30 Ağustos 2009 Pazar

Oluyo Arada

11 tane ömer üründül tadında yorum
● Ben istiyorum ki mesela, piyasada satışı yapılan her bi ürünün üzerinde, yani ürünün değil de esasen, ambalajın üzerinde o ambalajın içinde ne varsa onun adı yazsın. Şansal, Barbaros gibi ad değil de, mesela "bardak" yazsın, "ayakkabı" yazsın, "insan" yazsın, "sifon ucu contası" yazsın. Sifon ucu contası diye bişey yoksa bile en azından conta yazsın, ben anlarım. Hayır, yazmıyolar böyle ambalajın içinde ne olduğunu, sonra ben zorda kalıyorum. Bi tane süslü püslü paket yapmışlar diyelim, pakedin üzerinde bir sürü yazılar, efendime söyliyim, otun bokun fotoğrafı falan ne ararsan var, ama "Ne var kutuda bilayder?" dersen kimse cevab veremez. Allah korusun, bi kız arkadaşınla alışverişe çıkarsın da, "Aşkaaam neymiş buuu, alalım bunuuuaa" diyiverir, kitlenirsin mazallah. O yüzden yetkililerden ricam, efendi gibi yazın, ben okurum.

● Televizyondaki reklamları şaşkınlıkla takip etmeye devam ediyorum. En son bi reklam gördüm, tahminen sen de gördün, "alın verin, ekonomiye can verin" sloganlı. Baktım, kadın diyo ki iki tane gül alırsan kriz mriz kalmaz ablam. Gül diyo ya, bildiğin gül yok mu? Gül alıyomuşuz, kalkınıyomuşuz. Ulan küresel bi krizden söz ediyoruz burda, geçen yıl koca Amerika'nın falan ekonomisi s.ki tuttu, biz burda bi kıçıkırık gül alınca mı kurtulucaz? Aklın alıyor mu ablam? Benim almıyor şahsen.

● Ankara sokaklarında gezersen sevgili okur bir gün, şiir gibi de başlanmaz ki lan, neyse, görürsün ki kol kola gezen erkekler var. Valla var. Hayır, bunlar sanılanın aksine, gay falan değil. Üzerine giydiği pembe gömlekler ne kadar uyuşsa da, kol kola gezince ne kadar "Az sonra metroda sevişcez biz Mahmut abiyle." havası yaratsalar da; bunlar esasında Doğu Sincan kültürünü yayma çabalarındalar. Yıllardır varlar yani. Öyle kol kola tuvalete giderler, damağın düşer. Ankara halkı olarak, evrimini bu şekilde gerçekleştiren insanlara alışkınız. Ama efendim (yazar burda ben entelim diyor) kol kola falan neyse de, ulan o kol kola yürüdüğün adamın kulağı yalanmaz ki bilader! Oha lan. Olm kulak yalayan gördüm diyorum lan. Tam önümde yürüyodu böyle iki tane. O iğrenç manzara gitmiyo gözümün önünden. Allah belanızı versin ya.

● Dün Azerice'de "beyefendi" kelimesi yerine "pezevenk" dendiğini öğrendim; o gün bugündür, gerçi totalde bi gündür, "ahı ahı ahaha" diye geziyorum evde. (sığım, sığırım, sığırırım.)

O kadar çok ülke biliyoruz ama bunu bilmiyorduk Allah seni inandırsın adlı programımızda bu haftaki durağımız, Astonvilya. Metroda, arkamda annesinin sınavına tabi tutulan 6-7 yaşlarındaki bir çocuğun, bildiği ülkeleri saymasıyla ortaya çıkan yeni bi ülke. "...Hollanda, Makedonya, Almanya, Astonvilya, Amerika..." Nüfusu bizim evin nüfusu kadar ya var ya yok. Ama tahminimce, yok. Başkenti de kendinden büyük zaten. İki yıla kalmaz bi komşu ülkeye katılır. Olmadı, kıyısı falan varsa ordan denize katılır yani. (üstteki de paint menşeili ülke bayrağı)

● Ne zaman bi tarih, bi coğrafya konuşmasına dahil olsam, derim ki "Çavuşesku vardı bi, noldu?" Tanımam etmem, ama adını çok severim. Çavuşesku. Gerçi ben yıllar yılı Çavuşeski diye bilmiştim, öyle olunca "Zonguldak'ın bir ilçesi" gibi oluyo tabi.

Inglorious Bastards'a da bi gidemedim ya iyi mi.

● Biraz geç olcak ama, 4. torbadan Wolfsburg çeken Messi'nin ayağına kaymak istiyorum A'ya basılı tutup.

Tatilin son demlerine, ramazanın ortalarına doğru akıyoruz. Kendinize iyi bakınız efem. ("efem" burda ayı yogi gibi)

Daçe. (unuttuk tabii, bayramınızı da kutlarım efem, nice 30 ağustos'lara)
Okumaya devam →
29 Ağustos 2009 Cumartesi

İki Şey

6 tane ömer üründül tadında yorum
Efendim birincisi, bugün (dün de olur) yanımda olan herkese çok teşekkür ediyorum. Feysbukuyla, iftarıyla (doğumgününde oruç tutan ve açlıktan ölen bir daçe), sürprizleriyle falan çok şahane bir doğumgünü geçirdim. Online ya da yüzyüze, bugünde payı olan ve doğumgünümü kutlayan herkese çok teşekkürler. Ayrıca belirtmeliyim ki; feysbuk, cansın yemin ediyorum.

Efendim ikincisi de, biraz zamandır düşündüğüm "bir başka blog projesi" tam olarak aklımdaki şekilde olmasa da, biraz daha değişik bir şekilde vukû buldu. Şöyle ki; benim takip ettiğim bir blog var Malın Gözü diye, bilenler vardır. O blogun da can bir yazarı var, rectoa diye. Dedi ki, Geçen Hafta diye blog işi var, girinni? Girinni falan diye can bi şekilde söyleyince dedim, girim lan. Geçen Hafta adlı blog temel olarak gündemdeki "komik, eğlenceli; efendim şakalı, oyunlu" bir takım haberlerden derlenen bi oluşum. Yani baktım şahane komik, absürd bi haber var; girip oraya yazıcam. Bu. Yeni bir blogda yazarlık aldım yani, onu diyorum. Paragrafın içerisine gizlenmiş linklerden, söz konusu blog ve bloglara ulaşılabilir. Ayrıca Geçen Hafta'nın bir başka yazarı, yenice gördüğüm insan littleiv benimle hemen hemen aynı hissiyatı yazmış blogunda, girip okunabilir, öneririm.

