu arada fizik notumla bilgisayar mühendisliğindeki bir arkadaşı tokatlamışım, şimdi isim verip rencide etmek istemiyorum. gerçi daha ne rencide olucan, yuh, oha, 6 almışsın. neyse. ben bişey demiyorum.
Okumaya devam →

Taam Ya Ben Yaparım.

0 tane ömer üründül tadında yorum
Duydum ki Efes Pilsen, bir yandan reklamını yapacağı, bir yandan da düzenlediği aktiviteleri komikli-şakalı paylaşacağı bir blog yazarı arıyormuş. Bence aradıkları kan ben olabilirim. Evet burdan doğrudan Efes Pilsen Blog yetkililerine sesleniyorum, "al beni al al al". Hani aslında burda "şöyle iyi yazarım, böyle deli yazarım." diye atıp tutmam gerekir, ama Efes'çilerden ricam, madem onlar beni istiyor, bi zahmet önceki blog yazılarımdan birkaç tanesini de okusunlar. Eğlenceli komikli falan zaten hepsi. Şimdi bu yazının linkini şuraya göndermem gerekiyor. Ondan sonra olursa ne âlâ, böyle Efes nerde ben orda olucam gibi bir durum söz konusu. Festival ossuun, konser ossuun, maç neyin ossun. Bişey çıkarsa haber veririm sana sevgili okur. Merakta bırakmam seni. Çok da merak ediyordun çünkü, evet tamam.
Okumaya devam →
12 Nisan 2010 Pazartesi

Başka Bir Açıdan

1 tane ömer üründül tadında yorum

önsöz: bu bir futbol yazısı değil. yanlış anlaşılma olmasın. valla bak.


Biri "Messi." dediğinde orda biter ortamdaki futbol muhabbeti. Sınır Messi'dir. Bütün konuşulanlar, tartışmalar, tahminler, iddaalar hep Messi'ye kadardır. Arkadaş ortamında futbol konusunda atıp tutmak istediğiniz bir şeyler varsa bunu hemen yapmalısınız, "Mourinho adam değil." demelisiniz, ya da "Banane olm taçtan gol olmaz!" diye sitem etmelisiniz belki. Bütün bu söylemek istediklerinizi, biri "Messi." diyene kadar söylemelisiniz; ki eğer ortamda Messi'yi normalden daha çok seven biri varsa, bu zaman çok çok daha kısadır. Messi öyle bi adam işte. Son yıllardaki futbol muhabbetlerinin içine s.çar gider, arkasına bile bakmaz. Çünkü mütevazidir kendisi. Mesela sen de ki "Messi çok şaane gol atıyo olm." filan. Yani biraz yüzeysel oldu ama böyle dedin diyelim. Messi anında sana bi bakar ordaysa, bi göz göze gelirsiniz, ama hiç de bişey demeden gider. Çekip gider. Ortamda ne kadar insan varsa hepsini çalımlaya çalımlaya gözden kaybolur.

Ama Ronaldo öyle mi? Sen daha Ronaldo'nun R'sini söylemeden bu adam ortamda belirir, "Ehehe benim lan o!" der, bi gururlanır, sen o 50'liği bitirene kadar da gitmez. Muhabbete dahil olmak ister her daim, ne biliyim, ortamın yavşağına oynar, tribünlere, kızlara oynar bu adam. Kafası "Bizim evde jöle var." dercesine ıslak, üzerindekiler "Benim babam Nayk. Böyle komple." dercesine Nike'tır. Muhabbet bitene kadar oturur, hatta ortamdakilerin rahatsız olduğunu gördüğü halde elini kaldırır, garsona çok 'kuul gibi' bi hareketle seslenir, bi 70'lik ister. 70 cl. birayı 5 dakikada bitirir, daha da ister utanmasa. Ha bi de bu adam, ortamda ne kadar çerez varsa hepsinden otlanır. Hiç de çaktırmaz. Ronaldo öyle bi adam çünkü. Messi öyle bi adam diil.

Bence aralarındaki en büyük fark bu.
Okumaya devam →
9 Nisan 2010 Cuma

Elmacıklı Murphy

0 tane ömer üründül tadında yorum
küfreden ilk insan (solda). muhtemelen "taş olursun yavrııım." şeklindeki uyarılara kulak asmamış.

