9 Ocak 2010 Cumartesi

Lehaloooov!!

1 tane ömer üründül tadında yorum
"Lehaloooov!!" sesiyle irkildi. Gözlerini açtı, duvarla burun buruna geldi. "Noluyo lan?" diyerek döndü yatakta, gözlerini ovuşturdu. Sesin geldiği yöne doğru bakmaya çalıştı; baktığı yerde açık olan balkon camını ve önünde cereyandan ya komple içeri ya da komple dışarı saldıran perdeyi gördü. Gözlerini tekrar ovuşturup kolundaki saate baktı, "Ulan daha sabahın körü be!" diye hayıflandı, pikeyi üzerine çekip adeta karaya yeni çıkarılmış alabalık gibi huysuz hareketlerle tekrar uyuma pozisyonu aldı. O anda yine açık balkon camından "Guveley guveley haaoov!!" bağırtıları odada yankılandı. Sinirle aniden kalktı, bir gözü kapalı halde terliklerini ararken ayağını yatağın köşesine vurup sağ ayak serçe parmağında büyük bir acı hissetmeye başladı. O acıyla yatağa oturdu tekrar. 2 santimetrekarelik bir serçe parmak acısı nasıl da kıvrandırıyordu. Suratı bu gereksiz, bu yavan acıdan ekşimişken saate tekrar baktı. Öğle saatleriydi ve önceki hafta boyunca kalktığı saatten bir buçuk saat daha erken uyanmıştı. Sağ ayak serçe parmağının acısı biraz olsun geçmişti, terliklerini giyip balkona çıktı. Günlük uykusunu bir buçuk saat kadar kısıtlayan bu terbiyesiz çığırtıların kaynağını görmek istiyordu. Bir şey yapacağından değil, sırf kimin kendisini rahatsız ettiğini bulmak içindi. Normal zamanda belirli bir mesafeden ileriyi net göremeyen ve şimdi bir de yeni uyanmışlığın verdiği kan çanağı gözleriyle aşağı, caddeye baktı. Caddenin tam karşısında, aylardır otopark ve aynı zamanda mahalle çöplüğü olarak kullanılan ufakça arazide bir inşaat başlamıştı. "Holooaaav!", "Laho laho aho!" gibi anlamsız ve rahatsız edici sesler çıkardıkça kulaklarını tırmalayan ve hemen otuzbeş metre ötedeki inşaatta çalışan işçilerdi o an için dünyanın tek sorunu. İşçilere de, oraya bina dikecek olan müteahhite de, krokisini mrokisini çizen mimara da bir dolu laf edip, giyinmek için içeri girdi.

Evin içindeyse, dışarının aksine çıt çıkmıyordu. Normalde bu saatlerde mutfaktan, çeşitli ve gereksiz kadın programlarından konuşmalar gelmesi lazımdı. Belli ki evde kimse yoktu. Bir haftadır üzerinden çıkartmadığı ve artık eskimeye başlayan pantolonunu da giydi, bir şeyler yemek üzere mutfağa girdi. Telaşla, açlıkla ve binbir yiyecek hayaliyle buzdolabını açtı, ama korktuğu üzere dolapta kendisini kahvaltı yapmaya meylettirecek bir şey yoktu. Kaşar peynirini rendeleyip, salamı üçgen üçgen doğrayıp, sarımsak, ketçap ve biraz kimyonla dandik bir sos hazırlayıp yarım ekmeğe koymak, böylece g.tünden yeni bir yemek ve bu yemek için "FlayingDaçmen" gibi bir isim uydurmak da vardı ama bütün bunlar onun için sabahın körü sayılan bu saatte, 11.30'da kalkmış biri için hayli üşendirici şeylerdi. Yine pek çok sabah olduğu gibi birkaç saat televizyon izleyecek, dolapta yiyecek hazır birşeyler olmamasına inat, o birkaç saat aç bilaç oturacak ve en sonunda dolaptaki yiyeceklerin saklandıkları yerden çıkıp "Tamam ya bu da çetin çeviz çıktı ha. Çıkıyoruz beyler yapıcak bişey yok. Ünal, İrfan, hadi çıkıyoruz abi hadi." demelerini bekleyecekti. En azından bir FlayingDaçmen çıksa ordan kendi kendine, fena olmazdı..

Yaz tatilinin boş ve sıkıcı günlerinden biriydi, belki de başı çekiyordu, ve o bu tatilin bütün monotonluğuna rağmen aynı şeyleri yapmaktan keyif alıyor gibiydi. Evin daha serin olan salon kısmına geçti, televizyonu açıp karşısındaki kanepeye kendini attı. Günün bu saatinde, cama vuran güneşin ve perdelerin yansıması televizyonu keyifle izlenebilir olmaktan çıkarıyordu. Zaten açık camdan gelen "Loheleeey loheley!" seslerinden de, televizyondan pek bir şey anlaşılmıyordu. "Sokağa çıkayım bari, bir temiz hava alırım en kötü." diye düşünerek hızla ayakkabısını giyip evden çıktı.. Epey sıcak olan yılın bu günleri, caddeye de etkisini vermiş, asfalttan yanık kokuları gelmesine vesile olmuştu.. "Hobarey!" çığırtılarının kesilmediği inşaata baktı. İşçiler var güçleriyle çalışıyor, başlarında da kelli felli, kötü takım elbiseli bir adam, ellerini arkadan kavuşturmuş, işçilere bakıyordu. Belli ki bu adam müteahhitti ve eseriyle epey övünüyor olmalıydı. Halbuki tek yaptığı, arsayı alıp, işçilere parasını verip, caddedeki diğer benzerleri gibi kötü bir apartman yapmaktı. "Sanki gökdelen dikiyo, bak bak şerefsizdeki sırıtışa bak!" dedi, yürümeye devam etti..

...Sadece haftasonları bu kadar uyuyabiliyordu, onun dışında haftaiçi pek uykuyu göremiyordu bile. Yılın bu mevsimi bile çalışmaktan çok yakınmıyordu artık, alışmıştı işine. Burada alıştığı yalnız işi değildi elbette. Yıllar sonra meslek sahibi olunca taşınmak zorunda olduğu bu şehir, başlarda ne kadar ürkütücü gelse de, sonradan ona da alışmıştı. İşine, çevresindeki yeni insanlara, kendisine gösterilen bu yeni tutumlara alışmıştı. Trafiğe çıkmaya da alışmıştı, artık neredeyse hakimdi direksiyona. Yalnız yaşadığı için yemek yapmaya da alışmış, neredeyse her cumartesi yeni yemekler uydurup onlara isim verir olmuştu.. Önceki gece de, arkadaşlarına uydurduğu yemeklerden yaptığı, alkolün, sigaranın ve sohbetin dibine vurulan yoğun bir geceydi. Bu da bu pazar sabahı kalkmasını zorlaştıracak gibiydi.. Pazar sabahları en geç 10'a kadar uyuyan bu genç adam, o pazar, uykusunun en derin, en kendinden geçtiği yerinde dışarıdan gelen anlamsız ve rahatsız edici bir sesle uyandı... Bu ses, hikayenin içine sıçmış gibi olucam ama, "Lehaloooovv!!"dan başkası değildi.

Bir kişi Ömer Üründül olmaya çabaladı

  1. littleiv says:

    flayingdaçmen nedir ya :)

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)