Evet şimdilik bu yakada gelişmeler böyle.. Ali Kırca?
Okumaya devam →
27 Ağustos 2009 Perşembe

It's 12 pm

3 tane ömer üründül tadında yorum
Tahminen şu yazıdakinden olucam (yeni yazı yazmaya üşenmek, hemi de arşivde alakalı yazı olması). Öperim.
Okumaya devam →
26 Ağustos 2009 Çarşamba

Semenya'nın Ebesi

1 tane ömer üründül tadında yorum
"Ebesini nerden buldunuz?" diyesim geliyor. Hayır bi de, kolay değil mi cinsiyet anlama yöntemi, ebesine falan ne gerek var? Zor bişey değil yani.
Okumaya devam →
25 Ağustos 2009 Salı

Bazukalı Blogger Yakalandı

5 tane ömer üründül tadında yorum
Davulcu olsam, "Gece davulum var:)))" yazarım feysbukuma öğlenden. Gece çıkmadan hemen önce de "on air!! maltepe pazarı civarı, 02:00-02:30" diye update'lerim ki, bi havam olsun.

Guardian.co.uk'un fotoğraf galerilerine bakmanızı tavsiye ederim. Ben hayatımda bu kadar sığ, bu kadar özensiz yapılan fotoşap örnekleri görmedim. Hayır bi de boru değil, Guardian yani. Bobiler.org şu anki haliyle Guardian'a bin basar, bin. (guardiola var, başka)

Kendi blogum beni kabul etmiyor. "Hata!!! Bu bağlantı bozuk!!" yazıyor. Sen kimin bağlantısına bozuk diyosun hıyar turşusu, diyeceğidim. Chrome'umun bana verdiği yetkiye dayanarak bir şekilde giriyorum şu an bloga ama.. Ayıp yani.

Nuri Bilge Ceylan, lafım sana; "fotoğraf gibi film çekme"yi yanlış anlamışsın gözüm. Öyle yarım saat aynı manzara çekilir mi lan.

Yapışkan tuşların da ebesini skcem ha şimdi.

Buraya yazıcak çok komik bişey bulmuştum, hatta ahha-ahhı-ıhhı diye gülmüştüm kendi kendime ilk aklıma geldiğine. Ama unuttum bak. Neyse siz yine de varmış gibi gülün. Hatta siz bana anlatın, hep birlikte gülelim. (mezun olduktan sonra okulu bazukayla basmak)

Rüyamda, eski oturduğumuz apartmanın bahçesinde bi timsahın fıtın fıtın diye sürünüp değişik türde bir tavuk sürüsüne saldırdığını gördüm. Bunu ben bayaa bayaa gördüm yani. Discovery Channel kafası var bende. Timsah diyorum lan. (hemen araştırdım: rüyada timsah görmek, düşmanlarım olduğuna işaretmiş. yarından tezi yok, evin camlarını siyah naylonla kaplıyor, kapıya da Kalecik Un torbalarından siper yapıyorum.)

İngiliz futbolunda yabancı oyuncu transferi için şöyle bi kural var; eğer oyuncu son iki yılda milli takımda az biraz oynamışsa "Ok hacı, bu adam oynar." belgesi çıkarıyolar, böyle kraliçe kaşeli falan. Çalışma izni adı altında. Yok, bu çalışma iznini alamayanlar içinse, ilginçtir, oyuncuyu transfer etmek isteyen takım federasyona gidiyo yalvarıyo. "Abi" diyo, "Gözünüzün çapağını yiyim, bu adama ihtiyacımız var." Federasyon ıh-mıh derse, koskoca adam ıh-mıh der mi lan, neyse, bu kez diyolar ki "Abi bak bu adam çok yetenekli, öyle böyle değil, mesela burnunu karıştırarak top sektirebiliyo" falan. Federasyon işte o zaman etkileniyo, çıkarıyo çalışma iznini. Yani senin anlayacağın, bir-iki maymunluk yapabilirim dersen, İngiltere'de işin hazır. Pazartesi gel başla. Öptm kib bye.*

O değil de, süpermarketlerde falan hep marketin adıyla üretilen ürünler oluyo ya, "Bim Kaşar Peyniri", "Şok Salam", "Migros Ayçiçek Yağı" falan. İşte onlar tam Umut Sarıkaya'lık değil de nedir? Tam ama. Cuk.

Kainat güzelinin dünya güzelinden teknik olarak ne farkı var? Miss World'de birinci olamamış kızcağızlara yeni bir şans, televizyoncu ve yapımcılara da yeni bir ekmek kapısı değil midir? Yemezler sayın Bahama. (bahamalar'ı aile sanmak)

Ben bir kahvaltı yapayım, sonra oruca devam edeceğim. Mutlu ramazanlar efendim.

Daçe.

*hafiftarih okurunu 2 km'den anlama yolları
Okumaya devam →
24 Ağustos 2009 Pazartesi

Çip Takıcam CD'me

2 tane ömer üründül tadında yorum
Böyle, bazen çok cömert olduğum zaman oluyor. Hayattan çok keyif alıyorum o zamanlar tamam mı, yani güzel şeyler oluyor çevremde falan. O güzel şeylerin bir sonucu olarak geliyor bu cömertlik. İşte öyle cömert, öyle keriz olduğum zamanlarda benden bişey istiyceksin; hiç burun kıvırmadan veriyorum, "Al" diyorum "cancaazım", "senin olsun." Bu sonra bana lazım olur mu, benim için bi önemi var mı falan, bunları hiç düşünmüyorum..
Sabahın köründe, saat 7-8 falan, evde fellik fellik PES09 ararken buldum kendimi. Bir cd'nin girebileceği her yere baktım. Ben cd olsam nereye giderdim diye düşündüm. Yok, oyun yok. Belli ki vermişim birine yine keriz gibi. "Al götür evine" demişim, "İstersen ırzına geç, o artık senin." demişim. Şimdi elde ne PES09 var, ne de kimde olduğunu biliyorum.
Bildiğim bişey varsa, o da kimseye tatak vermeyeceğimdir bundan sonra. (bir ölçü birimi olarak tatak)