● Sidebar'ın en tepesinde devam etmekte olan son ankete göre, her yüz sevgili okurdan seksenüçü aağzımı yüzümü dağıtmak istiyo çıkışta.. Eheh. Naber?
● Fizikti kalkülüstü derken şu aralar sınav babından hoş olmayan bir dönemdeyim. Ondan yazamıyorum. Bak mesela şimdi de kalkülüs çalışıcam birazdan, ama sırf yazma isteğine engel olamadığımdan yazıyorum. Öhm. Evet.
Mörfi diye bişey var biliyosun, tam olarak az önce başıma geldi. Bilgisayarın karşısına oturmuşum, kalkülüs çalışmasından önce bi bakınayım dedim. Bir elimde mouse, ötekinde tabak, tatlı yiyorum ayıptır söylemesi. Ama o kadar keyfim yerinde ki, elimi oynatasım yok yerinden, o derece. Annem geldi içerden, diyo ki "Renklileri yıkıyorum üstündekini de çıkart onu da atıyım." Yani o keyifli, o raat pozisyonumu bozucam, sviti çıkartıp yenisini giyicem... Böyle bi dünya yok. Anneme böyle bir şeyin mümkün olamayacağını ve kendisine yıkamak için yeni hedefler belirlemesi gerektiğini güzellikle anlattım, annem gitti.. Üç dakika geçti geçmedi, bak geçti-geçmedi yani, sen tatlı yerken bi üstüne dök, bi yapışsın o telleri svitine (evet telli bi tatlı evet), bi o svit hemen anında kirlensin, fakat o sırada anne homosapien çamaşır makinasını başlatmış olsun, hiç de bişey diyeme. Off. Ressmen o mörfi denen ne idüğü belirsizin oğlu üç dakikada keyfimi skti attı. Yani biraz küfürlü konuşuyorum ama 'çohssiniroldumyeeaa'. Godumunankara seni.
● Küfür ne kadar değişik bişey. Merak ediyorum tarihte ilk kim, nasıl küfretmiştir diye. Düşünsene, büyük ihtimalle böyle neandertal çağda (off şu an blogun entellik seviyesi bi ikiyüz-üçyüz entellik birimi -e- kadar zıpladı.) kıllı kıllı bi homosapien diğerinin taşını falan çalıyo, o sapien de buna içgüdüsel olarak şöyle bağırmaya başlıyo; "Buroklontoşumuoğzunosuçtuğumunsopüönü!!!" Bilmiyorum, biraz saçma mı oldu sanki.

meşhur murphy. hem de elmacık kemikli de bir insan kendisi. sinsiyi görüyo musun sinsiyi.

Elmacık kemikleri olan insandan ben hayatta çekinmem sevgili okur, biliyorum sen de çekinmezsin. Çünkü elmacık kemikli insan, yani şimdi gerçi hepimizin elmacık kemikleri yok değil, var, inkâr edecek değilim bu bilimsel gerçeği, ama o elmacık kemikli insan resmen diyo ki benim diyo burnumun sağında ve solunda birer tane minik Amasya elması var diyo, sağlı sollu mıncırıcaksın yanaklarımı diyo. Resmen melek gibi bi insan. Bişey anlatırsın, sabaha kadar dinler, akşam olur, hala dinler. Hiç de sözünü kesmez, ööyle bakar sana. Gülerek bi de. Sevimli. Eğer bu bi çocuksa, aağzına aağzına vurarak mıncırıcaksın, yok eğer bu bi yaşlıysa, söyle ona yakışmıyo elmacık kemiği yaşlı insana. Evet. Öyle. Elmacıklı bi çocuk olsa da vursam aağzına. Bugün metroda elmacık kemikli orta yaşlı bi adam gördüm de, bu paragraf onun eseri yani. Naif. Aağzına.
Yeminli mali müşavir diye bişey gördüm geçen. Mesleğe girişte yemin mi etmiş naapmışsa, deli mi ne, yeminli yazmış oraya. Ahahah bak düşünsene, bi de böyle abdestli namazlı mali müşavir falan oluyomuş daha çok güven versin diye. Ahoahaha. Ohohahaha. Tamam.
● Geçen gün ben hayatımda ilk kez böyle uzaktan uzaktan, gizli gizli birini takip ettim. Biri değil, bi şey hatta. Bi kedi takip ettim. Hatta cancaazla birlikte ettik. Böyle bildiğin Amerikan filmlerindeki paranoyak edici takip sahneleri gibi, 10 metre yürüyoruz kedi duruyo, biz hemen saklanıyoruz, sonra kedi devam edince biz de arkasından gidiyoruz falan. Evet çok çılgın bir ikiliyiz cancaazımla. Yanlış anlaşılmasın, satanist diiliz, sadece takip etmekten çok hoşlanıyoruz. Ehueh. Hem ne demiş Alman düşünür Denkermann; "Bilerek öldürdüyseeen... O zaman niyeeğöldürüyoong?"
● Haydi kalkülüse kaçayım ben. Bi de curve sıkıştırmasın yürüyen merdiven eşiğine. İnanmazsın sevgili okur, yakında yine yazıcam. Şimdilik öpüyorum.

Daçe.
Okumaya devam →
3 Nisan 2010 Cumartesi

Yüzde Yirmiyedi.

2 tane ömer üründül tadında yorum
Midtermler, ödevler/assignmentlar ve projeler tüm hızıyla devam ederken, geçen haftaki anket sorusuna verilen cevapların büyük çoğunluğu, gayri safi milli hasılamızın feysbuk semaalarına aktığı yönünde. Şaşırdınız değil mi? "Sabahlarım." diye kendini kandıranından, "Ben çalışmıyım ama bir güç var." diyenine kadar genişçe bir yelpaze. Ahanda aşağıda derli toplu sonuçlar:

Midterm'lere çalışma mottomuz ne olmalı?
Dur şu feysbuka bakiyim önce bir... 15 (27%)
Ya da şimdi yatiyim da, sabah erken kalkar çalışırım. 10 (18%)

Neaber? (o derece.) 9 (16%)
Sabahlarım en kötü yaa, nolcak. 8 (14%)
Şimdi çalışıyim, sonra raatlarım. 6 (10%)
Allah büyük. 6 (10%)
Hmm... Şey... Arbeit Macht Frei. 1 (1%)

Yeni anket çok yakında sevgili okur. Valla bak.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)