-bugün bir kez daha kuzen oldum. birtakım ilginç hislerdeyim-

Okumaya devam →
23 Ağustos 2009 Pazar

Laz Kafası

4 tane ömer üründül tadında yorum
Sivasspor'dan zerre haz almamaya devam ediyorum. En son şu aralar resmi websiteleri hacklenmiş. Trabzonla alakam olmasa da, iyi olmuş iyi. (screenshot benden değil, haliyle browser da benim değil)

edit: açmışlar siteyi şimdi. bi de utanmadan resmi duyuru diye şunu yazmışlar: "Bakım çalışmaları devam etmektedir. Teknik Hatalardan dolayı özür dileriz." la yörü!..
Okumaya devam →
22 Ağustos 2009 Cumartesi

Cardozo'lu Günlerin Sonu

0 tane ömer üründül tadında yorum
Tüm save'lerimi sildim, birini Sinan'a gönderdim. Dört haftada 6 sezon, 4 kupa, 1 adet zengin işadamı, akabinde 1 adet Bojan Krkic.

Şimdi hayata kaldığım yerden devam ediyorum...
Okumaya devam →

14 Kuruş

1 tane ömer üründül tadında yorum
● Ramazan geldi diye uzun uzun ondan bahsetmenin anlamı yok, belki bi ramazan anısı falan anlatılır bilmiyorum, ama şunu söylemeden geçemeyeceğim ki ramazan davulcusu büyük günaha giriyo bence. Uyuyan insan uyandırılmaz. Uyumayan insan da rahatsız edilmez öyle gecenin bi yarısı. (ne iş yapıyorsun sorusuna, "ramazan davulcusuyum ama ramazan dışında da her cumartesi tunalıda grupla beraber çalıyorum" diyen insan, seni tenzih ederim.)

● Bir ramazan introsu olarak Çağrı filmi. Bu kadar dönemsel film görmedim ben. Bi yerde Çağrı filmi görüyorsan arkadaşım, bil ki o yerde ramazan başladı demektir.

● Üstteki paragrafı kelimelerin altını çize çize inceleyen kıvrak zekalı arkadaşlarım hemen bulmuştur ki, yaklaşık iki haftadır daha sıkça tv izlemeye başladım. Kaptırınca tehlikeli.

"Merak ederim neden?" sloganlı (emin olamadım ama) yeni Turkcell 3G reklamındaki iki hatunun ciddi ciddi lezbiyen rolünde olduklarını düşünüyorum. Ya da belki de öyle düşünmek istiyorum, bilemiyorum.

NtvSpor diye kanal olduğuna inandım. Hani bikaç ay önce maç verdiklerinde bazı bazı izlerdim falan da, yani ben tv'yi kapattıktan sonra da dönüyor o kanal orada. Çok acayip. Resmen orda da çalışan adamlar var böyle 24 saat. Sabah akşam spor haberi verilir mi lan. Bir buçuk gün kaldırırsın da, ikinci günün ortalarına doğru kafayı yersin, öyle bi kanalmış. (yedim, ordan biliyorum.)

cnbc-e eskiden ne güzel filmler veriyodu. Oscarlı moskarlı. Şimdi bi tutturmuşlar "uzakdoğu sinemasına el atalım hacı" diye, ne zaman baksam japon japon adamlar rol yapıcaz diye uğraşıyolar. Hayır, filmler de öyle kavga-dövüş filmi değil ki adamlar oynayabilsin. (jet-li'yi tenzih etmeye girişiyordum ki, onun da uçan sidekick dışında bi numarasını görmedik)

● Efendim 8-10 gün radyoya Rockare programı yapmaya gittim diye içimde bir takım "rokçular", efendime söyleyim, "siyah giyer çıkarım, kafa sallar geçerim" adamcıkları fink atıyor. Şimdilerde dilime doladılar Armageddon'ın nakaratını, kurtulamıyorum. Sizin de dilinize dolansın inşallah (bana gelen sana gelsin diye giderim): Marilyn Manson - Arma..(küfür falan var burda ayıb)..geddon

12 dakikada elde edilen hayat dersleri, ders #54 - Konu para olunca babasını tanımayan adamlar var, yok değil: Yıllar sonra ilk kez bugün bi taksiye bineyim dedim. Aklıma estiğinden değil tabi, deli mi s.kçek. Bindim neyse. Yaklaşık 12 dakka süren yolculuğun ilk 5 dakkasında birkaç kelime haricinde ses çıkmadı. Esasında böyle taksiciyle, berberle falan konuşmaktan haz alan bi insan olduğumdan sıkıldım tabi. Beşinci dakikanın sonunda ağzımdan çıkan ama henüz bitmemiş bi kelimeye taksici bir cevap vermeye başladı, aman aman, resmen o ana kadar adamın içinde planlar yapmakta olan bir hınzır olduğuna inandım. Allah ne verdiyse konuşmaya girişti adam sağolsun, ben de bi süre sonra susturamayacağımı anlayınca "hıhım tabii", "çk çk çk", "allahallaaa", "evet ya" gibi kısa ifadelere yöneldim. Adam bana durmak bilmeden hayat hikayesini anlatırken, ben "Allah belanı versin lan sus artık, SUUUUSS!!!" diye haykırıyodum içimden. Yolculuk sürerken adam baya bi anlattı bana. Okuyan insanı çok sevdiğinden, iki oğlunun da üniversitede okuduğundan, eskiden Maltepe'de oturduğundan falan konuştu. En son inmeye yakın, adamla baya bi kanka olmuştuk. Baktım taksimetreye; 21,14TL yazıyo. Dedim herhalde bu kadar kankalığa da 20 alır, "Selamelte delüanlı" der, ben de ona "Kolay gelsin hocam, eyvallah." derim, böyle karşılıklı sevgi ve saygı çerçevesinde yollarımızı ayırırız. Öyle olmadı. Herif resmen beş dakika önce yaptığı tüm yavşaklığı unutup 21'in 1'ini de aldı. O kadar kafamı şişirmesine karşı yaptığı tek iyilikse, 14 kuruşu almamak oldu. Sağol taksici, iyki varsın.

● Feysburk'ta iki haftadır arkadaş öneri şeysinde, bildiğin "ayı" resmine sahip bir "Ramazan Ayı" profili öneriliyor bana. Anlamadım. Ciddiyse hiç komik değil.

"Bu hafta da St. Feysburg Kathedrali'ndeyiz.."

Daçe.
Okumaya devam →
19 Ağustos 2009 Çarşamba

"Çoğgüzel Paketmiş"

3 tane ömer üründül tadında yorum
Haftalardır sabaha karşı yatmasına rağmen, dün gece 1'e doğru uykusu gelen adam sadece Daçe Der Ki'ye konuştu: Bi önceki yazıda bahsettiğim "uyku düzeni açılım paketi" çok şahane tutuyor; tavsiye edile, kayda geçile.

-bizden kaçmaz-
Okumaya devam →
17 Ağustos 2009 Pazartesi

Düzeni Düzenle

0 tane ömer üründül tadında yorum
İlk duyulduğunda küfür etkisi yapan bu söz Blogger'a ait. Bir takım teknik konularla ilgili bir sayfanın adı (görselini eve gidince koyacağım - edit: vazgeçtim ya ne koycam). Bense teknik konulardan çıkıp, kendime uyarlamak istiyorum.

Uyku düzenim diye bişey var. Yani vardı. Hatırlıyorum o günleri. Ne güzel günlerdi; bahçelerde çiçekler açan, kuşlar cıvıldaşan türden. Ortadoğu'da savaşın olmadığı, Afrika'da çocukların köle ticaretinde alınıp-satılmadığı, Amerikalıların ofsaytı yeni yeni çözdüğü günler. (those were the days gelsin burda)

Yaz tatilinde ebesinin mahremiyetini gören uyku düzenim için sonunda gündemdeki çözüm paketini açmaya karar verdim. Uyu-ma-mak. Evet şu saat itibariyle (burda 20:56) 3 aşşaa 5 yukarı 26 saattir ayaktayım. Tahminim de o ki, iki-buçuk saat içinde bi yerlerde sızmış olucam. O vakte kadar evde olmakta fayda var tabi, yoksa Allah muhafaza.

Ben tam da bu çözüm paketini uygularken Levent'in "Sen yarın akşamdan değil de Modern Sabahlar'a gelirsin dimi?" demesi, 30 saate yaklaşan çabam için büyük risk oluştursa da, "Tabiiyeeaa" dedim hevesle. Yarın sabah 6 olmadan uyanacağım yani. Acıyın bana. Gerçek acıyın ama, 3-5 kuruş bişey atın insafsızlar.

Uyku geliyor tabii yavaş yavaş şimdi.

Bundan önce bi kere daha denemiştim "uyu-ma-ma"yı. Tutup tutmadığını hatırlamıyorum ama hatırladığım bişey var ki; o da 30. saat civarında kuzenlerle gidilen sinemada uyuyakalmıştım. Evet bayaa bildiğin "lan..ben..gidt..hop..lan.." derken sızdım koltukta. Ama film de bayaa hareketli sahneler içeriyodu. Karayip Korsanları'nın son filmi olması lazım. Ondandır şimdi çoğu sahnesini hatırlayamadım tekrar izleyince..

Uyumak lazım gençler. Mühim bişey. Eğer bu çözüm paketi tutarsa tavsiye edicem herkese. 26. saat de doldu herhal.

Daçe.

(ertesi gün gelen edit: 28 saatte kaldım ve sızdım. kısmet.)
Okumaya devam →

Bu Hafta Berlin'deyiz

0 tane ömer üründül tadında yorum
Usain Bolt var. Var yani. Öyle böyle bi varlık değil. Hayvanî bi varlık. "Tanrı'ya inanmıyorum ama bi güç var." cümlesinin bi güç kısmındaki adam. Orda bu adam var işte.

Esasında koşuyla falan zerre alakam yok tabi (şu yazıyı saymazsak). Ama yıllardır gazetelerden okuduğum kadarıyla, bu fotoğraftaki kavruk arkadaşımız sürekli bi rekor kırıyodu. Ne zaman koşu olsa rekor mekor kırılıyo zaten. Çok yüzeysel giriştim olaya ama, o kadar alakasızım. Yani rekor kırılması normal bişey değil mi, anlamıyorum ki.

Bugün bi tv'ye bakıyım dedim de TDK sponsorlu kavruk arkadaşın da yer aldığı koşunun başlangıcına rastladım. Gerçi belki de bütün atletlerin önünde var TDK, onu bilemem. Ben yüzeysel insanım. Dedim ki biraz entel olıyim da, soran olursa son zamanlarda hiç koşu izlemedim demiyim. Açtım izliyorum falan. Entellektüelite uğruna izlediğim koşu da 10 saniye sürmedi. Kader işte. Diyo ki bana resmen, sen napçan abi koşu moşu. Kader Keita.

Neyse işte yıllar sonra ilk kez canlısını izlediğim koşu sporu, 10 saniyeden az bi vakitte, dünya rekoruyla bitti. Şimdi ben anlamıyorum ki işte. Nadir izlediğim sporda dünya rekoruna denk gelmiş olmama sevineyim mi, yoğusa zaten her yarışta bi kere rekor kırılmıyor muydu?

İzlemesi fena değil, çok vakit almıyor; ama teknik olarak hiç tatmin olmadım. Biline.

Daçe, koşunun tam kalbinden, Berlin'den bildirdi.

("su çok güzel, gelsenkirşen" esprisini de yapmayı ihmal etmedi)
Okumaya devam →
14 Ağustos 2009 Cuma

Zenci Dudaklı Profil Resmi

3 tane ömer üründül tadında yorum
Blogun başlık resmindekiyle aynı kafa olmasından uzun zamandır rahatsızdım; Sinan'dan yeni profil resmi çizmesini istediğimde "Ok abi bugün-yarın yapıcam söz." diyeli aylar geçti, zaten çoktan ondan da umudu kesmiştim. Tembel lan adam.

Neyse efendim yaklaşık 2 ay önce paintte üç-beş darbeyle böyle sade bişey yapmışım; bugün dedim ki ben bunu koyarım arkadaş. Dolayısıyla yeni profile picture'ım için görüş bekliyor, ama özünde buna da alışmanızı temenni ediyorum.. Ettim.

(hayır burnum yamuk değil, paint yamuk)

Okumaya devam →

Öpüjem

3 tane ömer üründül tadında yorum
"Ne söyliceğimi bilmesem de bişeyler söylemek istediğimi biliyorum. Heha." demiş Yunan filozof.. Yok lan, bildiğin Da Poet repliği bu. Şarkının sonunda o kadar enerji dolu ki, hâlâ istiyo şarkı bitmesin, daha konuşayım falan. Kusura bakma sevgili dP, sen daha konuşucaksın diye beat devam etmez. Bak bunu da ben diyorum mesela.

Gece gece çok bloga girip çıktım, hâliyle insanda bi şevk oluşuyo, dedim ki yazimmi lan ben de. Yazimmi falan dedim yani, firavun ismi zikrettim, o derece. O yüzden şimdi bi yazıp çıkçam hemen, plansız düzensiz falan; çok kalmicam efenim.

Bugünlerde feysbukda öss gençliği coştukça çoşturdu, yardıkça yardırdı. Arkadaşım bizim zamanımızda da vardı feysburg, hiç öyle üniversitemizin fan page'ini paylaşmıyoduk. 2008 fena değildi de işte, 2009 çok feysburk yaptı hacı. Çok yani.

Herkes turuncu diye tutturmuş da, ben anlamıyorum ki; feysbuk notification baloncuğu kırmızı değil de nedir? Kırmızının gözü lan resmen.

Bi de anasının gözü diye laf var. Onu da anlamıyorum nası çakal anlamına geliyo. Annesinin görme organı lan, çakallıkla n'alakası var kar'şim?

Olm o değil de sarhoş gibi yazıyorum lan. Ahoha. Değilim ama.

Bu dünyada Guadalajara adında şehrim olsun, beş yüz milyon Meksika doları kadar da borcum olsun. Gerçi komşu diye de aynı para birimini kullanmıyolardır dimi. O kadar da değil diyosun.

Meksika demişken.. Bazen düşünüyorum da; acaba Amerikan sineması yerine Meksikan sineması deliler gibi gelişseydi, şimdi filmlerde "Hadi dostum hemen Amerika'ya kaçmamız lazım" diye replikler olur muydu. Olur muydu olurdu.

Teknoloji fenalarda bu ara. 3G falan. Kolay değil.

Hazır sarhoş gibi yazıyoken komşu bloglara laf atalım, tam olsun.. Ya da yok neyse, atmıyalım. Abartmamak lazım.

Ev yapımı profiterol kafa yapıyor hacı. Gidip yatiym en iyisi.


Daçe.
(öpüjem)
Okumaya devam →
12 Ağustos 2009 Çarşamba

Raykart

2 tane ömer üründül tadında yorum
● Fotoğrafın, yazının kalanıyla alakası yok. Garsonlar yarışıyor, ellerinde tepsiler falan. Aslında hiçbişeyle alakası yok.

● Bi insanın aynı isimde iki arkadaşı olması güzel de; bi insanın aynı isme sahip 5 arkadaşı olması kadar fena bişey yok. Ne zaman aynı isme sahip haddinden fazla arkadaşım olsa o isimden ölesiyle nefret etmeye başlıyorum. Mesela Ali diye bi arkadaş lazım oldu çok acil, "Ali gel." diye mesaj atıcaksın veya ne bileyim, garanti olsun diye, yaşlı işi, arıycaksın. Rehberde 5 farklı kombinasyonda kaydedilmiş ama özünde "Ali" olan insan var. Eğer Ali'lerden en az ikisiyle yıllardır görüşmüyorsan sıçtın. Benim geçen yanlış zamanda yanlış Ali'yi arayıp, yanlış Ali'nin alo demesiyle hatamı anlayıp, ayaküstü bahane bulamamam sonucu "Eheh sesini duymak için aradım" demiş olmam çok çok fenaydı mesela. O Ali şimdi hakkımda çok yanlış şeyler düşünüyor olabilir. Ali bunu okuyorsan; valla yanlışlıkla aradım lan.

● Yerimde olsanız verdikleri mutluluğu siz de kıyaslıyamazsınız: Ben de stüdyodayken Fahir abinin yayında benden bahsetmesi ve akabinde arkadaşın arayıp "aa sendin dimi ya" demesi. Kıyaslanmıyor değil mi? (msndeki güneş gözlüklü adam smileyi)

● Uykusuzluk fena. Gözler kanlı, beyin tatil modunda falan. O halde toplum içine çıkmıycaksın. Mesela dolmuşta birinin okuyup bıraktığı ters duran gazetenin "Tempocu" adlı at yarışı ekini "Pornocu" diye okumuş olmam ve bir saniye için "Oha ya nası Pornocu lan?!" diye şaşkınlığa uğramam bundandır. Uyku lazım arada.

● Yok abi. Bu ülkeye büyük transfer getirmek çile. Bin bir türlü masrafıyla uğraş, adamın nazını çek falan; ondan bahsetmiyorum. Koskoca Rijkaard'ın Türkiye'ye gelmesi ve sezonun ilk Stadyum programında Ömer Üründül'ün "Raykart" diye telâffuz etmesi var ya.. Ondan bahsediyorum. Riğkard duydum, Reykard duydum da.. Sen Raykart'ı nerden duydun hacı, diyesim geldi. Ha doğru ya; Mançester'i, Külüvert'i nerden duyduysa onu da ordan duymuştur.

● Kıymetini ancak onu kaybedince bildiğimiz objelerde bu ay: Yıllardır herhangi bir organımdan az sevmediğim, yemini kakasını geciktirmediğim kol saatim. Geçen gün şurrak sesiyle kordonunun kopması ve akabinde iç sesimin "Nasosa yeni saat alıcaktım er ya da geç, sktret ya." demesinin ardından günlerdir saat takmıyorum. Artık her istediğimde saate bakamıyorum, saat lazım olunca telefondan bakmak zorunda kalıyorum falan. Beni anlıyor musunuz?

● Kaybolsa bile kıymetini bilmediğimiz objelerde ise bu ay: Mousepad. Kaybolunca, en kötü, masaya falan koyuyorsun mouse'u, o da nedir yani. Ağzına sokucak değilsin.

Milli Güvenlik diye ders vardı lisede. Subay falan giriyodu. Ne acayip geliyo şimdi. Aklımda kalan tek şey, anlamını bilmediğim hava sahanlığı.

Daçe.
Okumaya devam →
9 Ağustos 2009 Pazar

Her Gün Pazar

2 tane ömer üründül tadında yorum
Selam yeniden. Bu kez çok kalmayacak, ayaküstü bir şeyler anlatıp sizi bir yerlere davet edeceğim.

Efendim benim liseden arkadaşım, sevgili arkadaşım, kayda değer arkadaşım Şiyar (arkadaşımdan başka bişey bulamıyorum lan. kusura bakma şiyar ben seni arkadaş olarak görüyorum bak), bir süredir girişmiş olduğu blog piyasasında sonunda daha eğlenceli bi formatla karşımıza çıktı. Önceden "Hep haber yazayım, altına yorum yazayım ehe ehe" diyordu, ben sevmiyorum öyle ciddi şeyleri.

Şimdi tamamen eğlence potansiyeli olan ve kendi deyişiyle "gazetelerin pazar ekleri tadında" bir blog açtı. Bana da dedi ki, "Bre berber sen de konuk yazar olarak haftanın belli günü gel buraya, takıl, ne bileyim yazı filan yaz."

Sözün özü, bundan böyle her cuma kendisinin "Her Gün Pazar" adlı blogunda konuk olarak yazacağımdır. Ordaki haftalık yazılarımın da burdan reklamını yapayım. Bu davet yazısını bitirirken hemen sizi Her Gün Pazar'daki ilk yazıma alayım.

Okumaya devam →

What If It Happens?

1 tane ömer üründül tadında yorum
● Spotumun yeni keşfettiğim bi aparatı sayesinde çok acayip şeyler yapabiliyorum artık. O kadar acayip şeyler ki, piyüüü, öyle böyle değil. Hff. Tamam lan, sadece işte bu özelliği keşfettim. Bence çok acayip olm. Henüz nerelerde kullanıcağımı bilmesem de illa ki işe yarar.

"İlla ki işe yarar." gibi geleceğe umutla bakan bir laf yüzünden şu an odamda yüzlerce, hatta binlerce antik kuntik eşya var. Yıllar önce, çocukkenden filan itibaren elime geçen saçma şeyleri biriktirmişim böyle, bugün fark ettim ki yıllardır odamın her yanındaki amaçsız objelerle birlikte yaşıyorum. O zaman da kesin "illa ki işe yarar" diyip atmışım koymuşum bi yere; ama gel gör ki hiçbiri hâlâ hiçbir işe yaramıyor. (nasıl da ikinci paragraftan işe yaramaya başladı keşfettiğim aparat ama)

● Şu aralar tam da dolmuşun 1.50 liradan 1.70 lira olmasına yeni alışmıştım ki (evet aylar oluyor ama benim için çok sancılı bi dönemdi) şimdi de başıma Uykusuz ve Penguen'in 1.75 lira olması çıktı. Bana koyan şey yapılan zam değil, tamam o da koyuyor tabi ama, asıl zor olan bozuk para sayısının artması. Bence hep İsrail'in oyunu bunlar.

● Türk futbol ligi tarihi boyunca en şakabaz ikinci kişi kim deseler, bir an düşünmeden Mustafa Denizli'nin adını veririm. Ben bu kadar mizahı seven birine daha rastlamadım. Adam resmen Beşiktaş'ın Nasreddin Hoca'sı gibi. Böyle, nerde bi basın toplantısı, bi röportaj var; orda, önceki gece yatarken düşündüğü bir dolu espriyle bizi bekleyen bir Mustafa Denizli var. Ne zaman gazetede Beşiktaş'la ilgili haber okusam şöyle yazıyor: "Ayrıca Denizli, Bobô'nun takımda kalması konusuna da esprili bir şekilde açıklık getirdi..", "Denizli, Şampiyonlar Ligi'nde başarılı olup olamayacakları sorusunaysa bir fıkrayla cevap verdi.." Bi dur be Denizli. İki dakka sırıtmadan, espriler şakalar yapmadan dur. Hayır bi gün iyice "..Hoca durur mu, yapıştırmış cevabı" diye yazıcaklar, o olucak.

Bu sezon 5. falan bitirir de kovarsak bu adamı, yine şaka yapabilicek mi acaba. "Olm şaka maka kovulduk ha." - "Sus sus, pis herif."

Hayattaki anlık heyecanlar: Araba turnikesinden tam geçerken turnikenin çat diye 45 derece kadar inivermesi ve ani durup sallanması. Çok korkutucu bence. O anda eğer yanımızda bir sevdicek, bir ana baba çocuk varsa "ananskim!" tepkisi vermemeye dikkat etmek lazım. Araba turnikesi değil onun adı, başka bi adı vardı da, anladınız siz.

● Bir de insan turnikesi var. Ben hayatımda bu kadar israf yapılan başka bişey bilmiyorum. Bütün şehirlerin metrosunda var bi kere. Hayır tamam, mesela kredi sokuşturup (akbil/kart basmak) geçme fikri güzel, ama yatayda üç ayaklı metalik ve ağır parçaya ne gerek var? Kapı yapsana bilader işte, bar kapısı boyunda. Kilitli olsun. Turnike gibi, kredi basınca kapının da kilidi açılsın, bu kadar. Bu arada, turnike kelimesinin atasının Britiş saksonu menşeili turn olması da dikkatimizden kaçmadı.

● Yıllar önce yine odamın bi köşesine koyup işe yarayacağı yılları beklediğim ve şu günlerde baya işe yarayan bir obje: Standart boyuttan daha büyük, içi tamamen şeffaf misket. Sinir-stres ya da safi sıkılma anlarında bir iki elimde gezdirince keyfim yerine geliyor, bambaşka bir insan oluveriyorum. Misketi kim icat ettiyse, denizli bu soruya "ismail van misket" diye yanıt verdi, çok büyük insan olmalı.

Daçe.
Okumaya devam →
8 Ağustos 2009 Cumartesi

Enine Çizgili

1 tane ömer üründül tadında yorum
Çifte şampiyonluğun ardından bence zirvede bırakabilirdik. Ya da mesela lig bi daha oynanmamak üzere bitebilirdi ve yıllar sonra "Son şampiyon Beşiktaş, sezonu çifte kupayla tamamlamıştı." gibi şeyler söylenirdi. Olmadı. Yine başladı lig. Acısıyla tatlısıyla falan değil, bildiğin acısıyla. Belediye takımı da az değil. Çalım filan. Bir belediye takımıyla başlayıp, bir diğerine geçeyim..

Bu sene yine şampiyon olur muyuz bilmiyorum ama bildiğim bişey varsa o da bu sezonun en karizmatik formasının Ankaraspor'da olduğudur. Ne Beşiktaş'ın damalı bayrağı, ne Galatasaray'ın patlıcan tarlası. Buraya kafiyeli bişey bulmak lazım, gol olsun Nihat'ın her ortası.
Okumaya devam →
7 Ağustos 2009 Cuma

Tarihte Bugün #6

0 tane ömer üründül tadında yorum
Tarihte bugün - 7 Ağustos 2008: Daçe kişisinin ÖSYM'yle olan bağlantısı hemen hemen bitti gibi. Tercihleri falan verdi işte. "Ottü olsun yeaa inşalla, Ottü olsun inşallaa" diye dua etmeye kalmıştı iş; ama gözden kaçırdığı bişey vardı. Kendisi zaten Odtü dışında bi yer yazmamıştı. Öyle de manyak bi tercih listesi. Manyak ama sade. Temiz. Şimdi tatil hazırlıkları yapıyor, emekli devlet memuru gibi Akdeniz'in en sakin yeri olan Anamur planları üzerinde çalışıyor. Bence kendisini yalnız bırakalım. Mühim iş götürülücek tişört sayısını belirlemek. Kafası karışmasın.
"Hmm kırmızıyı da götürsem mi ya. Off. Neyse şimdi o dursun o zaman, Osaka'yı alayım. Maviyi almasam da olur, küçüldü artık. Gerçi çok da seviyodum ya. Belki olur lan bana yine. Pff.."

Uzun zamandır maddeli yazılar arasında 'Tarihte Bugün'leri görmesek de, artık ayrı eve çıkmasının vakti geldi. Seriden devam edile, üşenenin kellesi tiz vurula..
Okumaya devam →
5 Ağustos 2009 Çarşamba

Marraak İşte

1 tane ömer üründül tadında yorum
● Yolculukta böyle şeyler de olur, #67: Hemen önünüzde, yanyana oturan ve kafaları zıt yönlere çevrili iki kişiden birinin, dakikalar süren suskunluğu bozmak için aklına o anda gelen bi havadisi büyük bi heyecanla diğeriyle paylaşmak için kafasında bi süre toparlayıp, boğazını temizlemek üzre yutkunup, bu havadisi artık paylaşmak için gülümseyerek kafasını ani bi hareketle yanındakine çevirmesiyle birlikte o kişinin danalar gibi uyuduğunu görmesi ve "tısszz.." diye ağzından akıp giden derin nefes... İşte bu, sevgili dostlarım, bu bir yolculukta izleyebileceğiniz en acı anlardan ilk 4'e oynar. Önde uyanık olan insanın hayalkırıklığına, anlık hüznüne ve o havadisin uzayın sonsuz derinliğine gömülmesine bizzat an be an şahit olursunuz. O an uyuyanın koltuğunda olmak istersiniz. Elbette uyuyan kişi orada olmamak kaydıyla.

● Ama böyle şeyler olmaz, #1: Öndeki iki insandan uyanık olanın uyuyana tecavüz etmesine şahit olmak. Olmaz yani; ayıptır. Çok istiyorsanız siz yanınızdaki uyuyan insana tecavüz edip sonuçlarına katlanın. (tecavüz değil de mesela en azından bi pandiği hak edenler oluyor hocam, onlara pandik atabilir miyiz uyurlarken diye mailler alıyorum; efendim uyuyan kişi kıçın kıçın size dayanmışsa ve her kulvardan rahatsız ediyorsa, ona pandik atılabilir. ben atamam gerçi ama atan atar, karışmam.)

● Gecenin bi yarısı buzdolabındaki alakasız malzemelerden yiyecek elde etmeye kasmaktan sonra yapmaktan çok keyif aldığım bişey varsa, o da Turkcell 3G reklamında Hidayet'in söylediği verse'ü Hidayet gibi söyleyebilmeye kasmaktır. "Marraak işşte sorarım bazen kendi kendimmea.." diye başlayan sözler Hidayet'ten başka kimin ağzına yakışırdı a dostlar, sorarım. Bak bak nasıl da tatlı-sert devam ediyor: "En atletik carraah olurrdum belki bu alemdea.." Bu kadar güzel cerrah diyen insana ben liseden beri rastlamadım. -liseden ayrılalı 20 yıl oluyor tabi doğru.-

● Tvde, radyoda, orda burda 3G reklamları döndükçe ben utanıyorum artık. Tamam muhteşem bişey falan ama, sanki insanlar "Türkiye'de de artık internet var!!" diyor gibi geliyor bana. Yani yüzyıllık icadı biz Türkler yeni keşfetmişiz gibi bişey. Mesela şimdi internetin ilk kullanıldığı yıllarda "İnternet diye bişey geldi, biz getirdik!" diye reklam yapsalar utanmaz mısın. "Ulan elin oğlu ikinci dünya savaşından beri kullanıyor, bize yeni geldi, seviniyoruz." falan diye düşünüyorum açıkçası ben. Hani belki 5 yıl sonra herkes deliler gibi 3G kullanıcı olucak, o da internet gibi gündelik bişey olucak, bu kadar sevinmenin anlamı var mı. Bence olmamalı.

● Eskiden sabahlanan yaz gecelerinde cnbc-e çok şahane film yayınlardı, 3'te-4'te başlayan oskarlı filmler. Şimdi o yok galiba. Bi de sanırım TRT1'deki tanıdık-bildik dublajlı Hollywood filmlerinden de verilmiyor. Hani Cosby Show dizisinde Bill Cosby'yi seslendiren adamdan ve onun aynı jenerasyonundaki dublajcılardan bahsediyorum. Çok severim kendilerini. Gerçi öyle fimlere büyük ihtimalle ben denk gelmiyorumdur tv pek izlemediğimden, ama mesela sorsalar, deseler ki yabancı filmi altyazılı mı izlersin dublajlı mı diye, eğer o TRT'nin klasik dublajcıları varsa "Benimki dublajlı olsun." derim. Yoğusa altyazının dibine dibine vururum, o ayrı. (çoğu zaman da olmuyor zaten. kısmet.)

● Sabahın 6 buçuğunu gösteriyor saatim ve Fırat Aydınus 90 dakikayı bitiren düdüğünü çalıyor.

Daçe.
Okumaya devam →
3 Ağustos 2009 Pazartesi

Cardozo'lu Günler

6 tane ömer üründül tadında yorum
Tatilinizi neyle geçiriyorsunuz bilmiyorum ama ben bolca FM'yle geçiriyorum. Yani sinir-stresle, kırıp-dökmeyle, salyalı tükürüklü tepkilerle falan geçiriyorum. Gün sonunda baş ağrısı, dağarcığa yeni küfürler, hasarlı ev eşyaları ve ertesi gün yine FM.

"Manyağ mısın bilader?" diye ağzınızı büze büze sorabilirsiniz, ama hatırlatırım/bilgilendiririm, FM bağımlılık yapıyor, kafa yapıyor. "Just one more match, I promise..." diyosun ve sinirden artık acı hissetmemeye, nirvanaya erene kadar kapatmıyosun. Sonra dediğim gibi zaten yeni gün başlıyor falan filan.

Yeni güne başlama kısmı fena sayılmaz. "Become a fan of sabah ezanı" olduğum şu günlerde, "CARDOZO SCORES!!!" diye yanıp sönen gol sevinçleri dahil oluyo rüyana. "Eheh." diye seviniyosun salak gibi, belki sırıtıyosun uykunda. Sonra yine aynı Cardozo'nun kaçırdığı penaltıyla uyanıyosun, saat öğleden sonra 3-4 olmuş falan. Hemen kuruluyosun başına, kahvaltı yapmadan.

Sonra yine sinir-stres saatleri.

İşte böyle bi'şey tam olarak FM oynamak. Az alternatifli sıkıcı günler için ideal.

Tavsiye ederim.

(feysbuktaki "fm oynamaktan sinirleri yıpranmış insan" serisine devam edeceğim. twit twit!)
Okumaya devam →
1 Ağustos 2009 Cumartesi

Wir Wurden Besiegt

0 tane ömer üründül tadında yorum
+ Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık işte hacı, nesini anlamadın..
- Yaa Almanları skiim, bize bişey olmasın...
+ A-abi?
- Şşt sus sus..

Lisede çevirmek lazımdı Alman geyiğini. "Aman tarihçi skzlemesin" diye heba olan bi ton geyiğe yazık. Aah ah..

Karikatür de çok alakalı olmadı ama "das ist eine komisch bleiben".
Okumaya devam →

Epis Epis Olduk

2 tane ömer üründül tadında yorum
Yıllar yılı "epsiode" bildim canımdan yakın episode'u; şimdi kanka olduk, buddy olduk.. Yazın sıcaklığından bahseden güzide blog yazılarına ek olarak yazıyorum evet. Ve evet bahsettiğim şey episode'la olan samimiyetim değil, "Ey Türk Gençliğiii!!"ndeki Türk ve gençlik kısımlarının kesiştiği her kişinin diziye saldırması durumu.

Eski çağlarda, yani en azından bundan bi 10 yıl önce, cancaazım ülkemde "Mahallenin Muhtarları - 1. Sezon (with all best episodes on footage)" diye video kasedi satılır mıydı bilmiyorum; ama bilmek istiyorum nereden bu noktaya geldiğimizi. Belki teknolojik gelişmelerin payı var tamam, ama bilader, şöyle bi yükselip bakınca çok çılgın geliyor bana bu yaptığımız. Her neyse tabi. Bağane. Ben dizimi izler, keyfime bakarım. Oh, mis.

Ayda belki de sadece 49 lira verdiği internetten, her gün torrent torrent yüzlerce şey indiren insanoğlu, nasıl da Konur'da, Karanfil'de bi bazaara kapağı atıp tezgah açıyor, ve elindeki malı DVD başına 5 liradan satıp günde iki yüz lira kazanabiliyor; aklım almıyor. Üstelik "kardiş iki dividi alırsan bi dividi hediye ediyoz biz. 3 sezon verim, 10 lira ver kapiş." diye kampanya yaptığını da sanıyor. Az değil.

Sırf DVD başına 3 liradan satıp, bir anda bütün Ankara'yı tezgâhımda, tekelimde toplamak için okulun yurtlarda kalmayı düşünmedim değil. Çünkü mâlum, DC++ diye bişey var. ODTÜ'deki komünistik düşüncenin belki de doruk noktası. Küçük bir hesap kitapla hiçbir maliyeti olmadığını, aksine, eğer DVD'sini 3 liradan satarsam herkesin benden alacağını ve deli para kırıcağımı falan buldum. Akabinde gelişen "sktir lan yaşatırlar mı orda 3 liraya satarsam. bi yeraltı dünyası var orda. yoksa niye herkes 5 liradan satsın, keriz mi elalem." fikri beni bu yoldan çeldi.

Hafif uykum var, bitireyazıyorum.

Tamam, alâkam yok tezgâhtaki skindirik kampanyalarla falan. İtiraf ediyorum ki, bütün sızlanmam elimdeki dizi stoğunu bitirmiş olmamdan ve en yakın Kızılay ziyaretimin pazartesi olucak olmasından kaynaklanıyo. Eğer öküz gibi 0,5 sezon pör dey hızıyla sömürmeseydim bu korsancılık hikayesini yazmayacaktım. Neyse, yatayım.

Bu arada iki günde bir sezon hızında ilerlediğim diziyi merak ediyosanız, merak ne güzel şey - güzel şey zaar, kendisi Friends'tir ve yaklaşık 1 ay önce itin gçtüne soktuğum dizinin 5 sezonunu sindirmiş olduğumu söylemekten onör duyarım. Guaeer. (kadın hâlâ çeneli.)

-"mahallenin muhtarları - 1. sezon" fena fikir değilmiş. bunu ferhunde hanım'a ve bizimkiler'e de uyarlayıp dibidibaşı 4 liradan satmak lazım.-

Daçe.
Okumaya devam →

Etiketler

anket (4) foto (54) motion (1)